Yayınlandı: 24.09.2020 09:57
Güncellendi: 03.07.2022 18:13

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN : İSTANBUL TRAKYA’YI YUTAMAZ


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN : İSTANBUL TRAKYA’YI YUTAMAZ




Geçen ayın son haftasında, Tekirdağ’ın Saray
İlçesinde, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Saray şubesinin öncülüğünde Marmara
Çevre Platformu’nun son toplantısı yapıldı. Bazı bilim adamlarının katıldığı
toplantıda bir gün boyunca Trakya bölgesinin geleceği, Marmara Çevre
Platformuna üye olan sivil toplum kuruluşlarının katılımı ve desteği ile ele
alınarak tartışıldı. Toplantıya katılan bilim adamları, sivil toplum
kuruluşlarının uyanık bekçiliği karşısında, tüm gerçekleri dile getirerek Trakya
bölgesinin kurtarılabilmesi uğrunda yapılması gerekenleri ve bilimsel açıdan
önerilerini dile getirdiler. Bu toplantı sayesinde bütün Trakya bölgesi bir kez
daha geleceğini tartışarak, karşı karşıya kaldığı yok olma çıkmazından
kurtulabilmenin yolları üzerinde durdu. Katılımın yüksek olması sayesinde canlı
geçen platform toplantısı sonrasında, Trakya bölgesinin içinde bulunduğu yok
olma ve işgal edilme çıkmazları her yönü ile ortaya konularak, bölge halkının
geniş katılımıyla bir kurtuluş planı üzerinde anlaşabilmenin mümkün olduğu
görüldü. Her türlü baskıya direnen ve İstanbul ile Avrupa Birliği üzerinden
çevrilen oyunlar ve senaryoların her yönü ile dile getirildiği bu platform
toplantısında, uzaktan kumandalı bütün güdülemelerin bozulabileceği anlaşılmıştır.
Bilim adamlarının ortaya koyduğu gerçekler ve önerilere, toplantıyı düzenleyen
sivil toplum kuruluşlarının destek vermesi ve kitlesel destek sağlanmasıyla,
Trakya bölgesinin geleceği hakkında başkalarının yetkili olmasına izin
verilmeyeceği görülmüştür.


Avrupa kıtası ile Anadolu yarımadası arasında
bir doğal köprü konumunda bulunan Trakya bölgesi, değişen siyasal koşullar
nedeniyle geçmişten gelen geleneksel jeopolitik konumunu yitirme tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Avrupa’daki kıtasal birleşme süreci ile yanı başında giderek
devleşen bir İstanbul oluşumu karşısında Trakya bölgesi, kendi başına hareket
edemez bir duruma geldiği için bu bölgenin geleceği ile ilgili kararlar başka
yerlerde verilmeğe başlanmıştır. Gene bölgenin geleceği ile ilgili plan ve
programlar da bölge dışı merkezlerde oluşturularak bölgeye zorla kabul
ettirilmeğe çalışılmıştır. Avrupa kıtasındaki birlik oluşumu kıtanın doğal bir
parçası olan Trakya bölgesinde ayrı bir cumhuriyet kurdurarak, burayı
Türkiye’den koparabilmenin hesaplarını ve planlarını yaparken, Trakya’nın
yanında bulunan bölgenin en büyük ve en kalabalık kenti İstanbul devreye
girerek, Avrupa Birliğinin önüne kesercesine Trakya’yı kendi arka bahçesi ilan
etmiştir. Avrupa Birliği süreci içerisinde Türkiye’nin başı Avrupa ile derde
girdikçe İstanbul öne çıkmış ve Orta Doğu’daki yeni gelişmeler Türkiye
Cumhuriyetinin doğu bölgelerini yakından etki altına aldığı aşamada, İstanbul
kenti de ülkenin batı bölgesindeki en büyük merkez olarak, Marmara ve Trakya
bölgelerine doğru genişleyerek ve bu bölgeler ile bütünleşerek ayrı bir
İstanbul devleti konumunda Avrupa Birliği içinde yer almağa hazırlandığı
görülmüştür.  Bu durum açıkça söylenmese
de, Avrupa Birliği yetkilileri zaman zaman bu konuda konuşmuşlar, Türkiye Cumhuriyetini
tam üyeliğe alamayacaklarını ama İstanbul kentini civarı ile beraber Avrupa
Birliği içine almağa hazır olduklarını dile getirmekten çekinmemişlerdir.
