Yayınlandı: 24.09.2020 10:47
Güncellendi: 13.02.2023 06:12

TERÖR

TERÖR DOSYASI /// Sinan TAVUKCU : 86 Bin Terörist Öldürmek

Sinan TAVUKCU : 86
Bin Terörist Öldürmek


22 Ağustos’ta Rusya Savunma
Bakanlığı
’ndan yapılan açıklamada, ülke topraklarının sadece yüzde 8’inin
kontrolünü elinde tutan Suriye ordusunun,
Rus hava güçlerinin 2015’te başlattığı operasyonlardan bu yana ülke
topraklarının yüzde 96.5’inin denetimini yeniden ele geçirdiği ve  Rus
güçlerinin  Suriye’deki terörist gruplara karşı operasyonlarında 86.000
militanın ve militan grupların 830 komutanının öldürüldüğü belirtildi.


Bu haber, üzerinde hiçbir değerlendirme
yapılmadan, gündemin diğer haberleri arasında sıradan bir haber olarak akıp
gitti. Yabancı bir gücün, yerli halktan 86 bin kişiyi hangi hakla öldürebildiği
sorgulanmadı. Çünkü terörizmle savaşmak, uluslararası hukukun tanıdığı bir
haktı ve güçlü devlet birisine terörist dediği zaman uluslararası hukuk onun
öldürmesine cevaz veriyordu. Bunda yadırganacak bir durum yoktu..


ABD’deki 11 Eylül saldırılarından sonra
kamuoyu gündeminden düşmeyen “terörizm, terörizm tehdidi ve teröre karşı savaşma hakkı”
istismara açık, en tehlikeli uluslararası hukuk kavramları haline geldi.
“Terörizm” her devletin kendi güvenlik stratejisi, dış politika çıkarları için
bir başka devlete askeri olarak müdahale etme, işgal etme imkanını veren bir
aparata dönüştü.


30 Eylül 2015’te Rejimin daveti üzerine askeri
müdahalede bulunan Rusya’da, Suriye halkına karşı yürüttüğü savaşı “terörizmle
mücadele” gerekçesine dayandırdı.


“Ulus”unu katleden bir yönetim


Rejime karşı gösterilerin başladığı 2011’de
Suriye’nin nüfusu yaklaşık 22 milyondu. Gösterilerin önce ayaklanmaya, sonra iç
savaşa dönüşmesinden sonra Suriye nüfusunun % 41’i iç savaş nedeniyle göçmen
haline geldi. ABD merkezli PEW araştırma şirketinin 2018 Ocak ayında
yayınladığı araştırma raporuna göre, 2011 yılından beri devam eden iç savaş
nedeniyle 13 milyon Suriyeli evlerini terk etti. Bunların yüzde 49’u (6 milyon)
ülke içinde yer değiştirirken, yüzde 51’i başka ülkelere göç etti. En çok
Suriyeliyi alan ülke ise Türkiye oldu. Suriyelilerin 3.4 milyonu Türkiye’ye, 1
milyonu Lübnan’a, 660 bini Ürdün’e, 250 bin’i Irak’a göç etti. Yaklaşıl 1
milyon Suriyeli sığınma talebiyle veya mülteci olarak Avrupa’ya gitti.


Halen devam etmekte olan çatışmalarda
sivil-asker, 500 binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan
yaralanmalar dolayısıyla fiziki engelli haline geldi yada ağır travmaya maruz
kaldı. Yüzbinlerce konut, işyeri, resmi kurum binası kullanılamaz hale geldi.
Yollar, kanalizasyon, su ve elektrik altyapısı ağır hasar gördü. Kadim
medeniyetlerin yaşadığı topraklar, kendi halkı üzerinde kimyasal silah
kullanmaktan çekinmeyenlerin vahşi bir iktidarda kalma mücadelesine sahne oldu.




15 Mart 2011’de Dera şehrinde, Arap Baharı’ndan
etkilenen sivil halkın daha fazla özgürlük talepleri ile başlayan gösterileri
geniş çaplı tutuklamalar, işkenceler, polis şiddeti ile karşılık buldu. Halkın
devlet  şiddetini protesto eden gösterileri bütün ülke çapına yayıldı.
Rejim, halktan gelen taleplere karşılık vermek, siyasetin önünü açmak, 1963’den
beri elinde bulundurduğu iktidarı paylaşmak yerine gösteri yapılan şehirleri
tank ateşine tutarak ve havadan bombalayarak cevap verdi. Şiddet yoluyla
halkını yola getirmek isteyen Rejim ile muhalifler arasındaki çatışma
uluslararası güçlerin müdahalesi ile çığırından çıktı. 2015 yılına gelindiğinde
Rejim, Suriye topraklarının %92’si üzerinde hâkimiyetini kaybetmişti.


