Yayınlandı: 24.09.2020 11:10
Güncellendi: 13.02.2023 05:48

YENİ DÜNYA DÜZENİ & THE NEW WORLD ORDER

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI /// MUHAMMED MUSTAFA ASLANTÜRK : NEW WORLD ORDER NEDİR ??? (2 BÖLÜM)

BÖLÜM 1 :

Es Selamun Aleyküm değerli dostlar,
gönüldaşlar, davadaşlar…

 

Bu
yazımız seri halinde olacak ve yazımızın serisinde kamuoyunda sıkça konuşulan,
tartışılan “Yeni Dünya
Düzeni”
 projesine değinmek istiyorum. Tabi ki biz kamuoyu
olarak sadece onların bizim bilmemizi istedikleri kadarını biliyoruz ve böylesi
kısıtlı bilgiler ışığında yorum yapabiliyoruz yada tartışıyoruz…

 

Yazımızın
ilk serisinde “Yeni Dünya Düzeni” projesini biraz tanıyalım diğer serilerde ise
dünya genelinde neler yaptıklarına, hangi kanlı senaryoları hayata
geçirdiklerine elimizden geldiğince göz atacağız…

 

Haydi
Bismillah diyelim ve başlayalım…

 

“Yeni Dünya Düzeni” ilk kez Trilateral Komisyonda tasarlandı, Bilderberg
Toplantısında icraata döküldü dersek zannımca yanılmış olmayız.

 

“Yeni Dünya Düzeni” sahipleri özetle tek bayraklı, sınırları olmayan devlet
görünümlü şirketleri ve dinsiz toplumları hedeflemektedir. Bu sayede tüm dünya
ekonomisi ve politik gücünü tekellerinde olurştururken kendi empoze ettiği
öğretilerle bütün dünya milletlerini kendilerinin baskıları altına almış
olacaklar.

 

Kısaca Trilateral Komisyon ve Bilderberg Toplantıları hakkında bilgi verelim.

 

Trilateral Komisyon;

 

İlk
kez 1973’ün Temmuz ayında David Rockfeller ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı
Zbigniew Brzezinski öncülüğünde toplandı. Kurulan oluşuma daha sonraları Asya,
Avrupa, Kuzey Amerika’nın önde gelen iş adamları,politikacıları,bankacılık
sektörü liderleri ile birlikte 325 kişinin dahil olduğu biliniyor.

 

Tabi
ki komisyon bununla sınırlı değil. Pek çok araştırmacının da ortak görüşü,
komisyonun amacının İlluminati örgütüne hizmet olduğu, hedeflerinin New World Order “Yeni Dünya Düzeni” olduğu buna
mütevellit olarak tüm dünyayı ekonomik ve politik açıdan kendi güçlerinin
tahakkümü altına almak olduğu biliniyor. Komisyonun özellikle eski ABD Başkanı
Carter döneminde zirve noktasına ulaştığı da bilgiler arasında.

 

Bilderberg Toplantısı;

 

Bilderberg
Toplantıları, dünya çapında etkin siyasi liderlerin yanı sıra iş dünyası,
basın-yayın ve akademi çevrelerinin en önde gelen temsilci ve uzmanlarının bir
araya gelmesiyle yapılan yaklaşık 150-200 kişinin katıldığı yıllık, özel
toplantılardır. Bu toplantıların ilki Hollanda’da 1954 yılında
gerçekleştirildi. İsmini de ilk toplantının yapıldığı Bilderberg otelinden
aldı. Toplantılar her sene farklı ülkede gerçekleştiriliyor.

