KARAÇAY-MALKAR
TÜRKLERİNDE “TÖRE MÜESSESESİ”
Kaynak : http://www.yenidenergenekon.com/357-karacay-malkar-turklerinde-tore-muessesesi/
Karaçay-Malkarlıların kendilerine
has eski hayat tarzları, onların tarihi hakkında kaydedilmemiş birçok önemli
noktayı gün ışığına çıkarmaktadır. Karaçay-Malkarlıların bazı kesimlerinin
geçim kolaylığı, zenginliklerine zenginlik kattıkları, bazı kesimlerinin ise
fakirlikleri; halkın ekonomik ve sosyal sınıflara ayrışmaya başladığı
dönemlerde, buna paralel olarak halkın adetleri ve töreleri de yeniden
şekillenmiştir. Halkın hayatını tanzim eden ve düzeni sağlayan gelenekleri
bozmayıp, halkın büyük çoğunluğu tarafından onaylanmış ve rıza gösterilmiş ortak
kararlarına herkesin uymasını sağlamak için “Töre” müessesesinin oluşması,
gerçekten o dönemler için çok kıymetlidir. Töre, halkın en zor günlerinde
kurulmuş, halkın hayat düzeninin bozulmasını önleyerek sürekliliğini
sağlamıştır.
Töre müessesesi, Karaçay-Malkar’da,
halkın bölünmesini önlemiş, sülalelerin birbirlerine karşı düşmanlıklarını ve
savaşlarını engellemiştir. Töre’nin kararlarına herkes uymak zorundadır. Töre,
zenginlere ve fakirlere aynı şekilde uygulanmıştır. Töre’nin kararlarına
uymayan, bu kararları kendi işine göre yorumlamaya çalışanlar olamaz. Çünkü,
Töre’de karar verenler ve uygulayanlar, halkın sevip saydığı, itibar ettiği
kişilerdir.
“Töre” sözü, “tör” sözünden
gelmektedir. Karaçay-Malkar Türkçesinde “tör” sözü, evin en kıymetli yeri için
kullanılır. İlkel inanışlar döneminde de kutsal yerler için bu söz
kullanılırdı. Sözgelimi bugün Müslümanların ibadetgahı olan cami ve mescitler
gibi… S. A. Pletnöva, “Eski Türklerin evlerinin en kıymetli yeri, giriş
kapısının karşısı idi” diyor. Anlaşılacağı gibi, “töre” sözü “kutsal
istişare-toplantı” anlamına gelmektedir. “Tör” ya da “töre” sözü, “kanun”,
“düzen”, “karar” anlamlarında bütün Türk ve Moğol halklarında kullanılmaktadır.
R. G. Ahmetanov, Batı Türklerinde şehzadelere, soylu kimselere, halkın
davalarını çözen kişilere (kadılara) töre denildiğini yazıyor. Töre sözü
zamanla bu anlamını yitirerek başka anlamlara kaymıştır. Ancak,
Karaçay-Malkarlılarda hakim ve yargıç sözü için halen “töreçi” demektedirler.
“Töre” ile ilgili yazılmış makale çok azdır. Olanları da töre hakkında yeterli
bilgi vermez. Bununla birlikte; V. F. Miller, M. M. Kovalevski, İ. î.
İvaninkov, N. Petruseviç, Basiyat Şahananov, B. Z. Baranova gibi araştırmacılar
töre hakkında bildiklerini yazıya geçirmeyi de ihmal etmemişlerdir. Onların
yazdığı makaleler XIX. Yüzyılın sonlarına doğru basılmıştır. Bilhassa
Malkarlıların eski tarihi hakkındaki, “Balkarya” adlı uzun makalesiyle Musos
Abayev, Malkarlılar için çok büyük iş yapmıştır. M. Abayev bu makalede,
Malkarlıların tarihi, hayat tarzları, gelenekleri, görenekleri, adetleri
hakkında birçok kıymetli bilgi vermektedir. Töre müessesesinin Malkarlıların
hayatındaki önemini anlatmaktadır. Malkarlıların tarihiyle ilgilenen
araştırmacılar, genellikle M. Abayev’in bu makalesinden faydalanmaktadırlar.
Sözgelimi, G. H. Mambetov’un, “Kabardey-Malkar’ınTarihi” adlı eserin ikinci
cildinde yayımlanan, “Hukuki işler; Henja Töre” başlıklı makalesini
söyleyebiliriz. Kamil Azamatov ile Hanapi Hutiyev, M. Abayev’den sonra Malkar
tarihiyle ilgili olarak ilk ciddi tarih kitabını hazırlayarak, 1980 yılında
yayımladılar. Kitapta, Karaçay-Malkar’da halkın hayatının hukuki bakımdan nasıl
tanzim edildiği, eski hukuki işlerin nasıl yapıldığı anlatılmaktadır. Biz de,
bu çalışmamızda, yukarıda adı geçen araştırmacıların çalışmalarından ve halk
ağzından derlediğimiz materyallerin ışığında, Töre müessesesinin nasıl
işlediğini anlatmaya çalışacağız.
