OSMANLI DÖNEMİNDE ERMENİ KIRIMI YAPILMAMIŞTIR
Not: Bu yazı Sayın Uluç GÜRKAN’ın kitabından
özetlenerek hazırlanmıştır.
“Ermeni katliamı suçlaması yargılama ve karar” (Kaynak
Yayınları 2015)
TÜRK – ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHİ GERÇEKLER:
Tarih boyunca Türkler ve Ermeniler aynı
coğrafyada birlikte, dostluk ve iyi ilişkiler içerisinde yaşamışlardır.
Osmanlı devletinde de sadık kavim olarak
bilinmiş ve Devlet görevlerinde yer almışlardır.
Ermeni ihtilalciler 1886 yılında Cenevre’de
Hınçak Örgütünü kurmuşlardı. 1890 yılında Tiflis’te faaliyete geçen Taşnaksutyun
Örgütü ise, bütün terör örgütlerini bir araya getirerek “Ermeni İhtilal
Cemiyetleri” ittifakını oluşturdu.
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletini
parçalamayı planlayan Müttefik devletler; Ermenileri bağımsız devlet kurma vadi
ile kışkırtarak, Doğu Anadolu’da isyan çıkarmalarına destek vermiştir.
Bazı Ermeni gençleri Rus birliklerine katılarak
Doğu Anadolu’nun Ruslar tarafından işgal edilmesine yardım etmişlerdir.
Bu dönemde Taşnak ve Hınçak Partileri
faaliyetlerine hız vermiş ve Doğu Anadolu’da Türk kıyımı yapmak için köy ve
şehir baskınları ile sivil halkı kırımdan geçirmişlerdir. İsyanlar bölgeye
yayılmış; Yozgat, Kayseri, Merzifon, Erzurum, Zeytun (Maraş), Sason (Siirt),
Muş, Bitlis, Van, Şebinkarahisar’da sivil halk Ermeni çeteleri tarafından
katledilmiştir.
Bu dönemde karşılıklı çatışmalar olmuş, her iki
taraftan da insan kayıpları meydana gelmiştir.
1918’de kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı
Ohannes KAÇAZNUNU “Ermeni gönüllülerinin Türklere karşı direnişe geçtiğini”
ifade etmiştir.
24 Nisan 1915’de çok sayıda Ermeni örgütü
kapatılmış, İstanbul’da gözaltına alınan örgüt ileri gelenleri Ayaş / Ankara ve
Çankırı’ya mecburi ikamete tabi tutulmuştur.
Ermeniler Mayıs 1915’de Van’ı işgal etmiş ve
sivil halkı kırımdan geçirmiştir. Bu durum üzerine olayları yatıştırmak için
zorunlu olarak 27 Mayıs 1915 tarihinde tehcir kararı alınmıştır. İsyanların
yaygın bir şekilde bölge halkına zarar vermesini önlemek için Tehcir, askeri
tehdit olan Ermeniler ve güvenliği tehlikede olan Ermenilerin korunması
amacıyla uygulanmıştır. Tehcir uygulamasına cephe gerisinin güvenliğinin
sağlanması amacıyla başvurulmuştur. Tehcir sırasında, Eşkıya saldırıları,
açlık, hastalık ve yol koşulları nedeniyle kayıplar olmuştur.
Tehcir uygulamasına 1916 yılı sonunda son
verilmiş, isterlerse Ermenilerin eski evlerine dönmeleri imkânı sağlanmıştır.
Amerikalı tarihçi Edward J. Etickson “Tehcir
kararı, Ermenilerin yok edilmesi amacıyla alınmamıştır. Askeri tehdit olan
Ermenileri kontrol etmek amacıyla alınmış bir karardır.”
Milletler Cemiyeti Mülteciler Y. Komiseri
Fridtjof Nansen (Norveçli) 1921’deki raporunda; “Batılı müttefikler Ermenilere
bağımsızlık vadettiler. Ermeniler müttefik ordularında Osmanlı kuvvetlerine
karşı savaştılar. Bu savaşlarda 200.000 Ermeni asker öldü ve 500.000 Ermeni de
Kafkasya’ya göç etti.”
Bernard Lewis Fransız Le Monde gazetesinde
“Tehcirin gerekçesi meşrudur. Ermeniler tehcir öncesi köyleri talan etmiş, Türk
varlığını yok etme girişimiyle toplu ölümlere neden olmuş, soykırım yapmıştır.