 

Peki
bu komisyonları ve toplantıları kim ya da kimler finanse ediyor kısaca bir göz
atmakta fayda var. Birkaç aile ve vakıfların listesi şöyle ;

 

Baron Rotschlid Ailesi,

David Rockfeller Ailesi:11
vakfının servetleri tahimini olarak 1,1 triyon dolar,

Ford Vakfı: 3,320 milyar
dolar,

Dupont Ailesi: tahmini
servetleri yarım trilyon dolar,

CFR (Dış İlişkiler Konseyi)

NED-National Endowment for
Democracy (Uluslararası Demokrasi Vakfı)

Cambridge Vakfı,

CRICH (Bilgisayar ve Haberleşme
Kuruluşu)

GUDP (Siyasal Yapılanma
Kuruluşu)

PRS GP (Saydam Devlet Danışma
Kuruluşu)

CAG ( Siyasi Danışmanlık Kuruluşu)

CCC ( İnsan Hakları Kuruluşu)

 

İşte bu ismi geçenlerin hepsi “Küresel Elitlerin” kurduğu,organize ettiği,
yönettiği  vakıf ve kuruluşlar….
İşte özetle “Yeni Dünya
Düzeni” oluşumu, hedefleri, vakıf ve kuruluşları böyleydi. Faaliyetlerine
 yazımızın ikinci serisinde devam edeceğiz…

Devletimiz,
milletimiz daim ve kaim olsun. Allah İslam Ümmeti ve hakiki yöneticilerinin yar
ve yardımcısı olsun…

Allah’a emanet
olunuz…

BÖLÜM 2 :

Es Selamun Aleyküm değerli dostlar,
gönüldaşlar, davadaşlar…

27 Mart 2018’de Yeni Dünya Düzeni-New World Order isimli
yazı dizimizin ilk bölümünü sizlerin beğeni ve görüşlürenize sunmuştum. Özetle
ilk yazımda “Yeni Dünya Düzeni” nedir?
Kimler, hangi vakıflar finanse ediyor? Gibi sorulara cevap bulmaya çalışmıştık.

Yeni Dünya Düzeni-New World Order (2)’de yavaş yavaş kısaca Dünya genelinde yürüttükleri
kanlı senaryo ve oyunlarını hep beraber  çözmeye ve anlamaya çalışacağız…

Haydi Bismillah diyelim ve başlayalım…

1990’ların başında Dünya’nın en borçlu
ülkesi ABD idi. Klasik sanayi ile bu kısır döngüden kurtulamayacağını anlayan
ABD doğrudan silah sanayine ve enerji kaynaklarına yöneldi, bu sayede
1990’ların başındaki o borçlu ABD, bugünlerin “Süper Güç” ve ya “Çekiç Güç” diye tabir edilen dünyanın ekonomik ve politik
dengesini yöneten lokomotif ülkelerinden birisi oldu.

Tabii ABD’nin “Süper Güç” olması yolunda milyonlarca insan öldü, nice
tarihi şehirler tarumar oldu hatta“Derin
ABD” bu uğurda gözünü kırpmadan kendi ülkesinin vatandaşlarını dahi
hedefine alabildi.

11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere
gerçekleştirilen terör saldırısından sonra Afganistan’a ve dahi Ortadoğu’ya
girilene kadar Usame Bin Ladin’i dilinden düşürmeyen ve işgalden hemen
önce “Yeni Haçlı Seferleri
Geliyor!” açıklamasını yapan dönemin ABD Başkanı George Bush,
işgalden sonra hedefinde ki Bin Ladin’i doğru düzgün anmaya anmaya
unutuvermişti ta ki yine dönemin ABD Başkanı Barack Obama Usame Bin Ladin’in
öldürüldüğü açıklamasını yapana kadar,  ABD medyası da unutmuştu…

Çünkü Bush’un değimiyle “Yeni Haçlı Seferlerinin” Ortadoğu’ya
yönelmesi için bir düşman üretmek lazımdı bu yolda da 11 Eylül’ü gerekli
gördüler…
 

“Küresel Elitlerin” tek icraatları elbette 11 Eylül’le sınırlı değil.
 Katliamlar, acılar Afganistan, Irak derken Soros’un darbe imalatçısı
örgütü OTPOR’un organizasyonu ile kayıtlara “Yasemin Devrimi” olarak geçen Arap baharı izledi. Her şey
Tunus’ta bir simitçinin kendisini yakmasıyla başladı. Bu protesto ülkede adı
yolsuzluklarla anılan dönemin Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin’i
devirmeye yönelik protestolara dönüştü. Soros’un organize edip alevlendirdiği
halk hareketi olarak gözüken olaylar Tunus’tan Cezayir’e Libya’ya,Mısır’dan
Suriye’ye, Yemen’e kadar sıçradı. Bugün gelinen noktada hiçbirisi henüz
demokrasiyi bulabilmiş değil.