Rusya’nın Suriye üzerinde mutlak hükümranlığı


Esed rejiminin “müşterek meşru müdafaa hakkı”
gerekçesi ile davet ettiği Rus ordusu 30 Eylül 2015’te Suriye savaşına müdahil
oldu.


Suriye ile Rusya’nın siyasi-askeri işbirliği
Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra
başlamıştı. 1953’ten sonra Baas Rejiminin yönetimi ele geçirmesi ile birlikte,
Suriye-Rusya ilişkileri siyasi, ekonomik ve askeri boyutlar kazandı ve Suriye
Rusya’nın Akdeniz ve Ortadoğu’daki en büyük müttefiki haline geldi. Suriye
ordusu Rus silahları ile donatıldı. Suriye, 1956-2000 yılları arasında 26
milyar dolarlık Rus silahı satın aldı. Suriye askerleri Ruslar tarafından
eğitildi ve doktrine edildi. Rusya’ya eğitime gönderilen Suriye subaylarından 8
bini Rus kızlarıyla evlenerek döndüler ve Suriye’de ayrı bir sınıf
oluşturdular.


Sovyetlerin dağılıp Rusya Federasyonu
kurulmasından sonra da ilişkiler devam etti. 2005 yılında Beşar Esed’in Rusya
ziyaretinde, silah alımlarından kaynaklanan borçlarının %70’ine tekabül eden
13.4 milyar dolarlık borç Putin tarafından silindi. 2007-2010 yılları arasında
teslim edilmek üzere Suriye ile 4,7 milyar dolarlık yeni bir silah satış
anlaşması imzalandı. Alacağından vazgeçen Rusya, bu tarihten sonra Suriye
üzerinde mutlak tasarruf sahibi oldu.


Rusya’nın geleneksel Akdeniz’e inme ve sıcak
denizlerde söz sahibi olma stratejisi bakımından Suriye’nin kendisine mutlak
bağlı şekilde elde tutulması Rusya bakımından hayati önem taşımaktadır. Soğuk
savaş dönemi müttefiki Baas rejimi yerine, İslâmi hassasiyeti yüksek bir
muhalefetin iktidar olması, Rusya için 60 yılı aşan bir çaba ve maliyetin boşa
gitmesi demekti. Suriye’deki İslâmi eğilimli muhalefetin başarısı, onlara göre,
Rusya’nın şiddetle bastırdığı Kafkaslardaki ayrılıkçı hareketlerin de tekrar
canlanmasına yol açabilirdi.


Bütün bu sebeplerin yanısıra Rusya, Sovyetlerin
dağılması ile birlikte dünya nezdinde zaafa uğrayan süper güç kapasitesinin
hala devam etmekte olduğunu Suriye’de en sert biçimde göstermeyi fırsat olarak
değerlendirdi.


Uluslararası düzenin iflası


Rusya, Baas rejimine karşı mücadele eden ve
ülkede hakimiyetini %92’ye kadar yayan halk muhalefetini bastırmak üzere
Suriye’ye askeri müdahalesini “Suriye hükümeti tarafından davet edilen tek ordunun Rus ordusu
olduğu”
teziyle meşrulaştırmaya çalıştı.


Uluslararası barış ve güvenliğin tedariki ve
korunmasını amaçlayan Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2/4 maddesinde bir
devletin başka bir devletin topraklarında silahlı saldırı veya askeri müdahale
gerçekleştirmesi ya da o devleti silahlı saldırı ile tehdit etmesi
yasaklanmıştır. Ancak istisnai durumlarda, uluslararası ilişkilerde kuvvet
kullanımına izin verilmiştir (Md.51). Bu istisnai durumlar, meşru müdafaa
veyahut müşterek meşru müdafaa hakkını gerektirecek durumların oluşması ile
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kuvvet kullanımıdır.


BM Anlaşması devletlerarası ilişkiyi
düzenlemiştir. Dolayısıyla, müşterek meşru müdafaa için yabancı bir devleti
müdahaleye davet edecek olan devleti temsil edenlerin en başta meşruiyetinin
bulunması gerekir. Ağır insan hakları ihlalinde bulunan, 2013’te halkına karşı
kimyasal saldırıda bulunarak 1400 kişiyi katleden, nüfusun % 41’inin evlerini
terk etmesine neden olan ve 2015 yılı itibariyle ülkenin sadece %8’lik kısmında
hâkimiyeti bulunan bir Rejimin meşruluğundan elbette ki bahsedilemez.


Ancak, mevcut uluslararası sistemin böyle bir
meşruiyet talebi de yoktur. Demokratik olmayan, ağır insan hakları ihlali yapan
rejimler de uluslararası sistemin bir parçasıdırlar; hatta BM Güvenlik
Konseyi’nin üyesidirler. Önemli olan devletlerin uluslararası sisteme ve
kurallarına biatıdır. Devletleri bağımsız olarak tanıyan ve sisteme kabul
edenler, çoğu zaman devleti yönetenlerin kendi halklarına ne yaptıkları ile
ilgilenmezler. Ta ki, o devlet uluslararası sisteme başkaldırana kadar. O zaman
halklar birden önemli hale geliverirler…


Kısaca, sistemin adı “uluslararası” da olsa,
bir “uluslararası hukuk” tan da bahsedilse, hukuku korunacak olan “ulus” değil,
küresel sisteme tabi olan yönetici erktir. Sistem, uluslar-arası değil,
hegemonik güçler ile ona tabi olanlar arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir.


