Yayınlandı: 24.09.2020 10:34
Henüz güncellenmedi

ESKİ SOVYET ÜLKELERİ

UKRAYNA DOSYASI /// Deniz BERKTAY : KOMEDYEN CUMHURBAŞKANI VE UKRAYNA’NIN GELECEĞİ


Deniz
BERKTAY
:
KOMEDYEN
CUMHURBAŞKANI VE UKRAYNA’NIN GELECEĞİ


Ukrayna’da
21 Nisan 2019’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu, daha önce
hiçbir siyasi deneyimi olmayan komedyen Volodimir Zelenski’nin yüzde 73
civarında oy alarak kazanması, uluslararası basında geniş yer buldu. Şimdi, hem
siyasi deneyimi olmayan birinin nasıl böyle bir başarı elde ettiği tartışılıyor
hem de Ukrayna’nın bundan sonra nereye yöneleceğine ilişkin farklı görüşler öne
sürülüyor.


Aslına
bakarsak, gelişmeleri dikkatle takip edenler açısından, bu sonuç, sürpriz
olmadı. (Gerek seçimlerin ilk turundan hemen önce, gerek ilk turun ardından,
olası gelişmeleri analiz etmiştik. (bkz:
http://soyledik.com/tr/makale/7850/ukrayna-secimleri-veya-1-nisan-sakasi–deniz-berktay.html
) Peki, Zelenski’nin başarısı neye dayanıyor? Yakın gelecekte olabileceklere
ilişkin nasıl bir senaryo okuması yapabiliriz? 


İkinci
Tur ve Uluslararası Yankılar


Ukrayna
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 31 Mart’ta düzenlenen ilk turunda, komedyen
Volodimir Zelenski, yüzde 30,4 oranında oy alarak birinci gelirken,
Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko yüzde 15,9 oranında (yani, Zelenski’nin oylarının
yaklaşık yarısı kadar) oy alabilmiş; Ukrayna siyasetinin en güçlü isimlerinden,
eski başbakanlardan Yuliya Timoşenko ise oyların ancak yüzde 13’ünü alarak,
ikinci tura çıkma imkanından mahrum kalmıştı. Böylelikle Zelenski, ilk turda,
oylamaya katılan neredeyse her üç kişiden birinin oyunu alırken,
cumhurbaşkanının oyları ile ana muhalefet liderinin oylarının toplamından daha
fazlasını almış oluyordu. İlk turda Poroşenko sadece milliyetçi eğilimlerin en
güçlü olduğu Batı Ukrayna’nın Lviv ve Ternopol illerinde birinci gelirken,
Yuliya Timoşenko İvano Frankovsk ilinde birinci olmuş, diğer bütün illerde,
Zelenski birinci gelmişti. Bu illere, Poroşenko’nun en çok yatırım yaptığı
Vinnitsa ili de dâhildi. Bu, aslında, Poroşenko açısından sonun başlangıcına
işaret ediyordu.


21
Nisan’daki ikinci tura, seçmenin yüzde 61,37’si katıldı (ilk turda katılım,
yüzde 62,8 olmuştu. Dolayısıyla, ilk turda başka adaya oy verenlerin neredeyse
tamamı, ikinci tura katılarak, “kötünün iyisi” olarak gördüğü kişiye oy vermeyi
tercih etti). Seçmenin yüzde 73,22’si Zelenski’ye oy verirken, Poroşenko’nun
oyları, yüzde 24,45’te kaldı. Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun bu seçimlerin kendisi
ile Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin arasında geçeceğini ima eden afişler
astırıp milliyetçi seçmeni seferber etmeye çalışmasına rağmen, Ukrayna’nın en
milliyetçi illerinden olan Batı Ukrayna’nın Lviv ili dışında, hiçbir ilde
oyların çoğunu alamadı (radikal milliyetçi eğilimlerin en güçlü olduğu Ternopol
ilinde bile, oyların büyük çoğunluğunu Zelenski aldı). İlk turda başka adaylara
verenlerden Poroşenko’ya ancak 10 puan kadar yönelme olurken, Zelenski,
Rusya’ya sempatiyle yaklaşan kitlelerin oylarının hemen hemen tamamını, ayrıca,
milliyetçi eğilimli Batı Ukrayna seçmeninin çok büyük bölümünün oylarını almayı
başardı.


