Süleyman Çelik : BİLİM ve DİN
E-POSTA : scelik44@gmail.com
Prof. Dr. MEHMET CEYHAN, Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı
zamanda Sağlık Bakanlığı Covid-19 Bilim Kurulu Üyesi imiş. Hemen her gün, en az
bir kanalda, salgın ile ilgili görüşüne başvurulan profesörü, sanırım herkes
tanıyordur.
programına konuk olan Sayın Profesör, virüsler, bakteriler ve dahi depremlerle ilgili aşağıdaki ilginç bilimsel (!) görüşünü
açıklamış. Ben youtube’de yeni izledim.
Prof. Ceyhan,
konuşmasında sözü Malthus’un Nüfus Kuramına getirdi; “gıda kaynakları
aritmetik artar, insan nüfusu geometrik artar. Eğer bu artış böyle devam ederse
insanlar yiyecek ekmek bulamaz” dedi. Sonra kendisi, Allah’ı aracı eden
yeni bir “Nüfus Planlaması Kuramı” öne sürdü: “Şimdi, Allah bunu nasıl bir
mekanizmayla ayarlamış? İnsanlar belli bir ortalama yaştan daha uzun yaşayamaz.
Bu neyle sağlanır? Bakteri yaratmış Allah. Siz buna karşı ilaçlar, antibiyotikler
buluyorsunuz, öldürüyorsunuz. Bu sefer bakteriler bu dengeyi koruyabilmek için direnç
geliştiriyor. Virüsleri yaratmış. Allah neden virüsleri yaratmış? Yani hiçbir
işe yaramıyorlar, kendi başlarına canlı değiller, sırf insanları öldürüyorlar.
Neden yaratmış? Çünkü insanların belli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir.
Yoksa kimse yaşayamaz. Siz ne yapıyorsunuz? Bir virüs çıkıyor, Çiçek hastalığı
yapıyor, ona bir aşı yapıyorsunuz. Sonra bu sefer ne oluyor? Bir başka virüs
çıkıyor ortaya, ona da bir başka tedavi uyguluyorsunuz” dedi. Daha
sonra sözü depreme getirdi ve depremlerin olmasını da gene “Allah’ın nüfus
planlaması”na bağladı! “Yoksa” dedi, “insanlar 150 yıl falan
yaşar…”
Hürriyet Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, “bu açıklama güzel oldu, zaten Kuran-ı
Kerim’de ayet de var; ‘her şey denge üzerinedir’ der” diyerek, Profesör’ün
tezini destekledi!..
Programa katılan
diğer 2 gazeteci ile bir üniversite hastanesinde başhekim olan doçent ise
sessiz kalarak bu görüşleri onaylamış oldular!..
Hani, adamın
birinin, “İbrahim Peygamber’den İsmail’e, Cebrail’den koç’a kadar her şeyi
yanlış anlattığı ‘Kurban’ öyküsü” vardır. Öyküyü dinleyen, “bilmem ki
anlattıklarının hangisini düzeltmeli?” diyerek söze başlayıp yanlışları
düzeltmeye çalışır. Onun gibi, bu profesörün (!) sözlerinin hangisini
düzeltmeli?..
Kaynak olarak
aldığı Malthus’dan başlayalım. Varsıl bir aileden gelen Malthus kuramını,
sefalet içinde yaşayan ve genellikle çok çocuklu olan yoksullara bakarak
oluşturmuştu. Yoksullara sosyal yardım yapılmasına karşıydı. Bunların neden
olduğu aşırı nüfus artışının varsılların yaşam standartlarını düşüreceğini öne
sürüyor ve “bırakalım onlar ölsün, ülkenin nüfusu azalsın” diyordu.
Malthus, kuramını
yayımladığı 19. Yüzyılın başında ülkesi İngiltere’nin nüfusu 16 milyondan az
olduğu, Dünya’nın nüfusunun ise birkaç
yüz milyon kadar olduğu düşünülüyor. Günümüzde İngiltere’nin nüfusu 68 milyon,
Dünya’nın nüfusu ise 8 milyarı aştı. Ancak,
Malthus’un öngörüsünün tersine, besin kaynakları da gereği kadar arttı ve
günümüz Dünya’sında, yaşayan tüm canlıları doyuracak kadar yeterli besin var.
Fakat sömürü ve eşitsizlikler nedeniyle oldukça çok sayıda insan aşırı beslenmeden,
bir o kadarı da yetersiz beslenmeden ölüyor.
Malthus’un
endişesi de gerçekleşmedi, varsılların yaşam standartları düşmedi; tersine
hayal bile edemeyeceği kadar arttı. Çünkü varsıllar o zaman sadece kendi
yoksullarını sömürüyorlardı, şimdi tüm Dünya’yı sömürüyorlar. Dahası, nüfusları
azalmakta olan Avrupa ülkeleri Anti-Malthusçu oldu, doğumu teşvik ediyorlar…
Şimdi Malthus’un
kuramından, Sayın Profesör’ün öne sürdüğü, “Allah’ın hastalık ve depremlerle
nüfus planlaması yapması” kuramına ya da tezine gelelim.
