SADAT DOSYASI – 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT !
Posted on <nacikaptan.com/?p=96875> May 15, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
BAĞLANTILI YAZILAR;
<nacikaptan.com/?p=96875> nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT!
<nacikaptan.com/?p=99963> nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL
<nacikaptan.com/?p=99992> nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
<nacikaptan.com/?p=100022> nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general.
<nacikaptan.com/?p=100050> nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER
<nacikaptan.com/?p=100113> nacikaptan.com/?p=100113 – SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
Birinci ASRİKA Kongresi, 23-24 Kasım 2017 tarihinde “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla İstanbul’da toplandı. Kongrenin sonunda bir anayasa taslağı kaleme alındı. 63 sayfa ve 181 maddeden oluşan, Türkçe, Arapça ve İngilizce hazırlanan “İslam Ülkeleri Konfederasyonu Anayasası” ayrı bir yönetim şekli, askeri gücü, yargısı, başkenti, bayrağı, dili olan “İslam Devletler Birliği” kurulması önerildi.
Bu anayasanın 6. maddesine göre, ASRİKA İslam Devletler Birliği’nin resmi dili Arapça, bayrağı kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz ay ve milli devlet sayısı kadar yıldız, başkenti İstanbul/Türkiye olarak belirlendi. Madde 7’de ise “ASRİKA İslam Devletler Birliği’nin temel amacı; İslam şeriat ve akidesini hâkim kılarak.” sözleriyle, kurulacak devletin de şeriatla yönetileceği ifade ediliyordu.
Bu anayasa taslağıyla İslam birliğinin tamamlanması için dört maddelik bir yol haritası çizildi:
“Birinci aşamada İslam ülkelerini konfederal bir yapıya kavuşturarak ‘İslam Ülkeleri Konfederasyonu’nun kurulması; ikinci aşamada ‘Bölgesel İslam Ülkeleri Meclisleri’ oluşturulması ve parlamentoların kararlarıyla bölgesel İslam ülkelerinin konfederal yapıya dönüştürülmesi; üçüncü aşamada ‘Bölgesel İslam Ülkeleri Konfederasyonları’nın teşekkülü tamamlandıktan sonra ‘Bölgesel İslam Konfederasyonları’nın merkezi yönetimleri güçlendirilerek federasyonlara dönüşmesi ve her federasyonun ‘İslam Ülkeleri Konfederasyonu’na konfedere birlik olarak bağlanması planlandı. Dördüncü aşamada ise ‘İslam Ülkeleri Konfederasyonu’nun ortak yargı, ortak savunma, ortak dış politika ve ortak icra organlarının kurulması önerildi.”
ORTAK PARA BİRİMİ: ASRİKA DİNARI
İkinci ASRİKA Kongresi 1-2 Kasım 2018 tarihlerinde “İslam Ekonomisi ve Ekonomik Sistemler” başlığıyla yine İstanbul’da toplandı. Kongreye 15 ülkeden 66 akademisyen katıldı. Kongre sonunda da ASRİKA projesinde yer alan ülkelerin ekonomileriyle ilgili kararlar alındı. Bu kararlara göre (Y.N.özetle): İslam ülkeleri arasında gümrük birliği kurulacak, zekât müessesesine ülkelerin ortak fonuyla kurumsal bir kimlik kazandırılacak, ticaret odaları ve ticaret mahkemeleri kurulacak, ortak para birimi ASRİKA Dinarı olacak, İslam ülkeleri arasında dil, din, tarih bileşkesinde kültürel yakınlık geliştirmek için güçlü bir siyasi irade oluşturulacaktı, vb.
Üçüncü ASRİKA Kongresi, 19-20 Aralık 2019 tarihlerinde tabii ki İstanbul’da ve “İslam Birliği İçin Ortak Savunma Sanayi Üretiminin Usul ve Esaslarının Tespiti” başlığıyla toplandı. Adnan Tanrıverdi, bu üçüncü kongreye ASSAM Yönetim Kurulu Başkanı unvanının yanı sıra Cumhurbaşkanı Askeri Danışmanı sıfatıyla katılıyordu. Tanrıverdi, “Mehdi’nin geleceği gün için hazırlık yapıyoruz” ifadelerini, yine bu kongrede kullandı.
ŞERİAT KONGRELERİNE KAMU SPONSORLARI
Dördüncü ASRİKA Kongresi 12-13 Aralık 2020 tarihinde toplandı. “İslam Birliği İçin Ortak Savunma Sistemi Usul ve Esaslarının Tespiti”nin uzantısı “ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi” ana başlığı altında düzenlenen kongre, COVID-19 nedeniyle online yapıldı.
Adnan Tanrıverdi, bu kongrenin ardından her yıl müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi, ortak asayiş ve güvenlik konularını sıra ile işleyerek 2023 yılı sonunda (Y.N. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıldönümünde!) İslam ülkelerini tek irade altında toplayacak bir modeli ortaya koymayı hedeflediklerini açıkladı.
Bu projelerin bir de sponsorları var. İslam devletleri kurmayı; hukuku şeriat, dili Arapça ve başkenti İstanbul olarak planlayan ASRİKA kongrelerinin sponsorluğunu Ziraat Katılım, Vakıf Katılım, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi, HAVELSAN, AKP dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, Bahçelievler Belediyesi, Esenler Belediyesi ve Sancaktepe Belediyesi gibi kurumlar yapıyor.
Cevaplanması gereken sorular:
Türkiye Cumhuriyeti’nde hukuku şeriat, dili Arapça, başkenti İstanbul olacak bir İslam Birliği Federasyonu kurma planları yapmak anayasal suç değil mi?
ASRİKA gibi hukuk dışı bir organizasyona sponsor ve halkın vergileriyle var olan kamu kurumları hakkında bir inceleme yapılmayacak mı?
Ersin EROĞLU ve Caner TAŞPINAR*
_____
ANAYASAYI İHLAL VE DÜZENİ YIKMAYA TEŞEBBÜS DEĞİL MİDİR?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı alenen ihlal ederek kurulan şeriat ordusu SADAT’ın üzerindeki sır perdesini aralayan Gölge Ordu, gözleriniz dehşetle açılarak okuyacağınız bir araştırma, değerli okurlarım.
Çoğu TSK’den FETÖ bağlantıları yüzünden atılmış, laik cumhuriyet düşmanı eski/emekli subay ve astsubayların katıldığı bu şeriat ordusunun AKP iktidarı tarafından nasıl beslenip büyütüldüğünü de ortaya koyan kitap; Türkiye’nin sarmalandığı yeşil örümcek ağını mutlaka yırtıp atmak gereğini bir kez daha ortaya koyuyor. Araştırmacı yazarlar Ersin Eroğlu ve Caner Taşpınar’ın ciddi çalışmasının yanı sıra, cesur yurtseverliklerini de alkışlıyorum.
