ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR ???
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR 1 * SESSİZ SAVAŞ *
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 08 Ocak 2022
_____
BÖLÜM I <nacikaptan.com/?p=96088> nacikaptan.com/?p=96088 BÖLÜM II*III <nacikaptan.com/?p=96139> nacikaptan.com/?p=96139 BÖLÜM IV*V <nacikaptan.com/?p=96215> nacikaptan.com/?p=96215 BÖLÜM VI*VII <nacikaptan.com/?p=96422> nacikaptan.com/?p=96422 BÖLÜM VIII*IX*X <nacikaptan.com/?p=96575> nacikaptan.com/?p=96575
_____
SESSİZ SAVAŞ ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
_____
“Derneklerin yurtdışından yardım alması ise İçişleri Bakanı’nın iznine bağlı. Ancak yedi yıldır yapılan tüm uygulamalarda, bu konuda herhangi bir art niyete rastlanmamıştır.” –T.C. İçişleri Bakanı.
_____
“Avrupa’da yerleşik olan ve çoğu Birleşik Devletler tarafından parayla besle nen hükümet dışı örgütler (NGO’lar) de, doğrudan ya da dolaylı olarak, bu operasyonlarda yer alıyorlar. –Ralph McGehee, CIA (e)
_____
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/STK.jpg>
Öncelikle; STÖ’lerinin (Sivil Toplum Örgütleri) – NGO (Non Governmental Organizations) hepsinin kötü, batı hizmetinde çalıştığını düşünmek yanlıştır.
Ancak, maalesef, bilerek veya bilmeyerek dış güçlerin oyun cağı, maşası ve onların hizmetkarı olan STÖ’lerin miktarı samimiyetle bu ülke için çalışan STÖ’lerin sayısından kat kat fazladır.
Amacımız; STÖ’lerden hainlerin, yani Türkiye’deki yardakçı ve batının ahlaksız hizmetkarlarının bağlantılarını ve ne yapmaya çalıştıklarını ortaya koyarak Türk Halkının gözünü açmaktır.
Açık ya da örtülü ilişkiler, açık bir resme dönüştürüldüğünde Amerikalıların “WEB” yani “Örümcek Ağı” demelerinin gerçekçiliği de anlaşılacaktır.
Bunu biz yapamasak bile, açtığımız yolda ilerleyecek olan genç araştırmacılar, Türkiye ağında yer alanların içini dışını, ekonomik çıkar ilişkilerini, “think-düşünce” batı hizmetkarı yardakçılık işleriyle doldurdukları küçük “tank-kendi cepleri ni-keselerini” inceleyecek ve hepimizin anlayacağı şekilde gözümüze, gözümüze sokacaklardır. Ben Türk gençliğine her zaman güvendim ve gene güveniyorum ve inanıyorum.
Genç araştırmacılar, Doğdukları büyüdükleri, her şeyinden faydalandıkları bu ülkeyi, para, rütbe ve mevki uğruna satmaktan çekinmeyen, bu zavallı vatan hainlerini açığa çıkartacak ve onları bu ülkede yaşadıklarına pişman edeceklerdir.
Bu hainlerin yaptıklarını inceleyecek ve yaptıklarının bilimsel irdelemesini yapacak olan akademisyenler de genç araştırma cılara eklenirse; gerçekten batı çıkarlarına hizmet vermek üzere kurdurulan, sözde STÖ’lerinin gerçek yüzleri tam anlamıyla halkımız tarafından anlaşılacaktır.
İşte o zaman canım ülkemizi parçalamaya kalkışan bu karanlık ve ahlaksız zihniyete karşı, ulusal bir dayanışma dönemi ne girebiliriz. Sadece kendi imkanlarımızla, sadece damarlarımızdaki asil kanla beslenenen gerçek vatan severler bu ahlaksız örgütlenmeye karşı çıkacaktır. Yani “Zor oyunu bozacaktır!”
İşte bu “ahlaksız oyun” milliyetçi ve bağımsızlıkla tutuşan Türk Milleti tarafından, ATATÜRK’ÇÜ Türk Gençleri tarafından bozulacaktır.
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/EMPERYAL%C4%B0Z M.jpg>
Ulus devletler; dünya egemenliğine soyunan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği (Biz bu kitapta ikisini bir arada “AB-D” diye kısaltacağız) ve diğer Super Güç diye adlan dırdıkları ülkelerin önündeki en büyük engeldir.
Çünkü ulus devletler kendi topraklarının kullanımına ve ekonomik ortamına dışardan yapılacak girişimleri, dış siyaset lerinin doğrudan yönetilmesini engelleyebilirler. Daha da kötüsü, yandaş yönetimlerin yerini her an daha bağımsızlıkçı yönetimler alabilir.
Ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülke insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenlerle, buralarda “insan hakları” ve “din hürriyeti” bekçiliğine çevrilen operasyon ile AB-D’nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıdır.
Dünyanın 92 ülkesinde devlet yönetimlerine paralel yönetim şebekesi oluşturan AB-D, egemenliklerini gizliden değil, olabildiğince açıktan pekiştiriyorlar.
Bunu yaparken kurdukları ya da kurdurttukları Think-Tank, düşünce topluluğu, Grup çalışması , proje , yuvarlak masa toplantısı , bilimsel konferans , dernek ve vakıflar aracılığıyla toplumun tüm kesimlerini örgütlüyor, yasa değişikliği çalışmalarını yönlendiriyor ya da yasa tasarılarını kendileri kaleme alıyorlar. Ülkeyi yönettiğini sanan devletin kurumlarına “reform” için para veriyor ve değişiklikleri kendi bildiklerince yönlendiriyorlar.
Gizli örgütlenmelerle Polonya karıştırılmış, Moskova’da kurulan derneklerle yönetime sızılmış ve muhalefet örgütlenmişti. Sosyalist sistemin çökertilmesinden sonra ulusal devletlerin ele geçirilmesi ve parçalanması süreci başlatıldı.
Türkiye gibi müttefik ülkelerdeyse, olası bağımsızlık eğilimlerini bastırmak ve devletlerin tüm ulusal çekirdeklerini yok etmek, ekonomik ortamlarını korunaksız, yönlendirile bilir, gerektiğinde karıştırılabilir bir durumda tutabilmek için güdümlü örgütlerin desteğiyle yasal değişiklikler yaptırmayı başardılar. Kirli operasyonları saklı tutarken, toplumun tüm kesimlerini istedikleri anda harekete geçirebilecek denli örgütlemiş bulunuyorlar.
Operasyonun en önemli ayağı “çok kültürlülük” üstüne kuruldu. Başlarda “farklılıklar zenginliğimizdir” diyenleri bile şaşırtacak denli kısa bir sürede farklılıklar etnik azınlık isteklerine yükseltildi.
Toplumun dinsel dayanışmasını da denetim altında tutabilmek için “Din Hürriyeti” senaryosunu büyük bir başarıyla uygulayan AB-D örgütleri, dinsel topluluklarla, şeyhlerle, şıhlarla, vakıflarla ilişkilerini geliştirerek demokrasi (!) cephesi ne katıldılar
Öyle başarılı oldular ki, Irak işgali sürecinde karşı çıkması beklenen Türkiye’nin İslamcı muhalefeti bile vurdum duymaz oldu. Türban özgürlüğü örgütlenmesiyle ve eylemlerle birlikte kurumların ve toplumun tepkileri ölçüldü. Gerektiğinde suikastlar düzenlendi.
Operasyon, her kesimi T.C’nin yasallığına karşı birleştirdi. Siyasal partiler “siyasi eğitim” adı altında operatörlere bulaşınca, TOPLUMA ÖNDERLİK EDECEK MUHALEFET DE KALMADI.
Oysa olay daha derindeydi. Bir ülkede yaşayanların düşünce sistemleri ele geçiriliyor, demokratik kitle örgütleri yok edilirken birkaç seçmece kişinin kurduğu dar üyeli dernekler; toplumsal muhalefeti, güdümlü medya ve devlet yöneticileri nin desteğiyle gütme yeteneğine kavuşuyorlardı. Bu dernek ve vakıflar dışardan aldıkları büyük finansal ve yabancı medya kuruluşlarının desteğinin karşılığını o devletin dışişlerine ulaştırılan ve milli menfaatlerimizi tehdit eden raporlarla ödüyorlar..
Eskilerde “casusluk” olarak nitelenebilecek bu uygulamalar şimdilerde “demokrasi için ortak çalışma” adı altında rahatça özümsenebiliyor. Yabancıların dernekleri, vakıfları ve siyasi partileri toplum yönetiminde etkinlik sağlayabiliyor.
Başkentte bile şubeler açıyorlar. Zamanı geldiğinde harekete geçip merkezi devleti ele geçirecek olan gençlik örgütlenmesi için büyük paralar harcanıyor.
Bu nedenlerle, devlet merkezlerinin egemenlik araçları ellerinden alınıp, halk kitlelerinin merkeze olan güven ve bağlılıkları zayıflatılıyor. Ulusal yönetimler, kısa devre edilerek, dünya egemenlerinin NGO-Vakıf-Enstitü gibi örgütleri aracılığıyla, kitlelerle doğrudan ilişkiye geçmek, daha ekonomik ve daha kalıcı bir yöntem haline geliyor.
Ülkelerde devlet ile halkın arasına, AB-D adına bir tür uzaktan yönetim şekli olarak adı sivil (!) kendileri dışarıdaki yabancı devletin güdümünde, bir dernekler, vakıflar, meslek kuruluşları ağı kuruluyor.
İç gelişmelere, kapanmış tarihsel yaraların yeniden deşilmesiyle yoğunlaştırılan etnik kışkırtmalar, ekonomik şantajlar, din hürriyeti kapsamında geliştirilen eylemler, Amerika’nın ya da Avrupa’nın şu ya da bu üniversitesinde, Türkiye’nin bütünlüğüne, temel yasallığına saldıran toplantılar, konferanslar yapılıyor.
Avrupa’dan Türkiye’ye parlamenter akınları, yabancıların yerel yönetimlerle Cumhuriyet devletinin bilgisi dışında gerçekleştirdikleri doğrudan kapalı toplantıları, ülkenin enerji kaynaklarının kullanımına karşı, tarihsel kalıt ya da çevre adına, abartılı uluslararası karşı kampanyalar, ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini, sözde dostluk adına silikleştirme adımları eşlik ediyor.
Böylece, olası uluslararası müdahalenin cephesi kuruluyor. İçerdeki kutuplaşma bazen sert bazen göreceli olarak daha yumuşak kışkırtmalarla olgunlaştırılıyor.
Bu girişimlerin en kısa tanımı: Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yasallığıyla kimin derdi varsa, başta AB-D olmak üzere, Batı dünyası ona sahip çıkıyor, kol kanat geriyor ve resmi raporlarla bu koruyuculuğu uluslararası belgelere taşıyorlar.
Gelişmelere koşut olarak, ülke içinde de, sağcı solcuyla, dinci sözde aydınla, şeyhler demokratlarla kol kola giriyorlar. Çok yakın geçmişte, aynı siyasal görüşleri paylaşanlar yan yana gelemezken, şimdi tümü bir anda cephe oluşturabiliyorlar.
Onlarca örgüt, devletin kurumsallığına karşı ortak belgelere bir çırpıda imza atabiliyorlar. Kendisine “liberal” diyen profesörler, bir gecede Amerika’ya uçuyorlar ve “cihad” örgüt lerinin destekçisi Amerikan Müslümanlarının panellerin de, yuvarlak masa toplantılarında, deneyimli istihbarat uzmanlarıyla buluşuyorlar.
Cumhuriyeti kurmakla övünen siyasal hareketin başkanı bir anda Hristiyan tarikatların yan kuruluşlarının toplantılarına katılıyor. Aynı görüşü paylaşan yöneticiler, vakıf adını taşıyan yabancı parti uzantılarını Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisi’ne taşıyorlar ve “siyasal ahlak” dersleri verdiriyorlar.
Ulusal bağımsızlığın mirasçısı meclisin anayasayla ilgili çalışmalarına yabancılar karışıyor ve bunu açıklamaktan da çekinmiyorlar.
Aynı yabancılar, yerel yönetim çalışmaları adı altında bir dizi toplantı yapıyor ve birbirine muhalif partilerden seçilmiş belediye başkanları, devlet merkezinden bağımsızlaşma ve özerklik elde etme istemiyle hareket etmeye çağrılıyorlar. Bu gelişmeler on-onbeş yıla sığıyor. Bu denli kısa bir sürede, bu denli yüksek payda ortaklığını sağlayan nedir?
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/NED-TARAFINDAN- FONLANAN-ORGAN%C4%B0ZASYONLAR.jpg>
NED-TARAFINDAN-FONLANAN-ORGANİZASYONLAR
Yanıt kısa ve açık: ABD’nin NED adlı fonundan beslenen, IRI, N1D, CIPE ve Batı Avrupa örgütleriyle örülen ağın içinde biçimlenen ithal demokrasi yapılanması.
Tasarım merkezi aynı olunca, yörüngeler de, o merkezin çevresinde oluşuyor; sağı solla, dinciyi laiklik savunucusuyla buluşturuyor. Siyasal farklılıklar eritilirken, etnik ayrılıklar, bazen “çok kültürlülük” bazen da “inançlara saygı” temelinde öne çıkartılıyor.
Türkiye’de, üç-beş yıl öncesine dek, siyasal konumlanmalara uygun olarak, örgütler, partiler, yazarlar, çizerler arasında keskin görüş ayrılıkları oluşurdu. Örneğin, laik devlet düzenini değiştirmek isteyenlerle, cumhuriyeti savunanlar arasında siyasal uçurum bulunurdu, “Sağcı” geçinenle “solcu” geçinen arasında görüş ayrılıklarıysa siyasal yaşamın bir kuralı ve itici gücüydü.
Oysa şimdi öyle olmuyor. Dinsel hukuk esaslarının uygulanmasını isteyenlerle, istemeyenler bir araya geliyorlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinin değiştirilmesini birlikte öneriyorlar. Bu dayanışmalarını da, “özgürlüklerin ve demokrasinin genişletilmesi” için eylem ortaklığına, çok kültürlülük esasına dayalı siyasi yapılanma gereğine oturtuyorlar ve halka bunu “hoşgörü” olarak yansıtıyorlar.
Cumhuriyetin kurumlarına karşı her provokasyondan sonra siyasal partilerin tümü susuyor, temel ilkelerin ve kurum ların savunulması, orduya kalıyor. Ordu, politize ediliyor, iç siyasi kavgaların içine çekiliyor.
Daha sonra Ordunun tüm Atatürkçü kesimi iftiralarla hapislere atılıyor, Yargıda, üniversitelerde, Ordu’daki tüm Agartacı Ergenekoncuların yani Atatürk ilkelerini savunacak kesimin köküne kibrit suyu ekiliyor. Olayın siyasal amacı ve stratejik boyutu da bu kadar açıktı.