Çünkü Bilderberg toplantılarında ki konu
başlıklarının en çok üzerinde çalışılan konu enerji kaynakları olduğu aşikar.
Ve enerji kaynakları ne dikta rejimlerine ne de bölge halklarına bırakılamayacak
kadar değerlidir…

Ve bakınız ki bunca hadisenin, kargaşanın,
katliamların gerçekleştiği coğrafya dünya enerji rezervlerinin neredeyse
%75-80’ne sahip.

Bilderberg toplantılarının ana gündemini
meşgul eden;

Dünya
Petrol Fiyatları Oluşum Mekanizması,

Dünya
Petrol Arz Talep ve Stok Analizleri,

Suudi
Arabistan, İran, Kuveyt , Irak , Suriye, Türkiye, Hazar Denizi Petrol ve
Doğalgaz Potansiyeli,

Alternatif
Enerji Kaynakları (Hidrojen – Füzyon – Bor Analizleri)

Gibi  konular olduğu gelişen
olaylarla birlikte herkesin malumudur.

İşte bu enerji kaynaklarının gücünü yani
dolayısıyla dünya ekonomisinin gücünü elinde tutmak isteyen“Küresel Elitler” Suriye’de
yıllardan beri vekalet savaşı yürütüyor.

Sınırlarının günden güne tehlikeye girmesi
zaten Türkiye’yi on yıllardır rahatsız ediyordu fakat hem“Derin NATO’nun” devlet içerisine
yerleştirdiği hainlerden dolayı hem de silah ve savunma sanayinde ki birçok
eksikten dolayı hareket kabiliyeti neredeyse hiç yok gibiydi.
 

Bu makus tarihi Cumhurbaşkanımız
Recep Tayyip Erdoğan değiştirdi. “Yerli
ve Milli” yazılımlar, savunma teknolojileri ve silahlar ile atılıma
geçenTürkiye,15 Temmuz hain işgal girişimi sonrasında sert olarak kurumlarında
tasfiyeye gitmesiyle Ortadoğu’da tekrar söz sahibi olup operasyonel faaliyetler
yürütür hale geldi. Hatta öyle ki Afrin zaferi bütün “Süper Güç” ülkeleri tedirgin
etti. BMGK; “Türkiye Mümbiç’te
inisiyatif alabilir” kararını almak zorunda kaldı. ABD’de
Suriye’den çekileceğini açıklarken, Fransa önce Mümbiç’te terör örgütüne destek
vereceğini açıkladı lakin bu destek açıklamasının üzerinden henüz bir gün bile
geçmemişti ki sözlerini geri almak zorunda kaldılar.

Bu durum karşısında enerji ve para
baronları elbette eli kolu bağlı izleyecek değil. Bunun için doğrudan
Türkiye’yi hedef almak yerine Türkiye’nin etrafında toplanan, destek olan ülke
yönetimlerini hedef almaya başladı. Aslında bir nevi yıllarca uykuda olan “Ulusalcılar-Küreselciler” güç
savaşı yeniden filizlendi.

İşe ilk olarak Katar krizi ile başladılar.
17/25 Aralık Yargı Darbesi Girişimi, Gezi Parkı olayları ve 15 Temmuz hain
işgal girişimi sırasında tüm gücüyle Türkiye’nin yanında yer alan ve
gerektiğinde can siperane yardıma koşan Katar hedef tahtasına oturtuldu. Önce
ABD taşeronları eliyle adeta haraç kesmeye kalktı Türkiye ile omuz omuza
direnen Katar’a yaptırım kararları tabiri caizse sökmeyeceği görülünce klasik
darbeye yöneldiler fakat yine Katar ve Türkiye’nin dik duruşu ile bu girişim de
sekteye uğratıldı.