Edirne kentine gelen Avrupa Birliği temsilcileri Doğu ve Batı Trakya’yı
birleştirerek, Bulgaristan’ın Kırcaali kentinin de eklenmesiyle oluşacak bir
Trakya Cumhuriyetini Birlik içine üye alabileceklerini gizlice ifade
ederlerken, İstanbul’a gelen Avrupalı temsilciler ise, İstanbul bölgesini
hinterlandı ile beraber bir ayrı devlet olarak kıtasal birliğin içine
alabileceklerini belirtmekten çekinmemişlerdir. Bu durumda, Edirne ile İstanbul
kentleri Avrupalıların çabaları ile karşı karşıya getirilirken, Trakya
bölgesinin geleceği için bir Avrupa ve İstanbul rekabeti ortaya çıkmıştır.


 Avrupa
Birliği kendi çatısı altında yer alacak bir Trakya Cumhuriyeti için
Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye gibi üç ayrı ülkeyi parçalamaktan
çekinmezken, böylesine bir planı önlemek ve bölgeyi Avrupa’ya kaptırmamak
isteyen İstanbul’un da Marmara ve Trakya bölgelerini kendi doğal hinterlandı
ilan ederek, sahip olduğu büyük kentleşme olgusunu zaman içerisinde bir ayrı
eyaletleşme sürecine yöneltmek istediği anlaşılmaktadır. Avrupa kıtasındaki
küçük devletler, özellikle Yugoslavya gibi bir büyük federasyonun dağılmasından
sonra yeniden Balkanlar’da moda olunca ikinci kez bir Balkanizasyon süreci doğu
Avrupa bölgesinde yaşanmış ve bunun sonucunda küçük küçük devletçikler Avrupa
Birliğine yeni eyaletler olarak katılmışlardır. Slovenya, Hırvatistan ya da
Makedonya gibi küçük devletler Avrupa Birliğinin üyesi konumuna gelirken,  Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi orta
boy devletler Avrupalıların gözüne büyük görünmüş ve tıpkı Yugoslavya’yı
dağıttıkları gibi bu orta boy Balkan devletlerini de küçük eyaletlere bölmek
istedikleri aşamada Trakya Cumhuriyeti formülü kendiliğinden gündeme gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapay olarak çizilen sınırların anlamsızlığı
gündeme getirilerek, bölgede halen var olan devletlerin dağılmasına giden yol
açılırken, Trakya bölgesinde ayrı bir cumhuriyet oluşturulması düşüncesi
açıktan tartışılmağa başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı
İmparatorluğunun mirasçısı olarak çok büyük bir devlet olarak gören Avrupa
Birliğinin sürekli olarak Türkiye’ye yeni bir Yugoslavya modeli ile yaklaşmağa
çalışması sonucunda, Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde ayrı devlet oluşumu bu
kıtanın önde gelen büyük devletleri tarafından desteklenmişler ve bu tutumun
doğal sonucu olarak da Trakya bölgesine bakış açıları yeni bir eyalet devleti
yaratma doğrultusunda olmuştur. Bütün doğu Avrupa topraklarını birlik yönetimi
altına almağa çalışan Avrupa, Türkiye’yi kıtanın dışına çıkarabilmek amacıyla
Misakı Milli sınırları içerisinde bulunan Trakya bölgesini yeni bir
yapılandırmadan sonra içine almayı hedeflemiştir.


 Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik
macerasının giderek uzaması ve çıkmaz bir sokağa gelerek saplanması
üzerine,  Orta Doğunun çatışma ortamından
uzak kalmak isteyen İstanbul kenti, Avrupa’ya daha yakın olabilmek üzere yeni
bir yapılanmaya yönelmiş ve bu doğrultuda Marmara ve Trakya bölgesini yutarak
genişlemeyi hedeflemiştir. Antik çağlardan bu yana insan toplumlarının yaşadığı
Trakya bölgesini ele geçirmek ve kendi arka bahçesi olarak ilan ettikten sonra
kendi merkezli bir yeni yapılanmaya zorlamak isteyen İstanbul kenti,
Trakya’daki doğal yaşam alanları ile tarımsal üretim topraklarını yok edecek
düzeyde bir bölgesel planı gündeme getirmiştir. Avrupa merkezli Trakya plan ve
programları bölgeye açıktan ya da dolaylı yollardan dayatıldıkça İstanbul bu
durumdan fazlasıyla rahatsız olmuş ve Trakya bölgesini Avrupa Birliğine
kaptırmamak üzere bir yeni İstanbul planı devreye sokulmuştur. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İstanbul Metropoliten planına
bakıldığı zaman, bütün Trakya bölgesinin İstanbul kenti tarafından yutulduğu
görülmektedir. Yetkisi olmamasına rağmen, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin
kentin sınırlarını aşarak böylesine bir bölgesel plana, metropoliten plan adı
ile kalkışması tam anlamıyla hukuk dışı bir girişim olarak ortalığı iyice
karıştırmış ve Trakya bölgesinin geleceğini bütünüyle İstanbul kentinin
insafına bırakmıştır. Kendi kentini düzenlemekten aciz bir belediye olarak
İstanbul Belediyesinin kent sınırları dışında bir planlamaya yönelmesi açıkça
hukuk dışı bir tutum olarak gündeme gelmiş ve tüm Trakya bölgesini hedef alarak
da Trakyalıları İstanbul’a düşman yapmıştır. İstanbul’un geleceği için Trakya
bölgesinin geleceğinin tehlikeye atılmasını hiçbir Trakya kenti kabul etmediği
gibi, Trakya insanı da böylesine yok edici bir dış plana karşı sonuna kadar
direneceğini bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve platformlar aracılığı ile
ortaya koymuştur. Tıpkı Avrupa Birliği gibi İstanbul kenti de kendi gelişme
planları doğrultusunda Trakya bölgesini içine alarak eritmeyi ya da
bütünleşerek yok etmeyi düşündüğü için, Trakyalılar her iki taraftan gelen bu
gibi bütün girişimlere son yıllarda kararlı bir biçimde karşı çıkmışlardır. Son
yapılan Marmara Çevre Platformu toplantısı da bu bölgesel direnişin açık bir
göstergesi olmuştur.


Avrupa ile İstanbul arasına sıkışıp kalan Trakya
bölgesi aslında bugünkü hukuki duruma göre, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
ulusal sınırları içerisinde yer alan bir coğrafi bölgedir. Türk devleti üniter
bir yapıda olduğu için herhangi bir bölgesel yönetimi sahip olmayan Trakya’da
bulunan il ve ilçelerde yaşayan halk kitleleri bir araya gelerek kendi
kaderleri üzerine oynanan oyunlara karşı çıkmışlardır. Edirne, Tekirdağ ve
Kırklareli gibi üç ayrı ilin topraklarının bulunduğu bu bölgenin doğusunda
İstanbul iline bağlı olan bazı bölgelerde bulunmaktadır. İstanbul kenti bu
nedenle, kendi topraklarından hareket ederek diğer üç ilin topraklarını da
içine alan bir büyük bölgesel yapılanmayı İstanbul Metropoliten Planı olarak
bölge illerine ve halkına dayatmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olan
Ankara ise, Trakya bölgesine tıpkı diğer bölgelere bakışı gibi bir yaklaşımda
bulunmakta ve Anayasal çerçevede var olan eşitlik ilkesi doğrultusunda diğer
bölgelere dönük sürdürülen kamu hizmetlerinin bu bölgeye de aynen
uygulanabilmesi için çaba göstermektedir. Başkent Ankara açısından, var olan
hukuk devleti çatısı altında ülkenin bütün bölgeleri eşit bir konuma sahip
bulunmaktadır. Bu doğrultuda hem ülkenin yönetimi hem de kamu hizmetlerinin
yürütülmesi Ankara açısından öncelikli bir öneme sahiptir. Ankara devletin
merkezi olarak bütün bölgelere eşit düzeyde yaklaşımlar geliştirmekte ve
devletin olanakları çerçevesinde bölgelerin gereksinmelerinin karşılanmasına
dikkat etmektedir. Devletin kuruluşu aşamasında Misakı Milli sınırları
içerisinde yer alan Trakya bölgesinin, ülkenin birliği ve bütünlüğü içerisinde
ele alınması ve Türkiye’nin üniter yapısı içinde geleceğe dönük bir yeni
yapılanma sürecine yönlendirilmesi söz konusudur. Türk devletinin Avrupa
kıtasındaki topraklarını meydana getiren Trakya bölgesinin Anadolu
yarımadasının dışında düşünülmesi, Türkiye Cumhuriyeti açısından mümkün
değildir. Türkiye Trakya’ya kendi kolu ya da bacağı olarak bakmakta ve ülke
bütünlüğünün içinde bu bölgenin geleceğini diğer bölgelerle beraber
düşünmektedir. Avrupa Birliğinin Türkiye’yi dışlayan ve Türk devletine karşı
çıkan yapılanmasıyla, İstanbul’un başkent Ankara’yı devre dışı bırakan ya da
Türk devletinin üniter yapısını ortadan kaldıran bölücü yaklaşımının, Trakya
bölgesini yok etmesine Türk devleti izin veremez, ve bu duruma engel olmak
görevinin de ilgili ve yetkili kamu makamları ya da kurumlarınca yerine
getirilmesi gerekmektedir.


İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından
hazırlanmış olan Metropolitan plana göre, İstanbul’un bütün su ve doğal
gereksinmelerinin karşılanacağı bölge olarak Trakya gösterilmektedir. Ayrıca,
İstanbul kentinin yeniden yapılandırılması doğrultusunda uygulanacak
de-santralizasyon  planının uygulama
alanı olarak da Trakya bölgesi gösterilmektedir.  Doğal yapısı gereği bütünüyle bir doğal yaşam
alanı ve tarımsal üretim bölgesi olarak şimdiye kadar varlığını sürdürebilmiş
Trakya bölgesinin, İstanbul gibi giderek canavarlaşan bir büyük azman kent
tarafından her türlü gereksinmeleri karşılayabilme doğrultusunda İstanbul kenti
ile bütünleştirilmeğe çalışılması tam anlamıyla Trakya bölgesinin İstanbul gibi
bir dev kent tarafından yutulması anlamına geldiği açıktır. Böylesine bir
durumu hiçbir Trakya ili ya da ilçesinin kabul etmesi mümkün olmadığı gibi
ayrıca tümüyle Trakya halkının bu yok olma planına sonuna kadar direneceği de
açıktır. Ne var ki, eski İstanbul Belediye başkanının siyasal iktidarda
olmasından yararlanmak isteyen İstanbul kentinin bugünkü yönetimi bir
işgüzarlık yaparak, İstanbul Metropoliten planını anayasa ve yasalara aykırı
bir doğrultuda hazırlamağa kalkışmakta ve bu hukuk dışı girişiminin arkasında
da siyasal iktidarın desteğini sağlamaktadır. Küresel planlara bağlanmış olan
bugünkü ılımlı İslamcı iktidar, ulusal, üniter ve laik devlet yapılanmasına
karşı çıkarken, bölgelerde eyaletlerin oluşmasına sıcak bakmakta ve bu
doğrultudaki yerel gelişmeleri de desteklemektedir. Güneydoğudaki gelişmelerin
bölgeselleşmeye doğru ilerlemesini dolaylı yollardan hoş gören bir siyasal
iktidarın Türkiye’nin diğer bölgelerindeki eyaletleşme süreçlerine karşı da
aynı yaklaşımı izleyeceği söylenebilir. Yerelleşme, bölgeselleşme, yerel
yönetimler reformu ya da kamu yönetimi reformu adı altında benzeri girişimler
sürekli olarak gündeme getirilmiş ve küresel emperyalizme bağlanmış batılı
merkezler tarafından da desteklenmiştir. Trakya’nın geleceği ile ilgili yok
olma süreci, kendi olgusu içinde değil ama Avrupalıların kıtasal birlik
oluşturma ya da İstanbul’un, Ankara’daki devleti bir yana bırakarak kendi
başına ayrı bir bölgesel devlet yapılanmasına yönelmesi nedeniyle gündeme
gelmektedir. Bu doğrultuda Trakya halkı ya da platformları gibi Türk devleti
de, Trakya bölgesine sahip çıkarak geleceğini koruyabilmek için, hem Avrupa
Birliğinin bölücü girişimlerine hem de İstanbul kentinin civarındaki bölgeleri
yutucu saldırgan girişimlerine karşı çıkarak yeni önlemler alması ve alternatif
planlar hazırlayarak uygulamaya koyması gerekmektedir. İstanbul Belediyesi
ekibinin devletin başında iktidar olarak bulunması, Ankara’nın başkent olarak
İstanbul’u hizaya getirmesini önleyecek bir durum yaratmaması gerekmektedir.