_____
*GÖLGE ORDU/Kırmızı Kedi Yayınevi, 2022
_____
Mine G. Kırıkkanat- 30 Ocak 2022 Pazar * <www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/pusudaki-seriat-or dusu-sadat-1903790> www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/pusudaki-seriat-ord usu-sadat-1903790
SADAT DOSYASI – 2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL
Posted on <nacikaptan.com/?p=99963> May 15, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SADAT.jpg>
Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış SADAT’ın kurucu ortaklarının son 10 yılda devletten 545 milyon TL’lik 110 ayrı ihale aldıkları ortaya çıktı.
VeryansınTv- 15 Mayıs 2022
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
Tam adı Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. olan <www.veryansintv.com/haberleri/sadat/> SADAT, kurulduğu 28 Şubat 2012 tarihinden itibaren ülke gündeminden düşmüyor.
Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürpriz bir çıkışıyla yeniden gündem olan SADAT, Tuğgeneral görevindeyken emekli olan ve Siyasal İslamcı kimliğiyle bilinen eski Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi ile 22 emekli subay ve astsubay tarafından 643 bin TL sermaye ile kuruldu. Sermayesi, kuruluşunun üzerinden henüz 8 yıl geçmişken 2020 yıl sonunda 1 milyon 548 bin TL’ye yükseltildi.
Önceki gün SADAT’ın İstanbul Beylikdüzü’ndeki merkezinin önüne giderek açıklama yapan CHP Lideri, “Önünde bulunduğumuz SADAT paramiliter bir kuruluştur. Burası terörist yetiştiren bir kurumdur” dedi. Seçim güvenliğinin önemli olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Seçimi gölgeleyecek, seçimin güvenliği sarsacak herhangi bir şey olursa sorumlusu burasıdır ve Saray’dır” ifadelerini kullandı.
10 YILDA TAM 545 MİLYON TL
Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre, SADAT’ın kurucuları ile ortaklarının ekonomik ilişkileri de oldukça dikkat çekici. Kurucuları ve ortakları arasında yer alan Mehmet Naci Efe ile Mehmet Tek aynı zamanda birçok şirketin sahibi veya ortağı. Kamu ihale bültenlerinde yer alan bilgilere göre, Efe ile Tek, kamu kurumlarından son 10 yılda toplam 545 milyon TL değerinde 110 ihale aldı.
‘KORUMADIKLARI’ KURUM YOK
Hatta Efe ve Tek ile ailelerinin sahibi olduğu şirketlerin kamu kurumlarından aldıkları ihaleler neredeyse saymakla bitmeyecek kadar uzun. Örneğin, Efe ile Tek’in sahibi olduğu şirketlerinden biri olan Ekol Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri Limited Şirketi, 2012 ile 2021 yılları arasından kamu kurumlarında tam 86 özel güvenlik ihalesi aldı. Bu 86 ihalenin toplam bedeli ise 453 milyon 258 bin TL’yi buluyor.
Şirketin en fazla ihale aldığı kamu kurumlarının başında ise TCDD ve TEİAŞ gibi kamu kurumları geliyor. Şirket, Çarşamba Şeker Fabrikası’nı, Sakarya Üniversitesi’nin, Fırat Üniversitesi’nin, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı öğrenci yurtlarının, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nın, Bakırköy Adalet Sarayı’nın, AKP’li Çekmeköy Belediyesi’nin ve AKP döneminde İETT’nin özel güvenlik işlerini de aldı. Şirket bu kamu kurumlarından aldığı özel güvenlik işleriyle de milyonlarca lirayı kasasına koydu.
GÜVENLİK YETMEDİ TEMİZLİK İŞİNE DE GİRDİ
Efe ve Tek ile ailelerinin sahibi olduğu bir başka şirket olan Ekol Grup Koruma Güvenlik ve Eğitim Şirketi de 2015 ile 2021 yılları arasında 18 ihale aldı. Bu 18 ihalenin toplam bedeli ise 85 milyon 252 bin TL’yi buluyor.
Mehmet Naci Efe’nin ortağı olduğu Mne Personel Hizmetleri Şirketi kamu kurumlarından 2012 ile 2021 yılları arasında yaklaşık 13 milyon TL değerinde 6 ayrı ihale aldı. Şirket son olarak geçen yıl İller Bankası’nın “temizlik hizmeti işi” ihalesini aldı.
AKP’Lİ İBB’DEN YOLUNU BULMUŞ
İstanbul Ticaret Odası’nın kayıtlarına göre, SADAT’ın 23 kurucusundan biri olan Ersan Ergür’ün de Truva Yapı ve Peyzaj Sanayi Ticaret Limited Şirketi adında bir şirketi var. Ergür, bu şirketi aracılığıyla da 2016 ile 2019 yılları arasından kamu kurumlarından toplam 512 bin TL değerinde 9 ayrı ihale aldı. Şirketin bu 9 ihaleden 8’ini AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’den alması dikkatleri çekti. Şirketin, İBB’nin şirketine yüzbinlerce liralık bitki ve çiçek sattığı bildirildi.
SADAT A.Ş. VE KURUCULARI HAKKINDA BİLİNENLER
2016’da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atanan Tanrıverdi, Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği’nin (ASSAM) organizasyonundaki şu sözlerine gelen tepkiler üzerine görevinden istifa etti: “İslam birliği Mehdi hazretleri geldiği zaman olacak. Mehdi hazretleri ne zaman gelecek Allah bilir. Bizim bir işimiz yok mu? Ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte aslen bunu yapıyoruz.”
SADAT Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin Adaleti Savunanlar Derneği’nde (ASDER) yaptığı bir konuşma da akıllara geldi. Tanrıverdi konuşmasında, 15 Temmuz’un ardından, TSK’nın yapısının talepleri doğrultusunda değiştiğini belirtiyor. Tanrıverdi, “Silahlı Kuvvetler’in dönüştürülmesi için sunduğumuz tüm öneriler, 15 Temmuz’dan sonra uygulamaya kondu” ifadelerini kullanmıştı.
LİNK : www.veryansintv.com/devletin-kasasindan-milyonlar-sadata-akmis
SADAT DOSYASI – 3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
Posted on <nacikaptan.com/?p=99992> May 16, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SADAT-2.jpg>
Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
Barış Terkoğlu – 16 Mayıs 2022
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
Düşecek, düşecek, düşecek derken düşüyor. İnsan geçmişten öğrendiğiyle olacağı öngörüyor.
Kılıçdaroğlu, SADAT’ın kapısına gitti. Parmağıyla gösterdi: “Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi var. Yani, sabotaj, baskın, pusu kurma, tahrip, suikast ve tedhiş. Arapça ‘tedhiş’, Türkçesi de ‘terör’.”
Okuyanlar hatırlayacaktır. SADAT’taki gayri nizami harp eğitimlerini de tedhiş meselesini de anlatmıştım.
Kılıçdaroğlu’nun ardından bir daha bakmak gerekiyor. SADAT’ın sitesinde verdikleri eğitimler anlatılıyor. Biri de “gayrı nizami harp paketi”. Elbette askerlere ya da polislere vermiyor. Temel askerlik eğitimi bilgisine sahip siviller alıyor. Peki kursları kimler veriyor?