İşgal orduların da desteği ile yerli sivil halkı katletmişlerdir. Osmanlı
Hükümeti bu sorunu çözmek için tehcir kararı almak zorunda kalmıştır.
Osmanlının Ermenileri yok etmek gibi bir uygulaması yoktur.”
YARGILAMA
İstanbul’u işgal eden İngilizler baskı ile savaş
suçlarının incelenmesi ve yargılanması iddiasıyla 1919’da Osmanlı Divan-ı Harp
Mahkemelerini kurdurur.
Bu mahkemelerde yargılanmaları için İngilizler,
23 Ocak 1919’da 173 kişilik bir listeyi tutuklanmaları için Osmanlı hükümetine
verir. Daha sonra 3 ayrı liste daha verilir. 7 Mayıs 1919 tarihine kadar 112
kişi tutuklanarak Bekir Ağa Bölüğüne konur. Kanıt yoktur, sadece İngilizlerin
verdiği listeler vardır.
Bu mahkemeler adaletsizdir; Savunma hakkı
kısıtlıdır. Temyiz yolu kapalıdır.
Bu Mahkemenin kararları, Mahkemeyi kurduran
İngilizleri de rahatsız eder.
Bu konuda Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal
Beyin Osmanlı Divan-ı Harp’teki sözde
yargılanıp idamı bu konuda dönüm noktası olur.
Mahkeme Başkanı Hayret Paşa “Mahkeme heyetinin
adaletle karar vereceğini” söyler. Fakat Sadrazam Damat Ferit Paşa Kemal Beyin
idam edilmesi konusunda mahkemeye baskı yapar. Baskılar sonucu Hayret Paşa
görevden ayrılır, yerine Nemrut Mustafa Paşa atanır.
Savunma hakkı tanınmadan yapılan yargılama
sonunda idam kararı verilir ve 10 Nisan 1919’da Kemal Bey idam edilir.
11 Nisan günü yapılan cenaze törenlerinde
olaylar ve tepkiler olur. Bu olaylar üzerine tutuklular “güvenlik gerekçesiyle”
İstanbul’dan İngiliz sömürgesi Malta adasına sürülür. Önce 22 kişi ve daha sonra tutuklanan 78 kişi
Malta’ya gönderilir. İleri gelen tutuklulardan 12 kişi Limni adasında 115 gün
tutulur, 21 Eylül 1919’da onlar da Malta’ya gönderilir.
Osmanlı Divan-ı Harp yargılamaları ve
kararlarından giderek daha fazla rahatsız olmaya başlayan İngilizler çareyi
yargılamayı kendileri yapmakta ararlar. Bu mahkemeleri “maskaralık, sonuçlarına
itibar edilemez” olarak niteleyen İngiliz İstanbul Yüksek Komiseri Amiral
Arthur Calthorpe 2 Haziran 2019’da Londra’ya gönderdiği telgrafta, savaş
suçlularının İngiltere tarafından yargılanmasını ister. “İngiliz savaş
esirlerine kötü muameleden ve Ermeni katliamından sorumlu olanlar” Malta’da
yargılanacaktır.
Bu arada İngilizler, savaş suçlarını yargılamak
için Kahire ve Batum’da mahkeme kurmuştur. Ancak Türk askerlerini yargılamak
için delil bulmakta zorlukla karşılaşırlar ve yargılamalardan bir sonuç
alamazlar.
İngiliz Yüksek Komiserliğinin teklifi ile Malta
yargılaması devreye girmiştir. Malta’ya 145 Türk tutuklu götürülmüştür.
İngiliz Kraliyet Başsavcılığı Sevr Anlaşmasının
230-236. maddeleri gereğince geniş kapsamlı bir soruşturma başlatmıştır. Ermeni
katliamı delili bulmak umuduyla Osmanlı arşiv belgeleri çuvallarla Londra’ya
taşınmış, ayrıca Amerikan ulusal arşivinde incelemeler yapılmıştır.
1919 – 1921 yıllar arasında yapılan İngiliz
Kraliyet Başsavcılığı soruşturması sonunda hiçbir Türk hakkında Ermeni katliamı
suçlamasıyla dava açılamayacağı, bu konuda kanıt ve tanık bulunmadığı, eğer uluslararası
bir mahkeme kurulacaksa burada ancak 8 Türk hakkında İngiliz esirlere kötü
muamele yaptıkları iddiası ile dava açılabileceği belirtilmiştir.
İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın 29 Temmuz 1921
günlü bu hükmü, günümüz hukukunda “takipsizlik, kovuşturmaya yer olmadığı”
kararı anlamındadır ve Ermeni soykırımı iddialarının hukuki ve tarihi hiçbir
gerçekliği olmadığı kanıtlamaktadır.
Malta yargılamasında, Talat Paşa
bulunmamaktadır. Çünkü Talat Paşa; İngiliz Başsavcının takipsizlik kararı
verdiği 29 Temmuz 1921 tarihinden 4 Ay önce 15 Mart 1921’de Almanya’da
katledilmişti. İngiliz ajan Aubrey Herbert Şubat 1921’de 3 gün süreyle Talat
Paşa ile görüşmüştü. 1924’de yayınlanan “Ben kendim” adlı kitabında bu
görüşmeden bahsetmiş, fakat Talat Paşa’yı suçlayıcı hiçbir ifadeye yer
vermemiştir.
Talat Paşa ile arkadaşlarının Ermeni katliamı
konusunda hiçbir kastlarının olmadığı, 1915 Osmanlı Divan-ı Harp
Mahkemeleri’nin kararlarıyla da kanıtlanmıştır. Savaş devam ederken kurulan bu
mahkemelerde Osmanlı Devleti, tehcir sırasında yaşanan olaylar nedeniyle, 528’i
güvenlik, 170’i kamu görevlisi ve 975’i halktan olmak üzere 1673 kişi tutuklu
olarak yargılamıştır. 67’i ölüm, 524’i hapis, 68’i kürek ve 711’i pranga,
sürgün, para cezası olmak üzere toplam 1370 kişi cezalandırılmıştır.
Savaş koşullarında yapılan bu yargılama Osmanlı
Devleti’nin katliam kastı olmadığı açıkça ortaya koymaktadır.
ULUSLARARASI YARGI
Uluslararası yargı organlarının kararları da
Ermeni soykırımı iddialarını çürütmektedir:
1) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM), Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Avrupa Adalet Divanı (AAD), İngiltere
Kraliyet Başsavcılığı (Malta Süreci) ve Fransa Anayasa Komisyonu konu hakkında
inceleme yapmış Osmanlı Devletini suçlayan bir karar verememiştir.
2) UAD 03 Şubat 2012’de verdiği
karar ile “Yabancı ülke yerel mahkemesi, başka ülkelerdeki olaylarla ilgili
hukuki karar veremez” denmektedir. Bu karar ile “Ermeniler 1915 olayları
nedeniyle başka ülkede dava açamaz” olduğu anlaşılmaktadır.
ERMENİLERİN REFERANS GÖSTERDİĞİ KAYNAKLAR:
Ermeni soykırımını gündeme getirenler, 1916-1920
yılları arasında yayınlanmış dört kitabı referans almaktadır. Oysa bu kitaplar,
İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından Ermeni katliamı konusunda hukuki delil
niteliği taşımadığı için dikkate alınmamıştır:
– Tarihçi Arnold Toynbee
tarafından yazılan İftiralarla dolu “Mavi kitap” hiçbir belgeye
dayanmamaktadır. Bir savaş propagandası olarak yazılmıştır. Toynbee; İngiliz
Hükümetinin istekleri doğrultusunda gerçek dışı tarih yazdığı için zamanla
rahatsızlık duymuştur.
– Büyükelçi Morgenthau’nun öyküsü 1918
– Din adamı Johannes Lepsius’un
“Almanya ve Ermenistan 1914 – 18” 1919
– Osmanlı Ermeni’si Aram
Andonian’ın “Naim Beyin anıları: Ermeni tehciri ve katliamları ile ilgili resmi
Türk belgeleri” 1920
PARLAMENTO KARARLARI:
24 ülke 2 uluslararası kuruluş Parlamentolarınca
alınan Ermeni soykırımını tanıma kararı sayısı 50’yi aşmıştır.
– İlki 1915’de Rusya, Fransa,
İngiltere ortak savaş propagandası kararı ile Türklerin Ermenileri katlettiği
bildiridir.
– 1920’de ABD Temsilciler Meclisi
ve Senatosunda onaylanmıştır.
– 1990 Yeni Dünya düzenine geçişe
kadar 5 Adet Parlamento kararı varken (2 ABD, 1 AB, 1 G. Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti, 1 Uruguay Parlamentosunda alınmış kararlardır. 1990 sonrasında 45
üzeri karar daha alınmıştır.