M.Abayev’e göre; Töre müessesesi,
halkın eski adetlerinden ve geleneklerinden kaynaklanarak; halk arasındaki
anlaşmazlıkları, problemleri çözmeye çalışır, çeşitli kanunlar çıkarır, halkın
hayatını kolaylaştırmaya ve rahatlatmaya çalışan bir kurumdur. Zamana bağlı
olarak kanunlar da değişmiştir. Çünkü zamanla birlikte hayat ve hayatın
şartları da değişmiştir. Sözgelimi eskiden beri olagelen adetlerle bağlantılı
olmayan bazı yeni durum ve olaylarla karşılaşıldığı zaman, Töre müessesesi de
bu yeni durumu, çıkardığı yeni bir kanunla tanzim eder, halkın bu durumla
bağlantılı problemlerini çözmeye çalışır. Böylelikle, Karaçay-Malkar’da Töre
müessesesinin en birinci işi kanun ve buyruk çıkarma işiydi. Töre, hiçbir
kimsenin hakkını yemiyor, bir başkasının yemesine de izin vermiyordu. Töre çok
güçlü yetkilere sahipti. K. Azamatov ve H. Hutiyev’e göre, Töre öylesine
güçlüydü ki, Malkar’ın en büyük prensinin (valisinin) kararlarını bile
engelleyebiliyor, hatta geçersiz sayabiliyordu.
İslam dininin kabulünden sonra,
Töre heyetine Kadılar da dahil olmuşlardır. Töre heyetini halk seçiyordu. V.F.
Miller ve M.M. Kovalevski’ye göre, “Töre heyeti, zengin-fakir ayrımı
olmaksızın, halkın akıllı ve dirayetli kişilerinden seçilir. Ancak bu heyete
halkın alt tabakasından kimse giremez. Prensler, halkın hayatında her ne kadar
önemli bir olgu ise de, Töre müessesesinde, halkın içinden çıkmış iyi insanlar
oturuyor…” Töre heyetinin halk katındaki değeri, onların karakterleriyle,
hakkaniyete bağlı olarak yaptıkları doğru işleriyle ölçülüyordu. Töre
heyetindeki kişilerde aranan başlıca özellikler; namuslu olmak, akıllı olmak,
ağır başlı olmak, halkın eski ve yeni adetlerini, geleneklerini çok iyi
bilmektir. Töre heyetine mensup birinin gücü ve halk tarafından değer görmesi,
onun insaniyeti, doğruluğu ve hakkaniyeti, halkın hayatına ve adetlerine
saygısı, halkın hayat tarzını iyi bilmesine bağlıydı.
Değişik zamanlarda,
Karaçay-Malkar’da Töre heyetinde görev yapan en bilinen kişilerden bir kısmının
adları şöyledir: Sosran Abay, Balaka Bittir, İsmail Orusbiy, Teberdi Orusbiy,
Hasan Kuliy, Kanşavbiy Ahmat, Jabeli Jabel, Kelemet Malkaruk, Tram Tram, Mussa
Basiyat, Cammot Canika, Tavsoltan Gaza, Hacı-Geriy Bici, Süleyman Ette, İlyas
Süyünduk, Konak Caza, Tebo Kuday, Ali-Mırza Kuday, İslam Girgok, Musos Süyünç,
Ali-Hacı Biy, Kasbolat Sozay, Bödene Bayçora, Ali-Hacı Kırımşamhal, Tutar
Gıllı, İbrahim Edok…
Töre heyeti yedi yılda bir
seçilirdi. Seçimler, hileye fırsat vermemek için, halkın gözü önünde, bir
meydanda, açıktan yapılırdı. Her köy, en güvendikleri beş veya yedi kişiyi Töre
heyetine seçerdi. Köylerde oluşturulan bu beş veya yedi kişilik heyete
“El-Töre” (Köy Töresi) adı veriliyordu. El-Töre’ye seçilen kişilerden biri de,
El-Töre’yi temsil etmesi için “Gitçe-Töre”ye (Küçük Töre) gönderiliyordu.
