Dr.
Galip ÇAĞ : Kuzey Makedonya Neresidir?
“İsim Krizi” Gerçekten Çözüldü Mü ?
Yayın Tarihi : 16.7.2018
İki devlet arasında çeyrek asrı aşkın
süredir devam eden uluslararası ve dahi tarihi bir bunalım yakın bir zamanda
kâğıt üzerinde nihayete ermiş görülüyor. Zira daha bu yılın başında Matthew
Nimetz’in arabuculuğunda yeniden bir araya gelen Yunan ve Makedon yetkililer
bahsi geçen kadim sorun “İsim Krizi”ne çözümün oldukça yakın olduğunu ifade
etmişlerdi. Ve çok geçmeden de Haziran ayının on yedisinde Zoran Zaev ile
Aleksis Çipras’ın karşılıklı olarak “tarihi bir adım”
şeklinde niteledikleri anlaşma imzalandı. Her ne kadar henüz parlamentolar
tarafından onaylanmasa da Yugoslavya’nın dağılmasından beri süregelen bunalım,
diplomatik düzeyde çözüme kavuşmuş görünmekte. Ancak burada mühim bir soru akla
gelmekte; bu kadar derin tarihi bağlantı ve irredentist iddialara konu olan bir
sorun bir anda nasıl çözülür ya da ne olmuştur da şimdi bir anda iki taraf da
bu denli uzlaşmacı bir hale gelir?
Bu önemli soruyu ve bahse konu sorunu anlamak ve cevaplamak için meseleyi
kısaca bir özetlemek faydalı olacaktır.
Hegemon bir gücün kurguladığı coğrafyalarda var olan tarihin dışında yeniden
inşa edilen tarih o coğrafyalarda yeni kimlikler, devletler meydana getirirken,
bunun gelecekte olası ortaya çıkaracağı kaosu hesaplamaz. Zira değişen şartlar
ve çıkarlar er ya da geç bahsi geçen olası anlaşmazlıkları gün ışığına
çıkardığında bu kaosu da bitirici olacak olan hegemonun kendisi olacaktır. Bu
manada aynı Ortadoğu’da olduğu gibi Balkanlar’da da bugün yaşanan krizler ve bu
krizlerin çözücüleri çok değil bundan 100 yıl önce coğrafyaya yeni adlar ve
kimlikler biçen aktörlerin varisleridir.
Bu noktadan bakıldığında sorunu doğru anlamak adına sınırlarının iyi çizilmesi
zaruridir. Zira konu Balkanlar ise hemen her nokta muğlaktır. Örneğin Makedonya
bir bölge adıdır aslında. Vardar, Pirin ve Ege Makedonya’sı olmak üzere 3 bölüm
ve 67.000 km2’lik bir alanı kapsar. Bu, Balkan Yarımadası’nın
%15’ine tekabül eder. Bugün 5 balkan ülkesi arasında pay edilmiştir. Buna göre;
bugünkü Makedonya Cumhuriyeti büyük oranda Vardar Makedonya’sı üzerinde iken,
Pirin Makedonya’sında Bulgaristan, Ege Makedonya’sında ise Yunanistan hâkimdir.
Ayrıca Arnavutluk ve Sırbistan topraklarında da kalan ufak bir bölümü
bulunmaktadır. Bu küçük giriş bile konunun bir isim sorunu olmaktan çok öte
derinlikte olduğunu göstermeye yetecektir belki de.
Yugoslavya’nın dağılması sonrasında Makedonya’nın ismi ile 1992’de
bağımsızlığını ilan eden Üsküp merkezli devlet, Yunanistan tarafından kendi
kuzeyindeki aynı isimli bölgeye karşı yayılmacı bir iddiaya sahip olmakla itham
edildi ve bugüne dek iki ülke defalarca bu konuda karşı karşıya geldi. Zaman
zaman en büyüğü 1992’de gerçekleşen “Makedonya Yunandır”
sloganlı milyonların katıldığı eylemler düzenlendi. Özellikle iki ülke
milliyetçilerinin körüklediği sorun, bugüne dek geldi.
Bu süreçte önce 1994’te Selanik Limanı’nın Makedonya’ya kapanması ile başlayan
ekonomik yaptırımlar, 2001’deki Arnavut ayrılıkçılar ile Makedon ordusu
arasındaki iç çatışmalarda Yunanistan’ın Makedon hükümetine destek vermesi ile
yumuşamaya başlar. Bu sırada Yunanistan’ın en somut talepleri Makedonya
bayrağındaki Yunan mitolojisinden güneş sembolünün çıkarılması ile Makedon
anayasasındaki bazı maddelerin iptalidir.
Yunanistan isim meselesindeki kararlı tavrını Makedonya’nın 2005’teki AB giriş
müzakerelerinin başlamasını engelleyerek akabinde de 2008’deki NATO başvurusunu
sırf bu yüzden veto ederek sürdürür.