Ermeni soykırım iddiaları; Ermeni Asala terör
örgütünün 1973 – 1984 yılları arasında Türk diplomatlara karşı düzenlediği
suikastların yapıldığı döneme kadar gündeme gelmemişti. O dönemde çoğunluğu
diplomat ve yakınları olmak üzere 42 şehit verildi. En son 15 Temmuz 1983’de
Fransa’nın Orly Havaalanında düzenlenen bombalı saldırıda 2 Türk, 4 Fransız, 1
Amerikalı ve 1 İsviçreli hayatını kaybetmişti. Bu olay üzerine Asala terör
örgütü ve faaliyetleri bitirilmişti.
1993’te Samuel Hantington tarafından yazılan ve
1996 yılında kitap halinde yayınlanan; dinsel ve etnik farklılaşmayı körükleyen
“Uygarlıklar çatışması” tezinden sonra, bazı ülkelerin Parlamentoları arka
arkaya “Ermeni soykırımını tanıma” kararı almışlardır.
Parlamentoların “Ermeni Soykırımını tanıma”
kararlarının tarihi gerçekliği ve hukuki geçerliliği yoktur. Bu kararların
tamamı siyasidir.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ:
1948 BM Soykırım Sözleşmesi 3. Ve 4. Maddesine
göre, suçun tüzel kişilere değil, gerçek kişilere ait olduğu ifade edilmektedir.
Suçun bir ulusa atfedilmesi, olayın hukuksal ve tarihsel gerçekler açısından
çarpıtılmasıdır. Örnek olarak; Almanya’daki Yahudi soykırım suçunu Alman halkı
yaptı diye suçlanmamış, Hitler ve soykırım suçu işleyen şahıslar
yargılanmıştır.
Ruanda, Sudan ve Bosna- Hersek katliamlarında
sorumlu şahıslar yargılanmıştır.
Türk Milletinin Ermeni Soykırımı yaptığı
şeklindeki yakıştırmalar BM Soykırım Sözleşmesine aykırıdır. Bu iddiaları
dillendirmek; uluslararası Hukuk açısından Türk Milletine karşı kin yaratmak
amaçlı işlenen nefret suçudur. Yabancı Parlamentoların Türkiye’ye karşı almış
olduğu kararlar da Türkiye’ye karşı düşmanlığı körükleyen, ırkçı, nefret
suçudur.
BM Soykırım Sözleşmesi 6. Maddesi Hukuki
yargılamanın, “yerel Mahkemeler veya Uluslararası yargılamaya yetkilendirilmiş
olan bir mahkeme” tarafından yapılabileceğini ifade etmektedir. Bu yetki
yabancı mahkemelerin ve Parlamentoların görevi değildir.
NE YAPMALI:
– Malta’daki “Ermeni kırımı”
soruşturmasının dosya ve belgeleri İngiltere’den istenmelidir. İngiliz Kraliyet
Başsavcılığının “kovuşturmaya yer olmadığına” hükmetmesinin gerekçeleri
görülmelidir.
– Avrupa Adalet Divanı; yabancı
Parlamentoların “Ermeni soykırımını tanımasının siyasi olduğu” kararı ile
ilgili Parlamentolara TBMM tarafından bildirmelidir.
– Uluslararası Adalet Divanı;
“yabancı mahkemelerin Türkiye aleyhine açılan davaların geçersiz olduğu” kararı
gereğince, açılan davalara müdahil olabilir ve karşı dava açılabilir.
– Malta yargılaması, AAD kararı,
UAD kararı, AİHM Perinçek kararları yabancı ülkeler İnternet sitesinde Türkçe,
İngilizce, Fransızca, Ermenice ve ilgili devlet lisanında bildirilmelidir.
– Ermeni iddialarını tartışmayı
cezalandıran ülkeler aleyhine, uluslararası nefret suçu işleme gerekçesiyle
AİHM’de dava açılmalıdır.
– Ermeni iddialarına karşı
yayınların yabancı dile çevrilmesi konusunda devlet desteği sağlanmalıdır.
– Üniversitelerde bu konuda Yüksek
lisans ve Doktora çalışmalarında yapılacak araştırma ve incelemelere destek
verilmelidir.
– Türk ve Ermeni toplumlarının
ortak sorunlarının konuşulduğu diyalog ortamı yaratılmalıdır.
– Soykırım suçlamasının Türk
toplumuna mal etmenin, nefret suçu olduğu konusu işlenmelidir. BM Soykırım
Sözleşmesine göre suçlu olan şahıslardır. Ülkelerin suçlanması nefret suçudur.