Gitçe-Töre, büyük vadiler kuşağında kurulmuş, çevresinde küçük köylerin olduğu
büyük köylerde kurulmuştu. Küçük köylerin Töre heyetlerinden temsilciler
gelerek Gitçe-Töre’yi oluşturuyorlardı. Genellikle 10 kişiden oluşan
Gitçe-Töre; Baksan, Çegem, Ullu Malkar, Ullu Karaçay, Holam-Bızıngı vadilerinde
kuruluyordu. Her Gitçe-Töre de, kendi içlerinden bir temsilci seçerek “Halk-Töre”ye
gönderiyorlardı. Halk-Töre’de görev yapanlar; V.F. Miller ve M.M.
Kovalevski’nin dediği gibi “Halkın en akıllı adamlarından; halkın rahatlığını,
düzenini sağlayabilecek dirayetli ve basiretli insanlarından oluşuyordu…”
Bunlardan sonra bir de; “Ullu-Töre” (Büyük Töre) ve “Biy-Kengeş” (Prens Heyeti)
vardır. Biy-Kengeş, adından da anlaşılacağı gibi prenslerden oluşuyor ve bir
nevi danışma kurulu özelliğindeydi.
Karaçay-Malkar’daki Töre
müessesesini şematik olarak şöyle gösterebiliriz:
Biy-Kengeş Ullu-Töre
Halk-Töre Gitçe-Töre Gitçe-Töre
El-Töre El-Töre El-Töre El-Töre
Karaçay’da Töre müessesesinin
nasıl işlediğini Abuk-Ali Özdenov şöyle anlatıyor: “Eskiden, Karaçaylılar
çeşitli adet ve geleneklerine göre hayatlarını tanzim ederek yaşıyorlardı.
Halkın tamamını ilgilendiren kararların alınması işi için Kart-Curt köyünde, halkın
uygun gördüğü bir yerde toplanılırdı. Daha sonraları, Hurzuk ve Uçkulan
köylerinin de kurulmasından sonra, Uçkulan köyü diğer iki köyün ortasında
olduğu için toplantılar bu köyde yapılmaya başlandı. Üç köyden üç temsilci
seçilerek Töre heyetini 9 kişi oluşturuyordu. Çok önemli bir iş için acil karar
alınması gerektiği zamanlarda, halktan davet edilen kişiler de, Töre heyetiyle
beraber toplantılara katılıyorlardı. Toplantı başlamadan önce şöyle yemin
edilirdi:
“And
ediyoruz, Ölsek de birlikte ölmeye, Kalsak da birlikte kalmaya, Birlikte, geri
durmamaya, Tanrıya (karşı) doğruluğa, Tanrı andın(ı) bozmamaya…”
Malkarlıların tarihinde
El-Töre’nin ayrı bir önemi vardır. Bu konuyla ilgili Basiyat Şahanov şöyle
yazıyor: “Önemli bir problem konusunda anlaşmazlık içinde olanlar, önce
birbirleriyle anlaşarak Ullu-Töre’ye gitmeye gerek görmeden El-Töre’ye gitmeyi
uygun görmüşlerdir…”
Karaçay-Malkarlılar, anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturmak için, komşu halkların
Töre heyetlerini davet ettikleri de oluyordu. Töre müessesesi toprakla ilgili
anlaşmazlıklara da bakıyordu. El-Töre’nin yahut Gitçe-Töre’nin kararlarını
benimsemeyenler, Halk-Töre’ye gidiyorlardı. Halk-Töre, iki-üç ayda bir
toplanıyordu. Gitçe-Töre sürekli mesai halindeydi. Ullu-Töre ise bir veya
birkaç yılda bir toplanıyordu. Ullu-Töre toplanacağı zaman, Halk-Töre ve
Gitçe-Töre temsilcileri gelerek Ullu-Töre’yi oluşturuyorlardı. Bazen,
Ullu-Töre’nin toplantılarına Töre muhafız şefinin katıldığı da oluyordu.
“Biy-Kengeş” ise prenslerin kendi aralarındaki problemleri çözmek için
toplanıyordu. Bunun dışında, Ullu-Töre’nin aldığı kararların özellikle
uygulanması yönünde kulis ve baskı yaptığı oluyordu. Ullu-Töre heyetine
tavsiyelerde bulunuyordu. Biy-Kengeş, genellikle Abay, Malkaruk, Orusbiy ve
Kırımşamhal ailelerinde toplanıyordu. Prenslerin izni dahilinde, bu
toplantılara kendi halklarından ve komşu halkların ileri gelenleri de
katılıyordu. V.F. Miller ve M.M.
Kovalevski’ye göre: “Malkar’daki prenslerin gücü sınırsız değildi. Halkı da
ilgilendiren çok önemli konular söz konusu olduğunda, Biy-Kengeş halkın
bilge-yaşlılarını da toplantıya çağırmak zorundaydı…”
Töre heyetine seçilen kişiler,
üstlendikleri bu büyük işin bilincinde olmak ve ona göre hareket etmek
zorundaydılar. Aksi halde Töre heyetinden çıkarılabilirlerdi. Sözgelimi Bayçora
ve Aydabol gibi köklü ailelere mensup iki kişi Töre heyetinden çıkarılmıştır.