SADAT’TA TEDHİŞ EĞİTİMİ
Yanıtı belli. SADAT, eski TSK personeli bilgisini kullanıyor. Nitekim SADAT’ın kurucusu ve eski Cumhurbaşkanı Başdanışmanı emekli General Adnan Tanrıverdi de gayri nizami harp uzmanı. SADAT şimdi silse de bu konuda bir iş ilanı vermiş. Arşivden çıkardığım o ilanda şu yazıyor: “Nizami, Gayri Nizami ve Özel Harekât Eğitmeni Personel Alımı Duyurusu.”
Tam da Suriye krizinin patladığı günlerde verilen ilanda “iyi derecede İngilizce ve Arapça bilme” şartı dikkat çekiyor. İlanın muhatabı ise “45 yaşından genç eski TSK mensupları”.
Yani TSK personeli, erken yaşta ayrılıp SADAT’ta işe başlıyor.
Peki, eğitimi alanlar hangi özellikleri kazanıyor? Bundan da bahsetmiştim. SADAT yazmış: “Başta psikolojik harp ve harekât olmak üzere, sabotaj, baskın, pusu, tahrip, suikast, kurtarma ve kaçırma, tedhiş.”
Bu eğitimleri kimler aldı? Alanlar şimdi nerede? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz. Yurtdışında bu eğitimi SADAT’tan alıp, daha sonra Türkiye’de vatandaşlık-sığınmacılık statüsü alanlar oldu mu?
Sabotaj, kaçırma ve suikast bir yana, Kılıçdaroğlu’nun dikkat çektiği “tedhiş” kavramına da değinmiştim. Zira tedhiş ile terör aynı anlamı karşılayan kelimeler. SADAT, tedhiş-terör eğitimi verdiğini kabul ediyor.
TSK geçmişte tedhiş kelimesini kullanıyordu. Ancak terör tanımının yerleşmesiyle, 80’li yıllardan itibaren, teröre dönüştü. ASALA için “tedhiş” denilirken, PKK ya da IŞİD “terör” olarak adlandırıldı. Yaşlı SADAT kurucularının dilinin eskide kaldığı anlaşılıyor.
Öte yandan savaşın da hukuku var. Tedhiş ya da terör, uluslararası hukuka, Cenevre Sözleşmesi’ne ve tabii milli mevzuata da aykırı.
Ayrıca. Kolaylıkla yapılan casusluk suçlamasındaki kriterlerin bu meseleye uygulanması da tartışılabilir. Zira ilanlarda görüldüğü gibi, eski TSK personeli, TSK’de öğrendikleri özel savaş ve silah bilgilerini, teknik ve taktik birikimi, yabancı güçlere öğretiyor. Bir detay daha fark ettim. SADAT, kazandırdığı becerilerden, “sokak hareketleri türü eylemlerde ve gizli etkinliklerden oluşan harekât teknikleri”ni çıkarmıştı. Neden acaba?
DAVALARIN İÇİNDELER
Öte yandan. SADAT bir günde doğmadı. Kumpas davalarıyla eşzamanlı büyüdü. Adnan Tanrıverdi’nin anlattığına göre, kumpas davalarının propagandasını yapan ASDER de şeriat anayasasıyla gündeme gelen ASSAM da SADAT’ın öncülüydü. Bunun ötesinde 28 Şubat davasının hazırlayıcısı onlardı. Davadaki 387 asker müştekiden 128’i, ASDER’in hazırladığı basmakalıp dilekçeleri verdi. Siviller arasında da sekiz kişi SADAT danışmanıydı.
Öte yandan davaya sokuşturulan ve sahteliği kanıtlanan dijital deliller içinde bir tanesi ayrıca dikkat çekti. Zira bu belgeyi hazırlayanlar terör yerine tedhiş kelimesini kullanmıştı. Sanık askerler bunun sahteliğin kanıtı olduğunu söylediler. Zira 28 Şubat olduğunda TSK çoktan “terör” tanımına geçmişti. Yani kumpasçılar, SADAT’çılarla aynı dili konuşuyordu. TSK’de, Atatürkçüleri tasfiye eden kumpasları destekleyen SADAT’ın öncülü ASDER. Şeriat anayasası yazan SADAT’ın ağabeyi ASSAM. TSK’ye personel seçen mülakatlara giren, TSK’den ayrılan genç personeli bünyesine alıp gayri nizami harp eğitimi verdiren SADAT. Suikast, sabotaj, tedhiş-terör kabiliyeti kazandıran kurslar. Öyle anlaşılıyor ki seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan “Aklınıza bile getirmeyin” dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.
LİNK : www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/sokak-eylemlerine-sada t-hazirligi-1936277
SADAT DOSYASI – 4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general.
Posted on <nacikaptan.com/?p=100022> May 17, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SADAT-4.jpg>
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
Naci Kaptan – 17 Mayıs 2022
SADAT DOSYASI – 4
14 Eylül 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başdanışmanı Adnan Tanrıverdi, Sunday Telegraph’a konuştu: “Türkiye’nin SADAT gibi belki yüzlerce şirkete ihtiyacı var” diyordu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski başdanışmanı ve Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin (SADAT) kurucusu Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, İngiliz Sunday Telegraph gazetesine konuştu. Adnan Tanrıverdi “Suriye’ye ya da Libya’ya paralı asker göndermedik” dedi, Türkiye’nin SADAT gibi “onlarca belki de yüzlerce şirkete ihtiyacı olduğunu” söyledi. SADAT internet sitesinde kendisini, “Uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek Türk şirketi” olarak tanımlıyordu.
Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yle röportajını da içeren haberini, internet sitesinde “Erdoğan, Wagner’e rakip olması için elit paralı asker gücü oluşturuyor” başlığıyla yayımladı. Gazetenin kağıt baskısındaki haberin başlığı ise “ABD, Libya’daki savaşçılarla ilgili olarak Erdoğan’ın ‘özel ordusunu’ suçluyor”.
Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın sırdaşı olan Adnan Tanrıverdi, sabotajdan, kontrgerilla harekatına ya da suikastlere kadar savaşın bütün karanlık sanatlarında uzmanlığı olduğunu iddia ediyor.” <www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54148166> www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54148166
_____
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/sadat-5.jpg>
Dokunulmayan savaş şirketi : SADAT
© Deutsche Welle Türkçe – 15.10.2021 tarihinde şöyle yazıyordu;
Sedat Peker’in “oluk oluk kan dökme” çıkışı ile yine gündeme gelen SADAT hakkında iddialara ilişkin yargı ciddi bir soruşturma yürütmüyor. SADAT nasıl bir yapılanma, hakkında hangi iddialar bulunuyor?
İtiraflarıyla gündem yaratan Sedat Peker “oluk oluk kan dökme” çıkışını SADAT Yönetim Kurulu Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin bildiğini açıklayarak tartışmalara yeni boyut ekledi.