  İstanbul
Metropoliten Planı incelendiğinde, Trakya’nın bütünüyle geleceğine el konulduğu
görülmektedir. İstanbul Belediyesi kendi kentinin planlarını hazırladıktan
sonra Trakya bölgesinin de bütün planlarını hazırlamağa çalıştığı
görülmektedir. Devlet Planlama Teşkilatının bütünüyle devre dışı bırakılmak
istenmesi tümüyle hukuka aykırı olduğu gibi, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Tarım
Bakanlığının, Enerji Bakanlığının da bölgede dışlanması ve bu bakanlıklar ile
ilgili kamu kurumlarının yetki alanlarına giren plan ve programlama işlerinin
bütünüyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmek istenmesi,
Türkiye’de devlet düzenini açıktan bozmaktadır. Ne var ki, İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin bu hukuk dışı girişimlerine karşı çıkması gereken hükümetin aynı
partiden olması nedeniyle, İstanbul’un çevresine saldıran ve yutmağa çalışan
azgın ve azman tutumunun devam etmesine yol açmaktadır. Bir kurdun kuzuları
yemesi gibi, İstanbul kenti de civardaki il ve ilçeleri yutarak genişlemeğe ve
giderek artan nüfusunun sınırsız gereksinmelerini etraftaki il ve ilçelerin
topraklarından sağlamağa çalışmaktadır. Trakya’yı İstanbul kentinin sınırsız
bir biçimde artan gereksinimlerine uygun planlayacak böylesine bir girişimin,
Trakya bölgesinin sonu olacağı ve bütün Trakya topraklarının İstanbul eyalet
devletinin toprakları durumuna geleceği açıkça ortaya çıkmaktadır. Suyunu,
toprağını ve tarım arazilerini İstanbul gibi bir büyük sanayi kentine
kaptıracak olan Trakya bölgesinde eskisi gibi, insanların doğal bir ortamda
yaşamlarını sürdürebilmeleri mümkün olamayacak, İstanbul gibi kozmopolit bir
dev kentin bütün sorunları ve kirliliklerinin Trakya bölgesine taşınması
kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. İstanbul kenti bir anlamda kendisini
kurtarmağa çalışırken, açıkça Trakya’yı yok etmeyi düşünebilmekte ve İstanbul
merkezli hazırlanan planların Trakya bölgesinin ayrı bir varlık olmasına izin
vermediği anlaşılmaktadır. Sahip olduğu jeopolitik konumun bedelini ödemek
zorunda kalan Trakya bölgesi, Avrupa kıtası ABD’ye karşı birleşirken, ya da
buna karşılık küresel sermayenin İstanbul’a gelerek dünya ticaret merkezi
kurması gibi iki ayrı ve rakip proje arasında kalarak ezilmektedir. Bu aşamada,
Trakya’yı arada kalarak sıkışıp gitmekten kurtaracak tek merkez Ankara’dır.
Ankara Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olarak bu duruma el koymak ve gereken
önlemleri almak durumundadır. İstanbul kenti Trakya’nın her şeyini kendisi
planlamaya kalkışırken, Türk devletinin ilgili bakanlıkları ve yetkili kamu
kurumlarının devreye girerek böylesine bir istismara ya da hukuk dışı
uygulamaya izin vermemesi gerekmektedir. İstanbul ve Avrupa ile karşı karşıya
kalan Trakyalıların da Ankara’daki parlamentoda temsilcilerine çok dikkat
etmesi ve gerçek anlamda Trakya bölgesinin çıkarlarını koruyacak
milletvekillerini seçmesi gerekmektedir. Gerektiğinde iktidar partilerinin dış
güçlerin ve de içerideki egemen çevrelerin baskılarına, özellikle İstanbul’u
büyüterek Yeni Bizans ya da Dünya Ticaret Merkezi gibi emperyal projelerin
İstanbul üzerinden bütün Marmara ve Trakya bölgelerini yok etmesi girişimlerine
karşı çıkabilecek düzeyde ve güçteki siyasal kadroların, Türk devletinin başkentinde
Trakya bölgesinin çıkarlarını temsil etmesinde zorunluluk bulunmaktadır.


İstanbul kentinin giderek kontrol edilemez bir
noktaya gelen nüfus yapılanması her açıdan bölge için problem oluşturmaktadır.