_____
08 Ocak 2022 – Devam edecek
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR Bölüm 2/3 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/KALEM-2-1.jpg>
Değerli okur,
Birinci bölümünü paylaşmış olduğum bu siyasi kültür, bilgi yazı dizisinin 2 ve 3. bölümlerini aşağıda okumanıza sunuyorum. Ülkemizin 2002 yılından bu yana ABD/İsrail tarafından iktidara getirilmiş olan AKP’nin yönetimi süresince ülkemizde başlayan kaosun nasıl planlı ve programlı ve sistematik olarak oluşturulduğunu, Türkiye’nin her yönüyle nasıl çökertildiğini, fakirleştirildiğini, zayıflatıldığını ve yoksullaştırılarak bir peyk ülke haline evrildiğinin perde arkasını bu önemli yazı dizisinin içinde bulacaksınız.
Bu yazıyı bir İŞARET ve UYANDIRMA FİŞEĞİ olarak okumanıza ve bu kitabı kaleme almış olan değerli emekli Kur.Albay Dr. Ali Nazmi Çora’ya teşekkürlerimi sunuyorum.
Naci Kaptan / 10 Ocak 2022
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/NED….jpg>
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 10 Ocak 2022
_____
BÖLÜM I <nacikaptan.com/?p=96088> nacikaptan.com/?p=96088 BÖLÜM II*III <nacikaptan.com/?p=96139> nacikaptan.com/?p=96139 BÖLÜM IV*V <nacikaptan.com/?p=96215> nacikaptan.com/?p=96215 BÖLÜM VI*VII <nacikaptan.com/?p=96422> nacikaptan.com/?p=96422 BÖLÜM VIII*IX*X <nacikaptan.com/?p=96575> nacikaptan.com/?p=96575
_____
BÖLÜM II
AB-D’NİN İSTEKLERİNE KARŞI GELEBİLECEK HER KESİM SUSTURULDU VE KORKUTULDU.
_____
Kuvvetler ayrılığı esas olan bir sistemde, yargının bağımsız olduğu bir demokraside bir hükümet başkanı, Ben baş savcıyım deyip direktif verirken “BAĞIMSIZ YARGI!”‘nın sayın yargı mensupları bu sözü sessizce kabulleniyordu. Bu dava ile bağımsız yargıya ve adalete olan güven tamamen yitirildi. Egemen güçlerin istediği de bu değil miydi zaten?
Tarihi süreç elbet işleyecek ve Delil klasörleri ile sayfa sayısı 1 milyonu aşan bu iddianameler ve bu dava, Türkiye’de gerçek demokrasinin var olduğu bir gün, Hukuk fakültelerinde ibret alınacak bir ders olarak okutulacak.
Zira hem soruşturmanın yürütülmesinde hukuku çiğnemek vukuat-ı adiyeden sayılmıştır; hem de içerik bakımından iddianame AB-D’ye ruhunu satmış yandaş medyanın bu konuda yazdıklarına, görülmemiş bir acıklı-güldürünün mantığına oturtulmuş, daha dava başlarken iflas etmişti.
Ülkede kutuplar sayıca artırılırken, inanç ve köken ayrılıkları öne çıkarılıyor ve çatışmalar keskinleştiriliyor. Bu durumdan yarar umanlar, Türkiye’nin bir avuç militarist güç tarafından yönetildiğini yayıyorlar, özellikle yurtdışında iş, askersel yöne tim tanımını da aşıyor ve “laik cunta” deniliyor.
Söz konusu örümcek ağının ilmiklerinde, şu ya da bu niyetle yer almış olanlar bu ağı örenlerin kimliğinden de, amaçlarının tümünden de bilgili olmayabilirler.
“Sivil” etiketi takınan, “saydamlığı” olmazsa olmaz ilke olarak savunan örgütler, yabancı ilişkilerini, özellikle “hibe” adı altında aldıkları parasal desteği çevrelerine topladıkları kişilerden ve toplumdan saklamaktadırlar.
Bu kitapta; Gençleri bu ilişkiler üstüne bilgilendirmenin önemli bir görev olduğu düşüncesiyle hareket edilmiş; günümüzde moda olan Amerikan usulü sözde akademik bir dille “sistematik” yazma yerine okurun kendi yorumunu yapmasına ve gerekli sonuçlar çıkarmasına yardımcı olmak amaçlanarak, medyatik eksik bilgilendirmenin yarattığı boşluğun doldurulmasına özen gösterilmiştir.
Toplumsal yaşamımızın; yabancı güçler hesabına düzenlenmesine ve toplumun gözünün boyanmasına karşı bir uyanış sağlamak, hepimizin İnsanlık ve Vatanseverlik görevidir.
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/PS%C4%B0KOLOJ%C 4%B0K-HARP-VE-NGO-lar.jpg>
BAĞIMSIZ MİLLİ BİR DEVLETİ STÖ (SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ) (NON GOVERNMENTAL ORGANISATIONS) İLE NASIL ELE GEÇİRİRSİNİZ.
Aslında eğer hedef ülkede bulunan ismine STÖ (Sivil toplum örgütleri) denen çeşitli derneklere, vakıflara, sendikalara, stratejik araştırma kuruluşlarına, anket kuruluşlarına çeşitli meslek birliklerine ve bunlar gibi kuruluşlara ve örgütlere güya insani yardım veya kuruluşun faaliyetlerine amaçlı yardım yaparak satın aldıysanız ve kendi çıkarlarınıza uygun yönlendiriyorsanız, siz artık o ülkeyi ele geçirmişsinizdir. Hayırlı olsun!
Ne CIA’e ne diğer istihbarat teşkillerine nede casuslara ve diğer istihbarat birim ve yer altı kuruluşlarına ihtiyacınız vardır. Sonra medyayı’da satın alarak açıkça herkesin gözlerinin içine baka baka, rezilce planınızı uygulamaya koyarsınız.
Ben size 20 altın kural ile yapacağınız aşamaları sonraki sayfalarda anlatacağım, siz de bana bunların hangi ülkede ve şu anda hangi seviyede uygulandığını söyleyeceksiniz?
Hangi ülke? Buldunuz mu? Tebrikler. Evet doğru aynen düşündüğünüz o ülke!
Ey okuyucu, Bağımsız milli bir devleti, STÖ (Sivil Toplum Örgütleri) ile ele geçirmek ister misiniz? Ne! Çok mu ilginizi çekti. Olur hemen senaryoya başlayabiliriz. Aslında çok kolay, biraz pahalıya mal olur ama olsun! Sizde para çok, o ülkede de satın alınmaya hazır insan bol. Harcadığınız Para “Global dünya amacınız için” feda olsun. Gelsin köle ülkeler.
Değerli Okuyucum, beyninizin unutma imkanı olmayan bir bölümüne, Yabancı Güçlerin esas Amacı’nın, kendilerine hizmet eden, Yasal görünümlü sivil toplum (STÖ) örgütlenmesiyle, hedef ülkenin yönetimini ve tüm varlıklarını ele geçirmek olduğu gerçeğini lütfen yerleştiriniz.
Hepiniz biliyorsunuz! AB-D, Demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması ya da “demokrasiye geçiş” misyonu diyerek; milli orduların kimliğinin yok edilmesi ve bağımsız devlet egemenliğini koruma kararlılığının kırılması ve devlet merkezlerinin zayıflatılması yoluna gidiyor.
Bu işlem için Dünya çapında, kendine yandaş Sivil Toplum Örgütlerinden (STÖ-NGO) dan, Sivil Toplum Örgütlerine, vakıftan vakıfa yatırım yapıyor.
_____
BÖLÜM III
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/demokrasi1.jpg>
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ (STÖ)-(NGO) İLE MİLLİ, BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK BİR ÜLKEYİ ELE GEÇİRMENİN 20 ALTIN KURALI
Bakalım sizin için neler yapabiliriz!! Hadi başlayalım…
AB-D olarak, beyin yıkama, beyne yeni algılama simgelerini yerleştirme, örgütleme, kimlik oluşturma ve eyleme geçirme sürecini 20 (yazı ile yirmi) temel kuralla gerçekleştiriyoruz.
Aslında bu kurallara hepsine sizler aşinasınız, biliyorsunuz ve bunları ruhunuzda hissediyorsunuz ama isimlendiremiyorsunuz. Bizim de amacımız bu, sizi yavaş yavaş hissettirmeden zehirlemek. Gelin şimdi bunları teker teker görelim:
KURAL-1
Kamuoyu oluşturacakları-beyin yıkayıcılarını yani aydınları (Ben onlara sözde aydın diyorum ama-olsun işimize yararlar), yazarları, bilim adamlarını yurt içinde ve Tercihan onların ağızlarının suyunu akıtacak yurt dışı ülkelerde, onların masraflarını karşılayarak, konferanslara seminerlere toplantılara çağırın.
Onların, konferans örgütleyicileriyle, yayın yönetmenleriyle, yayıncılarla, veri tabanı yöneticileriyle, web sitesi ustalarıyla, para toplama uzmanlarıyla, iletişimcilerle ve medya ilişkileri uzmanlarıyla buluşturun ve onlardan eğitim almalarını sağlayın, tabii sizin istediğiniz yönde.
Bunlarla doğrudan ilişki kuran, ilgili ülke hakkında bilgi almak çeşitli şahıslar ve örgütler yardımı ile “düşünce” ve “örgütlenme” özgürlüğü diyerek beyinleri yıkayın ve yeniden yapılanma düşüncesini benimseterek onların kendi menfaatlerimiz yönünde çalışmaya hazırlayın, gerekirse satın alın.
Göreceksiniz kolaylıkla ruhlarını, inançlarını size satacaklardır. Hem de yok pahasına. Sonra onları kullanın. Sakın Acımayın bir kere ülkelerine ihanet ettiler mi gerisi çorap söküğü gibi gelir. Onlar artık sizin uşaklarınızdır.
_____
KURAL-2
Alt örgütler yoksa, hemen Helsinki Nihai Senedi kapsamında Helsinki Yurttaşlar ve Ortak Zemin Merkezlerini örgütleyin ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlen dirilebilecek bir ilişkiler ağı teşkil ederek, insan hakları dernekleri ve benzeri örgütlenmeleri kurun veya kurdurtun. Farketmez zaten onlar sizin borazanınızı çalacaktır. Hem de seve seve, bağıra bağıra.
_____
KURAL-3
Amerikalıların “manufacturing public perception” dedik leri “Hedef devlet kamu-oyunun algılama ve anlayışının sizin istediğiniz gibi şekillendirilmesi” halkın beyninin yıkanması ve robotlaştırılması” sürecini başlatın. Halkın beyninin yıkanması ve robotlaştırılması sonucunda o ülke insanlarının, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurumlarının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçmelerini sağlayın.
Böylece sizin fikirlerinizi kendi fikirleri saysınlar ve onları sizin adınıza safça savunsunlar. Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarınız için bir araç, “Özgür seçimler” demek gerçekte bizim destelediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. “Hür sendikalar” demek, bizim kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demektir.
“Basın özgürlüğü” demek bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlayan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demektir. Seçilmiş bir hükümet AB-D’nin iktisadi ve siyasal çalışmalarını tehdit etmeye başlarsa görevden uzaklaştırın “Sosyal ve ekonomik adalet” halkla ilişkilerde hoş kavramlardır, hepsi o kadar.
_____
KURAL-4
Propaganda silahını (Radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını internet bombardımanı) devreye sokun.
Hedef ülkedeki medya kuruluşlarını satın alın, ortak olun, beraber ortak yayın yapmaya ikna edin, yöneticilerini satın alın.
Rüşvet niyetine ilan vs. gibi menfaatlerler sağlayın. Masum !!! Araştırma ve geliştirme yardımları yapın, gerekirse bu yardımları yüklüce yapın.
İnanın değer. Merak etmeyin kesinlikle başarılı olacaksınız. Bu sektör de o kadar aç gözlü insan vardır ki menfaatleri için analarını bile satarlar.
Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınları yoğunlaştırın. İnsan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırın.
O ülkenin, (gerçek olmadığı halde) tüm dünyada insan hakları ihlalleri yapıyor diye yargısız infazını yapın. O ülke insanlarında suçluluk duygusunu yaratarak Aşağılık kompleksini yerleştirin.
Aşağılayın, tekrar tekrar aşağılayın, öylesine yerlerde süründürün ki sizi efendi olarak bilsin. Sizden gelen her şeyin doğru olduğuna inansın. Kraldan ziyade kralcı olsun. Size tapsın.
Sizin kurduğunuz Birliğe girebilmek için Tarihini, Geçmişini, Örf ve adetlerini yok saysın, sırf size hoş görünmek için milli menfaatlerini unutsun. Milli hislerini vatan sevgisini, bayrak sevgisini unutsun.
Hedef ülke vatandaşlarının Kendilerine olan güvenlerini yok ettiniz mi artık sizin oyuncağınız olmuştur o ülke.
Buyrun, artık oyuncağınızla istediğiniz biçimde, arzu ettiğiniz biçimde doya doya oynayın. Sonunda hissiz, tepkisiz zavallı bir oyuncaktır o. İster sevin ister kırın.
_____
KURAL-5
Casuslar yerine medya muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programı gerçekleştirin, o ülke gazetelerinin TV’lerin ve diğer medya propaganda silahlarını acımasızca kullanın. Öğrenmek istediğiniz her şeyi muhabirler! vasıtasıyla öğrenebilirsiniz, üstelik bu istihbarat çok ucuz ve yasal.Yeme de yanın da yat.
_____
KURAL-6
Bilimsel ve toplumsal konferansları çoğaltın. Sizin yandaşlarınız-kuklalarınız yönetiminde yani sizin kontrolünüzde olacak şekilde Bolca yerel dernek, vakıf ve “think tank” derneklerinin kurdurun. Onların kamuoyuna mal edilmesi için bolca reklam yaptırın medyada boy göstermelerini sağlayın ki inandırıcı olsunlar.
Bu derneklere sizin istediğiniz ortamı yaratması, ortalığı sizin menfaatlerinize elverişli hale getirmeleri için görevler, talimatlar verin. Doğal olarak arada sırada bonus niyetine parada verin ki iyice köpekleşsinler.
_____
KURAL-7
İşadamları derneklerinin, sendikaların kurulması, var olanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması için elinizden geleni yapın.
Siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroları yönlendirin. Gençliği “düşünce özgürlüğü” ve “siyasi katılımcılık” propagandasıyla örgütleyin, sonra hızla etnik ayrımcılığın normal olduğu propagandasını yaparak o ülke halkını birbirine düşman, birbirine güvenmeyen parçalara ayırın.
Bu grupları da kendi içerisinde bölerek iç çatışmaları artırın ve o ülkeye kaos getirin ve bu kaosu sadece sizin çözebileceğinize onları inandırın. Buna karşı çıkanları ırkçı damgasıyla sindirin.
Medyada yargısız infazlarda bulunun ve o ülkede Adalete olan inancı olabildiğine azaltın. İnsanlar artık Yargıya Güvenlik Güçlerine itimat etmesin. Sadece STÖ’lere inansın. Operasyon tamam beyler…
_____
KURAL-8
Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarını azaltın, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa AB-D televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik yanlış bilgilendir meyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturun.