28 Şubat mağduru olduklarını iddia eden Tanrıverdi’nin arasında bulunduğu bir grup emekli asker tarafından kurulan SADAT, kontrgerilla olarak bilinen gayri nizami harp eğitimi veren “dini motifli” bir savaş şirketi olarak göze çarpıyor. SADAT hakkında silahlı eğitim kamplarından 15 Temmuz’a, Suriye’de El Nusra’ya silah taşımaktan Harp Okulları’nda mülakata girmeye kadar birçok iddia ortaya atıldı. Ancak bugüne kadar devletin ilgili kurumları tarafından SADAT’ın denetlendiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmazken, olayı soruşturması gereken yargıdan da ses çıkmadı.
Organize suç örgütü lideri olma suçlamasıyla hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker ile SADAT kurucusu emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi arasındaki tartışmalarda yeni iddialar ortaya atıldı. “Ülkede korku iklimi yaratmak için silahlanın çağrısını yapmam ortak fikirdi” diyen Peker, Tanrıverdi’yi “Oluk oluk kan dökülme çıkışını yapacağından haberdar olmakla” suçladı.
Yabancı düşmanlığı vurgusu
Adnan Tanrıverdi, SADAT’ın ana amacının Müslüman ülkelerde “İslam birliği savunması” oluşturmak olarak vurguladı. Şirketin kuruluş amaçları arasında buna ilişkin şu dikkat çekici ifadeler yer alıyor:
– Haçlı zihniyetindeki sömürgeci ülkelere muhtaç olunmasını engellemek.
– İslam Ülkeleri arasında Savunma Sanayii ve Savunma işbirliği ortam oluşmasına yardımcı olmak.
– İslam İttifakına hizmet etmek.
Libya’nın arasında bulunduğu 22 ülkede faaliyet gösterdiği belirtilen SADAT, bugüne kadar birçok iddiayla Türkiye gündemine geldi.
SADAT’a yönelik suçlamalar
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, SADAT’ın Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları olduğunu iddia etti.
Sedat Peker, SADAT’ın Suriye’ye giden yardım tırlarının içinde El Nusra’ya silah gönderdiğini savundu.
Peker, SADAT’ın Rusya’nın özel kuvvetleri ALFA timlerinden eğitim aldığını da söyledi.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında SADAT’ın da sokağa inerek, darbe girişimini bastırmada görev aldığı öne sürüldü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem danışmanlığını yapan Tanrıverdi’nin başındaki SADAT’a bağlı emekli askerlerin Harp Okulları mülakatına üç yıl boyunca girdiği iddia edildi. Milli Savunma Bakanlığı, bu iddiaların “asılsız” olduğunu bildirdi.
Tanrıverdi iddiaları yalanladı
Bütün iddiaları yalanlayan ve şirketin aleyhinde haber ve yazı kaleme alanlara tazminat davası açan Adnan Tanrıverdi ise “SADAT, yurtiçinde emniyet teşkilâtına, TSK’ya ve başka hiçbir kuruma, örgüte veya sivil şahsa danışmanlık ve eğitim hizmeti vermemektedir” dedi.
Sedat Peker ve SADAT arasındaki tartışma sürerken, yargı bugüne kadar ortaya dökülen iddialarla ilgili ciddi bir soruşturma yürütmedi.
Alican Uludağ – 15.10.2021 – <www.dw.com/tr/dokunulmayan-sava%C5%9F-%C5%9Firketi-sadat/a-59523389 > www.dw.com/tr/dokunulmayan-savaş-şirketi-sadat/a-59523389
_____
Naci Kaptan 17 Mayıs 2022 – DEVAM EDECEK
SADAT DOSYASI – 5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER
Posted on <nacikaptan.com/?p=100050> May 18, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
<i2.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SDAT-E%C4%9E%C4 %B0T%C4%B0M-KAMPI.jpg>
SADAT DOSYASI-5
Naci Kaptan – 18 Mayıs 2022
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER
ABD’li devlet görevlisi, yazar Michael Rubin daha önceden 15 Temmuz kalkışmasının olabileceğini yazmıştı. Rubin her nedense Cumhurbakanı Erdoğan’a aşırı muhalif olan ve Erdoğan’ın politikalarını ağır eleştiren bir Pentagon görevlisidir. Rubin’in iddiaları bir dezenformasyon da olabilir, gerçek de olabilir. Bunun kararını yazıları okuyanlar ve gündemi yorumlayanlar verecektir. 15 Temmuz 2015 kalkışmasında katledilen askerlerin de SADAT tarafından öldürüldüğünü attığı twitler ile iddia etmiştir. Daha sonraları SADAT’ın başvurusu ile alınan mahkeme kararı sonucunda Michael Rubin’in twitlerine erişim yasağı getirildi.
MİCHAEL RUBİN KİMDİR?
Michael Rubin (D. 1971), Amerikalı tarihçidir. Amerikan Girişim Enstitüsü (“American Enterprise Institute”) adlı kuruluşta çalışmaktadır. Ayrıca Amerikan Donanması Askeri Akademisinde (Naval Postgraduate School) öğretmenlik ve Amerika’da yayınlanan Middle East Quarterly (Ortadoğu bülteni) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Eski Pentagon görevlisi olan Michael Rubin, ABD derin devletinin adamlarından biri.
_____
Kasım 26, 2021 – American Enterprise Institute’te araştırmacı olan Michael Rubin, Erdoğan’ın son 18 yıldır yönettiği Türkiye’yi büyük ölçüde değiştirip biçimlediğini, Erdoğan yarın sahneden çekilse bile ülkenin normale dönmesinin kolay olmayacağını savunan bir makale kaleme aldı.National Interest sitesinde yayınlanan yazının özeti;
Türkiye’nin de talihsiz bir siyasi suikast tarihi var. SADAT gibi paramiliterler, Reichstag Yangını darbesi sırasında Türkleri öldürmek için keskin nişancılar kullanmış olabilir. Grup şimdi suikast eğitiminin reklamını yapıyor. Erdoğan karizmatik bir rakiple karşılaşırsa, eski müttefiki Fethullah Gülen ile rekabetinde mükemmelleştirdiği bir taktikle, cinayet için bir başka rakibini suçlarken diğerini devirerek bir taşla iki kuş vurabilir.
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi yaklaşık 20 yıldır yönetiyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun 100’üncü yılına yaklaşırken, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana en önemli yöneticisi oldu. Erdoğan’ın yönetiminin ilk on yılında, birçok Batılı yetkili, Erdoğan’ın idaresi altındaki Türkiye’deki değişimi görmezden gelmeyi tercih etti.
Örneğin, hem Başkan George W. Bush hem de Barack Obama, Türkiye’yi bir demokrasi olmaktan çıkardıktan çok sonra bile övdüler. Başkan Donald Trump, Erdoğan’la tutarlı bir şekilde karşı karşıya gelmezken hem Dışişleri Bakanı Mike Pompeo hem de kongre liderleri, Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan hesap sormak için harekete geçti. Başkan Joe Biden’a hakkını vermek gerekir çünkü o Erdoğan’a selefleri gibi aynı dalkavuklukla yaklaşmadı.