Özellikle İstanbul’da yerleşmiş olan büyük sermaye sahiplerinin Marmara
bölgesinde yoğunlaşan sanayileşme girişimleri bölgeye olan nüfus göçünün çok
fazla olmasına yol açmıştır. Doğu, güneydoğu bölgeleriyle beraber iç Anadolu’ya
da yatırım yapmayan sanayicilerin kendilerini güvenceye alma doğrultusunda
İstanbul ve çevresine sanayi yatırımları yapmaları nedeniyle, İstanbul ve
çevresi yaşanmaz bir duruma gelmiştir. On beş milyona tırmanan nüfus
yapılanmasıyla İstanbul kentine su ya da gıda maddeleri sağlamak giderek mümkün
olamamakta ve ortaya çıkan açığı da, Büyükşehir Belediyesi Trakya bölgesi
üzerinden kapatmağa çaba göstermektedir. İstanbul’u rahatlatmak için sanayi
tesisleri ile beraber nüfusun üçte birinin Trakya bölgesine taşınmak istenmesi
beraberinde Trakya bölgesinin bitişini gündeme getirdiği için, böylesine bir
girişimin Trakyalılar açısından kabul edilebilmesi mümkün gözükmemektedir. Doğu
ve güneydoğu Anadolu bölgeleri gibi dağlık alanlar boş dururken, İstanbul
sanayi tesislerinin Trakya gibi bir tarım alanına taşınmak istenmesi tam
anlamıyla bir çılgınlık olarak görülmektedir. Fabrika sahiplerini ulaşım
giderlerinden kurtarmak gibi düşünceler ile İstanbul çevresine sanayi
tesislerinin taşınmağa çalışılması bir yeşil alan olan Trakya bölgesinin ölüme
mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca beş milyonluk insan kitlesinin
yeni toplu konut alanları aracılığı ile Trakya bölgesine kaydırılması da
beraberinde ormanlık ve yeşil alanların ortadan kalkmasına neden olacaktır.
Çevre yolları ve transit otoyolların büyük bir çevre yıkımı yarattığı Trakya’da
benzeri girişimlerin sürdürülmesi, bu bölgenin yaşanılır alan olmaktan
çıkarılması anlamına gelecektir. İstanbul’un ticaret merkezi olarak bir küresel
mega kent konumuna dönüştürülmek istenmesi, beraberinde Trakya bölgesinin yok
oluşunu da gündeme getirmektedir.


 Türkiye
Cumhuriyeti devletinin, üyesi olmadığı Avrupa Birliği üzerinde yeterince etkili
olabilmesi pek mümkün görünmemektedir. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir Avrupa
Birliği ile boğuşan Türkiye sonunda bu birlik ile karşı karşıya gelmiş ve bu
aşamada Trakya bölgesi Avrupa Birliği üzerinden Türkiye’yi Avrupa dışı bırakmak
üzere öne çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti uygulayacağı dengeli dış
politikalar yolu ile, Avrupa Birliğinin Türkiye’yi parçalayıcı girişimlerine
karşı yeni dengeler oluşturarak ülkesinin birlik ve bütünlüğünü koruyabilmesi
mümkündür. Ne var ki, tıpkı diğer seksen il gibi Türkiye’nin bir vilayeti olan
İstanbul ile ilgili tek yetkili makam başkent Ankara’dır. Ankara’daki anayasal
devlet ve bu devletin bütün ilgili ve yetkili kamu kurumları, Türkiye
Cumhuriyetinin ulusal sınırları içerisinde yer alan her yer ve bölge ile ilgili
olarak karar alma yetkisi, başkent Ankara’daki Türk devletinin elinde olduğu
dikkate alınmalıdır. Ankara, Türk devletinin geleceğini planlarken hem Trakya’yı
hem de İstanbul’u ayrı ayrı düşünmek ve iki bölgenin gereksinimlerini ulusal
birlik ve bütünlük düzeni içerisinde bir çözüme bağlamak durumundadır. Türk
devletinin üniter yapısını bozabilecek bir bölgeselleşmeye nasıl güneydoğu
bölgesinde izin verilmediyse, aynı doğrultuda İstanbul ve Trakya bölgesi için
de benzeri bir yaklaşımın geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasına göre, hiçbir ilin özel bir ayrıcalığı yoktur ve bu nedenle de
hiçbir il için ayrıcalıklı bir yapılanma düşünülemez. Her il anayasa ve yasalar
önünde Türkiye Cumhuriyeti açısından eşit bir konuma sahip bulunmaktadır.