Töre müessesesinin bir muhafız gücü (Mırtazak) de vardı. Bunlar, Töre’nin ve
Töre heyetinin güvenliğinden sorumluydular. Töre toplantılarına muhafız şeflerinin
katıldığı da oluyordu. Ancak, onların görevi genellikle Töre heyetinin
direktiflerini dinlemekti. Onların toplantılarda bir söz hakkı yoktu. Bunun
dışında, Töre heyetinin angarya işlerini yaptırmak için görevlileri
(Barçı-kelçi) ve tellalları (Koduçu) vardı. Töre toplantısı olacağı zaman
tellallar sokaklarda dolaşarak bunu halka bildiriyorlardı. Töre toplantılarına
“Ayrakçı” (Savcı) ve Kadılar da çağırılıyordu. Davalı da, kendi istediği birini
“Ökül” (Vekil, avukat) olarak çağırıyordu. Ökül, Töre heyetinin çok zor
sorularına kolaylıkla cevap verebilen, çetrefil olayları çözebilen zeki ve
akıllı kişilerden seçiliyordu. Töre heyetinin gündemindeki anlaşmazlık
durumlarını (davaları) Ayrakçılar araştırıp, Töre heyetine bilgi veriyorlardı.
M.Abayev’e göre, Ayrakçılar zaman zaman davacılardan veya davalılardan rüşvet
aldıkları için işlerini dürüstçe yapmıyorlardı. Sözgelimi eskiden yaşanmış
konuyla ilgili bir olayı anlatım: (Bıllım köyünden Macir Şava’nın ağzından)
Gestenti’de bulunan Tolgur-Çeget’teki tarla için, Tolgur ailesi ile Çegemli
Barazbiy ailesi kavgalı haldeydi. İki aile de, bu tarla üstünde hak iddia
ediyorlardı. Ayrakçı olarak Karaçay’dan çağırılan Musa Batça adlı birisi,
konuyu hiç araştırmadan ve incelemeden: “Tolgur ailesi boş konuşuyor. Bu tarla
Barazbiy ailesinindir” diye hüküm veriyor. Ancak, Tolgur ailesi işin peşini
bırakmıyor ve derin bir araştırmadan sonra bu tarlanın Tolgur ailesine ait
olduğunu ispatlanıyor. Töre de tarlayı Tolgur (Kırımşamhal) ailesine veriyor…”
N.A. Karaulov, “Töre’de yalan
söylemek, boş konuşmak ve yalancı şahitlik yapmak çok büyük ayıp sayılırdı. Bu
ayıbı alan kimseler, aynı zamanda bu ayıbı mensup oldukları sülaleye de
bulaştırmış oluyorlardı. Halk da onları buna göre değerlendiriyordu” diyor.
Basiyat Şahanov’un yazdığını göre: ‘Toprakların sınırlarıyla ilgili
anlaşmazlıkları da Töre müessesesi çözüyordu. Buna rağmen, davalı-davacı yine
anlaşamıyorsa, Töre heyetinin önünde, “Toprağın sınırını hileli, yanlış
gösteren ben olursam, kolum-bacağım kurusun” diye yemin ediyorlardı. Halk bu
tür yeminlere çok itibar ediyor ve inanıyordu. Sözgelimi, Tengiz Süyünç adlı
bir ihtiyar şöyle anlatıyor: “Ben küçüklüğümde, Bızmgı köyünden Ebu Rahay
adında bir adamın kolunun kuruduğunu görmüştüm. Önce yemin edip, sonra bu
yeminine uymayarak toprağın sınırını hileyle değiştirdiği için kolunun
kuruduğunu söylüyorlardı. Yeminini tutmayıp hile yaptığı için Allah’ın lanetine
uğramış…” Karaçay-Malkar’da İslam dini gelmeden önce de bu tür yeminler varmış.
Barasbiy Biyazir’in anlattığına göre Töre heyetinin önünde yapılan yemin
şöyleymiş: “Ben Töre‘nin önünde and ediyorum Bugün olacak işten Kaçmamaya, geri
durmamaya Hayatımı feda etmeye…”
B. Biyazir’in söylediğine göre, Töre heyetinin önünde yemin edip de sonradan
yeminini bozanlar öldürülüyormuş.