Şimdi sırada Rusya var. Eski Rus ajan
Sergey Skripal’in zehirlenmesi sonrası İngiliz hükümeti jet hızıyla Rusya’yı
sorumlu gösterdi ve hemen 23 Rus diplomatın sınır dışı edilmesi kararını aldı.
Daha sonra İngilizler bütün batı ülkelerini yanında durmaya çağırdı ve anında
karşılık buldu. Öncelikle batının en güçlü dört ülkesi ABD, İngiltere, Almanya
ve Fransa ortak olarak sert bir bildiriye imza attılar. Bildiri sonrası Rus
hükümeti misilleme olarak 23 İngiliz diplomatı sınır dışı edince diplomasi
savaşında darbeler sertleşmeye başladı. Ve Batı Bloğu harekete geçti. 17 AB
ülkesi bir bir Rus diplomatların sınır dışı edileceğini açıklarken, ABD 60
diplomatın sınır dışı edileceğini açıkladı. Gelen bu haberler ile ajan krizi
zirveye ulaşarak adeta yeniden tekrar “Soğuk Savaş” düzenini oluşturdu. Sosyalist Sovyetler Birliği’nden
sonra ilk kez taraflar tekrar bu kadar net ve keskin tavır aldılar. Başkanlık
seçimlerini yeniden kazanan Vladimir Putin’de aynı sertlikte misillemelere imza
atarak, 60’ı ABD diplomatı olmak üzere Batı’lı ülkelerin 150 diplomatının sınır
dışı edileceği ve St. Petersburg’taki ABD Büyükelçiliği’nin kapatılacağı
duyuruldu.

Fakat “Diplomasi Savaşı” veya “Soğuk Savaş” adına ne dersek diyelim bu uzun sürecek gibi
durmuyor. Artık 3. Dünya Savaşı Cumhurbaşkanımız
dahil bir çok ülke liderlerinin dilinde bu büyük sıcak savaş için her şey bir
kıvılcıma bakıyor.

ABD ve İngiltere’nin; Letonya, Estonya,
Polonya, Bulgaristan, Gürcistan, Suriye ve Akdeniz’e yaptığı devasa askeri
yığınak elbette bir tedbir için değil savaşa hazırlık. Peki ya Rusya, İran ve
Çin’in Ortadoğu ve Akdeniz’e yönelip artık burası “Batı Bloğunun” tekelinde değil bizde varız demesi ve büyük
hazırlık içine girmesi elbette batıya bizde en az sizin kadar savaşa hazırız
bekliyoruz mesajıdır.

Ve son olarak tarafları incelediğimizde
bir tarafta “Küresel Elitlerin” doğrudan
seçtiği ve finanse ettiği  “Yeni
Dünya Düzeni” projesinin hizmetkarı NATO,AB,ABD,İngiltere ve
sömürgeleri altındaki diğer ülke yönetimleri, öbür tarafta “Küresel Elitlere” ve projelerine
direnen ve karşı mücadele gösteren Rusya, İran, Çin ve tabii onlarında
sömürgesi altındaki ülke yönetimleri…

Türkiye ise müthiş bir denge politikası
yürütüyor ne batı ne de doğu tarafında. Sadece ve sadece İslam Ümmeti’nin
yükünü omuzlamanın verdiği sorumluluk ve bilinçle hem tekrar bağımsızlık
mücadelesini yürütüyor hem de artık biz geri döndük bizim onaylamadığımız
hiçbir proje, plan, harita hayata geçemeyecek ve biz ne olursa olsun beka
mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz mesajını tüm Dünya’ya çok sert ve keskin bir
dille, icraatlarıyla ortaya koyuyor.

Devletimiz, milletimiz daim ve kaim olsun.
Allah İslam Ümmeti ve hakiki yöneticilerinin yar ve yardımcısı olsun…

Allah’a emanet olunuz.
















































































































































































































KAYNAK : https://www.bihavadis.com/yazarlar/muhammed-mustafa-aslanturk/yeni-dunya-duzeni-new-world-order-1/656/