Gerektiğinde para ile medyayı satın alın ve haince ve o ülke aleyhine taraflı yayınlar yaptırın. Merak etmeyin çok ama çok kolay olacak. O kadar çok örnek yaşandı ki!
Psikolojik harp deyimi ile Gri propaganda, halk deyimi ile çamur at izi kalır deyimi ile faaliyetlerde bulunarak ülkesine sahip çıkmaya çalışan milliyetçi, bu vatanı canından çok seven kuruluşları, şahısları sürekli töhmet altında tutarak onların etkin bir mücadele vermesini önleyin.
Menfaatlerinize zarar veriyorsa ve tüm çabalarına rağmen susturulamıyorsa hiç acımadan, pervasızca o vatanseverleri yok edin, öldürün. Sonrada onları unutturun. Medya sizin oyuncağınız. Ancak sizin istediğinizi yazılır, istemediğiniz ise asla yazılamaz. Parayı veren düdüğü çalar değil mi dostlarım.
_____
KURAL-9
Etnik ayrılıkları güçlendirmek üzere kültür ayrımcılığı programlarına başlayarak yerel toplantılardan uluslararası toplantılara adam taşıyın.
Ulusal-bölgesel tarihin bütünleştirici özelliklerinin yok edilerek, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında ayrımcı ve birbirine düşman kindar kültürler yaratın. Ajitasyonlar ile aradaki kin ve nefreti arttırın.
Karşı çıkanları milliyetçi, kafatasçı veya ırkçı diye damgalanması için yardakçı dernek ve vakıfları, satın alınmış medyayı kullanın. Onları susturun. Öyle ki ben bir Türk milliyetçisiyim “Ne mutlu Türküm” demekten bile utansınlar ve korksunlar.
_____
KURAL-10
Yanlış ve eksik bilgilendirme: Psikolojik Harp’in bütün imkanlarını kullanarak, kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarını ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumları yıpratın.
Toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yalan haberler yaratın ve yeni kimlikli topluluklar oluşturarak, bunlar arasında çatışmalar yaratın, Halkı tamamen pasifize ederek, suskun bir sürüye döndürün.
_____
KURAL-11
Yolsuzluk kampanyaları: “Yerinden yönetim” taleplerini yükselterek devletin egemenliğini zayıflatın. Yolsuzluk olaylarını abartarak topluma aşağılık duygusunu yerleştirin. Halkı çaresizliğe itin.
Halkı bilinçsizce AB-D üstünlüğüne şartlandırın, beynini yıkayarak robotlaştırın ve “AB-D söylüyorsa doğrudur” “Onlar bizden akıllıdır” moduna geçirin.
_____
KURAL-12
Ekonomik ortamı denetleme: Borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratmak üzere, para piyasalarını dışardan gelen uluslararası vur-kaç tefecilerine sonuna dek açılması için çalışın ve bunun sanki başarılı bir şeymiş gibi
satılmış köşe yazarlarına ve sözde ekonomistlere medyada ve basında imkan yaratarak yoğun propaganda ile pompalayın. Ta ki o ülkenin ekonomisi batana kadar.
Gerekirse Dünya bankasından IMF den uzmanlarla yol gösterin, tabii kendi menfaatlerinize uygun sizin adamlarınıza emanet edilmesi için propaganda yapın ve sanki bu çok güzel bir şeymiş gibi allayıp pullayın ki yutulması kolay olsun.
_____
KURAL-13
Merkezi devlete güvensizlik yaratma: Kritik dönemlerde iktisadi bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilerek, devlet merkezine karşı güvensizlik aşılayın.
Yerel belediye başkanlarının devlete, hükümete kafa tutması, savaş açması ve devlete kafa tutan bu yerel etnik yöneticilerin AB-D tarafından desteklenerek devletin zavallı haline getirilmesi ve halkın devletine olan itimadının yok edilmesi için elinizden geleni yapın.
_____
KURAL-14
İş adamlarını örgütleme: Yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan ‘serbest ekonomi’ ve ‘serbest pazar’ düzeninin kabul ettirilmesi, böylece size göbekten bağlı bir dizi şirket örgüt ve dernekler yaratılmasını sağlayın
_____
KURAL-15
Ulusal sanayinin yıkımı: Ulusal ekonominin çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ile devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımları, örgütleri destekleyin. Ve böylece ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliğini, ulusal egemenlik alanının dışına çıkartın.
Ne kadar ulusal zenginlik, stratejik kuruluş varsa hepsinin yabancılara satılarak ülke insanlarını kendi ülkesinde ikinci sınıf müstemleke halkı haline getirmesi için elinizden geleni yapın.
Ve bunu yaparken yoğun propoganda ile halkı sanki bu olay güzelmiş gibi kandırmak ve robotlaştırmak, oldu bittiyi sakinlikle kabul etmesini sağlamak için elinizdeki tüm imkanları kullanın.
Toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini silikleştirerek, güdülebilir sömürge bir topluluğuna dönüştürmek hedefiniz olmalı.
_____
KURAL-16
Orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: Güvenlik güçlerinin ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahalelerini önlenmek için, profesyonelleştirmesi için uğraş verin.
Devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak, ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılmasını sağlayın.
_____
KURAL-17
İnanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: Liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapan, ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, var olanlara yeni liderler yerleştirilmesi
Parti programlarını rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürün, İleride bunlara önemli görevler vererek ödüllendirme hatta milletvekili, başbakan, Cumhurbaşkanı olabilmeleri için maddi ve manevi zemin yaratın.
Bunların üzerinden o ülkeyi iliklerine kadar sömürün. Sömürülecek birşey kalmayınca yok edin gitsin.
_____
KURAL-l8
Ulusal bunalımlar yaratılması: Ülkede sık sık ekonomik dalgalanma yaratılarak bunalım aralarının azaltılması.
Ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynaklarını, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılarak, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesini sağlayın.
Böylece hedef devletin kendi yöneticileri tarafından değil dolaylı ve etkin şekilde fiilen AB-D yöneticiler tarafından tarafından yönetilmesini sağlayın.
_____
KURAL-19
Ulusal üretim birimlerinin ele geçirilmesi: Yaratılan ekonomik bunalımlar sonucunda, ağır sanayi işletmeleri nin, enerji ve iletişim kurumlarının ‘özelleştirme’ adı altında yabancı şirketlere yok pahasına devredilmesi; bağımsızlığı pekiştirecek büyük projelerin önlenmesi.
Böylece devletin tüm güçlerinin yabancılar tarafından yönetilerek o ülke vatandaşlarının ikinci sınıf sömürge halkı haline getirilmesini temin edin. Bırakın zavallılar sizin için çalışsınlar.
_____
KURAL-20
Yaygın bir barış atağı görüntüsü altında, tarihsel gerçekleri unutturup hedef ülkeyi var eden tarihi tersine döndürün.
Bölgesel çatışmaları da kullanarak, ırk ayrımcılığı geliştirilirken, tehdit değerlendirmelerini şaşırtmak üzere; komşu ülkeler arasındaki ayrılıkları derinleştirecek özel operasyonlar, ajitasyonlar düzenleyin.
Eğer bu kuralları doğru uygularsanız; Hedef ülke, Top tüfek kullanmadan, insani amaçlarla, demokrasi getirmek adına tarafınızdan zaptedilmiştir.
Tekrar hayırlı olsun. Ucuz, etkili, kan dökülmeden demokrasi adına. Güle güle kullanın ve bu iyiliğimi de hiç unutmayın.
Ele geçirdiğiniz bu Hedef ülkede, yıllardır barış içinde yaşayan toplumlar, inanılmaz bir hızla önce ayrışır, sonra da çatışır.
Sonuç, ekonomisi yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliğiyle dış politikada bağımsız karar verebilme yetkinliğini yitirmiş, yabancıların dayattığı kararlara mahkûm olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş Batı’nın alt dereceli bir hizmetkarına dönüşmüş bir halk topluluğu oluşur.
Artık o ülkenin insanları farkında olmadan bilinçli bir programla AB-D’nin ikinci sınıf hizmetkarları haline gelmiştir.
Halk uyandığında iş işten çoktan geçmiştir. Ta ki bu durum Atatürk gibi milli bir liderin, sistemi halk yararına değiştirme sine kadar devam eder.Sonra…çark gene döner ..AB-D tarafından yukarıdaki 20 kural gene uygulamaya konur. Ve tekrar yeni bir Atatürk gibi milli bir lider beklenir… Fasit daire döner durur. Ta ki halk uyanıp hainleri kendi çukurunda boğuncaya kadar. Sonunda boğar da..Atalarımız ne demiş “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.”
Yoksa geri kalan; geçiş döneminde yükselen kanlı çatış malarla, gelecekte barış ve dayanışma içinde yaşama istekleri köreltilmiş, yabancı devletin güdümündeki sözde “sivil” örgütlerin, seçkin derebeylerin yönetiminde bir ülkeden “coğrafya”ya devrilmektir
Ve geride kalan, Batı kartellerinin eline geçmiş, enerji kaynakları, her türden iç korunması kaldırılarak açık pazarlaştırılmış ve güvenliği Batı’nın ordularına terk edilmiş yeni tür bir kolonidir.
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora
Özet; Naci Kaptan * Bölüm III sonu / Devam edecek
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR * Bölüm 4/5 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/NED-2020-senesi nde-36-y%C4%B1ll%C4%B1k-tarihinin-en-y%C3%BCksek-ba%C4%9F%C4%B1%C5%9Flar%C4% B1n%C4%B1-yapt%C4%B1-19-Ekim-2020.jpg>
SESSİZ SAVAŞ ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 11 Ocak 2022
_____
BÖLÜM I <nacikaptan.com/?p=96088> nacikaptan.com/?p=96088 BÖLÜM II*III <nacikaptan.com/?p=96139> nacikaptan.com/?p=96139 BÖLÜM IV*V <nacikaptan.com/?p=96215> nacikaptan.com/?p=96215 BÖLÜM VI*VII <nacikaptan.com/?p=96422> nacikaptan.com/?p=96422 BÖLÜM VIII*IX*X <nacikaptan.com/?p=96575> nacikaptan.com/?p=96575
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/ULUSAL-SANAY%C4 %B0N%C4%B0N-YIKIMI.jpg>
BÖLÜM IV
“THINK TANK” (DÜŞÜNCE, STRATEJİK ARAŞTIRMA) DENİLEN “GİZLI VE GÜVENLİ ODA” ÇALIŞMA GRUBU
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/dirty-sam-1.jpg >
Her ülkede olduğu gibi, şirketler için esas olan devlet politikalarına ve kararlarına yön vermektir. Yön verilecek olan devlet yönetimi ve yasama organları olunca, yönlendirici elemanların niteliği de önem kazanır. Bu elemanların büyük çoğunluğu, devlet deneyimine sahip eski ve yeni görevlilerden seçilir. İkinci eleman kaynağıysa, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir.
AB-D, bu türden kaynaklar bakımından oldukça zengindir. Dış ülkelerde izlenecek AB-D çıkarlarına uygun ayarlama işlerine denk düşen araştırma, inceleme, değerlendirme çalışmalarını gerçekleştirecek olan dernek, vakıf, enstitü adı altında kurulan, eski memurları, akademisyenleri, şirketlerin seçkin yöneticilerini bir araya getiren örgütlenmeler “think tank” adı altında toplanıyorlar.
Türkiye’ye “düşünce topluluğu” çevirisiyle ithal edilen, ya da daha batıcı sivillerce, yabancıya tapınma gösterisiyle kullandıkları “think tank” II. Dünya savaşından kalma askeri bir oluşumdur. ABD ordusunda, planların ve stratejilerin değerlendirildiği güvenliği sağlanmış, gizli ve özel odaya “think tank” denilmiştir. “Think tank” adı, ordu dışında ilk kez, 1950’lerde, yine orduyla bağlantılı olarak kuruldu.
Dünyadaki ülkelerin AB-D egemenliğine boyun eğmeleri için aşağıdaki konularda doktrinlerin geliştirildi, ve bu uygulamaların gerçekleştirilmesi için konusunda uzmanlaşmış kişiler den oluşan “Think Tank” adlı kuruluşlar teşkil edildi.
Çok da işe yaradı. Zira bu uygulamalar o ülkedeki Diktatör lere veya o devleti yönetenlere sürekli rüşvet vermekten veya asker kullanmaktan çok daha ucuza mal oluyordu. Dünyadaki ülkelerin AB-D egemenliğine boyun eğmeleri için takip edilecek doktrinler;
-Silahlı gücün zayıflatılması: İktisadi bunalımı bahane ederek toprak bütünlüğünü koruyan ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, ulusal gücün zayıflatılması.
-Devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: Seçim darbe siyle egemen devletin ele geçirilmesi. Merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. Bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi.
-Belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: Yerel yönetimi güçlendirme adı altında, toplumsal hizmetlerin “kârlılık” esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için gerekli düşünsel alt yapının oluşturulması.
-Kültürel kaynaşmanın yıkımı: “Çok kültürlülük” propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. Din kültürünün parçalanmasıyla geleneksel akışın kesilmesi; ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, “medeniyetler arası diyalog” programıyla, Batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. Böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması.
-Ülke yasalarının ve anayasalarının çok etnikli, federatif bir yapı oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmesi, operasyo nun temel aşamaları arasında, küçük ya da büyük, kanlı ya da kansız olaylarla testler yapılarak, oluşumun düzeyi ölçülerek hız ayarlanması ve küçük program değişikliklerinin gerçekleştirilmesi. Zaten testler, eski tür, örtülü “dirty work/ pis işler”de olduğu gibi uygulanır.
Aşamalar birer birer geçilirken, ülke dışında da paralel süreç yürütülür. Çok kültürlülük propagandasıyla etnik ayrıştırma ve çatıştırma sürecinin güçlendirilmesi için, insan hakları raporları giderek etnik azınlık hakları raporlarına dönüştürülür
Avrupa ve Amerika’da etnik ve dinsel ayrılıkçı “diaspora”ya parasal ve siyasal destek verilir. Küllenmiş tarihsel çatış malar, acılar yeniden ateşlenir. Ülkede özgüveni sarsılmış halkın, gün geçtikçe, yabancı kültüre, yabancı düzene özen me eğilimleri kışkırttılar.
ABD’de akademik görünüşlü “Institute” ile ideolojik görünüşlü “Heritage Foundation” gibi tutucuların örgütlediği vakıflar ile CFR, Carnegie Endowment, Woodrow Wilson Centre gibi, dış siyaseti tepeden yönlendirici seçkinler kulüplerinin yanı sıra, devlet tarafından kurulmuş CSIS gibi raporcu şirketler, IRFC gibi doğrudan Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bürolar, Middle East Forum, Washington Institute, Freedom House, CMCU, USIP gibi yan resmi merkezler de “think tank” olarak niteleniyorlar.