Oy
verme işleminin ardından ilk sandık çıkış anketlerinin Zelenski’nin yüzde 73
civarında oy aldığına işaret etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Poroşenko,
yenildiğini kabul ederek, rakibini kutladı ve “güçlü bir muhalefet
oluşturacaklarını” açıkladı. Bunun ardından, Zelenski’ye yabancı ülkelerden
tebrik mesajları gelmeye başladı.


Poroşenko’nun
kendisini “Rus tehdidine karşı tek seçenek” olarak göstermesine karşılık,
Zelenski’nin zaferini ilk kutlayanlardan biri, Rusya karşıtı çizgi izleyen
ülkelerden Polonya’nın Cumhurbaşkanı Andzey Duda oldu. Üstelik de Duda,
Zelenski’yi Polonya’ya davet etti. Benzer bir tebrik ve davet mesajı da,
Almanya Başbakanı Angela Merkel’den geldi. ABD Başkanı Donald Trump da,
Zelenski’yi telefonla arayıp tebrik etti. (Trump’ın ve NATO Genel Sekreteri
Stoltenberg’in tebriklerinde dikkat çeken bir husus, bir taraftan Zelenski’yi
tebrik ederken, diğer taraftan Poroşenko’nun icraatlarını övmeleri oldu).


Rusya’dan
gelen mesajlar ise, daha farklı. Kremlin’in çizgisini benimseyen Çeçenistan
Lideri Ramzan Kadirov’un sıcak bir tebrik mesajı göndermesine karşılık, Rusya
Başbakanı Dmitri Medvedev, ilişkilerin düzeltilmesi için hala şans olduğunu
ifade eden, “ihtiyatlı iyimserlik” içeren bir mesaj yayımladı.


Zelenski’nin
Başarısı


Peki,
Zelenski’nin rekor düzeyde oy almasının nedenleri nedir?


Bu
konuda öncelikle belirtmek gerekirse, Zelenski’nin başarısı, kendisinin
yarattığı sempati veya güven hissinden ziyade, toplum genelinde hem Ukrayna
Cumhurbaşkanı Poroşenko’ya, hem de genel olarak gelmiş geçmiş siyasetçilere
duyulan tepkiden kaynaklanıyor. Bundan beş yıl önce, 2014’ün şubat ayında Batı
yanlısı kesimlerin gerçekleştirdiği ihtilalin temel nedeni, yolsuzluklara
duyulan tepki idi. İhtilal sonucunda, Rusya’ya yakın bir çizgide bulunan
dönemin Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç Rusya’ya kaçmıştı. İhtilalin yarattığı
karmaşadan yararlanan Rusya yönetimi, Kırım’daki Rus nüfusla da işbirliği
yaparak Kırım Yarımadası’nı kendi topraklarına kattığını açıklamış, ardından
da, Doğu Ukrayna’nın Donbas bölgesindeki Rus sempatizanı nüfusun tepkisinden
yararlanarak, Donbas’ta ayrılıkçıların iki il merkezini (Donetsk ve Lugansk)
ele geçirmesini sağlamıştı.


Bu
şartlarda Ukrayna’da düzenlenen erken cumhurbaşkanlığı seçimlerini işadamı
Petro Poroşenko, ilk turda oyların yüzde 56’sını alarak kazanmıştı. Ancak,
Poroşenko döneminde yolsuzluklar konusunda fazla mesafe alınamaması,
yoksulluğun artması, ona yönelik tepkilerin de yoğunlaşmasına neden oldu.
Poroşenko’nun reytingi, geçen yaz, yüzde 5’lere kadar düşmüş ve seçim olması
halinde ikinci tura kalıp kalamayacağı bile tartışılmaya başlamıştı.