Bugün çoğu Amerikan siyasi lideri Türkiye’nin müttefik olmadığını kabul ediyor. Şu anda Amerikan Kongresi’nde Türkiye Dostluk Grubu üyesi sayısı sadece bir kaç düzine oysa sadece on yıl önce bu grubun üye sayısı 200’den fazlaydı. İster işlemsel ister ideolojik olsun, Ankara’nın Moskova ile cilveleşmesi, Türkiye’nin gelecekteki herhangi bir kriz sırasında bir NATO müttefiki olarak ne kadar güvenilmez olabileceğinin altını çiziyor.
Erdoğan’ın hem İslam Devleti’ne hem de El Kaide bağlantılı örgütlere verdiği destek ve kendisini eleştirenleri terörist olarak tanımlaması, Türkiye’nin terörle mücadelede müttefik olmadığını gösteriyor. Bu gerçek Türkiye’nin kara parayla mücadelede gri listeye alınmasıyla kendisini gösteriyor. Realistler, Türkiye’nin İran’ı İsrail’in nükleer programı konusundaki casusluk çalışmaları nedeniyle bilgilendirmesinin ardından İran’ın emellerine karşı bir siper olarak değerli bir müttefik olarak gösteremez.
Erdoğan’ın mağdur ettiği Türkler, Batılı Türkler ve birçok göçmen, Erdoğan ile Türkiye’nin eş anlamlı olmadığına işaret ediyor. Erdoğan’ın Türkiye içinde giderek artan popülerlik kaybına işaret ediyorlar. Türk lirasının devalüasyonu (on yılda yüzde 80) Erdoğan’ın mali kötü yönetiminin bir kanıtı. Erdoğan büyük altyapı projeleriyle övünse de, bunların çoğu, dostları milyar dolarlık sözleşmelerle ödüllendirmeye yönelik şeffaf olmayan girişimler gibi görünüyor.
Erdoğan’a sadık Türkler bile onun yönetiminin ülke üzerindeki yıpratıcı etkilerine dikkat çekiyor. “İstanbul eski bildiğimiz şehir değil, çok bozuldu” söylemi, bir zamanlar Erdoğan’ın dini muhafazakarlığını iş dostu politikalar karşılığında görmezden gelmekten mutlu olanlar arasında giderek yaygınlaşan bir şikayet. Pek çok Türk, Erdoğan’ın kısıtlayıcı tavırları ve otokratik eğilimleri karşısında boğulmuş hissediyor. Daha eğitimli ve kozmopolit olan Türkler onun aptallığına ve komploculuğuna içerliyor.
Bu tablo önümüze iki soru koyuyor. Birincisi, bu tür bir popülerlik kaybının onun siyasi çöküşüne yol açıp açmayacağı ve ikincisi, Türkiye’nin 2002’den önce izlediği daha ılımlı, laik yola dönüp dönemeyeceği.
LİNK : nationalinterest.org/feature/can-turkey-recover-erdogan <nationalinterest.org/feature/can-turkey-recover-erdogan‘s-reign-196 299%C2%A0> ‘s-reign-196299%C2%A0
_____
“Sadat”, Ankara’nın Esad’a karşı mücadele için Suriyeli Sünni isyancıları eğitmesiyle yoğun bir şekilde ilgileniyor. – The Jerusalem İnstitute for Strategy and Security – “Sadat” is heavily involved in Ankara’s training of Syrian Sunni rebels for the fight against Assad. 24.04.2018
İran’ın İslam Devrim Muhafızları Birliği (IRGC) bugün bölgedeki siyasi ve devrimci savaşın en önde gelen uygulayıcısıdır. Bu konudaki becerileri, İran’ın bugün Lübnan’ı kontrol etmesi ve Irak, Suriye ve Yemen’de baskın bir ele sahip olmasının başlıca nedenidir.
Türkiye, gölgeli de olsa bu çok önemli alana giren en son ülkedir.
2012 yılında eski Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT Savunma Müşavirliği, Ankara’nın bu alandaki enstrümanıdır. Faaliyetleri, hem Türk devletinin değişen doğasının hem de Ortadoğu’da güç ve nüfuzun şu anda inşa edildiği ve sürdürüldüğü sürecin kanıtıdır.
SADAT’ın oynayacağı rolü anlamak için önce benzer yapıların onları kullanan devletlere sağladığı avantajlara bir göz atalım. Devrim Muhafızları, İran konvansiyonel silahlı kuvvetlerinin veya “Artesh”in aksine, devlete değil, yönetim rejimine ve hedeflerine kesinlikle sadık insanlar tarafından yönetiliyor. Bunlar, özellikle rejimin yurt içinde savunmasında olduğu kadar yurtdışındaki hedeflerine ulaşmasında da seferber olmaya müsait “siyasi askerler”dir.
Devrim Muhafızları’nın yaratma ve kontrol etmede üstün olduğu vekil parti-milis yapıları, geleneksel güçlerle karşılaştırıldığında, kayıt dışılık ve inkar edilebilirlik avantajına sahiptir. Tahran’ın küresel çapta paramiliter ve terörist faaliyetlere -Burgaz ve Buenos Aires’te Yahudi sivillere yönelik saldırılar, Viyana ve Berlin’de Kürt politikacılara suikast vb.- destek vermesine ve bu faaliyetlerde bulunmasına izin verirken, diplomasi ve ticaret salonlarında yerini almaya devam ediyor. uluslararası toplumun sözde geleneksel bir üyesi.
Devrim Muhafızları, bu tür bir savaş için örnek teşkil etmeye devam ediyor. Diğer ülkeler, benzer bir işlevi yerine getirebilecek yapıları geliştirmekte daha yavaş olmuştur. Ama boşluklar kapanıyor.
Ruslar, tahmin edilebileceği gibi, son yarım on yılda oyuna girdiler. Düzensiz “gönüllüler”, Doğu Ukrayna’nın Donetsk ve Lugansk eyaletlerindeki mayalanmayı ateşlemek için Kremlin’in tercih ettiği araçtı ve bu da 2014’te Rusya’nın bu bölgeleri fethine yol açtı. Yevgeny Prigozhin’in Wagner şirketine bağlı askeri müteahhitler yardımcı ve inkar edilebilir olarak çok önemli bir rol oynadılar. Bu şirketle uğraşan kişilerin çoğu, Ukrayna’daki savaşın gazileridir.
SADAT: Şirketin web sitesine göre, şirketin misyonu “Müşavirlik ve eğitim hizmetleri vererek İslam dünyasının süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak için İslam ülkeleri arasında savunma amaçlı bir sanayi işbirliği ve savunma amaçlı endüstriyel işbirliği kurmak”.