Hatta bunlara, Unification Church, Professors World Peace Academy ve Religious Youth Service gibi Sun Myung Moon’un tarikat örgütleriyle, ISNA (Islamic Society of North America), CAIR (Council on American Islamic Relations), Minaret gibi, İslam dünyasını yönlendirerek ABD’nin iktisadi egemenliğine uygun politikaları destekleyecek ve toplum üstünde baskı kuracak olan cemaat örgütleri de katılıyor.
AB-D’de bu tanıma uyan, binlerce “think tank” örgütü bulunuyor. Bu örgütler, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, AB-D’ye yerleşmiş üçüncü dünya elemanları, operasyonlarda dünya deneyimli CIA veya AB İstihbarat eski istasyon şefleri ve akademisyenler için önemli bir ekmek kapısıdır.
“Think tank” örgütlerinin en önemli yararı, AB-D yönetiminin sorumluluktan kurtarmalarıdır. AB-D resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce, şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle “casusluk” etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletlerarası anlaşmazlıklara neden olabilir. Teslim edilen raporlar, AB-D resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamalarına yol aça bilir.
İnsanlık yararına çalışır görünen vakıfların, derneklerin hazırladıkları “entelektüel” ürün görünümlü “project” rapor ları, ABD ya da Avrupa devletlerinin yönetimlerini bağlama yacaktır.
Üstelik “think tank” örgütlerinin masrafları da, ilgili şirket ve vakıflarca karşılanırsa, devlet bütçelerine fasıllar eklemek, ABD Kongresi’nden onay almak gibi, güçlükler de kolayca aşılmış olacaktır.
Daha da önemlisi, dış ülkelerin akademisyenlerine, eski diplomatlarına hazırlatılacak raporlara kaynak aktarılırken akademik bir görünüm verilmekle kalınmayıp, “işbirlikçi” ya da “kökü dışarda” gibi rahatsız edici ulusal suçlamalara, karalamalara karşı bir korunma örtüsü de sağlanmış olacak tır.
Bunların dışında, belki de en önemli yarar şudur; Bir yabancı devletin kurumuyla ilişki kurmaktan çekinen kişiler “thinktank” denilen kuruluşlara rahatça girip çıkabilecek, “think tank” denilen kuruluş da çok sayıda kişiyle daha kolay bağlantı oluşturabilecek ve hatta kitlelere ulaşabilecektir.
YABANCI PARTİLERLE ÖRGÜTLER
Siyasal partilerin yabancı ülkelerin siyasal partileriyle görüş alışverişinde bulunmaları, konferanslar düzenlemeleri olağan karşılanabilir.
Ne var ki, yabancı bir siyasal partinin bir ülkeye gelip, bir yerel partiyi desteklemek, belediye seçimlerini yönlendirmek üzere etkinliklerde bulunması egemenlik alanına saldırı olarak değerlendirilir.
İşin içine “enstitü” ve “stiftung” ya da “foundation” kılıklı örgütler girerse, yakınlaşmalar “think tank” ile siyasal parti arasında kurulan bir tür derin düşünce ilişkisine dönüşecek; “fikir alışverişi” ya da “bilimsel yardım” ya da “teknik destek” ve her ne olarak nitelenirse nitelensin, kitabına uygun olacaktır.
Bu örgütlerin kendi anavatanlarında (ABD-Batı Avrupa) siya sal çalışma yapmaları yasaktır. Örneğin Türkiye’de demokrasiye büyük katkı( !) koymak üzere, dışardan parayla ya da eleman masrafları karşılanarak desteklenmiş olan bir “sivil” örgütün kalkıp, Amerika’ya gitmesi ve orada Amerikan demokrasisine katkıda bulunması kesinlikle yasaktır.
Örneğin, Türkiye’deki İnsan Hakları Derneği, Helsinki Vatandaşlık Cemiyeti, 11 Eylül 2001’deki ikiz kule saldırısından sonra “milli güvenlik” gerekçesiyle, basına konulan yasakların “demokrasi ve insan haklarına aykırılığı”nı anlatmak üzere ABD’de bırakın bir yayın yapmayı, az katılımlı bir bilimsel konferans dahi düzenleyemez.
Bu yasak, yalnızca bu tür “think tank” denilenler için değil, tüm yabancı ülke yurttaşları için geçerlidir. NED kaynakların tüm yabancı ülke yurttaşları için geçerlidir. NED kaynakların dan destek alanlara ise tümüyle yasaklıdır.
Bu durum, NED’den parasal destek alacak olanların uyması gereken sözleşmelerde, şu satırlarda açıkça belirtilmiştir:
“NED yardımlarında izin verilmeyen durumlar: Birleşik Devletler kitlelerini, herhangi bir parti politikası ya da (politika) uygulanması, ya da (senatör-temsilci) adayı hakkında eğitim, yetiştirme ya da bilgilendirmeyle ilgili masraflar.”
Operatörler ve özellikle Türkiye’deki ortakları, üçüncü ülkeler de iç siyaseti doğrudan yönlendiren bu örgütlerin, parti bağları bulunmadığını sıkça belirtmektedirler.
Oysa, NED öncülüğünde oluşturulan ve Amerika-Avrupa ağını İşleten örgütleri yan yana getiren WMD (World Movement for Democracy/Demokrasi için Dünya Hareketi) örgütünün “Demokrasiye Yardımcı Vakıflar Şebekesi” adlı tanıtım sayfalarında, bu ‘sivil’ örgütlerin, siyasal parti bağları, açıkça belirtilmektedir. Bu sayfalarda sayılan örgütlerden birkaçına bakmak yeterlidir:
“IRI, Cumhuriyetçi Parti’ye bağlıdır ve Birleşik Devletler Hükümeti’nden (NED ve AID kanalıyla) katkılar alır. NDI, Uluslararası İşler için Ulusal Demokrasi Enstitüsü, Demokratik Parti’ye bağlı bağımsız bir örgüttür. Friedrich Ebert Stiftung: Alman Sosyal demokrat Partisi’ne bağlı bir politik parti vakfıdır.
Heinnch Böll Foundation: Alman Yeşiller Partisi ile birliktedir.
Hans Seidel Stiftung: (Alman) Hıristiyan Demokratik Birlik Partisi’ne bağlı bir politik parti vakfıdır.
Konrad Adenauer Stiftung: (Alman) Hıristiyan Demokrat hareketiyle ilişkilidir.
Olaf Palme Uluslararası Merkezi: İsveç Sosyal demokrat Parti Sendikalar Konfederasyonu ve Kooperatifler Birliği tarafından kurulmuştur.
Jaures: Fransız Sosyalist Parti’ye bağlıdır..
Alfred Mozer Foundation: 1990’lann başında, Hollanda İsçi Partisi (Puda), Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ‘kontaklar sağlamak ve kurmak’ amacıyla bir vakıf kurmuştur.”
Bu alıntıda görülen “bağlı” ama “bağımsız bir örgüttür” gibi, Amerikan türü yazı sürçmelerini bir yana bırakırsak, siyasal partilere bağlı olduğu açıklanan bu örgütlerin ve onlarla, kendi yayınlarındaki anlatımla “işbirlik” yapanların, siyasal partilerin organı olmadıklarını ileri sürmelerinin, karşılarında kileri aptal yerine koymalarından başkaca bir anlamı yoktur.
Bu aptallığa kendilerini kaptırmış çevreler ve kişiler, bu örgüt lerin salt siyasal parti bağlarının da ötesinde, dışişleri ve istihbarat deneyimine sahip memur ve operatörlerce yönetildiklerini, etkinlik raporlarının tümünün dışişleri bakanlıklarına, ABD kongresine sunulduğunu görebilirlerse, “bağımsız” ve “bilimsel” ortaklıklarının değerini daha da iyi anlayabilirler.
ABD Dışişleri ile ‘sivil’ eşgüdüm:
Yabancı ülkelerdeki “sivil’ örgüt” ve “demokrasiyi geliştirme” diye yürütülen işlerin, ABD Dışişleri’nin bilgisi dışında
yürütülmesini beklemek, saflık olur. ABD’nin dünya eylemleriyle ilgili tüm girişimlerinin, ilişkili yasalarının, ABD ulusal güvenliğine ve ABD ulusal çıkarlarına uygunluğu değişmez bir kuraldır. Bu öylesine bağlayıcı bir hükümdür ki, ABD onca serbest piyasacılığına karşın, gerek görürse, ulusal güvenliğine aykırılık ilan ederek ticari kısıtlamalar koyabilir ve askeri müdahalelerde bulunabilir.
Bu durumda, NED’in “project” denilen etkinliklerinin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve yabancı ülkelerdeki ABD misyonları ve istihbarat kurumuyla birlikte yürütülmesi kaçınılmazdır. NED yasasında bu eşgüdümle ilgili açık bir hüküm yoksa da, NED raporları uygulamanın niteliğini belirliyor:
“..hem Washington’da, hem de sahada (Türkiye gibi ülkelerde diye okuyun) belirli bir koordinasyon gerçekleştirilmiştir. En büyük eşgüdüm de. sonuncusunu (saha koordinasyonu), (yani) bağış yapılan işçi örgütlenmesiyle eşgüdümü kapsamaktadır. (..) çünkü işçi (örgütlenmesi) yerinde yapılanmayı ve ABD elçilikleriyle uzun dönemli olarak kurulmuş (ilişkiler) gerektirmektedir.[9] NED ile (ABD) Dışişleri Bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:
(1) NED herhangi bir “project” işine girişip para vermeden önce ABD Dışişleri’ne bilgi verecektir.
(2) NED yönetim Kurulu’nun onayına sunulan tüm ‘project’ önerilerinin bir kopyası, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Yardımcılığı’na verilecektir.”
Türkiye’deki “Sayıştay” benzeri, ABD denetim organı GAO (General Accounting Office)’in raporundan anlaşıldığına göre; yabancı ülkelerdeki, örneğin Türkiye’deki, bir kurum ya da kuruluş, yani “vakıf” ya da “enstitü” adı verilen dernek, yani genel adıyla bir örgüt, “Ben ülkemde, şu “project” işini, örneğin “İslam ve demokrasi” ya da “kimlik sorunu” ya da “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, otonomlaştırılması” gibi projelerle ilgili “workshop” çalışmaları yapacağım. Bu iş ya da işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta bir roman hazırlayıp, size (IRI, NDI, CİPE, ACILS’e) sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım; bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/mark/euro istiyorum” diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor bir yabancı devletin Dışişleri Bakanlığı’na, hem de siyasi isler bölümüne, yerilmektedir.
Gerisi artık, NED ile ABD Dışişleri Siyasi Bölümü arasındaki eşgüdümün öngöreceği ‘ferasete’ kalmış oluyor.
Bir kurgu yapılırsa, yerli ‘sivil’ in, para karşılığında, T.C. devletinin, güvenlik kurumları dahil, ilgili makamlarına rapor hazırladıkları görülse, ‘sivil’ adından devletle ilişiksiz olmayı anlayanlar, hâlâ kendilerine “sivil” diyebilirler miydi? Ne yazık ki, bu soruyu “Elbette hayır!” diye yanıtlamak olanak sız.
Para verilmeden önce, ABD Dışişleri’ne ön rapor sunulması nın öteki yüzünde, ABD Dışişleri’nin ya da; Başkan, Dışişleri, Milli Savunma bakanları ile Genel Kurmay Başkanı, CIA, FBI direktörlerinden oluşan NSC (Milli Güvenlik Kurulu)’nın isteği doğrultusunda, ‘project’ hazırlanması olasılığıdır.
_____
BÖLÜM 5 WEB – ÖRÜMCEK AĞI
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/dirty-sam-1.jpg >
ABD Başkanı Reagan’ın 1982’de yönetime gelir gelmez, kendisine doğrudan bağlı bir çekirdek kadro oluşturuldu. Bu kadro eliyle biçimlendirilen yeni demokrasi modeli, iki temel düşünceye dayanıyordu: Ülke bağımsızlıkları için örgütlenen her siyasi hareket komünisttir ve ülke bağımsızlığı için savaşan, silahlı olsun olmasın her oluşum teröristtir. Onlara göre bağımsızlık örgütleri nerede olursa olsun terörist olmakla kalmaz, aynı zamanda kesinlikle KGB tarafından kurulmuştur.
Reagan’ın çevresine topladığı bu kadroya göre, diktayla yönetilen ülkelerde yapılan toplu kıyımlar, baskı ve zulümler, “terörizm” olarak adlandırılamaz. Çünkü bu dikta yönetim leri, komünizme karşı savaşmaktadırlar. Bu ilginç teoriye, ABD’deki kimi siyaset yazarlarınca Reagan Demokrasisi adı verildi. Oysa Reagan yaklaşımı, onların gösterdiği denli basit ve hafife alınacak türden değildi. Aslında, Reagan Demokrasi si yalnızca, sert anti-komünist mücadele döneminden ‘Yeni Dünya Düzeni’ne geçişin bir safhasıydı.
Asıl amaç, NATO-Varşova Paktı çekişmesinin, NATO lehine çözülmesi ve ardından oluşacak yeni devletlerarası düzeni, uydu siyasetçi ve uydu askerlerle ya da elemanları güderek, uzaktan yönlendirmek yerine, ülke halklarının da canı gönül den onayıyla yerinden ve doğrudan yönetmekti.
Uzun dönemli amaçlara yönelik etkinliklerin kalıcı olması için, yeni kuşakların bu işin önemli bir ayağı örgütlü akademisyenler tabanı oluşturmaktır. Zaten yıllardır, özellikle dünyanın doğusundan ve güneyinden Amerika’ya çekilen genç insanlara yaptırılan akademik çalışmalarda, onların kendi öz ülkelerinin etnik oluşumu, dinsel-mezhepsel bileşimi, iktisadi ve siyasal yapılanması ayrıntılarıyla işleniyordu.
Bu gençlerin bir bölümü, Amerika’da yerleşip öz ülkelerine yönelik grup çalışmalarını sürdürürken, geri kalanları da öz yurtlarındaki üniversitelerde genç kuşağın eğitimini üstleniyor ve onları kendilerine benzetiyorlardı. Avrupa’nın doğusundan Asya’da okyanus kıyılarına, Hindiçini’den Afrika’ nın Atlas okyanusu kıyılarına, Orta Amerika’dan Antarktika’ ya uzanan anakaralarda, bağlı bürolarla, vakıf – NGO -parti bağlarıyla, devlet yöneticileri ve ticaret-sanayi odaları ilişkileriyle, yayın dünyası dostluklarıyla yürütülen bu operasyona, 1982’de ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından ‘project democracy’ adı verildi.