Poroşenko’nun
reytingini arttıran unsur, son dönemde Ukrayna milliyetçiliğine vurgu yapması
oldu. Poroşenko, Ukrayna’da Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrı (fakat Fener Rum
Patrikhanesi’ne tabi) bir Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin kurulmasına öncülük
ederek (bu konuya her aşamada müdahil olarak), “Ukrayna’yı dini alanda
Rusya’nın egemenliğinden kurtaran kişi” olarak kendisini ortaya koydu.


Ukraynacayı
toplumun her alanında egemen kılan düzenlemeler getirdi. Ayrıca, Ukrayna’nın
yeni, modern bir orduya sahip olmasının kendi başarısı olarak ortaya koydu.
Böylelikle, seçim kampanyasını, “dil, inanç, ordu” ekseni üzerine oturttu.


Ayrıca
Poroşenko, seçimlerin daha ilk turundan önce, kendisini tek milli lider olarak
lanse ederken, başkalarına verilecek oyların Rusya’ya yarayacağını söyledi
(yani, karşıdaki herkesi, “şer ittifakı” olarak gösterdi). Ancak, Poroşenko’nun
bu propagandası, beklenen sonucu getirmedi. Zira propagandanın iki ayağı olan
“dil” ve “inanç” konusu, Rusça konuşan ve Moskova Patrikhanesi’ne bağlı kiliselerde
ibadet eden veya en azından etnik Ukrayna milliyetçiliğine mesafeli olan
kitlelerin (özellikle de, nüfusun en yoğun olduğu güney ve doğu illerinin)
tepkisini çekti. Nitekim bu illerde, seçmenin yüzde 10’dan azı, Poroşenko’ya oy
verdi. Ayrıca, Poroşenko’nun “ulusal kilise” projesi de, istenen sonucu
vermedi.


Milliyetçilerin
beklediği şekilde, patrikhane statüsünde olan, dünyadaki diğer Ortodoks
kiliseleri tarafından tanınan bir kilise yerine, Fener Patrikhanesi’ne bağımlı
ve Fener dışında kimse tarafından tanınmayan bir yapı ortaya çıktı.
Propagandanın üçüncü ayağı olan “ulusal ordu” ise, Poroşenko’nun yakın
çevresinden bazı kişilerin Rusya’dan bazı askeri malzemeleri kaçak yolla
Ukrayna’ya getirtip Ukrayna Ordusu’na piyasa fiyatlarının üstünde fiyatlarla
sattıklarının ortaya çıkmasıyla, çökmüş oldu.


Sonuçta,
milliyetçi eğilimlerin güçlü olduğu bölgelerde bile Poroşenko’nun
milliyetçiliği “samimi” bulunmazken, buralardaki seçmen, bütün yolsuzluklardan
ve ekonomik sorunlardan sorumlu tuttuğu Poroşenko’nun karşısındaki adaya
yöneldi. (Lviv ve Rivne illerinde ikinci turdan önce yaptığım sokak
röportajlarında konuştuğum kişilerin pek çoğu, “Poroşenko, iktidarda daha da
zenginleşti fakat seçimden hemen önce, vatanı milleti hatırladı. Biz, ona
karşı, ehveni şer olarak gördüğümüz Zelenski’ye oy vereceğiz”, diyorlardı).


Rusça
konuşan nüfusun yaşadığı ve Rusya sempatisinin güçlü olduğu güney ve doğu
illeri ise, kendisinin de ana dili Rusça olan ve bu kesime hoşgörü
göstereceğini açıklayan Zelenski’ye yöneldi. Ukrayna’da Rus yanlısı seçmenin
önemli bir bölümünün Rus yanlısı Kırım ve Donbas gibi bölgelerin Rusya’nın
denetimine geçmesi (dolayısıyla hükümet kontrolündeki bölgelerde Rus
yanlılarının sayıca azalması) ve iki ülkenin fiilen savaş halinde olmasının
sonucunda Ukrayna seçimlerinde oy kullanamaması nedeniyle son beş yıldır Rusya
yanlılığını açık şekilde savunan bir adayın cumhurbaşkanı olma şansının
kalmaması nedeniyle, buralarda yaşayanlar, kendi farklılıklarına hoşgörü
göstereceğine inandıkları kişiyi seçtiler.