Malkar’da Töre müessesesi ilk önce
Zılgı köyünde çalışmaya başlamış. Daha sonraları ise Çerek ırmağı kenarında ve
Abay-Kala’da çalışmaya başlamış. Çegem vadisinin girişinde, Töre ile ilgili yer
adları, taş adları vardır. V.F. Miller ve M.M. Kovalevski: “Buralarda bazı
ilginç taşlar gördük. Bu taşların üzerinde Töre heyetine mensup kişiler
oturuyormuş ve burada toplantılar yapılıyormuş” diyor. Ulu-Elin yakınlarındaki,
oturmaya elverişli işlenmiş taşlar vardır. Bunlara “Töre Taşları” deniyor. Töre
heyeti yazın burada toplanırmış. Töre heyeti istişare etmek için ise
“Bayrım-Çuvanası”nda toplanırmış. Buna göre, G.D. Çikovanin’in, “Malkar’da taş
oturaklı meydanlar yoktur” sözünde bir yanlışlık olmalıdır. Töre heyeti
genellikle köyün dışında bir yerde toplantı yapardı. G.D. Çikovanin, Osetlerin
Töre toplantıları hakkında şöyle diyor: “Töre heyeti, üzerinde çalıştığı olay
hakkında, başkalarına bilgi sızmaması için toplantılarını köyün dışında bir
yerde yapar…” Bu durum, Malkar Töresi için de geçerlidir. M. Abayev, Malkar
tarihinde Çerek vadisi sakinlerinin önemli bir yerinin olduğunu söylüyor.
Halk-Töre’nin sürekli burada toplandığını ifade ediyor. Malkar Halk-Töre’nin
toplantılarına diğer Töre müesseselerinin temsilcileri de katılıyorlardı. Bu
toplantılara Karaçay’dan, Osetya’dan katılanlar da oluyordu. Basiyat Şahanov
da, Malkar Halk-Töre’nin yaptığı doğru işlerle meşhur olduğunu söylüyor.
Sözgelimi, komşu halklar,
anlaşmazlıklarını çözmesi için Malkar Halk-Töre’ye geliyorlarmış. V.F. Miler ve
M.M.Kovalevski’nin söylediğine göre, başka yerlerde sonuca bağlanan kararları
değiştirecek veya bozacak kadar Malkar Halk-Töre’nin komşu halklar üzerinde
itibarı varmış. Zaman geçtikçe, Ullu Malkar’da olduğu gibi, Çegem’deki Töre
müessesesinin itibarı da yükseliyordu. Halk, Çegem Töresi’nin itibarının
artmasını, Kırım’dan vergi toplamak için gelen Kırım Hanı’nın askerleriyle
yapılan mücadeleye bağlıyor. Bu olayla ilgili; Aznor Akbolat, Lokman Atakku,
Kanşavbiy Curtubay, Muhammed Kalabek, Hızır Kötençi, Macir Caza’nın anlattıkları
şöyle: “Her yıl olduğu gibi, Kırım Hanı’nın askerleri vergi toplamak için
Kafkasya’ya geleceklerdi. Onlar gelmeden önce Malkar’da Töre heyeti toplanıyor.
Töre heyeti, Kırım Hanı’nın vergisinden ve askerlerinden kurtulmak için çözüm
yolu arıyor. Toplantı sonunda, Kırım’dan gelen askerlerin hepsinin öldürülmesi
kararı alınıyor.
Askerlerin kimler tarafından öldürüleceği konusunda kura çekilmesi uygun
görülüyor. Ancak, Basiyat Ebu adında Çegem’den gelen bir temsilci, kura çekmeye
gerek olmadığını, bu işi doğrudan kendisinin üstleneceğini söylüyor. Töre
heyeti de bu isteği kabul ediyor. Ayrıca, Kırım askerleri Çegem’e saldırdıkları
zaman diğer vadi köylerinden de yardım edileceği yönünde karar alınıyor.
Basiyat Ebu, hemen Çegem’e dönerek hazırlıklarına başlıyor. İlk önce büyük
kazanlarla bol alkollü şıralar hazırlatıyor. Kırım Hanı’nın askerleri Çegem’e
geldikleri zaman, Çegem halkı onları çok güzel bir törenle karşılıyor. Onlar
için büyük şölenler tertipliyorlar. Kırım’dan gelen askerler şölenler
sırasında, Çegem’in “meşhur” şırasından “kana kana” içiyorlar. Onlar içip iyice
sarhoş olduklarında, Basiyat Ebu’nun önderliğindeki Çegem halkı Kırımlı
askerlerin hepsini öldürüyorlar ve uçurumlardan aşağıya atıyorlar. Kırım Hanı
vergi toplamak için Çegem’e gönderdiği askerlerinden bir haber gelmeyince
meraklanıyor ve onları aramaları için yeniden adamlarını gönderiyor. Ancak
bütün aramalara rağmen askerler bulunamıyor. İşte bu olaydan sonra, Kırım Hanı
durumu anlamış olacak ki, bir daha Malkar’a vergi toplamak için askerlerini
göndermiyor…” Bütün bu olan bitenden sonra, Çegem halkı bu kahramanlığı için
diğer vadi köyleri tarafından saygıyla anılmaya başlanıyor, itibarı artıyor.