James Petras, bu operasyonun arkasındaki gücün -Türkiye’ de her nedense “sivil” olarak adlandırılan örgütlenmenin- bir başka boyutunu ortaya koyarken, ‘neo-liberal’ sınıfların uygulanmakta olan siyaset sonucu, toplumda kutuplaşma yarattığını; bu durumun toplumsal çatışmaları kışkırttığının
anlaşıldığını, dipten taban örgütlenmesiyle birbiriyle zıtlaşacak olan sınıflar arasında bir tür tampon örgütlenme yarattıklarını belirtiyor ve ekliyor:
“Bu örgütler neo-liberal kaynaklara bağımlıdır ve sosyo-politik hareketlerle yerel önderler ve eylemci çevreleri ele geçirmek üzere rekabet etmektedir. Bu örgütler 1990’lara dek ‘non-governmental’ olarak adlandırılmakta ve sayılan binleri bulmakta; dünya ölçeğinde dört milyar dolara yakın para almaktadırlar,”
Saf demokrasi işleri her zaman bilimsellikle sürmez. 2004 yılında NED’in Irak işlerine ayırdığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ ndan aldığı resmi para 30 milyon dolardır.[15] Irak’ın etnik, mezhepsel parçalanışına bu dolarların katkısı kuşkusuz salt Irak içindeki örgütlenmeyle sınırlı olamaz. Irak’ta kan dökerek sürdürülen işgale demokratik (î) katkının elemanları arasında Türkleri de bulabileceğinizi rahatlıkla düşünebilirsiniz.
Kuşkusuz para her şeyi çözmeye yetmez ve açıktan yapılanla da yetinilemez. Örtülü ya da yarı örtülü etkinlikler aynı anda sürdürülmekte, resmi ile ‘sivil’ görünümlü araçlar birlikte kullanılmaktadır.
Bu işler aynı zamanda yüksek beceri, örgütleme ve bilgi top lama deneyimi ister. İşte bu nedenle NED, IRI, NDI ve CIPE’nin yönetim kademelerinde, istihbarat kurumlarından ve CIA’dan emekli uzmanlar ile ABD savunma ve dışişlerinden emekli üst düzey memurlar görev aldı. Bunlara kartellerde uzun yıllar görev yapanlar, Afganistan, Orta ve Güney Amerika ülkelerine yönelik operasyonları doğrudan yönetmiş ve Doğu Avrupa ile Sovyetler Birliği’nde ince işler kotarmış olan ünlüler de katıldı. ABD’nin ünlü yöneticilerinden CIA eski direktörü Colby, “Project democracy” adı altında sürdürülen bu operasyonu özlü bir biçimde açık yüreklilikle ilan ediyordu:
“CIA’nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.”
Toplumla devlet arasına giren yeni örgütlenmelerden beklenen şey, devlet egemenliğine paralel bir egemenlik kurulması dır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir devlet bunu kabul edemez. Çünkü, paralel egemenlik demek, o ülkede yeni bir güç odağı oluşturarak, yeni ve etkili bir ortak yaratmak, icrayı anayasal sorumluluk taşımayanlara devretmek anlamını taşır.
Yurttaşlar bu iki başlılık arasında sıkışıp kalır. Hukuksal eşitliğin yerini paraleldeki örgütün sunacağı ayrıcalıklar alır. Yeni egemenlik merkezinin güdümüne girenler, devletin egemenlik alanından ayrılırlar.
Bu ayrılış, ilk bakışta “özgürlük” gibi algılanırsa da, ülkedeki yurttaşların arasındaki geleneksel ve yasal ilişkileri parçalar. Giderek bir tür cemaat, dernek, vakıf derebeylikleri oluşur.
‘Derebeylik’ deyince bunun ille de, şatolarda oturan, köylüleri köleleştiren eski zaman beyleri akla gelmemeli. Bu paralel devleti bir dinsel öbeğin şeyhi, dedesi, babası da kurabilir. Büyük boyutlu bir şirkete sahip bir aile, kendi içinde cemaatleşmiş, adı “sivil” bir örgüt ya da bir mafya ailesinden birkaç kişi de kurabilir. Zaten demokrasinin ve Cumhuriyetin erdemi de bu tür olasılıkları ortadan kaldırmasında, yurttaşları kökenine, toplumsal konumuna bakmaksızın eşit kılmasındadır. Demokrasi ve cumhuriyetin yaşatılması da bu temel ilkenin titizlikle korunmasına bağlıdır.
Bir ülkede, devlete paralel egemenlik odağı kurulması sakıncalı olduğuna göre, herhangi bir devletin, bir başka devletin egemen topraklarında paralel bir egemenlik ağı kurmasının kabul edilmesi, o devletin kendini inkar etmesi anlamını taşır.
“Buna izin verilmeli midir?” sorusunun ilk yanıtı elbette “Kesinlikle hayır!” olacaktır. Çünkü uluslararası alanda egemenlik, hem devletlerarası hukuk ve hem de Birleşmiş Milletler gibi uluslararası uzlaşıya dayalı kurumların hukukuna yaslanır. Bunun dışındaki her girişim, devletleri yıkmaya ya da uzaktan yönetmeye yöneliktir. Kağıt üstünde bugüne dek böyle de yürümüştür bu kural.
Ne var ki, son elli yıldır, ülkelerin içişlerine, ittifak anlaşma larıyla yön veren egemen devlet yönetimi, kendisine rakip gördüğü sosyalist düzenler yıkılmaya yüz tutunca, artık kimliği ve yapısı ne olursa olsun devletlerin egemenlik alanı içinde, açıktan paralel egemenlikler yaratmakta bir sakınca görmemektedir.
Bu tutum, halkın şu ya da bu demokratik ve bağımsız örgütlenmesiyle ya da demokratik örgütlere verilen uluslararası destekle karıştırılmamalı. Yabancı devletin, bir ülkenin içinde örgütler kurmasının, eski örgütleri, sendikaları, odaları yönlendirmesinin, onlardan raporlar almasının, bu raporlara göre o ülkeye yön vermesinin bir tek anlamı olabilir. O da, ülkede varolan devlete paralel, merkezi dışarı da bir yönetim oluşturmak. Bunun tek sonucu da hedef devlet egemenliğinin açıkça ve alçakça yok edilmesidir.
Paralel yönetimin oluşturulma süreci, uygulamada ülkeden ülkeye küçük değişiklikler gösterse de, ana program değişmez
İçine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir ‘medyatik’ ve ‘entelektüel’ yedek güç operasyonuyla, Amerikalıların “manufacturing public perception” dedikleri “Hedef devlet kamu-oyunun algılama ve anlayışının sizin istediğiniz gibi şekillendirilmesi-halkın beyninin yıkanması ve robotlaştırılması ” sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor.
“halkın beyninin yıkanması ve robotlaştırılması’ sonucunda” o ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurum larının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçiyorlar.
Bir zamanlar diktatörleri iktidara taşımak için her türlü kanlı ve örtülü operasyonu gerçekleştiren, her tür örgütlenmeyi ‘komünist örgütlenmesi’ olarak niteleyen bir AB-D yönetim leri, birdenbire kendilerini demokrasinin gerçek sahibi ilan ettiler..
Gerek kendi elemanlarını ve gerekse yandaş yönetimlerin elemanlarını Gestapo istihbaratçılarınca tasarlanmış eğitimlerden geçiren, işkence yöntemlerini öğreten aynı devlet, birdenbire işkencenin düşmanı, insan haklarının yılmaz bekçisi, dünya dinlerinin ve kutsal inançların koruyucusu, eğitim özgürlüğünün biricik güdümleyicisi, kitle örgütlerinin -para kanalı oluşturmak dahil- her bakımdan kollayıcısı oldular
Söz konusu devlet ve ortakları, hükümet darbelerine ortam hazırlayarak, kendi elleriyle yönetime getirmiş oldukları dikta törleri alaşağı etmek, ya da bağımsızlık ve bütünlük duygusunu yitirmemiş toplumların devletlerini Batı’nın her türden iktisadi-askeri girişimine açmak için “demokrasi projesi” üretmeye başladılar.
Dönem, kan dökücü diktatörlerin, uzaktan kumandalı yöne tim düzeni olarak simgeleşen ‘Filipin Demokrasisi’ yerine Washington -Londra – Berlin – Paris – Amsterdam – Brüksel -Kopenhag – Stockholm merkezli bir operasyonla ‘güdümlü sivil demokrasi’ rejimlerinin yerli yerine oturtulması dönemiydi.
Böylelikle egemenler, demokrasiye geçiş sürecini de, kendileri örgütleme olanağına kavuşuyorlardı.
Artık geçerli olan. Diktatörlerin açık egemenliği yerine, akılları liberal-enternasyonale yatmış olan siyasal partilerin ve ikna edilmiş seçkinlerin demokratik(!) egemenliğini pekiştirme yöntemiydi. Hesap her ne denli, “demokrasi” götürmeyse de, huylu huyundan caymaz, dedirtecek girişimler de eksik edilmiyor.
Örneğin Peru’da seçimle gelmiş devlet başkanı, para piyasaları cambazı Soros’un da milyonlarca dolar katkısıyla başlatılan iç karışıklıkların ardından geliştirilen ince bir komp loyla uzaklaştırıldı.
OPEC ülkelerinin toplantı ve karar merkezi sayılan Venezuela’nın seçimle ve büyük bir oy desteğiyle iktidara gelmiş olan yönetimini, Nisan 2002 ortalarında, ayaklandırılmış sivil(!) bir grubun yarattığı kargaşa ortamında, 18 kişinin ölümünden hemen sonra, işadamları, sendika ağaları ve 100’er bin dolar aldıkları sonradan ortaya çıkan iki subay komutasındaki bir bölüm askerin de katıldığı, açık bir silahlı darbeyle devirmeye çalıştılar. Şimdi ‘sivil’ sıfatlı örgütlerin alınan paraları ‘proje desteği’ olarak niteledikleri işbirliğinin tarihsel öyküsünü özetleyelim.
ÖRTÜLÜDEN YARI AÇIK İŞLEME GEÇİŞ VE WEB
“1967 Katzenbach Komisyonu”nun önerileriyle başlatılan, vakıf ya da enstitü örtüleri altına yerleştirilmiş, yeni operas yon, öncelikle sosyalist sistemin içerden çökertilmesinde denendi. İlgili ülkelerde Amerikan yanlısı örgütler oluşturmak amacıyla, daha açık ve daha güvenli bir yöntem geliştirildi.
İlk amaç, sosyalist düzenin yıkılmasının yanı sıra, yeniden kurulacak dünya düzeninde, öncellikle Doğu Avrupa’nın çözülmesini sağlandı. Ayrıca, blok dışı kalan ülkelerde bağım sız, başına buyruk yönetimlerin oluşmasını engellemek, kısacası “güdümlü demokrasiye geçişi” güvence altında tutmak amaçlandı.
Yeni yöntemin yaşama geçirilmesiyle, üçüncü dünya ülkelerinin Doğu Avrupa ülkeleriyle bütünleşmelerinin, eşitliğe ve karşılıklı yarar ilkesine dayalı, bölgesel işbirliklerini geliştir melerinin önüne geçilmeliydi.
Geçiş dönemi, Batı için kendi aleyhlerinde olmadık senaryolar gelişebileceğinden, arzu etmedikleri beklenmedik sonuçlara yol açabilirdi.
Ülkeler, karşılıklı yarara dayalı yeni ilişkiler sonunda, dünya kaynaklarının, “uluslararası denetim” adı altında, Batı kartellerinin ellerine geçmesinin önünü tıkayabilirlerdi. AB-D asla buna izin veremezdi.
Anti-komünist dönemde ele geçirdiği güderek yönetme yetisi ni bir anda yitirilebilirdi. Bu durumda, AB-D, ipleri eline almalı, gelişmeleri yönlendirmeli ve yeni döneme uygun, görünürde devletten ve devletin açık-gizli kurumlarından bağımsız, bir parasal kaynak ve yönetim merkezi oluşturulmalıydı.
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 11 Ocak 2022 / Devam edecek
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR Bölüm 6/7 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
<i2.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/EMPERYAL%C4%B0Z M-1.jpg>
Değerli okur,
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/KALEM-2-1.jpg>
İlk 5 bölümünü paylaşmış olduğum, ülkelerin sözde DEMOKRASİ üzerinden nasıl işgal edildiğini anlatan bu siyasi kültür, bilgi yazı dizisinin 6 ve 7. bölümlerini aşağıda okumanıza sunuyorum.
2002 yılında planlı olarak ABD/İsrail tarafından yönetime getirilmiş olan başbakan Erdoğan daha sonra küresel baronlar tarafından BOP Eşbaşkanı olarak atandı. Erdoğan, AKP iktidarının yönetimi süresince ülkemizde başlayan kaosun nasıl planlı ve programlı ve sistematik gizli bir emperyal işgal eylemi olarak kurgulandığını, Türkiye’nin her yönüyle nasıl çökertildiğini, fakirleştirildiğini, zayıflatıldığını ve yoksullaştırılarak emperyalizmin dümen suyuna nasıl girdiğinin perde arkasını bu önemli yazı dizisinin içinde bulacaksınız.
Bu yazıyı bir İŞARET ve UYANDIRMA FİŞEĞİ olarak okumanıza ve bu kitabı kaleme almış olan değerli emekli Kur. Albay Dr. Ali Nazmi Çora’ya teşekkürlerimi sunuyorum.
NOT; Önemli bir konuya dikkat çekmenin yararı vardır; Bu yazının ana konusu yabancı devletler tarafından kurulan/kurdurulan ve yabancı fonlarla desteklenerek O ülkenin değil, emperyalizme hizmet aracı olarak kullanılan NGO’lardır. Ulusal amaçlara hizmet için kurulmuş olan ve dışarıdan fon kabul etmeyen”STK” Sivil Toplum Kurumları Demokrasi adına vaz geçilmez kurumlardır.
Naci Kaptan / 17 Ocak 2022
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 17 Ocak 2022
_____
BÖLÜM I <nacikaptan.com/?p=96088> nacikaptan.com/?p=96088 BÖLÜM II*III <nacikaptan.com/?p=96139> nacikaptan.com/?p=96139 BÖLÜM IV*V <nacikaptan.com/?p=96215> nacikaptan.com/?p=96215 BÖLÜM VI*VII <nacikaptan.com/?p=96422> nacikaptan.com/?p=96422 BÖLÜM VIII*IX*X <nacikaptan.com/?p=96575> nacikaptan.com/?p=96575
_____
<i2.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/NED2.jpg>
BÖLÜM VI
ALMAN STIFTUNG MODELİ
“Resmiyet dışı” gibi görünmekle birlikte, siyasal amaçlı örgütlenmeyi sağlayacak model fazla aranmadı. Bu işi yıllardır yürüten Alman partileri, kendilerine bağlı vakıflar kurarak, kendileri için, siyasal aygıtlar oluşturmuşlardı.
Vakıfların dış ülkelerde yürüttükleri etkinliklere biraz özenle bakan da, kültürel etkinlik görünümünde yürütülen işlere “beşinci kol” muamelesi yapan da yoktu. Üstelik Batı Almanya’da sayısız büro ve 3000 memuruyla çalışan CIA de, “hürriyet ve demokrasi” işlerinde Alman örgütlerini yakından tanıyordu.