2011’de Üsküp’te meydan ve civarına dikilen Büyük İskender ve ailesine dair
heykeller tartışmayı tam manası ile tarihi bir evrene taşıtarak “Büyük İskender
aslında kimindir?” sorusuyla derinleştirir. Şimdi artık konu diplomatik bir
paradigmadan çözümü neredeyse imkânsız bir tarihsel sahiplenme düzlemine
taşınmıştır ki tartışmalar bu noktada oldukça kararsızlaşır.
Suriye’de yaşanan iç savaş sonrasında Avrupa’nın tarihin en büyük göçmen
bunalımıyla karşı karşıya kalması ve en büyük dalganın Makedonya’dan geçme
çabasının Üsküp hükümeti tarafından oldukça sert bir şekilde püskürtülmesi,
Yunanistan ile Makedonya’yı bir kez daha karşı karşıya getirir. Ancak
ilişkilerin gerildiği bu noktada Makedonya’da 2017 seçimleri gerçekleşir ve
Zoran Zaev bu seçimlerden zaferle çıkar.
Zaev başa geçer geçmez AB ve NATO üyeliği karşılığında isim krizinin çözülmesi
noktasında tavizler verebileceği işaretini belirginleştirince bu, başsız bir
Makedonya’nın Rusya etkisine girmesi ihtimalini de göz önüne alan AB ve NATO
için fırsat haline gelir. Bir başka şekilde ifade edilmek istenirse; aslında
Makedonya ve Yunanistan arasındaki sorun, şimdi Rusya’nın Balkanlarda öyle ya
da böyle güçlenmesini istemeyen AB ve NATO için ilk kez bu kadar önemsediği bir
sorun haline gelmiştir.
Şimdi bu kısa izah sonrasında yazının başındaki soruya bir soru daha ekleyelim;
isim krizi dünya kamuoyuna sunulduğu gibi gerçekten de sonunda ve nihai olarak
çözüme kavuştu mu?
Şüphesiz ki hayır!
Dışişleri ve akabinde iki ülke başbakanı nezdinde ortaya konan çözüm! zaferine
ilk tepki Makedonya’dan gelir. Zira Makedonya Cumhurbaşkanı İvanov, ulusa
sesleniş konuşmasında “Bu zararlı metni ne desteklerim
ne de imzalarım” derken, anlaşmayı şeffaf ve mutabakata dayalı
olmamakla eleştirir. Hemen akabinde Başbakan ve dışişleri bakanı ile yaptığı
toplantıyı 3 dakika içinde öfkeyle terk eder. Ve bunlar kısa bir süre
içerisinde gerçekleşir.
Buna benzer tepkiler Yunan tarafında da ortaya çıkar elbette. Hükümetin küçük
ortağı milliyetçi Bağımsız Helenler Partisi’nin lideri ve aynı zamanda Savunma Bakanı
Panos Kammenos “İçinde Makedonya adının geçeceği hiçbir isim
anlaşmasını kabul etmeyeceğini” açıklar. Ayrıca ana
muhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP) lideri Kiryakos Miçotakis de
mutabakatın ulusal çıkarlara aykırı olduğunu savunur, “Makedon dili”
ve “Makedon milliyeti” gibi kavramların kabul edilemez olduğuna
dikkat çeker.
Garip şeyler oluyor değil mi? İki ülke tarihinin en mühim ve köklü sorunu yine
iki ülkenin en üst düzey idari mekanizmasına rağmen bir çözüme kavuşturuluyor
ya da öyle bir hava estiriliyor.
Şimdi de bundan sonrası…
Öncelikle anlaşmanın Makedon Meclisi tarafından onaylanması akabinde de
referanduma sunulması gerekiyor. Bu durumda en iyi ihtimalle eylül ya da ekim
ayında Makedonya’da bir referandum sandığı kurulacak. Halk da bu anlaşmaya evet
der ise bu kez de anayasanın Yunanistan’ın taleplerine uygun şekilde revize
edilmesi süreci başlayacak. Ki bu değişiklikler içerişinde dil ve azınlık
kavramlarına kadar muhafazakâr sağ kanadın asla kabullenemeyeceği maddeler var.
Konuyu biraz irdelediğimizde aslolanın Yunanistan’ın isim hakkı üzerinden
Makedonya halkının Balkanlardaki varlığını Yunan, Helen ya da İskender’in
kurduğu kadim medeniyetten ayrı tutma çabası olduğu görülür. Kendinde
Makedonya’yı bu medeniyet havuzunun dışında tutma hakkını bulması ve bir açıdan
bakıldığında onu Slav dili konuşması sebebi ile antik Makedonya ile irtibatsız
hale getirmesi şüphesiz ki Makedonya için kabul edilebilir değildir.
Kaldı ki devletlerin sınırlarının kadime yapılan atıflarla çizilmeye
çalışılması çabası, modern devlet anlayışları ve sınırları açısından oldukça
muğlak ve geçersizdir. Zira bu durumda bugün Yunanistan’ın kullandığı Greece
adı hatta Helen medeniyetine atfen kullandığı Hellas tabirinin dahi kökleri
araştırıldığında ortaya çıkan tablo evvela kendilerini belirsiz bir sınır
çıkmazına sürükler.
Zaman gösterecek bir kez daha…