Web sitesinin Türkçe versiyonu kulağa biraz daha az sıradan bir özel askeri müteahhitlik firması gibi geliyor. Batılı devletler “emperyalist”, “haçlı” ülkeler olarak tanımlanıyor.
Tanrıverdi, daha sonra asimetrik savaşta uzmanlaşmış bir topçu subayıdır. Kuzey Kıbrıs’taki İç Cephe Komutanlığı’nın eski başkanı, İslamcı inançları nedeniyle 1997’de ordudan ihraç edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki AKP çevreleriyle bağları köklü.
Uzun süredir Türkiye’yi izleyen Michael Rubin’in American Enterprise Institute için yaptığı yakın tarihli bir analiz, Temmuz 2016’daki darbe girişiminin bastırılmasında görev alan silahlı SADAT personelinin görgü tanıklarının raporlarına dikkat çekti. Başarısız darbe, Türk cumhurbaşkanının yeniden düzenlemeye yönelik kapsamlı bir girişiminin başlangıcını müjdeledi. Türk Silahlı Kuvvetleri kendine daha uygun bir çizgide olmasını sağladı.
Bu sürecin bir parçası olarak, İslamcı eğilimler nedeniyle görevden alınan yüzlerce subay göreve iade ediliyor ve Tanrıverdi, 2016 yılının sonlarında cumhurbaşkanının baş askeri danışmanı olarak atanmıştı.
SADAT, Türkiye’nin Esad’a karşı mücadele için Suriyeli Sünni Arap isyancıları eğitmesine yoğun bir şekilde dahil oldu. Şirket, Suriye savaşının başlangıcında bu amaçla Marmara bölgesinde bir takım tesisler kurmuştur. Muhalif Aydınlık gazetesinde 2012 yılında yayınlanan bir habere göre, bu eğitim tesislerinden en az biri, Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde, daha önce Türk Donanması tarafından eğitim merkezi olarak işletilen bir Türk askeri üssünde bulunuyordu.
Suriye’nin kuzeyindeki Suriye isyanı bugün ancak Türkiye’nin desteğiyle ayakta kalabiliyor. SADAT bu ilişkinin gelişmesinde ve kolaylaşmasında kilit rol oynamıştır.
Tanrıverdi, SADAT’ın Özgür Suriye Ordusu ile temaslarını inkar etmiyor ancak Temmuz 2016’da Cumhurriyet’te yayınlanan bir yazısında, hem Türk devletinin hem de ABD’nin Suriye muhalefetini desteklediğini ve SADAT’ın temaslarının Suriye’nin bilgisi dahilinde yürütüldüğünü kaydetti.
_____
SOL HABER MERKEZİNİN 12.10.2016 tarihli “15 Temmuz darbesini tahmin eden Rubin’den “Üçüncü bir darbe olabilir” başlıklı yazı;
Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, Türkiye’ye dair tahminlerini yazdı. Daha önce Türkiye’ye yönelik darbe girişimi tahminiyle gündeme gelen Rubin, son yazısında darbe girişimini “tek bir olay” olarak görmenin yanlış olacağını söyledi. Türkiye’nin aslında “2 darbe” yaşadığını söyleyen yazar, üçüncü bir darbe daha olacağını ve yaşanacak darbenin “en tehlikelisi olacağını öne sürdü.
Rubin, ilk darbenin 15 Temmuz’daki “acemice ve beceriksiz darbe girişimi” olduğunu, bu girişimin Erdoğan’a “gerçek ve hayali düşmanlarını temizleme olanağı” verdiğini söyledi. Eski Pentagon yetkilisi, darbe girişimine Fethullah Gülen’in takipçilerinin yanısıra, “Kemalist subayların bir kısmının” da katıldığını iddia ederek, istihbarat ve hatta AKP içinden de bu girişime katılmış olanlar olabileceğini belirtti.
‘ÜÇÜNCÜ DARBE İDDİALARI KONUŞULMAYA BAŞLANDI’
Rubin, ilkinin ardından yaşanan ikinci darbeninse, “Erdoğan’ın sivil darbesi” olduğunu, bu darbenin “Türkiye’nin yapısı ve demokrasisi için 15 Temmuz olaylarından daha yıkıcı” olduğunu savundu.
RUBİN’DEN SEDAT PEKER ÖRNEĞİ
Sedat Peker’i örnek gösteren yazar, Sedat Peker’in Türkiye’nin en güçlü mafyası olduğunu, Ergenekon davaları sırasında tutuklandığını, ancak aldığı hapis cezasına karşın ilk serbest bırakılan kişilerden biri olduğunu belirtti. Peker’in tartışmalı geçmişinin, Erdoğan’ın kendisini onunla ilişkilendirmesini ve onunla işbirliği yapmasını engellemediğini belirten Rubin, Gülen’in daha geniş bir ağa sahip olmasına rağmen Peker’in bağlantılarının da aynı güçte olduğunu öne sürdü.
‘GERİYE MAFYA VE ERDOĞAN KALINCA NE OLACAK?’
Erdoğan’ın geçmişte “Gülen’in ağını kendi kirli işlerini yapmak için kullandığını” hatırlatan Rubin, Peker ve Mehmet Ağar gibilerin, Erdoğan’ı kendi kirli işlerini yapmakta kullandıklarına inandıklarını söyledi.
Erdoğan’ın, “Gülencileri, Kürtleri, liberalleri, feministleri ve siyasi muhalefeti hedef alırken, yalnızca kendi düşmanlarını değil Peker ve müttefiklerinin de düşmanlarını yok ettiğini” savunan Rubin, geriye yalnızca mafya ve Erdoğan kaldığında ne olacağını sordu.
Bu iki grup arasındaki çatışmanın şiddet içerip içermeyeceğini soran eski Pentagon yetkilisi, Erdoğan’ın kutuplaşmış Türkiye’yi “düdüklü tencereye koyduğunu” söyledi.
LİNK : haber.sol.org.tr/toplum/15-temmuz-darbesini-tahmin-eden-rubinden-yen i-yazi-ucuncu-bir-darbe-olabilir-172167
_____
Naci Kaptan – Devam edecek
SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” Michael Rubin’den çok konuşulacak Perinçek iddiası * Alman basını: SADAT’ın, Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanılıyor
Posted on <nacikaptan.com/?p=100113> May 26, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
<i2.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SADAT-L%C4%B0BY A.jpg>
Naci KAPTAN – 23 Mayıs 2022
_____
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/micheal-Rubin.j pg>
“Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?”