Kimileri ise, Kırımlı askerleri sarhoş edip öldürdükleri için onlara “Hileci
Çegemliler” diyorlar. Çegem halkının bu kahramanlığından soma Ullu-Töre
toplantıları Çegem’de yapılmaya başlanıyor. XIX. yüzyıl ortalarında; Ullu-El,
Dumala, Aktoprak, Bızmgı, Holam sakinleri Ullu-El ile Dumala ortasındaki Dongat
denilen bir yerde; Töre toplantılarının yapılması için bir bina inşa ediliyor.
Bugün bu binanın sadece temel taşlan kalmıştır. Halk buraya, “Töre heyetinin
toplandığı ev” diyor. 1890’li yıllarda Holam’da bulunan yassı taşların üzerinde
Arap harfleriyle yazılmış Malkarca kısa metinler vardır. Bu metinler Töre
heyetinin işleriyle ilgilidir. N.P. Tulçinski bu konuda, 1903 yılında yazdığı
makalesinde şöyle diyor: “Birkaç yıl önce Holam’da, Ushur köyünün yukarı
tarafında bulunan bir kale harabesinin duvarında iki tane yassı taş bulduk.
Taşlarında üzerinde Arap harfleriyle yazılmış Malkarca sözler var. Taşların
birinin üzerinde; Kırım’dan, Kabardey’den, Malkar’dan ileri gelen kişilerin
adları yazılı. Taşın üzerine yazılmış metinde; Malkar topraklarının Rusya ve
Kırım’la olan sınırlarından bahsediliyor. Diğer taşta ise; Bekmırza Girgok adlı
bir adam ile (adı belirtilmemiş) başka bir adam arasındaki anlaşmazlığın çözümü
için; Baksan’dan İsmail Orusbiy, Ullu Malkar’dan Mırtazaliy Biy, Holam’dan
Soltan Şakman’ın şahitlikleriyle bir toplantı yapılıyor ve Bekmırza Girgok’un
topraklarının sınırları belirleniyor. Bu işlerin yapıldığı tarih (Hicri
takvimle) 1127 (M. 1711) yılı. Durum böyle ise, 200 yıl önce bu bölgelerde,
prenslerin dışında da halktan geniş topraklara sahip olan kişiler varmış.
Bu duruma prenslerin de bir
itirazı yokmuş. Çünkü bizzat kendileri de bu işte şahitlik yapmışlar…” M.
Abayev’in de bu tür taşlarla ilgili olan incelemesi bize çok şeyi açıklıyor.
Sözgelimi, taşların birinde şöyle bir olaydan bahsediliyor: “Malkar’da,
Bızıngı’da, Holam’da, Çegem’de, Baksan’da yaşayan halkın topraklarıyla
sınırları olan Kırım Hanı ile Kabardey prensinin bu topraklar üzerinde hak
iddia etmeleri, bunun için de başka milletlerden temsilciler gelip toplantı
yapılarak anlaşmazlık çözüme kavuşturulmuş. Bu anlaşmazlığın çözümü için
toplantıya katılanlar arasında Gürcü-Svan prensi Otar Otarov, Kırım’ dan Ağalar
Han da var. Bizim anladığımıza göre; Kırımlılar, Kabardeyler ve Pyatigorsk
(Beştav-Malkarlılar) halkı arasında bir sınır anlaşmazlığı çıkmış. Malkarlılar
Aslanbek Kaytuk’u, Kabardeyler Jabağı Kazanıko’yu, Kırımlılar Bayan Sarsan’ı
vekil olarak seçmişler.
Tatartüp bölgesinden Terek ırmağına kadar olan yerler, Kuban düzlüğüne kadar
olan yerler, Lesken geçidine kadar olan yerler, Canbaş ve Balık’a kadar olan
yerlerin Malkarlılara ait olduğu; Taşlı-Kala’dan Tatartüp’e kadar olan yerlerin
Kırımlılara ait olduğu; Taşlı-Kala’nın aşağı kısmındaki yerlerin ise Ruslara
ait olduğu tespit edilmiş. Şahitlik edenler ise; Gürcü-Svan prensi Otar Otarov
ile Kırım’dan Ağalar Han’dır. Bu anlaşmayı yazıya geçiren Abdulkadı Halil’dir.
Recep ayının son günleri, Pazar günü, 1127 (M. 1709)…” Holam’da bulunmuş olan
bu taşlar şimdi Moskova’da bir müzede saklanıyor.