Yukarıda söylediğimiz
gibi, günümüzde hala, dünyada yaşayan 8 milyar insana yetecek kadar besin var.
Ancak vahşi kapitalizm suları ve tarım arazileri ile doğayı yok ediyor. Bu
nedenle yakın bir gelecekte yeterli tarımsal ürünlerin üretilemeyeceği öne
sürülüyor. Bu öngörünün doğru olacağını varsayarak, Profesör’ün tezini doğru
kabul edelim. Buradan, yaşadığımız salgın ve depremleri, geleceğe yönelik
“Allah’ın nüfus planlaması” yapmasına bağlayalım. İyi de salgın hastalıklar ve depremlerin,
insanlığın ortaya çıkmasından beri var olduğunu biliyoruz. Üstelik o yıllarda
günümüzdeki ilaçlar ve tedavi yöntemleri de olmadığı için, şimdikilerle
kıyaslanamayacak kadar yüksek oranlarda kitlesel ölümler meydana geliyordu.
Oysa o yıllarda Dünyanın nüfusu günümüzdekinin binde biri bile değildi. Ne
sular kirliydi ne topraklar zehirliydi. Bu durumda, hikmetinden sual olunmaz
ama, Allah’ın o yıllarda nüfus planlaması yapmasına ne gerek vardı?
Profesöre göre,
nüfus planlaması yapmak için, Allah insanları öldürmek istiyor. İnsanlar antibiyotik,
aşı vs. bularak bunu engelliyorlar. Bunun üzerine, Allah bakterilerde direnç
oluşturuyor ya da yeni virüsler yaratıyor. İnsanlar bir başka tedavi
uyguluyorlar ve böyle devam ediyor!…
Bizim bildiğimiz,
Allah vadesi gelmiş kullarını öldürmek için Azrail’i kullanır. Ayrıca bakteri,
virüs ya da depremi kullanmasına gerek var mı?
Bazı yerlerde hiç
deprem olmuyor, bazı yerlerde ise sürekli deprem oluyor. Nüfus planlaması
yöresel mi yapılıyor?
Profesörün tezini
kabul edecek olursak, bakteriyel ve viral hastalıkları tedavi eden hekimler ve
diğer sağlık personeli; bakterilere karşı antibiyotik, virüslere karşı aşı vs.
geliştiren bilim insanları, eczacılar vd. Allah ile yarış mı etmiş oluyorlar?
‘Covid-19’
özeline gelecek olursak; Devlet, bununla ulusal mücadele kararı aldı ve tüm sağlık
kurumlarına salgınla mücadele görevi verdi. Ayrıca sürekli bilgilendirilerek milletin
de mücadele etmesi isteniyor. Bu durumda
yalnız hekimler ve sağlık çalışanları değil, tüm kurumları ile devlet ve
(bazıları işi sulandırmakla birlikte) millet, Allah ile mücadele halinde mi
oluyor?
Bu durum, “tövbe,
hâşa”, Allah’a karşı gelmek değil mi?
Biz, aciz
kulların haddine mi Allah’a karşı gelmek, onunla mücadele edebilmek?
Tövbe,
estağfurullah!..
O zaman tedaviyi ve diğer önlemleri keselim, tevekkül
edelim/ yazgımıza boyun eğelim, “Mevlam neylerse güzel eyler” diyelim;
kapattığımız camilerimizi açalım, dua edelim. Örneğin Cübbeli Ahmet Hocaefendi,
3363 kez “Nuh” Suresinin okunmasını öneriyor…
Diğer büyük
alimlerimiz, şeyhlerimiz, şıhlarımız, gavslarımızın da önerileri var. Örneğin, Korona
virüsü Menzil Şeyhi Gavs Hazretleri’nden korkuyormuş! Bunlardan yararlanalım!..
Aynı durum depremler
için de söz konusu. Sosyal medyada dolaşıyor: depremden korkan halk şeyhe
başvurmuş, şeyh, “Ey Zelzele! sakinleş” demiş ve deprem, “emredersiniz
Şeyhim” demiş! Başka bir şeyh Manisa’daki depremi Doğu’ya atamış! Bunlardan
da yararlanalım!..
Geçmişteki
deneyimlerden de yararlanabiliriz. Örneğin, Ortaçağ’da veba gibi salgın
hastalıklar ortaya çıktığında, Kilise neden olarak cadıları gösteriyor ve
birkaç yaşlı kadın “cadı ilan edilip” diri diri yakılarak sorun çözülüyordu!..
Ünlü Astronomi
bilgini Takiyüddin, 1575’de Tophane sırtlarında, zamanın en donanımlı gözlemevini
kurdu. Ancak 1579’da çıkan veba salgını, “gözlemevinde meleklerin
bacaklarını seyredilmesine” bağlandı ve 1580’de, Şeyhülislam fetvası-
Padişah emriyle, gözlemevi topa tutularak yıkıldı! Günümüzde Şeyhülislam yok
ama Diyanet İşleri Başkanı fetva veriyor!..