Sistemin sahipleri, önceden koydukları
kurallar kendi manevra alanını daralttığında, hemen bir gerekçe bularak/icad
ederek istisnalar oluşturmakta ve bir süre sonra istisnaları genelleştirerek
çıkarlarını ve biat ilişkisini devam ettirmenin formülünü bulmaktadırlar. ABD
ve koalisyon ortaklarının Afganistan ve Irak’ta milyonlarca Müslümanın ölüm ve
yaralanmasına, memleketlerinin yıkımına yol açan işgalleri de üretilmiş
gerekçelere dayandırılmıştır. Mesela, Irak işgalinin gerekçesi olan Saddam
Hüseyin yönetiminin kitle imha silahı ürettiği iddiası boşa çıkmış ancak, ABD
işi pişkinliğe vurmuştur.


Büyük güçlere mazeret üretmenin son örneği
olarak BM, 20 Kasım 2015’te aldığı 2249 sayılı kararla üye devletlere IŞİD’e
karşı gerekli her türlü önlemi alma yetkisi vermiştir (UN Security Council
Resolution S/RES/2249, 2015). Bu kararla, herhangi bir devlet (elbette
hegemonik devletleri kasdediyoruz), İŞİD’in faaliyet gösterdiği bahanesi ile
bir başka devlete askeri müdahalede bulunma hakkını elde etmiştir.


Rusya Suriye’ye ortak oldu


Suriye’de çıkarlarını maksimize etmek için
İŞİD gerekçesini en iyi kullanan Rusya olmuştur. Rus uçakları Suriye’ye girdiği
andan itibaren, İŞİD’in faaliyet göstermediği bilinen Türkmen dağını ısrarla
vurmuş ve Türkmenlerin bölgeyi boşaltması için uğraşmış, hatta defalarca Rus
uçakları Türkiye hava sahasını ihlal etmiştir. Nitekim bu ihlaller
24 Kasım 2015’de bir Rus uçağının Türk sınırında vurulması ile
sonuçlanmıştır.


Rusya yoğun hava saldırıları ile, bir yandan
muhaliflerin hâmisi Türkiye’yi zorda bırakmak için halkı göçe zorlarken, diğer
taraftan şehirleri, yerleşim yerlerini bombalayıp sivil muhalefetin direnişini
kırmaya çalıştı. Hastaneleri, okulları, pazar yerlerini, insani yardım
konvoylarını, tahliye konvoylarını bombalamada beis görmedi. Sivil muhalefetin
gücünü kırdı. 2015 yılı itibariyle tükenmiş Beşar Esed’in Suriye
coğrafyasındaki hakimiyetini yüzde 96.5’a çıkardı.


Sovyetler dağıldıktan sonra Gürcistan, Ukrayna
ve ardından Suriye’ye yaptığı sert askeri müdahaleler ile süper güç olduğunu
göstermek isteyen Rusya’ya demokratik dünyadan (!) gelen tek tepki, öldürürken
kimyasal kullanmamasından ibaret oldu.


Beşar Esed halkıyla paylaşmadığı iktidarı
Rusya ile paylaşmayı tercih etmişti. Nitekim, 2018 Nisan ayında bir heyetle
birlikte Suriye’yi ziyaret eden Birleşik Rusya Partisi milletvekili ve Suriye
Dostluk Gurubu üyesi Dmitry Sablin, Esed’in “Rusya Suriye’de artık misafir
değil, ev sahibi. Verdiğimiz mücadelenin tüm süreçlerini bizimle birlikte
yaşadı”
dediğini aktarmıştı. Mesele açığa kavuşmuştu. Rus
müdahalesinin amacı Suriye’ye ortak olmaktı, terörizm işin bahanesi idi..




Uluslararası düzenin garip bir cilvesi olarak
Rusya 2008 yılında, resmi olarak Gürcistan toprağı olan Güney Osetya’yı Oset
halkının kendisini davet ettiği iddiasıyla, Gürcistan ile savaşarak işgal edip
bağımsızlaştırmıştı. 2015 yılında bu defa tam tersini yaparak, Rejimin daveti
üzerine halkı ezmek üzere Suriye’ye girdi


Uluslararası sistemin özeti:


Kurt kuzuyu yemeyi
kafasına koymuşsa,


derenin alt
tarafında su içen kuzuyu


kendi içtiği suyu
bulandırmakla suçlayacaktır.


11.09.2018