NED tasarımını hazırlayanlardan Charles T. Manatt, 1983’te Cumhuriyetçi Parti komitesinin dergisinde Alman vakıf örgütlenmesinden yararlanma nedenini şu sözlerle açıklıyordu:
“Düşüncelerimiz ve önerilerimiz birçok insana yabancı gelmeyecektir. Aslında Federal Almanya Cumhuriyeti’nin vakıflaşmasını ve üçüncü dünya ülkelerindeki etkinliklerini modellerden biri olarak aldık. Ve bu bakımdan yalnız değiliz. En azından yarım düzine ülke, son dönemde, politik partilere bağlı ve vakıf olarak finanse edilen bu kurumlaşmayı benimsemişlerdir. ”
Manatt’ın sözleri yeterince açıktır. Amaç, o zamanlar Doğu Avrupa’da yer altı örgütlenmesiyle, üçüncü dünya ülkelerinde ve tüm dünyada yasal görünümlü vakıf ve dernekleri örgütleyerek, kontrolu ele geçirmektir. Model olarak alınan yapılanma, Vakıf adı altında yabancı ülkelere dalmayı başaran Alman “stiftung” örgütçülüğüdür. Modele karar verilince, gerisi çabuk geldi.
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/NED-1.jpg>
Öncelikle APF (American Political Foundation)’a, US-AID, USIA ve bazı şirket kasalarından 400 bin dolar verilerek bir “fizibilite” hazırlatıldı. Arkasından yasa tasarısı hazırlandı ve 1983 sonlarında NED kuruldu. Hemen ardından NED’e bağlı çekirdek örgütler oluşturuldu: Yabancı ülke insanlarına ve partilerine ortadan ve sağdan yaklaşmak üzere ABD’nin Cumhuriyetçi Partisi tarafından adında bir örgüt, soldan yaklaşmak üzere Amerikan Demokrat Partisi tarafından NDl (National Democracy Institute) adında ikinci bir örgüt oluşturuldu. İş yaşamı ve ticaret erbabı ile ilişki kurmak üzere, Amerikan ticaret odasınca CIPE (Center for International Private Enterprise) adı verilen üçüncü örgüt kuruldu.
Yabancı ülkelerde, ulusal bağımsızlıkçı sendikal hareketleri zayıflatmak ve yeni tür bağımlı sendikalar kurmak ya da var olanları yönlendirmek üzere eski anti-komünist sendikacı lığın merkezi AFL-CIO yeniden işbaşı yaptı.
1977’de devreye sokulmuş olan FTUI (Free Trade Union Institute), NED’le eşgüdüm içinde çalışmaya başladı. 1995 yılında, AFL-CIO’nun dört kuruluşu kapatıldı. NED, AFL-CIO ve AID tarafından, ACILS (American center for International Labour Solidarity) adında yeni bir merkez kuruldu. Bu merkez Amerikan devlet kurumlarıyla birlikte çalışmaya başladı.
Bu dört çekirdek örgüte, 1980’li yıllarda Doğu Avrupa ülkelerinde, SSCB başkenti Moskova’da, her türlü seçim işinde, vakıf örgütlenmelerinde, etnik yapıya denk düşen özel ticaret odaları oluşturulmasında; siyasal eğitim, parti içi eğitim, seçmen yönlendirme eğitimi, anayasa yapımcılığı, yerel yönetimlerde özelleştirme ve NGO örgütlenmelerinde, genel seçim denetleme girişimlerinde rastlanıyor. Örgütlenme modeli Polonya’da gerçekleştirilen Dayanışma Sendikası operasyonunda kazanılan deneyimle daha da geliştirildi.
1980’li yılların operasyonlarıyla güçlenen ve 1990’dan sonra Doğu Avrupa’dan Asya’ya ve Afrika’dan Ortadoğu’ya doğru genişleyen Amerika’ya bağlı demokrasiler kurma işinin merke zinde yeni özel birimler oluşturulmaya başlandı.
1994’de tüm bilgilerin toplanarak değerlendirmek üzere kurulan IFDS (The International Forum for Democratic Studies) dış ülkelerde tasarlanan ‘project’ başvurularının ve sonuçlarının da değerlendirildiği bir organ oldu.
Bu merkez, aynı zamanda, kendisine yakın yeni kişi ve kurumları ilişkilendirmek üzere konferanslar düzenlemeye başladı. İki örnek, bu konferansların öneminin anlaşılmasına yardımcı olabilir.
1999’da Seul’de başlatılan 6 konferanstan ikisi daha ilginçti. 13.6.2000’de, IFDS ve ‘Woodrow Wilson International Center for Scholars’ tarafından düzenlenen özel yuvarlak masa toplantısının konusu da özeldi: “İran’da demokratikleşme.”
IFDS’nin 22-23 Eylül 2000’de, Princeton Üniversitesi’nin ‘Center for International Studies’ in desteğiyle gerçekleştiren konferansın konusu, federalizmin ve adem-i merkeziyetçiliğin (otonomi) yararlarıydı. Bu konferansa, Nijerya, Hindistan, Meksika, Rusya, Güney Afrika, Endonezya ve Türkiye’den delegeler katıldı. Eski deyimle “muhtariyet” konuşulduğuna göre, bu ülkelerde federasyonlaşma mı pişiriliyordu?
Bu konferansta NED-FORUM’un konuk öğretim elemanı Doğu Ergil’in “Türk demokrasisi ve Kürt sorunu” tebliğini sunmasının işe bir başka boyut kattığına kuşku yok.
NED-Forum’un bir ‘Araştırma Konseyi’ bulunuyor. 2000 yılına göre, konseyde bulunanların isimleri kişiler listesinde verilmiştir. Bu listede birçok üniversiteden eleman yer alıyor.
Bunların en önemlisi, Amerikan Federal yönetimini dünyanın her köşesine, hiçbir hukuk kuralına dayanmadan ve uluslararası karara gerek görmeden, silahlı müdahaleye ortam yaratan “medeniyetler arası çatışma” kuramının imza sahibi Harvard Üniversitesi’nden Samuel P. Huntington’dur.
Huntington, Harvard Üniversitesi Uluslararası İşler Merkezi’ ni yönetirken, CIA elemanı olarak çalışmış, kendisine ödeme yapılmış ve gizlice yürüttüğü danışmanlığı sırasında hazırla dığı belgeler CIA’ın denetiminden sonra yayımlanmıştır.
Aynı konseyde, CIPE Türkiye Bürosu’nda “2. Direktör” olarak gösterilen ve Türk Demokrasi Vakfı kurucularından Ergun Özbudun’da yerini almaktaydı. Prof. E. Özbudun aynı zamanda, NED’in yayın organı ‘Journal of Democracy’ dergisinin yayın kurulunda da yer alıyordu. NED’in Program Bölümü’nü Barbara Haig yönetiyor. Bu bölümün ‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı’ asistanlığını, 1999’dan sonra T.C uyruklu Filiz Esen üstlenmiştir. Şimdiye kadar yazılanları çok kısaca özetleyelim.
1983 sonlarında ABD Kongresi’nin onayıyla National Endowment for Democracy yani “NED, Türkçe anlamıyla Ulusal Demokrasi Fonu kuruldu.
NED (National Endowment for Democrasy (Milli Demokrasi Fonu) 1983’de kuruldu; ABD Kongresi onayladı. CIA emeklisi Ralph Mcgehee, bu kuruluşun işlevini, deneyimli istihbaratçı söylemiyle şöyle yorumluyor:
“CIA’in ülkelerin karıştırılması operasyonlarda kullanılan birçok işlevinin NED’e transfer edilmesiyle, Demokrasi için Ulusal Fon’un kullanımına gidildi, CIA’in örtülü eylemlerine ek olarak, Uluslararası Kalkınma Ajansı (AID) ve Birleşik Devletler İstihbarat Ajansı (USA) da, “demokrasi yayma” operasyonlarında yer almaktadırlar. Avrupa’da yerleşik ve çoğu Birleşik Devletler tarafından parayla beslenen hükümet dışı örgütler (NGO’lar) de, doğrudan ya da dolaylı olarak, bu operasyonlarda yer alıyorlar. Bu tür örgütler ve ajanslar aşağı yukarı açıktaysalar da, CIA, hükümetleri destekleme ve yıkma gibi birincil rolünü elinde bulundurmaktadır.” Para kaynağı ABD hazinesi, yani devlettir.
NED çeşitli operasyonlarda kullanılacak para için bir kasa görevi yapar. Bu kasaya ABD’deki vakıflar, sendikalar, çeşitli adlarla kurulmuş dernekler, dev ticari kuruluşlar, işadamları da para akıtır.
NED’in görevi, seçilen bir ülkede, hedefine ulaşmak için birçok kılıkta, sözde masum insanlık için çalışan ama aslında kendi hedefleri için araç olarak kullandığı birçok örgüt kurmaktır.
Örneğin;
WMD (World Movement for Democracy) (Dünya Demokrasi hareketi) NDRI (Network of Democrcy Research Institude) (Demokrasi Araştırma Enstitüsü Örgütü) Operasyonlarında çalıştıracağı hedef ülke kendilerine yakın vatandaşlarını yan yana getirip eğitmektedir.
Örneğin; 24 Eylül 2004’te bir hafta süreli çalışmalar. GANA, MISIR, MOGOLİSTAN, RUSYA, SIRBISTAN, KARADAĞ, GÜNEY AFRİKA ve TÜRKİYE Temsilcileri katıldı. Türkiye’den TESEV adına Ayşe Yırcalı katıldı.
“Katılımcılar Washington’un önde gelen ve etkili siyasal-araştırma kuruluşlarıyla buluştular. Bunların arasında American Enterprise Institute (AEI), the Brooking Institute, the Heritage Foundation, Georgetown Üniversitesi Center for Democracy, Third Sector / (CDATS) ve United States Institute for Peace (US/P) bulunmaktaydı.”
Amerika’da tutucu ve büyük şirketlerin, devlet görevlilerinin yan yana gelme merkezleri olarak nitelenen bu örgütlerle buluşmanın katılımcılara ne gibi bir katkısı olduğunu yine NED’in yayınından aktaralım:
“Katılımcılar, konferans örgütleyicileriyle, yayın yönetmenleri ile, yayıncılarla, veri tabanı yöneticileriyle, web sitesi ustalarıyla, para toplama uzmanlarıyla, iletişimcilerle ve medya ilişkileri uzmanlarıyla buluşmuş ve çok şey öğrenmişlerdir.”
OSI (Open Societiy Institute)
Saf demokrasi işinin içinde iyi niyetli hareketlerin yanı sıra para piyasası oyuncuları da yer almaktadır. NED raporlarına katkıda bulunanlar arasında, para piyasalarının ünlü oyuncusu George Soros’un kurdurttuğu “Open Society Institute” (Açık Toplum Enstitüsü)’ne, ‘Lockheed Martin Corporation gibi, jet uçakları satımındaki yolsuzlukları, rüşvetçiliği mahkemelerde onaylanmış bir şirkete, Mart 2002’de İsrail’in Filistin’e saldırısından sonra, Amerika’daki Yahudilerin mitinginde onlarla birlikte olduğunu ilan eden Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e ve CS1S (Center for Strategic and International Studies)’den Zeyno Baran’a, “2000 yılındaki cömert destekleri” nedeniyle teşekkür edilmektedir.
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/CIA-NED.jpg>
BÖLÜM 6
BİLGİ DEPOLAMA VE DEĞERLENDİRME
Hedef ülkeler’den gelen bilgilerin toplanarak değerlendirildiği ve tecrübelerin yeni operasyonlarda kullanılmasını temin eden IFDS (The International Forum for Democratic Studies) örgütü. Bu kurum aynı zamanda kendisine yakın (Artık nasıl yakın olduğunu sevgili okuyucularıma bırakıyorum) kişi ve kurum lara birbirleri ile tanıştırmak eğitmek ve yönlendirmek için konferanslar seminerler ve incelemeler yapar/yaptırır.
ARAŞTIRMA KONSEYİ
Bu konseyde birçok üniversiteden, hedef ülke üniversitelerin den de öğretim üyeleri bulunur. Önemli bir örnek medeniyet ler çatışması kuramının sahibi Samuel P. Huntington,
Türkiye’den örnek. Türk Demokrasi Vakfı!? kurucularından Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN, NED’in yayın organı “Journal of Democracy” dergisi yayın kurulunda yer alıyordu.
İLK ÇALIŞMALAR
1980’lerin ortalarında 10.000-110.000 dolar arasında değişen hibelerle işe başladılar. Amerikalılara göre küçük, Sovyet yurt taşlarına göre olağanüstü büyük paralarla basılan yayınlar, video bantları, içerden ve dışardan Rusya’ya yönelik eylemler gerçekleştirildi. O günlerde örgütlenen kadrolar, daha sonraları Doğu Avrupa’da 1989 protesto eylemlerini örgütleyip yönettiler.
1990’a gelindiğinde kapılar ardına dek açılmış ve FTUI bağımsız sendikalar örgütlemeye başlamıştı. Liderler yetiştirildi, yeni kurulan sendikalara bilgisayarlar, faks maki naları bağışlandı. ABD’li uzmanlarca örgütlenen Bağımsız Maden ve Metal İşçileri Sendikası’nın üye sayısı 2,2 milyonu buldu.
Bu işçiler greve giderek radikal reformlar istemeye başladı. Freedom Channel (Özgürlük Kanalı) televizyonu ve radyosu yayına geçti. Yeni yeni kurulacak olan medyayı yönetecek elemanlar yetiştirildi. Globe Independent Press Syndicat (Dünya Bağımsız Basın Sendikası) tüm Rusya haber kaynaklarını dünyaya bağlayacak olan “Özgürlük Bağlantısı Bilgisayar Şebekesi”ni kurdu. Sovyetler Birliğinde kişiler, kurumlar ve örgütler veri bankalarına kaydedildi.
Bu arada NDI ve IRI de boş durmadı. Anglo-Amerikan liberalizminin ideolojisini yayacak örgütlenmeler oluşturmaya başladılar. Anglo-Amerikan liberalizmine tapan, ülkesinin tüm kaynaklarını ABD’ye ve AB’ne açacak olan “sivil” örgütler yaratıldı.
İş o kerteye vardırıldı ki, 1993 seçimlerinde NED’e bağlı elemanlar ve onların yetiştirdiği Rus işbirlikçileri, liberallerin kazanması için seçim çalışmalarını doğrudan ve birlikte yönettiler. NED, bu işler için devletin resmi propaganda aygıtı USIA kaynaklarından 1990-94 arasında 8,8 milyon dolar harcadı.
İnsan Hakları örgütçülerine, “sivil” eğitim işlerine, medya projelerine 64 ayrı paket olarak 10-100 bin dolar ödendi. Amerikan İşadamları örgütü CIPE, devlet ve “sivil” kuruluşlara 572.000 dolar verdi.
1990-1994 arasında resmi GAO raporlarına yansıyan bilgiye göre; Demokratik Çoğulculuk Girişimi, Eurasia Foundation, Karşılıklı Eğitim adlı örgütler 57,214 milyon dolar, ABD Savunma Bakanlığı IMET (International Military Education and Training/ Uluslararası Askeri Eğitim ve Yetiştirme) örgütü 1,095 milyon dolar kullandı.