Zelenski,
mevcut siyasetçilere tepki duyulan şartlarda, şov dünyasında yıllardır tanınan,
fakat siyasete yeni atılan biri olarak, reyting toplamaya başladı. “Halkın
Hizmetkarı” adlı dizide canlandırdığı ve öğretmen iken cumhurbaşkanı olan Vasil
Goloborodko karakteriyle, hiçbir çıkar grubuyla ilişkili olmadan devletin
başına geçilebileceği mesajını vermişti. Ancak, Zelenski hakkında yaygın olarak
söylenenin aksine, Ukraynalı seçmenin Zelenski’yi bu dizi filmdeki karakterle
özdeşleştirdiği için oy verdiğini söylemek, yanlış olur. Zira kamuoyu
yoklamaları, Zelenski’nin gerçek reytinginin yüzde 10 civarında olduğunu, asıl
olarak, cumhurbaşkanına ve diğer siyasetçilere olan tepkiden ötürü oy aldığını
ortaya koyuyor. (Seçimlerden önce, Ukrayna’nın farklı bölgelerinde görüşme
yaptığım seçmenlerden, oyunu Zelenski’ye vereceğini açıklayanlar, “onun başka
işadamlarının adamı olabileceğini biliyoruz. Deneyimi de yok. Fakat şu anda,
ehveni şer, odur ve artık birşeylerin değişmesi gerekiyor. Hiçbir şey, şimdiki
durumdan kötü olamaz”, diyerek, Zelenski’yi ideal bir lider olarak
görmediklerini söylemişti).


Zelenski’nin
başarısında önemli bir husus, genç nüfusun fazla seyretmediği televizyon
kanalları yerine, internet ve sosyal medya üzerinden propagandaya ağırlık
vermesi oldu. İzlediği bir diğer başarılı yöntem (tabii bunda, kendi seçim
kampanyası danışmanlarının payı büyük), seçimlerden önce Poroşenko’yla veya
diğer siyasetçilerle tartışmaya girmemek ve röportaj vermemek oldu.
Zelenski’nin siyasi deneyiminin olmaması, onun en zayıf yönü olduğu için,
seçimlerden önce gireceği bir tartışma, diğer adaylar karşısında onun açısından
ağır sonuçlara yol açabilirdi. Bunların yerine Zelenski, görüşlerini, sosyal
medyaya yüklediği videolarda yaptığı açıklamalarla kamuoyuna duyurdu.


(Poroşenko’yla
televizyon stüdyosunda tartışmaktan kaçındı ve bunun yerine, Kiev Olimpik
Stadyumu’nda, fanatiklerin tezahüratları arasında onunla karşılıklı bir söz
düellosu gerçekleştirdi. Uzmanların da ifade ettiği üzere, buna gerçek bir
siyasi tartışmadan ziyade, şov demek, daha doğru olurdu.)


Bunların
dışında, Zelenski’nin reytinginin henüz düşük olduğu dönemde Poroşenko’nun
çevresinin ona yönelik yürüttüğü itibarsızlaştırma kampanyası, Poroşenko’ya
tepki duyan kitlelerde tam ters etki gösterdi ve Poroşenko’ya yönelik
tepkilerin Zelenski’ye desteğe dönüşmesini sağladı. Böylelikle, Aralık ayında
geri sıralarda yer alan Zelenski, bir anda, seçmenin odağı haline geldi.


Demir
Leydi’ye Ne Oldu?