Küresel sermayenin ya da emperyalist güçlerin bölgesel plan ya da programları
da hiçbir biçimde, Türk devletinin anayasal yapılanmasını bozamaz. Tarihten
gelen bazı gerekçelere dayanarak, ya da dinler açısından bölgesel bir
yapılanmayı düşleyerek hiçbir güç İstanbul uğruna Trakya bölgesini yok edecek
bir yeni yapılanmayı Türk devletine dayatamaz. Küresel sermaye üzerinden
dünyanın merkezine egemen olmak isteyen batı hegemonyasının İstanbul’u merkez
tutarak bütün bölgeye karşı saldırganlık üssü haline dönüştürmesine, ne Türkiye
ne de bölge devletlerinin izin vermemesi dünya barışı açısından zorunlu
görünmektedir. İstanbul Metropoliten planı olarak öne çıkarılan çalışmanın
arkasında İstanbul halkı değil ama küresel sermayenin Boğazın iki yakasında
yaşayan işbirlikçi zengin burjuvazinin olduğu anlaşılmaktadır. Ulusal düzeyde
yayın yapan medya ve basın organlarının İstanbul merkezli bir yapılanma içinde
küresel sermayenin güdümünde yayın yapması da, Türkiye’nin yönetiminde İstanbul
kentine ayrıcalıklı bir yer kazandırmış ve bu nedenle de İstanbul’da yuvalanmış
olan büyük sermayenin çıkarları ile işbirliği yaptığı küresel sermayenin
istekleri İstanbul üzerinden Türk devletine baskı ile kabul ettirilmiştir. Bu
durum açıkça bilindiği için, Trakya halkı kendi başının çaresine bakarak
hareket etmekte ve çok büyük bir baskı altında bunalan Ankara’ya güvenmeyerek
kendi haklarını aramaktadır. İstanbul’un son yıllarda giderek artan baskı ve
saldırganlıklarına karşı Ankara’daki devletin müdahale etmemesi ve hükümetin de
kendi partisinden olan belediyeye sahip çıkan bir konuma gelmesi noktasında
artık Trakya halkının kendi başının çaresine bakmağa kararlı olduğu anlaşılmaktadır.
İş başa düşünce, bütün Trakya halkının bir araya gelerek hakkını ve hukukunu
korumağa çalıştığı ve bu doğrultuda oluşturulan sivil toplum kuruluşları
aracılığı ile de sesini yükselterek gerekirse daha da üst düzeyde mücadele
etmeğe kararlı olduğu görülmektedir. Ankara’dan ses çıkmayınca, İstanbul gibi
dev bir kent ile karşı karşıya kalınca Trakya’lı kimseye güvenmemeyi ve kendi
davasını kendi takip etmeyi öğrenmiştir.


 Bölgenin
geleceği ile ilgili en yetkili kuruluş olan Trakya Üniversitesi, İstanbul
üzerinden sürdürülen saldığı ve işgal girişimlerine karşı Trakya’nın geleceğine
sahip çıkma doğrultusunda 2004 yılında rektör Prof. Dr. Osman İnci ile Prof.
Dr. Emre Aysu’nun öncülüğünde bir “Trakya Alt Bölge ve Ergene Havzası Çevre
Planı“ hazırlayarak kamuoyunun tartışmasına sunmuştur. İstanbul medyası
tarafından sürekli olarak gündemde tutulan Metropoliten plana karşılık
hazırlanan bu bölge kalkınma planı resmen onaylanmasına rağmen, yetkili
kuruluşlara İstanbul üzerinden yapılan baskı ve engellemeler nedeniyle bir
türlü uygulama alanına getirilememiş ve meydana gelen boşluktan İstanbul
Belediyesi yararlanarak, iktidar partisinin kontrolü altındaki kamu kurumları
üzerinden isteklerini Trakya bölgesine dönük olarak uygulamağa başlamıştır.