USIA/NED kaynaklarından, NDI kanalıyla 535 bin dolar, IRI kanalıyla 537 bin dolar, FTUI kanalıyla 5,298 milyon dolar, tekil ödemeler için 2,465 milyon dolar ve toplam 67,224 milyon dolar harcandı.
Bu arada dünya metal borsasını ellerinde tutan kirli tüccarlar ve para piyasaları vur-kaç operatörü George Soros da Rusya’ya dalmıştı. Her şey serbest olmuş ve asıl kazanması gerekenler, çok büyük sermayeyle içeri dalmışlardı.
Weinstein’ın başlattığı operasyon büyük başarı elde etmişti. Yeltsin, Ağustos 1991’de tankların üstünde direniş çağrısı yapmadan hemen önce, muhaliflerden faks mesajı alan kişi de on parmağında on marifet dedirtecek olan Weinstein idi. Ailen Weinstein’ın eşi Diane Weinstein o sıralar, Başkan yardımcılarından Dan Quayle’in hukuk danışmanlığını yap maktaydı.
CIA emeklisi Ralph McGehee’nin Rusya Federal Karşı İstihbarat Servisi raporlarından aktardığı şu bölüm, NED operasyonlarında CIA desteğinin yanı sıra, üniversitelerin de, ne denli büyük bir öneme sahip olduğunu da gösteriyor:
“.. ABD, özel servisler (CIA) ve bilim merkezleri, (ve NGO’Iar) aracılığıyla, Rusya’da stratejik konumları ele geçirerek ve politik ve ekonomik süreçlerdeki gelişmeyi yönlendirerek ülke yaşamının tüm alanlarının derinliklerine iniyor.”
Derinliklerin ölçüsü de, boyutları da şaşırtıcıdır. ABD’nin öncelikle NATO üyesi ülke ordularının subaylarını Amerika’ya götürüp eğitmesi bilinen ve kanıksanan bir şeydir. Ne var ki, Kızıl ordu subaylarını da IMET kapsamında ABD’ de, hem de “demokrasi” başlığı altında eğitmesi operasyonun en tipik uygulamasıdır.
GAO raporunda bu uygulama, “program aynı zamanda ordu üstünde sivil denetimin geliştirilmes” olarak açıklanmaktadır. Bu işler için 1992’de 153; 1994’de 471 bin dolar harcanmış ve Rus ordusundan 18 orta ve üst düzey subay ve Dışişleri Bakanlığı’ndan 19 memur ABD’ne götürülmüş ve eğitilmiştir. ABD elçiliği bu işlerin 10 ile 20 yıl içinde amacına ulaşacağını ve eğitilen subayların gelecek vaat edenler arasından seçildiği ni vurgulamaktadır.
Ama ulaşamadı. Zira KGB’de yetişmiş PUTİN olayların farkındaydı. Dışarıdan para desteği alan Rusya’daki bütün Vakıf, Dernek vb. tüm kuruluş ve örgütleri kapattı. Satılmış vatan haini medya sahipleri, medyadaki yazar, çizer takımı ve satılmış kişileri kapsayan çok yönlü bir araştırma başlattı.
Tabii bunun batı dünyasındaki yansıması “ÖZGÜRLÜKLERE SALDIRI” ile korkunç bir PUTİN ALEYHTARI KAMPANYA OLDU. Putin yılmadı ve bütün parazitleri temizledi. Şimdi ise batının hedef tahtası.
Ne diyelim Darısı Türkiye’nin başına
_____
(YAZARIN NOTU : Sözüm Asla bu vatan için bu millet için bu vatanın insanları için canla başla çalışan STÖ’lere değildir. Hele demokrasi ve özgürlüklere hiç değildir. Sözüm sadece bu vatan aleyhinde çalışan STÖ ve batı uşaklarınadır.)
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora
Özet; Naci Kaptan * Bölüm 6/7 sonu / Devam edecek
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR Bölüm 8/9/10 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/UNCLESAM.jpg>
ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR Bölüm 8/9/10 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR
_____
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 22 Ocak 2022
_____
BÖLÜM I <nacikaptan.com/?p=96088> nacikaptan.com/?p=96088 BÖLÜM II*III <nacikaptan.com/?p=96139> nacikaptan.com/?p=96139 BÖLÜM IV*V <nacikaptan.com/?p=96215> nacikaptan.com/?p=96215 BÖLÜM VI*VII <nacikaptan.com/?p=96422> nacikaptan.com/?p=96422 BÖLÜM VIII*IX*X <nacikaptan.com/?p=96575> nacikaptan.com/?p=96575
_____
BATI PARASI İLE BESLENEN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ (STÖ) NGO (NON GOVERNMENTAL ORGANİZATIONS) ARTIK CIA VE DİĞER BATI ISTIHBARAT BİRİMLERİNİN YERİNİ Mİ ALIYOR?
<i2.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/IRI-VE-SAVA%C5% 9ELAR.jpg>
BÖLÜM VIII
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/KALEM-2-1.jpg>
Eskiden diktatörlere destek veren ABD ve Batı Avrupa, paraları “Hürriyet” ve “Demokrasi” diyerek aklıyordu. Şimdi hem “demokrasi” diyor, hem de “insan hakları – inanç özgürlüğü” diyor.
Demekle kalmıyor, kendi eliyle iktidara getirmiş olduğu diktatörleri iktidardan devirmek üzere, ‘demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması’ ya da ‘demokrasiye geçiş misyonu’ diyerek, milli orduların kimliğinin yok edilmesi ve bağımsız devlet egemenliğini koruma kararlılığının kırılması ve devlet merkezlerinin zayıflatılması yoluna gidiyor. Bu işlem için, NGO’ dan NGO’ ya, vakıftan vakıfa yatırım yapıyor.
ABD’nin güya Sivil Toplum Örgütü (NGO – Non Governmental Organization) olan NED’in resmi olarak yıllık ödemeleri, 37 milyon dolar..
Halbuki, 2001 sonuna dek, Amerikan resmi kaynağı NED’den Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerine 4,7 milyon dolar, George Soros’un örgütünden 1,073 milyon dolar ve NED kanalıyla İngiliz WFD (Westminster Foundation)’den 6250 Sterlinlik demokrasi yatırımı yapılmış.
ABD’nin yarı resmi örgütü NED’den, IRI, NDI ve CIPE’ye ve onlardan “workshop” işlerine aktarılan yatırımlara, NED’in raporlarından bakmak biraz aydınlatıcı olabilir. Bunun gizlisi saklısı yok. Türkiye’deki sivil toplum örgütleri nin ve örgütçülerin çok az bir kısmı “saydamlık’ ilkelerine” bağlı kalarak, “project” kaynaklarını açıkça belirtmektedirler. Örgütlerin çoğu ise, bu ilişkileri ve yatırımları, nedense açıklamıyor (Acaba neden).
Ve Türkiye Cumhuriyetinde ne devlet ne basın ne de solcu, demokrat veya milliyetçi geçinen kişiler ve kuruluşlar tek bir soru bile sormuyor. (Neden cahiller mi? Korkuyorlar mı? Yoksa onlar da aynı kaynaktan besleniyorlar?)
Oysa NED, ABD’de Kongre denetiminde oluşturulmuş bir para fonudur; resmidir ve bütçesiyle çalışmaları ABD Dışiş leri’nin ve ABD Başkanı’nın onayından geçtikten sonra ABD Kongresi’nin onayına sunar.
Her ne kadar kendisi Non gonernmental- yani hükümete bağlı olmayan bağımsız sivil toplum örgütlerine (Tabii işine gelenlere) yardım etsede, Kendisinin harcamaları resmidir; “governmental”dir, yani kendisi sapına kadar “devlete” bağlıdır.
ABD dışındaki ülkelerde yapılan bazı ödemelerde, parayı alanların adları ve alma amaçları raporlara geçirilir. Bu durumda, hem para, hem hesaplara para ölçüsüyle geçirilen eleman desteği alıp, hem de bunu saklamanın fazlaca bir yararı yoktur.
Açık ilişkinin başlangıcı 1988’e gidiyor. NED, Türkiye’deki ‘FORUM Dergisi’ne 50.000 dolar veriyor. FORUM iki yıl sonra CIA eski elemanlarının, yerli liberallerin, Asya’dan, Rusya’ dan temsilcilerin de katıldığı Bodrum toplantısını gerçekleştiriyor.
Sonrasında, tek ilmikle başlanarak ve ilmiklere ilmikler eklenerek, örümcek ağı örülüyor. Kimin hangi iş için ne kadar dolarlı ve sterlinli “işbirlik” desteği almış olduğunu siz de bulabilirsiniz. NED’in resmi raporlarından aldığımız dolarlı “project” düğümlerini ve Avrupa’nın euro’lu ilmiklerini özetlersek, yıldan yıla örülen ağı da görebiliriz:
_____
1988
Eski dostlar, Amerikan senatosunda ifade verenlerin yer aldığı Ankara’nın Forum Corp. ve Yeni Forum Dergisine 50.000 dolar verilerek başlanıyor.
_____
1990
Anahtar, Türkiye’nin Amerikalı Dostları Vakfı ile çevriliyor ve Aydın Yalçın’ın Forum’u ile kapı açılıyor. Bodrum’dan geçilecek ve Doğu’ya doğru ilk ilmikler örülecektir.
_____
1991
Bodrum Monacus Club’da açılan kapıdan Kafkasya’ya, Asya’ya ve İslam ülkelerine girilecek ve ilmiklere ilmikler eklenecektir. FORUM ve Türk Demokrasi Vakfı (TDV) ile çalışılıyor.
_____
1992
İkinci 50.000 dolarla iş yürürken, 57.000 dolarlık projeyle Asya Türk Cumhuriyetlerine uzanılıyor; serbest pazar ekonomisinin yayılmasına başlanıyor.
_____
1993
IRI çalışmayı sürdürüyor ama, yerliler her nedense raporlara yazılmıyor. Hemen siyasi partilerle ilişkiye geçiliyor; “Grup çalışmaları-Work Shop’lar ” başlıyor.
_____
1994
IRI ve Gökhan Çapoğlu ve Trabzon Valisi tarafından yeni kurulan Stratejik Araştırmalar Vakfı (SAV) ortak çalışmaya başlıyorlar: 71.583 dolarlık çalışmayla ‘Yerel hükümetler’ dedikleri belediyelerin otonomlaşmasına uzanan yola giriliyor.
_____
1995
IRI ve SAV’ın çalışmaları yoğunlaşırken, devreye yurtdışında örgütlü Müslüman kadın işleri giriyor ve Türkiye’den yeni bir ilişki olarak TESEV zincire ekleniyor, belediye örgütlerine, il meclislerine uzanılıyor. Amerika’dan gelen Kemal Köprülü ARI Hareketi Derneği’ni kuruyor.
_____
1996
IRI ile TESEV ortak çalışmasının yanı sıra belediyelerle doğrudan projeye geçiliyor; Belediyeler Birliği ile çalışılıyor. Bu arada siyasi partiler arasında eşgüdüm komisyonu kuruluyor.
_____
1997
Bağışlar doğrudan yapılmaya başlanırken, Müslüman kadın işleri, Kürt-Türk eğitimi, Anadolu çalışmaları ve NDI devreye girerek Millet Meclisi’ne uzanıyor; Liberaller serbest, piyasa ekonomisine karşı oluşabilecek tepkiyi azaltmak için Müslümanlıkla Pazar ekonomisinin bağdaştığını öğretecek toplantılar düzenliyor; Helsinki Yurttaşlık Derneği üyeleri çoğalsın, teknik gücü artsın ve sivilleri toparlasın diye yardım görüyor.
Türkiye AB’ye girmeden AB Türkiye’ye giriyor ve Türkiye’de “demokratik ilkelerin ve hakların güçlendirilmesi için sivil eğitim”e ve benzerlerine yatırım yapıyor. AB ve ABD siyasetine destek veren yerli “sivil” örgütlerin proje desteği aldığı görülüyor. Toplam Yatırımın tutarı: 671.055 $ ve 2.974.640 euro.
_____
1998
NDI meclisteki yasama işlerini sürdürürken, Müslüman Hukuku Altında Yaşayan Kadınlar yöresel liderlerin yetiştirecek sivil temsilcileri, eğitiyor, Kürt-Türk çalışmalarına İngiliz sterlini değiyor ve TOSAV içerdeki danışmanlarıyla yurtdışında toplantılar düzenliyor.
ABD Cumhuriyetçi Partisi’ne bağlı IRI örgütü ile TESEV ve Türk Belediyeler Birliği (TBB) 450.000 dolarlık proje yürütüyor, Liberal Düşünce Topluluğu Derneği CIPE’den aldığı parasal destekle reform yasaları çalışıyor ve millet vekillerine yemek düzenliyor. AB büyük projelere geçiyor.
_____
1999
Amerikan işadamları örgütü CİPE, liberallerle işin içinde. Amerikan Demokrat Partisine bağlı NDI, adı verilmeyen mec lis üyeleriyle, TBMM’nde ahlak ilkelerini belirliyor.
Murat Belge’nin kurduğu Helsinki Yurttaşlık Demeği, yıllık ödentisiyle etkinliklerini sürdürürken, IRI, adını vermediği yerli sivil ile gençlik örgütlenmesine başlıyor. AB ise bele diyelerle proje ilişkisine giriyor.
_____
2000
Sıra Türklerin yolsuzluklarını kanıtlamaya gelmiştir. Yolsuzluk işleri için Amerikan işadamlarının örgütü CIPE para kanalı oluyor.
TOSAV, TOSAM adıyla çalışmaya başlıyor; yerel örgüt liderleri yetiştirmeye yöneliyor. Helsinki Yurttaşlık Derneği (HYD), Mersin, İstanbul ve Van’da “network” yani şebeke kurmayı üstleniyor.
NDI adını vermediği yerli sivillerle birlikte milletvekillerini ve “saygın” olarak niteledikleri akademisyenleri dar toplantılara alıp, “ahlak” ilkelerini öğretiyor! Avrupa Birliği, Türkiye’de özgürlüklere parasal yatırım yapıyor.
_____
2001
Kürt-Türk uzlaşma işine ABD’nin işadamları örgütü karışıyor, HYD “fiks” payı olan 37.000 doları alıyor. ARI Hareketi (Derneği)’nin adı ilk kez NED raporlarına geçiyor.
IRI-ARI-TESEV yeni Grup Çalışması-Work Shop işlerine soyunurken, IRI’nin dolar desteğiyle ARI Derneği’ne bağlı Genç.net işe başlıyor; amaç gençliği koordine bilgiyle donanmak, ilişki kurmak.
NDI siyasal partileri, milletvekillerini, “sivil grupları” yan yana getirerek, ahlak ve devlet reformu işlerine katkıda bulunmayı sürdürüyor.
NED bu yıl bütçesinden toplam 686.634 dolar aktarıyor. TC Hükümeti, 19 günde 19 yasa çıkararak yasama rekoru kırıyor. ABD’nin dışardan gönderdiği Kemal Derviş bu durumu “Kriz içinde reform yapıyoruz” diye açıklıyor.