Töre müessesesi her zaman halkın
yanında olmuştur. Halkın sahip olduğu hakların devamı için çalışmıştır. Komşu
halklarla barış içinde yaşamak için önemli görevler yapmıştır. M. Abayev
makalesinde şöyle bir olaydan bahsediyor: “Aydabol ailesine mensup bir kişi,
Malkar’ın valisi olmak için Kabardey prensi Aslanbek Kaytuk’tan yardım istiyor.
Bunun için, Aslanbek Kaytuk’un askerleriyle Malkar’a gelerek, kendisine karşı
olanları ortadan kaldırmasını istiyor. Aslanbek Kaytuk, askerleriyle Malkar’ı
işgal etmek için hazırlanıyor. Bu arada, Malkar’ın valisi olan Sosran Abay’a da
bir elçi göndererek vergi talep ediyor. Malkar valisi Sosran Abay, Kabardey
prensinin elçilerini tersleyerek: “Gidin söyleyin! Kaytukoğlu’nun Malkar ile
bir işi varsa Töre’ye gelsin. Yok eğer benimle özel bir işi varsa bana misafir
gelsin!” diyor. Elçiler geri dönerek durumu Kabardey prensine bildiriyorlar.
Kabardey prensi, Malkar valisi Sosran Abay’ın çetin ceviz birisi olduğunu
anlayıp bu işten vazgeçiyor ve onunla dostluk kurarak barış içinde yaşamayı
tercih ediyor. Sosran Abay da, Kabardey prensinin dostluğuna karşılık veriyor.
Herhalde, Aslanbek Kaytuk’u 1709 yılında Malkar Ullu-Töre toplantısına bu
yüzden davet etmiş olmalı…” O zamanlarda Kafkasya’ya dışarıdan gelen saldırılar
oldukça yoğundu. Bu yüzden komşu Kafkas halkları birbirleriyle dayanışma içinde
olmak zorundaydılar. Bu dayanışma işinin sağlanmasında Töre müessesesinin
önemli rolü vardı. XVII. yüzyılın ortasında, Kırım Hanı Aslan Gerey, Kabardey
topraklarını istila etmek için hazırlanırken; Karaçay ve Malkar’dan, Osetya’dan
asker birlikleri hazırlanarak Kabardey’e yardım için gönderildi. Bu
organizasyonu Ulu-Töre yapmıştı. L.İ. Lavrov: “1894 yılında Kabardeyler ile
Malkarlılar birlik olup Rus Generali G.İ. Glaznappa’a karşı savaştılar” diyor.
Çegem vadisinde, 9 Mayısta çok kanlı bir savaş yapıldı. G.İ. Glaznapp, Rus Çarı
I. Aleksandır’a gönderdiği mektupta, savaşın gündüz 11’den akşam 18’e kadar
sürdüğünü yazıyor. Kabardey, Karaçay-Malkar birliklerinden oluşturulan Kafkas
ordusunun 11.000 kadar olduğunu söylüyor. General Bulgakov, 1810 yılında
Kabardey topraklarını işgal etmek için Kafkasya’ya geldiğinde, Kabardeyler ile
birlikte diğer Kafkas halkları da savaşıyorlardı, özellikle de
Karaçay-Malkarlılar… General Emanuel, 1828 yılında Karaçay topraklarını işgal
etmek için geldiğinde de, Malkar’dan ve Osetya’dan yardım etmek için askerler
gelmişti… îşte bütün bu işler, Töre müessesesinin organizasyonlarıyla
gerçekleşiyordu. Baksan ve Holam vadilerinde yaşayan Malkarlılar ile komşu
Gürcü-Svanlar arasında bir anlaşmazlık çıktığı zaman devreye yine Töre
müessesesi giriyordu. Sözgelimi, Malkarlılar sürekli Gürcü-Svan topraklarına
saldırarak yağmacılık yapıyorlardı. Bu durumdan şikayetçi olan Gürcü-Svanlar,
Malkar Töresine başvurarak durumu çözmelerini istemişlerdi. Malkar Töresi de
Gürcü-Svanlardan alınacak bir toprak karşılığında Malkar çetelerinin
saldırılarını engellemeyi başarmıştı. Gürcü-Svanlar da, Holam-Bızmgı
meralarında sürülerini otlatabileceklerdi… Komşu halklar ile sınır
anlaşmazlıklarıyla ilgili işlerden başka, bizzat Malkarlıların kendi içlerinde,
prensler arasında da sınır anlaşmazlıkları oluyordu.
Hatta aynı sülaleye mensup olan kişiler arasında da bu tür anlaşmazlıklar
mevcuttu.