Bu
noktada, bir zamanlar Ukrayna’nın “demir leydisi” olarak adlandırılan, eski
başbakanlardan Yuliya Timoşenko’nun neden ikinci tura kalamadığına da
değinmekte yarar var. Bunun, birkaç nedeni var: Birincisi, Timoşenko’nun
başbakan olduğu 2010 öncesi dönemden ötürü ona hala tepki duyan belli bir kesim
var. İkincisi, siyasi gözlemcilerin de işaret ettikleri üzere, Timoşenko, seçim
kampanyasına çok erken (geçen yılın yaz mevsiminde) başladı ve siyasi
polemiklerde ve seçim kampanyasında kullanabileceği bütün malzemeyi erkence
tüketti. Dolayısıyla, sonraki aylarda yeni bir şey öne süremedi. Üçüncüsü,
Ukrayna kamuoyunun ayrıntılı seçim programlarını fazla incelemediğine dikkat
etmeden, seçim kampanyasını, ayrıntılı bir “yeni yol” programı üzerine oturttu.
Oysa ki siyasi gözlemcilerin de işaret ettiği üzere, vitrine böyle ayrıntılı
bir program koymak yerine, kendisini koysaydı, başka bir deyişle, kendisinin
siyasi tutumu nedeniyle üç yıl hapis yatmış, fakat mücadeleden vazgeçmemiş bir
lider olduğunu vurgulasaydı, daha başarılı olabilirdi. Dördüncüsü ve belki de
en önemlisi ise, üç ay öncesine kadar Poroşenko’nun baş rakibi olan ve
Ukraynalı siyasetçiler arasında reytingi en yüksek kişi olan Timoşenko, seçim
kampanyasında sadece, ezeli siyasi hasımı olan Poroşenko’yu kendisine hedef
aldı; Zelenski’nin reytinginin giderek yükseldiğini görmedi ve seçim
kampanyasında onu görmezden geldi. Sonuçta, ilk turda yüzde 13 civarında oy
alarak elendi. Fakat ilk tur sonrasında, ikinci turda hiç kimseyi
desteklemeyeceğini açıklayarak ama aynı zamanda Poroşenko’yu eleştirmeyi
sürdürerek, kendi seçmen tabanını, Zelenski’ye yönlendirmiş oldu. Timoşenko’nun
tavrına benzer bir tavrı, ikinci tura kalamayan Anatoliy Gritsenko gibi
milliyetçi eğilimli siyasetçiler de gösterdi. Sonuçta, milliyetçi kesimlerin de
önemli bir bölümü, “gerçek milliyetçi” olarak görmedikleri Poroşenko’ya oy
vermedi ve ya seçime katılmadı, ya da, onun karşısındaki Zelenski’yi seçti.
(Konuştuğum bazı milliyetçiler, Zelenski’nin seçilmesi halinde, zayıf bir
cumhurbaşkanı olacağını, böylelikle parlamentonun yetkilerinin artacağını, bu
nedenle ona oy vereceklerini söylemişlerdi. Bu tavrı da not düşmek gerekir.)


“Yetmez
Ama Evet” Kampanyası


Poroşenko’nun
ilk turda yüzde 15 oy alması üzerine, bazı milliyetçi aydınlar, bildiriler
imzalayarak ve gazetelere açıklamalar yaparak, kendilerinin Poroşenko’yu ideal
lider olarak görmediklerini, Poroşenko’nun pek çok hatasının olduğunu fakat
Rusya’yla savaş şartlarında Poroşenko’ya oy vermeyip de Zelenski gibi
deneyimsiz birine oy vermenin ülkeyi yıkıma sürükleyeceğini söyleyerek,
milliyetçi seçmeni, her şeye rağmen, Poroşenko’ya oy vermeye çağırdılar. Bu
kampanyaların etkisi, yukarıda da belirttiğimiz üzere, zayıf kaldı.