Michael Rubin’den çok konuşulacak Perinçek iddiası
_____
ABD’li neo-con yazar Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı. Rubin “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
ABD’li neo-con Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı.Rubin; paylaşımlarında, “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
Cumhuriyet – 30 Temmuz 2017 – <www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-perinceki-kandirdi-mi-michael-r ubinden-cok-konusulacak-perincek-iddiasi-792373> www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-perinceki-kandirdi-mi-michael-ru binden-cok-konusulacak-perincek-iddiasi-792373
Cumhuriyet Gazetesindeki haberde, Micheal Rubin tarafından 15 Temmuz kalkışmasında işlenmiş olan korkunç cinayetleri konu eden iddialar ürpertici. Sorular havada uçuşuyor. Perinçekgiller kimdir? Doğu Perinçek 15 Temmuz’un karanlıklarına saklanmış olan cinayetler hakkında bilgi sahibi midir? Doğu Perinçek’in 15 Temmuz sonrası Erdoğan ile yakınlaşması ve Perinçek ve Partisinin Erdoğan’a destek vermeye başlamış olmasının ardında acaba bu iddialar mı vardır?
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/%C5%9EER%C4%B0A T-DEVLET%C4%B0.jpg>
Devam edelim;
Alman basını: SADAT’ın, Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanılıyor
Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. veya kısa adıyla SADAT A.Ş, yurtdışında haber olmaya devam ediyor. Alman Die Welt gazetesi üç gün önce ‘Erdoğan’ın ikinci ordusu’ başlığıyla SADAT hakkında bir haber yapmıştı. Almanya’da yayınlanan Business Insider da bu haberden yola çıkarak bir yorum yazısı yayınladı.
Yazıda, “Erdoğan ne yapıyor?” diye sorularak, “Türk gölge ordusu giderek daha fazla ülkede ortaya çıkıyor” denildi. Haberin girişinde, “Türk şirketi SADAT, kendisini resmî olarak, ‘güvenlik politikası danışmanlık hizmeti’ veren bir kurum olarak görüyor. Ancak, SADAT bundan çok daha fazlası. Uzmanlar, SADAT’ın hem yurtiçinde hem de yurtdışında Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanıyor. SADAT’ın şu anda hem Libya’da hem de Suriye’de aktif olduğu söyleniyor. Sadece bu da değil, geçmişte Avrupa’dan askerler topladığı söyleniyor,” yazıldı.
Die Welt gazetesinin haberine referanslar verilen Business Insider’deki haberde şu ifadeler yer aldı:
“Türk şirketi Sadat A.Ş. veya kısaca SADAT, İngilizce web sitesinin ana sayfasında kendisini oldukça zararsız bir şekilde sunuyor: Güvenlik politikası, eğitim ve bakım konusunda tavsiyelerde bulunan özel, uluslararası bir hizmet sağlayıcı. Ayrıca SADAT’ın, 28 Şubat 2012 tarihinde, 23 emekli ve astsubay tarafından, İslamcı duruşuyla nam salmış eski tuğgeneral Adnan Tanrıverdi önderliğinde kurulduğu belirtiliyor. O tarihten beri, şirket Türk ticaret siciline kayıtlı.
‘Misyon’ başlığı altındaki yazılanlar, çok daha az zararsız görünüyor. SADAT’ın amacının Müslüman ülkeler arasında güvenlik işbirliğini güçlendirmek olduğu söyleniyor. Şirket, İslam dünyasının süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak istiyor. Özellikle ‘süper güçler’, Türkiye’de genellikle ’emperyalistler’ ve ‘haçlılar’ olarak suçlanan ABD ve muhtemelen Avrupa anlamına geliyor olsa gerek.
Türk gözlemciler, artık SADAT’ın zararsız değil, daha ziyade tehdit olarak görüyor. 40 bin adamın bu oluşumda olduğu söyleniyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük güç iddiasını askeri yollarla ileri sürmek istediği, ancak Türk askerlerinin hayatını riske atmaktan korktuğu her yerde buna destek olmaları gerekiyor. Uygulama alanları Suriye’den Libya’ya kadar uzanıyor. Kısaca: Erdoğan’ın, SADAT’ta – şahsen onu dinleyen ve başka hiç kimseyi dinlemeyen – yeni bir, çok amaçlı silah bulduğu görülüyor.
Erdoğan bunu başkalarından öğrenmiş olmalı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve paralı asker birlikleri Wagner Grubu, Libya ve Suriye’de konuşlanmış durumda. Ve ABD’den (öğrenmiş olmalı). Die Welt gazetesi, emekli yüksek rütbeli, adı belirtilmemiş bir generalle yaptığı görüşme de dahil olmak üzere bu konuda bazı araştırmalar yaptı. Buna göre SADAT şirketinin başlangıcı, ABD’nin Blackwater askeri şirketinin yardımıyla Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i devirdiği 2003 yılına kadar dayanıyor.
Blackwater’in yükselişi, görünüşe göre Türkiye’de bir etki yaratmış. Bu oluşumun, aralarında Tanrıverdi de olduğu eski generallerin yanı sıra Erdoğan’ın da yurtiçi ve yurtdışındaki Türk operasyonları için kendi özel askeri grubunu kurmasını sağladığı söyleniyor.
SADAT’ın, 2012 gibi erken bir tarihte, Suriye lideri Beşar Esad’a karşı savaşacak Sünni-Arap savaşçıları eğitmek için Marmara bölgesinde bir dizi eğitim kampı kurduğu söyleniyor. Temmuz 2016’da ise şirketin askeri birliklerinin, Türk ordusunun bazı kesimleri tarafından Türkiye’de başlatılan darbe girişiminin bastırılmasına katıldığı.
Erdoğan da buna müteşekkirdi. Daha sonra İslamcı olduğu bilinen emekli askeri personelin Türk ordusuna yeniden entegre olmalarına izin verdi. Hatta Sadat-Grüner Tanrıverdi, Erdoğan’ın baş askeri danışmanı oldu.
ABD’li düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’tan Türkiye uzmanı Michael Rubin, Mayıs 2017’de yayınlanan bir blog yazısında, alarma geçti. SADAT’ın, İslamcı Esad karşıtı terör örgütleri için Avrupa’dan çok sayıda savaşçı aldığını yazdı. Askeri şirket, muhtemelen Türk hükümetinin yardımıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa ve İsveç vatandaşlarının geçerli Türk pasaportları almalarına yardımcı olmuştu.
Rubin şu sonuca varıyordu: “SADAT’ın – bir devlet kurumunun tabi olduğu kısıtlamalar olmadan- Erdoğan’ın gündemini takip ettiği ve uyguladığı açıktı” ve: “Görünüşe göre Erdoğan SADAT’ı, İran Yüksek Lideri’nin İran Devrim Muhafızlarını gördüğü gibi görüyordu: silahlı bir güç olarak yurt içinde siyasi sadakati sağlamak ve yurt dışında terörist faaliyetler yürüten silahlı bir güç olarak. ”
Erdoğan’ın avantajı, Türk cumhurbaşkanının hassas girişimlerin sorumluluğunu reddedip bir şeyler ters gittiğinde başkalarını suçlayabilmesidir. Sonuçta SADAT, Türk ordusu değil özel bir şirkettir.
Bu arada SADAT’ı artık sadece Suriye’yi bilenler tarafından değil, Libya uzmanları tarafından da biliniyor. Kuzey Afrika’da iç savaşın yaşandığı ülkede Türkiye, Trablus’ta Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümeti destekliyor. Onları Türk askerleri ve görünüşe göre SADAT’ın paralı askerleriyle savunuyor.
