Eski Bakan Rıfat Serdaroğlu, kişisel
internet sitesindeki bugünkü yazısında AKP içerisindeki mücadeleye değindi ve
“Yaşadığımız günleri, “Saray Kavgası” veya “iktidarda kalabilme” olarak
nitelendirmek çok hafif kalır.” dedi.
Rıfat Serdaroğlu, bugünkü “Olmazı
olduramazsınız” başlıklı yazısında, AKP içerisindeki mücadelelere değindi.
Danışmanlarının Erdoğan’ı zorladığını belirten Serdaroğlu, “Yaşadığımız
günleri, ‘Saray Kavgası’ veya ‘iktidarda kalabilme’ olarak nitelendirmek çok
hafif kalır.” dedi.
Serdaroğlu yazısında, dikkat çekici
tespitlerde bulundu. Bugün için ülkede en zor durumda olan kişinin Erdoğan
olduğunu söyleyen Serdaroğlu, “Damat ve Soylu Süleyman’ın hesaplarının
kesiştiği yer, birbirlerini yok etme üzerinedir. Tüm tezgâh, Erdoğan’ı bıktırıp
onun yerine geçme savaşıdır. “ dedi. Serdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli’nin de, Erdoğan tarafından terk edilme korkusuyla hareket ettiğini
belirtti.
Rıfat Serdaroğlu’nun yazısı şöyle;
OLMAZI OLDURAMAZSINIZ!
Adamcağız 71 yaşına gelmiş gelmesine de hala
yapayalnız, kupkuru bir dal gibi!
Ne meyvesi ne de gölgesi var! Son derece hassas bir psikolojik yapıya sahip.
En ufak bir bakıştan bile huysuzlanıyor!
Adını “Huysuz Virjin” koysanız cuk diye oturacak, hiç sırıtmayacak!
Hele, bu yaşta yakalandığı “Saray Kara Sevdasından” sonra, sevdiğini
kaybetmemek için onu öldürmeyi bile göze alan geçkin aşıklara dönüştü!
Toplumda denge unsuru olacağına, birliğimizi
güçlendirecek konuşmalar yapacağına, demokrasimizin ve milli beraberliğimizin
içine öyle bubi tuzakları koyuyor ki, ancak siyasetin özel insanlarının
anlayabilecekleri türden tuzaklar! Yaşadığımız günleri, “Saray Kavgası” veya
“iktidarda kalabilme” olarak nitelendirmek çok hafif kalır.
Bugün için ülkede en zor durumda olan kişi
Sayın Erdoğan’dır!
Bir sürü akılsız, görgüsüz, demokrasiden nasiplenmemiş danışmanlar onu
zorlamaktalar.
Toplumu sürekli gerginlik içinde tutup, fırsat olursa bir iç karışıklığa
sürüklemek, bu arada ilan edilecek bir sıkıyönetimle ülkeyi yönetmek, muhalif
sesleri ebediyen kesmek gibi sakat bir düşüncenin AKP’nin tepe noktalarında
fazlaca dillendirildiğini duymaktayız.
Uyarım şudur; Papaz her zaman pilav
yemez. Her zaman boynuna basılacak bir Paşa, devletin istihbaratını bir ailenin
emrine verecek “Öcalan Akrabası” olan biri bulunamaz. Çakma darbe yöntemiyle,
iktidarı sürdürmek çok risklidir.
Darbe bıçağının iki tarafı da keskindir. Demokratik rejimi kurban edeyim
derken, bıçak sizi kesebilir! (Bkz; Ömer Beşir-Sudan)
İkinci zorda olan kişi Sayın Bahçeli’dir;
Erdoğan tarafından terk edilme korkusuyla, yapamayacağı bir iş yoktur.
Son günlerdeki konuşmalarını incelerseniz, Nazi Almanya’sındaki SS Subayı mı
konuşuyor, diye hayretler içinde kalırsınız!
Damat ve Soylu Süleyman’ın hesaplarının
kesiştiği yer, birbirlerini yok etme üzerinedir.
Tüm tezgah, Erdoğan’ı bıktırıp onun yerine geçme savaşıdır.
Bu ikili, geldikleri yere çok kolay gelmişlerdir.
Biri, Erdoğan’ın kızıyla evlenerek, diğeri de Erdoğan’a sürekli hakaret ederek
devlette yer tuttular.
Yoksa normal bir düzende bu ikilinin gelebileceği yer, en fazla AKP İlçe
Başkanlığı olurdu.
Bu üç kişi ve kifayetsiz danışmanlar, kişisel
çıkarları uğruna Türk Devletine ihanet ettiklerinin farkında bile değildir.
Bahçeli olmazsa MHP çöker mi? Aksine güçlenir. Örneğin Sinan Oğan, MHP’yi
gerçek çizgisine oturtabilir.
Damat ve Soylu olmasa, Türk Devleti sıkıntıya mı girer?
Bakın, burası çok önemli(!), aksine devlet rahat nefes alır…
Değerli Okurlar;
Biat kültürüyle yetişmiş insanları demokrat yapamazsınız!
Boşuna uğraşırsınız. Bunların hepsini başınızdan atacaksınız. Yeni insanlarla,
yeni fikirlerle, Atatürk Cumhuriyetini çağın gerçekleri üstüne ihya edip,
demokrasimizi tuğla-tuğla tabandan tavana kuracaksınız.
Demokratik-Özgürlükçü-Çağdaş-Çoğulcu-Akla ve Bilime dayalı bir rejimi inşa edip
tekrar itibarlı ve huzurlu günlerimize dönmeliyiz. Demokratik rejimde bunlar
nefes alamazlar, boğulurlar. Olmazı oldurmak biz insanların işi değildir.
Sadece Tanrı’nın işidir!
“Takunya” adlı uzay gemisiyle Ay’a inen
astronot Cübbeli, uzay gemisinden çıkıp Ay’da dolaşmış. Ertesi gün dönmek üzere
gemisine dönerken yere şu yazıyı yazmış; “Ben burada Tanrı filan görmedim!”
Ertesi gün tekrar Ay yüzüne indiğinde, yazısının üzerine çarpı atıldığını ve
büyük harflerle yeni bir yazı yazıldığını görmüş;
“Biraz sonra oksijenin bitecek, o zaman görürsün…”