Zelenski’nin
Zayıf Noktası


Zelenski,
hem Poroşenko’ya tepkili olan milliyetçilerin hem de Poroşenko’nun milliyetçi
politikalarından rahatsızlık duyanların oyunu aldı. Yani, birbirinden taban
tabana zıt siyasi görüşü benimsemiş kesimlerin oyunu aldı. Bu, aslında onun en
zayıf noktalarından birini oluşturuyor. Zira bir kesimi tatmin etmeye yönelik
politikaları, diğer kesimlerin ondan uzaklaşmasına neden olacak. İkincisi,
Ukraynalı seçmen, genellikle, kısa sürede sonuç görmek ister ve ülkede görülen
olumsuzluklardan, o anda iktidarda bulunan kişiyi sorumlu tutar. Bu da,
Zelenski’nin ekonomik konularda ve yolsuzlukla mücadele konusunda kısa sürede
belli başarılar gösterememesi halinde, çok zor durumda kalacağı anlamına
geliyor. Üçüncüsü, Ukrayna Anayasası’na göre, devlet yönetiminde yetkilerin
büyük kısmı parlamentoya ait olduğu, cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı olduğu
için, Zelenski’nin, parlamentodan belli bir destek bulması gerekiyor. Fakat şu
anki parlamentoda, kendisine bağlı bir grup bulunmuyor. Zelenski’nin kurduğu
“Halkın Hizmetkarı” adlı parti, şu anki kamuoyu yoklamalarında önde görünse de,
henüz örgütleme aşamasını tamamlamamış olan bu partinin, ekim ayında yapılması
beklenen parlamento seçimlerinde yüksek oy alacağı, şüpheli. Her şey bir yana,
Zelenski’nin iktidarda bulunacağı dönem, partinin reytinginin azalmasına neden
olabilir. İkincisi, Zelenski’ye verilen oyların büyük çoğunluğu, yukarıda
değindiğimiz üzere, emanet oylar. Parlamento seçimlerinde seçmen, kendisini
daha çok temsil ettiğini düşündüğü partilere oy vermeyi tercih edebilir.
Dolayısıyla, Zelenski’nin partisi, tek başına iktidara gelemeyebilir. Bu da,
Zelenski’nin eski siyasi güçlerden hiçbiriyle işbirliği yapmamayı vaat etmiş
olmasına karşılık, gerçek şartlar altında bunların bazılarıyla işbirliği
yapacağı anlamına geliyor.


Parlamento
Feshedilir mi?


Zelenski’nin
vaatlerinden biri de, şimdiki parlamentonun feshedilerek, erken seçimlere
gidilmesiydi. Ancak, Zelenski’nin anayasaya göre, bunu 27 Mayıs tarihine kadar
gerçekleştirmesi gerekiyor. Öte yandan, Zelenski’nin resmen göreve başlamasına,
en az bir ay var. Yani, göreve başlaması, Mayıs ayının sonlarını bulacak. Böylelikle,
parlamentoyu feshetmek için yeterli zamanı olmayacak. Kulisler de,
parlamentonun feshedilmesini istemeyenlerin, Zelenski’nin göreve başlama
süresini mümkün olduğunca geciktirmeye çalıştığını söylüyor. Bu şartlarda,
Zelenski’nin yakın gelecekte parlamentoyu feshetme ihtimalinin düşük olduğu
görülüyor.


Başbakanın
Tavır Değişikliği


Ukrayna
Cumurbaşkanı Petro Poroşenko’nun göreve getirdiği Başbakan Volodimir Groysman,
dün yaptığı açıklamada, kendisinin, “ideolojik farklılıklar olmadığı sürece”
yeni cumhurbaşkanı ile çalışabileceğini açıkladı. Bunun, seçimden sonra “etkili
muhalefet” haline geleceğini söyleyen Poroşenko’nun açıklamalarıyla nasıl bir
zıtlık oluşturduğu, ortadadır. Nitekim siyasi gözlemciler, Groysman’ın uzun
zamandan beri kendi siyasi gücünü kurmaya niyetli olduğuna, fakat Poroşenko’nun
iktidarda bulunduğu dönemde bunu yapamadığına, şimdi ise, Poroşenko’nun
devrildiği şartlarda, bunu gerçekleştirme fırsatı yakaladığına dikkat çekiyor
ve Groysman’ın önümüzdeki parlamento seçimlerine kendi partisiyle gireceğini
söylüyor.