İstanbul’un de-santralyizasyonu amacıyla, hem sanayi kuruluşları yavaş yavaş
Trakya’ya doğru aktarılmağa başlanmış hem de giderek artan nüfusun
yaşayabileceği toplu konut alanları  gene
Trakya bölgesine doğru açılmağa başlanmıştır. Trakya Üniversitesi tarafından hazırlanan
bölge kalkınma planı “Trakya İstanbul’un işgaline karşı direniyor “ başlığı
altında kitap olarak da yayınlanmış ve İstanbul azmanının bu bölgeyi yutmasını
önlemek üzere kamuoyunun önünde resmen tartışmaya sunulmuştur. Kitabın
yayınından bir yıllık bir süre geçmesine rağmen, kitapta açıklanan Trakya
Üniversitesi’nin planının ilgili ve yetkili çevrelerce ele alınarak
değerlendirilmemesi,  Türk devleti
üzerindeki küresel emperyal baskının devam ettiğini ve İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin bu durumdan yararlanarak yoluna devam ettiğini açıkça ortaya
koymaktadır. İstanbul’a New York’u taşımağa kalkışanlar, Edirne’yi de küçük
Manhattan olarak ilan etmekten çekinmemektedirler. Boğaz’ın iki yakasına
yabancıları doldurmayı düşünenler, İstanbul’un yerli halkını da Trakya’ya
boşaltmayı planlamaktadırlar. Bu durumda, İstanbul’un arka bahçesi olmaktan
kurtulamayan Trakya’nın önümüzdeki dönemde fazlasıyla İstanbul’un saldırı ve
işgaline uğrayacağı anlaşılmaktadır. İstanbul’a göçün önlenemediği sürece bu
hastalıklı gelişmeyi kimsenin durdurabilmesi mümkün görünmemektedir. Trakya
Üniversitesinin ve Mermara Çevre platformunun başlatmış olduğu hukuk mücadelesi
de, yargıdaki siyasal çekişmeler yüzünden sonuç vermemiş ve Trakya bölge
planının ortada kalması sağlanarak, İstanbul Metropoliten planının önü dolaylı
olarak açılmıştır. Bir hukuk devletinde olmaması gereken bu durum, önde gelen
siyasal nedenler ve yeni yapılanma planları doğrultusunda egemen güçler
tarafından sağlanmıştır.


Trakya bölgesi, bugün sivil toplum kuruluşları
ve çevre platformları aracılığı ile İstanbul üzerinden üzerine gelen küresel
saldırı ve işgal girişimlerine karşı var gücü ile direnmektedir. Bu nedenle
İstanbul’un Trakya’yı yutması mümkün değildir. Dış destek ve küresel sermaye
ortaklığı ile giderek azmanlaşan İstanbul’un çevresine ve ülke bütünlüğüne
büyük zarar veren bu saldırgan ve işgalci tutumuna karşı, Türkiye’nin bütün
bölgeleri ile beraber başkent Ankara’da karşı çıkmalı ve Türk devletinin güçlü
girişimleri ile, İstanbul’un Trakya’yı yutmasına izin verilmemelidir. Dışarısı
ile ortaklığa giren İstanbul’un mütareke İstanbul’u olarak yeniden devreye
girmesi, emperyal güçlere teslim olması ve onların işbirlikçisi olarak bölgesel
hegemonya planlarına karşı, başkent Ankara hiçbir şey yapmazsa ve seyirci
kalırsa, o zaman tıpkı kurtuluş savaşı günlerinde olduğu gibi, bölge halkının
Trakya ve Paşaeli Müdafai Hukuk Cemiyeti’ni yeniden oluşturarak bir var olma
savaşı vermesi kaçınılmaz görünmektedir. İstanbul’un ticaret merkezi olması ya
da Yeni Bizans’ın merkezi olması gibi dıştan destekli emperyal planlar, Trakya
halkının haklı var olma mücadelesini hiçbir zaman önlememelidir. Trakya Türkiye
Cumhuriyetinin kopmaz bir parçası olarak Balkanlardaki Türk varlığının
temsilcisi olarak varlığını önümüzdeki dönemde de sürdürecek ve Türkiye ile
Balkanlar arasında tarihi bir köprü olarak, Türkiye’nin güvencesi olacaktır ama
hiçbir emperyal ya da işbirlikçi güç, Trakya’yı mütareke İstanbul’unun arka
bahçesi yapamayacaktır. İstanbul Belediyesinin de bu durumu bilerek hareket
etmesinde ülkenin birliği ve bütünlüğü açısından büyük yarar vardır.