_____
2002
Helsinkiciler her zamanki yıllık ödentiyi alıyor; IRI, kadınlara büyük yatırım yapıyor. NDI ‘reform’ adı altında yapılan yasa değişikliklerini sivil (!) örgütler aracılığıyla destekliyor. Toplam tutar: 621.317 dolar.
_____
2003
Sendikalara sızıyorlar, KADER adlı kadın derneğini destekliyorlar; 600 sivil lideri eğitiyorlar; IRI, ve ARI’nın kurduğu Genç Net’e parasal destek veriyor ve Helsinkiciler her yılki ödentiye kavuşuyorlar. Folklorcular aracılığıyla düşünce özgürlüğü işine girişiliyor. Türküm demek ırkçılık olarak lanse ediliyor.
_____
BÖLÜM IX
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/KALEM-2-1.jpg>
TBMM’de TDV-NDI ile birlikte komite
Listelerde adı verilmeyen “işbirlik” boyutunun bir bölümünü yerli “sivil” hareketin önde gelenlerinin etkinliklerini göreceğiz. Bazı para alıcıların açıklanmamasının gerekçesini de NED’i denetlemekle yükümlü General Account Office (GAO)’in raporlarında bulacağız.
Ne var ki, NDI’nin bölge sorumlusu, CSA elemanı, Kıbrıs eski arabulucusu Charles Nelson Ledsky’nin açıklaması şimdilik yeterli bilgi içermektedir:
“Farklı zamanlarda farklı projelerle ilgili çeşitli kuruluşlarla çalışıyoruz. İstanbul’da TESEV, TÜSES, TÜSİAD, Ankara’da Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı (..)
Bazı meclis komisyonlarıyla faaliyetlerimiz oldu, özellikle Anayasa Komisyonu’ya ciddi temaslarımız oldu. İlki Muğla’da MUMIKOM adıyla başlayan Parlamento İzleme Komiteleri ile çalıştık.”
Charles Nelson Ledsky’nin açıklaması olağanüstü saydamdır. Ne ki “ahlâk” ilkeleri toplantılarını yabancılarla yaptıklarını halka bildirmeyenlerin ve bu tür girişimlere -özellikle yabancılar eliyle gençlik örgütlenmesi yapılmasına- ses etmeyen görevlilerin, herhalde bir gerekçeleri vardır.
Bu tutumu sorgulamaya gerek yok. Çünkü devletin en üst makamlarında bulunanların etkinliklere katılımıyla yapılanlar meşrulaşmıştır.
CIA eski memuru Lesky’nin açıklamasının en ilginç yanı “meclis komisyonları” ile çalışmadır. Bunu yadırgamamak gerekiyor. Çünkü yabancıların istediği reformlar yapılıyorsa, elbette o yabancılarla birlikte çalışılacaktır.
Bu çalışmalar 2004-2005’de eklenen boyut ise bazen ne denli aşırılığa kaçıldığını da gösteriyor. TBMM Demokrasi Komitesi Başkanı AKP Çorum Milletvekili Agâh Kafkas imzalı yazıdan okuyalım:
“TBMM sivil toplum örgütleriyle olan işbirliğini daha da ilerletmek amacıyla geçtiğimiz Aralık ayından itibaren Türk Demokrasi Vakfı ve merkezi Washington DC’de olan National Democracy; Institute (NDI) ile ortak bir çalışma yürütmektedir.”
Yani yabancı devlet ABD’nin bir partisine bağlı örgüt ile meclisimizin milletvekilleri (TBMM’nin manevi şahsiyeti değil) iç içe çalışıyorlar. Buna “Olabilir” denebilir; “Karşılıklı öğrene cek çok şey vardır” da denilebilir. Ancak, iş öyle karşılıklı deney alışverişine benzemiyor. Aynı yazıdan okuyalım:
“Bu çalışma çevresinde kurulan ve milletvekillerinin katılımıyla oluşturulan Demokrasi Komitesi sivil bir girişim olarak çalışmalarına devam etmektedir. (..) çalışmalar süresince TBMM komisyonlarının işleyişi milletvekili seçmen ilişkileri ve TBMM personelinin işlevi konulan üzerinde çalışılacaktır.”
“Milletvekilleri de sivil(!) ise, resmi olan kim oluyor?” demeden önce bir an düşünürsek; T.C kurulduğundan bu yana var olan TBMM, hatta ondan önce de yaklaşık 30 yıl çalışmış olan Meclis-i Mebusan deneyleri demek ki, çok yetersizmiş!.. Meclis personelinin neyi nasıl, yapacağını anlamak için Alman vakıflarıyla, Amerikan işadamları kuruluşlarıyla ve Amerikan partilerinin birçok operasyon deneyimine sahip elemanlarınca yönetilmekte olan örgütleriyle “işbirlik” yapanlarla birlikte çalışmak gerekiyormuş.”
İş bununla kalsa iyi. Nasıl olsa seçim gelince bu anlayış da gider, denilebilir, ama olanaksız; çünkü TDV-NDI-TBMM ortak çalışması Anadolu’da yayılacakmış. Tipik örnek olduğu için anılan yazıdan okuyoruz.
“Çalışmalarını sadece Ankara ile sınırlamak istemeyen Demokrasi Komitesi, yaz döneminde de Antalya, Bursa, Van, Şanlıurfa, Trabzon ve İzmir’de toplantılar düzenleyecek.”
TBMM’de AKP’den yedi, CHP’den iki ve ANAP’tan bir milletvekilinin katılımıyla Mart 2003’de kurulan komitenin ilk işi NDI’nin konuğu olarak ABD’ye gitmek oldu. Orada CSIS’te bir toplantıya katılan komite üyeleri, daha sonra ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wolfowitz’in konuğu oldular.
Üyeler arasında bulunan ARI Derneği kurucularından ve CHP milletvekili Zeynep Damla Gürel’in uluslararası deneyimi de düşünüldüğünde, bu demokratik girişimin TDV-NDI-TBMM-USA ilişkilerinden pek kazançlı çıkacağına kuşku yok.
Bu örneği gördükten sonra; özetini verdiğimiz dolarlı “workshop” listesine, şirket vakıflarının, “think tank” olarak nitelendirilen kuruluşların çalışmalarına bakmalı.
Avrupalıların psikolojik propaganda eylemleri, ‘Kürt sorunu’yla ilgili kitap yazımı, belgesel film hazırlanması gibi etkinliklere destek vermelerinin yanı sıra, medya ünlülerinin uzak ülkelerde ağırlanarak seminerlerde toplanmalarını, Alman ‘stiftung’ örgütlerinin çevre ve yerel medya seminerlerini, “Alevilik araştırmaları” gibi fasıllarını bu kitaba almamış olmamızın fazlaca bir önemi kalmıyor.
Kıbrıs’ta, “Biz ne Türküz ne de Rumuz” diye gösteri yapan, ya da Çeşme’de bir toplantıda yan yana getirilip “Bize ‘Kuzey Kıbrıslı” ya da “Güney Kıbrıslı” demeyin” diye açıklama yaptırılan gençlere şaşan yöneticiler bu gençlerin, AMIDEAST tarafından eğitildiğini görmezden gelmektedirler.
AMIDEAST, 51 yıl önce, ABD’nin Ortadoğu ve Afrika’daki çıkarlarını korumak üzere kurulmuştur. Ayrıca, USIP toplum lararası sözde barış için verdiği dolarları, Fullbright ve Carnegie Endoument ve benzerlerinin yatırımlarıyla gençler üzerine yaptığı yatırımları da görememişlerdir.
Hazır konunun içindeyken, Tarih Genel Sekreteri’nin “STK aslında yabancıların kullandığı bir alettir’ diye birkaç örnek ortaya konur, bu kötü örnekler dar kafalılığın, yabancı düşmanlığının aracı haline getirilebilir” dedikten sonra yabancılarla işbirliğini açıklayacak olanlara yakıştırdığı şu “dar kafalılığın” da üstüne çıkan yepyeni bir yaklaşımı aktar malıyız.
TDV (Türk Demokrasi Vakfı) Genel Başkanı, “Türkiye’de uluslararası alanda sivil toplum temaslarına nasıl bakılıyor?” sorusunu yanıtlarken ilginç, ama çok eski bir yönteme başvurarak, bu tür bilgileri iletenlere “ihbarcı” diyordu. Gazeteden okuyalım: “Bu arada, Türkiye ihbarcı cenneti olduğu için bazı ihbarcılar da bu mekanizmayı körüklüyorlar. İşleri güçleri Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini sabote etmek, baltalamak, yarım yamalak bilgiyle ortaya çıkmak. Basının da bu bilgisi olmayan çığırtkan cahillere yer vermesi bir süre için bunların öne çıkmasına imkân veriyor.”
Şimdi durup dururken, sormak gerekiyor: Tarih Vakfı yöneticisinin belirttiği gibi “dar kafalılık” etmenin de ötesinde, “”ihbarcı” olmak, hatta “cahiller” arasına katılarak, bu tür projelerin listesini vermek, Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası ilişkilerine mi, yoksa bazı “sivil” ve NGO’lar arası ilişkilere mi zarar verir? Bu soru yetersiz kalıyor. Çünkü Genel Başkan’ın açıklamasında sınır genişletiliyor:
“İşte bu, kim ne derse desin, bir devlet faşizmidir. Halkına güvenmeyip kapalı kapılar arkasında halkını küçümseyerek, insanını küçümseyerek kendi kendine koyduğu ne idüğü belirsiz kurallarla ülkeyi yönettiğini sanma yanlışlığıdır.”
Siviller arası alışverişler, dolarlı “işbirlikler” halkı küçümsemek olmuyor. Burası anlaşılabilir. Ama “.. ne idüğü belirsiz kurallar”ın hangi kurallar olduğu ilerleyen bölümlerde parasal destek alınan NED’in ilkelerinden okunacak ve “siyasal etik” ya da “açık toplum” ve “şeffaflık” diyenlerin kendi yurttaşlarını neden “ihbarcı” katına düşürdükleri de o zaman anlaşılacaktır. Bilgiyi iletmek, ilgili taraf toplum ise “ihbar” değil, olsa olsa bilgilendirme olamaz mı?
El parasıyla raporlar düzmek ve bu raporları yabancı devletin kuruluşuna iletme işleri de gerçektir. Alman vakfına alınacak paraların artırılması için mektup yazıldığı; Türkiye’de düzen lenen bir toplantıda yenilen pastanın yirmi küsur milyon liralık faturasının bile Alman vakfınca ödendiği de bir gerçektir.
_____
BÖLÜM X
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/01/KALEM-2-1.jpg>
AB Kürt Konferansı’nda Öten Bülbüller!
AB – KÜRT KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİNDEN:
* “Kürt Baharı kaçınılmaz!”
* “İsrail PKK’ya desteğini sürdürecektir!”
* “Türkiye için yeni bir Anayasa yapılacaktır”
* “Türk hükümeti Öcalan’la müzakereye devam edecektir!”
* “Tüm ülkeler PKK’yı terörist listesinden çıkarmalıdır!”
AB konferansında “bölünmeyi” en çok savunanlar “Türkiyeli” gazeteciler! 5-6 Aralık’ta Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda toplanan Kürt Konferansı katılımcıları ve açıklamaları kör gözleri açacak nitelikteydi!
“AB, Türkiye ve Kürtler” adlı 9.uluslararası konferansa Türkiye’den AKP milletvekili Galip Ensarioğlu, CHP’den Rıza Türmen, BDP’den Aysel Tuğluk ve Selahattin Demirtaş, gazeteci olarak Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Serdar Akinan, Ahmet Şık, Nuray Mert, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği’nden Raci Bilici ve Kocaeli Üniversitesi’nden Profesör Sevtap Yokuş katıldılar.
‘Türk’ gazetecilerin, İsrail / MOSSAD mensubu konuşmacılar ile hemfikir olarak ‘Sıra Kürt Baharı’nda!’ demeleri ilgi çekti..
İsrailli akademisyen Ofra Bengio, “Son yıllarda PKK bölgede güçlendi, İsrail’in geleceği için bu çok önemli. Bu süreçte Kürtler bölgede stratejik bir rol kaptı ve İsrail’in buna desteği sürecektir” şeklinde konuştu..
Gazeteci Cengiz Çandar ise İsrail görüşlerine tam destek vererek “Kürt Baharı’nın zamanının geldiğini” savundu ve “Türkiye’nin terör örgütü PKK’yı tanımak zorunda kalacağını” belirtti” Türkiye, PKK’yı ve onun temsilcilerini tanımak zorunda kalacak. Biz bunun için çalışacağız. İsrailli dostum Ofra Bengio da bunun için çaba harcayacak” dedi.
Gazeteci Serdar Akinan da Kandil’e ve orada yerleşik terör örgütüne övgüler düzdü! Kürt Konferansı sonuç bildirgesinde 2012 sonunda Türkiye’nin ‘demokratik’ ve ‘yeni bir anayasa’ya kavuşacağının altı çizildi. Konferansta, Türk hükümetinin Suriye’deki savaşa yaklaşımının, Kürtlerin kazanımlarını yok sayma ve anti kürt eksen yaratmaya yönelik olduğuna değinildi.
Türkiye ve Suriye’deki diğer ‘taraf’ların, bir diyalog ortamının hazırlanmasında girişken olmaları gereğinin altı da çizildi!
Ve konferansta Türkiye hükümetinin Abdullah Öcalan ile ‘diyaloğunun’ ŞART olduğuna da değinildi. Konferans ayrıca tüm ülkelere, PKK’nın Terör örgütü olarak listelenmesine son verilmesi çağrısı yaptı!
Türkiye’nin ‘BÖLÜNME’ konferansı düzenleyicileri arasında Nobel Barış Ödülü sahibi Güney Afrikalı Papaz Desmond Tutu, ve İranlı ‘muhalif’ Şirin Abadi, Avrupa Konseyi iyi niyet elçisi Bianca Jagger, Türkiye’den Yaşar Kemal, ve Vedat Türkali, ve Avrupa’dan ödüllü Leyla Zana ve Amerikalı yazar Naom Chomsky de bulunutyor.
Amerikan Kongresinden, İngiltere Almanya ve Hollanda istihbaratından ve Suriyeli Kürtlerden temsilcilerin katıldığı konferansta ‘bölünmeye’ en iştahlı konuşmaları yapanlar ‘Türkiyeli’ gazetecilerdi!
Banu AVAR, 13 Aralık 2012 * banuavar@superonline.com <mailto:banuavar@superonline.com> . * <www.guncelmeydan.com/pano/ab-kurt-konferansi-nda-oten-bulbuller-banu -avar-t33361.html> www.guncelmeydan.com/pano/ab-kurt-konferansi-nda-oten-bulbuller-banu- avar-t33361.html
_____
Bölüm VIII – IX – X sonu – devam edecek
Yazan Dr. Ali Nazmi Çora Özet Naci Kaptan / 22 Ocak 2022