Ayrıca,
Poroşenko’nun partisindeki bölünmenin Groysman’ın grubunun ayrılmasıyla sınırlı
kalmayacağı, önümüzdeki günlerde, dünya eski ağırsıklet boks şampiyonu ve
şimdiki Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko’nun başkanı olduğu UDAR (Yumruk
Darbesi) partisinin tekrar Poroşenko’nun partisinden ayrılacağı konuşuluyor. Bu
ihtimallerin gerçekleşmesi halinde, Poroşenko’nun partisi, Ukrayna siyasetinin
önde gelen güçlerinden biri olma özelliğini yitirecektir. Poroşenko’dan kopan
grupların da Zelenski ile koalisyon kurmaları, güçlü bir olasılık olarak
görünüyor. Zelenski, Rusça konuşan nüfusa hoşgörülü yaklaşmasına karşılık,
siyasi açıdan, Batıcı bir çizgi izliyor. Dolayısıyla, dış politik tercihi,
temel olarak, parlamentodaki diğer siyasi güçlerle bir zıtlık teşkil etmiyor.


Dış
Politik Yönelim


Zelenski’nin
seçilmesinden sonra Batılı liderlerin sıcak tebrik mesajları yayımladığını,
Rusya Başbakanı Medvedev’in ise “ihtiyatlı iyimserlik” sayılacak bir açıklama
yaptığını yukarıda kısaca söylemiştik. Zelenski’yi ilk ülkesine davet eden
lider, Polonya Cumhurbaşkanı Andrzey Duda oldu. Batı yanlısı ve Rusya karşıtı
politika izleyen Polonya’nın Ukrayna’nın yeni cumhurbaşkanına yönelik bu sıcak
tavrını, Polonya yönetiminin Ukrayna milliyetçiliğinden hazzetmemesi ve şimdiki
Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun İkinci Dünya Savaşı yıllarında sivil
Polonyalıların ölümünden sorumlu tutulan bazı radikal milliyetçileri ulusal
kahraman ilan etmesinden rahatsızlık duyması ile açıklayabiliriz.


Poroşenko
döneminde ulusal kahraman olarak ilan edilen ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında
hem Sovyet Ordusu’na ama hem de Polonyalılara karşı çarpışmış olan Stepan
Bandera, Polonyalılar tarafından “katil” olarak görülüyor. Ukranya ve Polonya
yönetimlerinin Batı yanlısı olmalarına karşılık, tarih tartışması, iki ülke
ilişkilerini geçen yıl krize sokmuştu. Zelenski ise, Batı yanlısı çizgisi, buna
karşılık etnik Ukrayna milliyetçiliğine karşı mesafeli tutumuyla, Polonya
yönetimi açısından, ideal bir lider.


Zelenski’yi
ülkesine davet eden ikinci liderse Almanya Başbakanı Angela Merkel oldu.
Almanya yönetimi, Rusya’yla iyi ilişkileri korumak isteyen ve Ukrayna sebebiyle
Rusya’yla ilişkileri bozmayı hiç arzu etmeyen bir ülke. Dolayısıyla, Almanya
açısından da Zelenski, Batı yanlısı çizgiye sahip fakat Rusya’yla savaşçı değil
uzlaşmacı üslubu tercih eden bir lider olarak, ideal biri.