Bu anlaşmazlıkları çözmek için yine Töre’nindi. Töre müessesesi, prensler ile
halkın ileri gelen zenginlerinin işlerine ayrı bir önem veriyordu. Onların
işlerini uzun ve derin araştırmalardan sonra karara bağlıyordu. Töre
müessesesi, kişilerin prens yahut zengin olmasına bakmıyor, eğer onları suçlu
bulursa en ağır müeyyidelerle cezalandırıyordu. Hatta ölüm cezasına bile
çarptırabiliyordu. Sözgelimi, Ullu Malkar’da gelinlerin zifaf gecesine gitmeyi
adet haline getiren Botaş ailesine mensup zengin birini ölüm cezasına
çarptırmış ve bu ceza uygulanmıştı. Raçikav adlı bir sülale, Çegem halkına
yaptığı zulümden dolayı, Töre müessesesi tarafından toptan öldürülmeleri
cezasına çarptırılmıştı. Kelemet Malkaruk’un önderliğinde Töre müessesesinin
muhafızları Raçikav ailesini toptan öldürdüler. Bu olayla ilgili bir Malkar
halk şarkısı da vardır: “Bereket gelsin ElbaylarınTayçık ile Bala‘ya Kan döküldü
Gestenti ‘de Raçikavların merasına” Töre, Raçikav ailesi toptan kırıldıktan
sonra onların topraklarını topraksız köylülere pay etti. Halk da, Töre’ye bu
adaletinden dolayı minnettar kaldılar. Halk şarkısı şöyle devam ediyor: ‘Büyük
Töre‘ye şimdi teşekkür edelim Topraksızlara ödünç hayvanlar verelim
Ullu-Çegem‘de Ullu-Töre ‘ye yol ettik Raçikavların kökünü yok ettik… ” Raçikav
sülalesi ortadan kaldırılırken, bu sülaleye mensup birinin hanımı o sırada baba
evinde (Karabugaylarda – Osetya’da) idi ve bir oğlan çocuğu doğurmuştu. Çocuk
7-8 yaşına geldiğinde, annesi onu alarak Malkar’a gelerek Töre heyetinin
huzuruna çıkıyor. Töre, Raçikav sülalesine mensup olan bu çocuğun, eskiden
Raçikav sülalesine ait olan toprakları vermeyi kabul etmiyor ve sadece ona kendisini
geçindirebilecek kadar toprak ve hayvan veriyor. Hatta çocuğun, toptan ortadan
kaldırılmış olan Raçikav sülalesinin adını taşımasını da yasaklıyor. Daha sonra
çocuk “Tuvdu” adıyla anılıyor ve bu ad onun sülale adı olarak kalıyor. E.Z.
Baranova’nın yazdıklarına göre, birisi durup dururken, hiçbir suçu olmaksızın,
başka birini yaraladığı veya öldürdüğü zaman, Töre bu adamı ölümle
cezalandırıyordu. N. Petraseviç anılarında şöyle bir olaydan bahsediyor:
“Karaçay’da, İsaliy Erken adlı birisi, ücretini vermek kaydıyla Haciyat Dola
adlı bir kadından çizme yapmak için deri alıyor. Daha sonra İsaliy Erken
sözünde durmayarak derinin ücretini ödemiyor. Aradan 7 yıl geçtikten sonra
Haciyat Dola, El-Töre’ye başvuruyor. El-Töre, kadını haklı buluyor ve İsaliy Erken’i
de kadına tazminat olarak üç buzağılı inek, gebe inek ve iki tane de kuzulu
koyun ödemeye mahkum ediyor…”
Çegem’de, Botaş Makıt adında birisi, kendisine saldırdığı için, Malkaruk
ailesinin bir keçisini öldürüyor. Malkaruk ailesi de, öldürülmüş olan bu
keçinin parasını istiyor ve Botaş Makıt’ı Töre’ye dava ediyor. Töre olayı
inceledikten sonra, keçiyi kendisini korumak için öldürdüğü kanaatine varıyor
ve Botaş Makıt’ı haklı buluyor…
Karaçay-Malkar Türklerinin Töresi
hakkında şimdiye kadar anlatılanları, halkın ağzından derlediğimiz Töre ile
ilgili ata sözleriyle özetleyelim:
“Sen davacı olsan
da, Töre kendi işini (bildiği gibi) yapar.
Davacıdan dava
kalmazsa, Töreci‘den de töre kalmaz.
Töre’nin kestiği
yerden, kan çıkmaz.
Töre‘nin
yumuşaklığı, sertliği (Töre) Başkanının sorgusuna göre olur.
Töre‘nin
söyleyeceklerini bilmiyorsan Töre‘ye gitme.
Dünyada adalet
kalmamışsa, Ullu Malkar’da Töre de mi kalmamış…”
Hacımurat
SABANÇI-Hamit MALKONDU
Aktaran:
Adilhan ADİLOĞLU