Ukrayna’nın
son beş yıldır içine düştüğü maddi zorluklar, onu Batı’ya giderek daha bağımlı
hale getirdi. Bu şartlarda, Ukrayna’da iktidara gelecek birisinin zaten ABD ile
ilişkileri bozması, beklenemez. Ancak Zelenski, gerek seçim öncesi
konuşmalarında, gerekse seçimin hemen ardından yaptığı konuşmada, temel
önceliğinin, Doğu Ukrayna’da çatışmaların sona ermesi ve Rusların eline esir
düşen Ukraynalı askerlerin memleketlerine dönmesi olduğunu söyledi. Ateşkes
konusuna ve askerlerin eve dönebilmesine vurgu yapması, Poroşenko’nun
yaklaşımından daha farklı bir yaklaşım ortaya koyacağını gösteriyor. Ancak,
yine de bu konuda iki lider arasındaki farkı fazla büyütmemek lazım. Zira
Poroşenko’nun Zelenski’yi Kırım ve Donbas gibi işgal altındaki bölgeleri geri
almaya yönelik hiçbir planı olmamakla suçlamasına karşılık, kendisinin buraları
geri alma planının olup olmadığı, belli değil. Poroşenko’nun 2014’te cumhurbaşkanı
seçilir seçilmez en kısa sürede Kırım’ı geri alacağını ve Donbas’tan
ayrılıkçıları iki hafta içinde kovacağını söylemesine karşılık, 5 yılda bu iki
konuda, hemen hiç mesafe kat edilmedi. Minsk Ateşkes Anlaşmaları süreciyle,
Donbas bölgesi, dondurulmuş çatışma bölgesi haline geldi.


Zelenski
de, seçilir seçilmez yaptığı konuşmada, Donbas Sorunu’nda Minsk Süreci’ni esas
alacaklarını söyledi. Böylelikle, Zelenski döneminde, Rusya’yla çatışmacı
üsluptan vazgeçilebileceğini, diğer taraftan, işgal altındaki bölgelerde
statükonun devam ettirileceğini öngörebiliriz. İşgal altındaki bölgelerin kısa
zamanda Ukrayna’nın denetimine geçmesini, zaten hiç kimse beklemiyor. Buna
karşılık Ukrayna’nın başında bulunan bir liderin Kırım ve Donbas’tan resmi
olarak vazgeçmeye kalkması, Ukrayna’nın mevcut şartlarında, siyasi açıdan
intihar etmesi demek olur.


Milli
Kimlik Politikaları


Zelenski’yi
Poroşenko’dan ayırt eden en önemli husus, ulusal kimlik konusuna yaklaşımıdır.
Zelenski’ye en büyük desteğin Rusça konuşan ve Ukraynaca’nın ve Ukrayna
miliyetçi ideolojisinin her yerde geçerli hale getirilmesine tepki duyan güney
ve doğu illerinden gelmesi de, bundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla, yeni dönemde,
en büyük değişiklik, Rus karşıtlığına dayanan yeni bir Ukrayna kimliği inşa
çabalarından vazgeçilmesi olacaktır. Bunun, ülkenin farklı kesimlerinin
bütünleşmesini kolaylaştırıcı bir gelişme olacağı, öngörülebilir.


Kilise
Politikası


Zelenski’yi
seçimin ardından ilk kutlayanlardan biri, Moskova Patrikhanesi’ne bağlı Kiev
Metropoliti Onufriy oldu. Kısa bir süre sonra da, Moskova Patriği (Rus Ortodoks
Kilisesi’nin başı) Kirill, Zelenski’yi tebrik etti. Zelenski’nin destek aldığı
kesimler, yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere, Poroşenko’nun Moskova
Partrikhanesi’nden ayrı, milliyetçi çizgide yeni bir Ukrayna Ortodoks Kilisesi
kurma çabasına tepki gösteren kesimlerdir. Zelenski’nin bu konuda tavrının
farklı olacağını ve Moskova Patrikhanesi’ne açık destek vermese de, en azından
bu kilisenin devlet tarafından “düşman kilise” olarak gösterilmesi ve devletin
yeni kiliseye geçişleri teşvik etmesi şeklindeki politikalara son vereceğini,
yani, dini alanda statükoyu devam ettireceğini öngörebiliriz. Bu açıdan da,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedenlerinden biri de Fener Rum
Patrikhanesi’dir.