Ama SADAT gerçekte ne kadar güçlü? Die Welt’e konuşan eski general “SADAT’ın Türk ordusundan farklı olarak ne altyapısı ne de kışlası var,” diyor. Bunun için özel bir ordunun var olmasına izin veren yasaların eksik olduğunu ekliyor.
Tanrıverdi’nin bu yılın başında Erdoğan’ın baş askeri danışmanlığından istifası, bu değişikliği biraz daha az olası hale getirdi. Tanrıverdi haftalar önce, şirketinin, geleneksel İslami inanışlara göre dünyayı adaletsizlikten kurtarması gereken bir kurtarıcı olan Mehdi’nin önünü açması gerektiğini açıklamıştı. Türk muhalefetinin tepkisi büyük oldu. Öyle büyük ki Erdoğan bile kendisini Tanrıverdi’den uzaklaştırmaya mecbur hissetti.”
(KRONOS DÜNYA) 21 Ağustos 2020 – <kronos35.news/tr/alman-basini-sadatin-erdoganin-gizli-ordusu-olarak -hareket-ettigine-inaniliyor/> kronos35.news/tr/alman-basini-sadatin-erdoganin-gizli-ordusu-olarak- hareket-ettigine-inaniliyor/
Değerli okur,
Görüldüğü gibi işler araştırdıkça, okudukça karmaşıklaşıyor. Fakat görülen odur ki SADAT yabancı ülkeler tarafından da karanlık ve terörle, karmaşa ile bağlantılı bir kuruluş olarak değerlendiriliyor.
Naci KAPTAN – 23 Mayıs 2022 – DEVAM EDECEK
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/FA%C5%9E%C4%B0Z M-HALLER%C4%B0.jpg>
SADAT DOSYASI – 7 * FAŞİZM * GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN BEYAZ GÖMLEKLİLERİNE * HÖH -SADAT
Posted on <nacikaptan.com/?p=100130> May 27, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
SADAT DOSYASI -7
FAŞİZM VE GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN BEYAZ GÖMLEKLİLERİNE * HÖH -SADAT
Araştırma yazısı Bölüm 7 – Naci Kaptan – 24 Mayıs 2022
_____
BAĞLANTILI YAZILAR;
<nacikaptan.com/?p=96875> nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT! <nacikaptan.com/?p=99963> nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL <nacikaptan.com/?p=99992> nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı <nacikaptan.com/?p=100022> nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general. <nacikaptan.com/?p=100050> nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER <nacikaptan.com/?p=100113> nacikaptan.com/?p=100113 – SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı? <nacikaptan.com/?p=100130> nacikaptan.com/?p=100130 – SADAT DOSYASI – 7 * FAŞİZM VE GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN BEYAZ GÖMLEKLİLERİNE * HÖH -SADAT <nacikaptan.com/?p=100289> nacikaptan.com/?p=100289 – SADAT DOSYASI – 8 * TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI <nacikaptan.com/?p=100362> nacikaptan.com/?p=100362 – SADAT DOSYASI – 9 – SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI GÜCÜDÜR
_____
“Bir defa iktidarı aldıktan sonra onu asla vermeyeceğiz. Bakanlıklardan bizim ancak ölülerimizi çıkarabilirler.” (Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels,1932)
_____
Faşist, Totaliter yönetimler tarihin içinden buyana iktidarlarını güç ile pekiştirmek için Lidere/Öndere/Başkana/ Sultana/Reise v.b bağlı faşist, baskıcı, teröre yatkın, sadist, psikopat kimlikli kişilerden oluşturdukları yapılanmalarla toplum üzerinde baskı oluştururlar. Bunların 3-5’i biraraya gelerek muhalifleri kenar, köşede kıstırarak döverler, yaralarlar ve kaçarak kaybolurlar. İktidara karşı düzenlenen demokratik toplum hareketlerinde ise yönetimden aldıkları güç ile insanları darp ederek, gazlayarak, coplayarak, hatta mermi sıkarak terör estirirler. Bunların bir kısmı üniformalıdır, bir kısmı da üniformasız faşistlerdir. Üniformalı ile üniformasızlar aynı güce hizmet etttiklerinden birlikte çalışırlar.
Bunlar tarih içinde KARA/KAHVERENGİ GÖMLEKLİLER olarak anıldı. Günümüzde DEMOKRATİK BİR HAK OLAN GEZİ EYLEMLERİNDE, bu kez BEYAZ GÖMLEK giyerek ortaya çıktılar. Ellerinde uzun palalar, çivili sopalar ve hatta silahlar vardı. Arabalarına “Polis/şerif işaretlerine benzer işaretler koydular. 15 Temmuz kalkışmasında her şeyden habersiz olan masum askeri öğrencilerin, erlerin başlarını kestiler. İşin acı olanı hukuk içinde hak arayanların önü tıkandı ve hatta 15 Temmuzda suç işleyenlerin yargılanmasını önleyen yasa çıkartıldı.
Diktatörler, Otokratlar var oldukça faşizm de var olacaktı. Ve unutmayalım ki diktatörler iktidara demokrasi ve seçim ile geldiler fakat demokratik, seçim yoluyla gitmediler. kendiler ve aileleri acı sonlarla karşılaştılar.
_____
<i0.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SANS%C3%9CR2.jp g>
FAŞİZM NEDİR?
Faşizm, egemen sınıfların güdümündeki asker, polis ve sivil bürokrasinin, emekçileri, işçi, köylü ve ilericiler üzerindeki baskı rejimi demektir. Faşizm, bir, askeri darbelerle gelen “açık faşizm”, bir de “parlamenter faşizm” olarak ikiye ayrılabilir. Parlamenter faşizmde partiler vardır, ancak düzen, emekçi sınıflara örgütlenme hakkı tanımaz.
Azgınlaşan faşizmin kökü dışardadır. Sermayenin diktatörlüğü olan faşizm, sermaye uluslararası nitelikteyse bu “dinamik faşizmin” doğasında saklıdır. Üstelik, siyasal ilişkiler de bunu doğrulamaktadır. Türkiye’nin yüzakı, saygın hukukcu ve bilim insanı Prof. Rona Aybay’ın 45 yıl önce Murat Sarıca ile birlikte yazdığı kitap bugünlere ışık tutuyor, günceliğini ve değerini koruyor. “Gerici diktatörlüklerin amacı, içinde bulunulan ekonomik ve sosyal düzeni, zor kullanarak muhafaza etmektir. (AYBAY, s.12)
Faşizmin iktidara gelmesinin, hükümet otoritelerinin yardımı ve desteği ile olduğunu faşistler de kabul etmişlerdir, özellikle, mahkemeler ve polis örgütü, faşistlerin korkutma ve sindirme hareketlerini hoşgörü ile karşılamışlardır. (AYBAY, s.19) Faşizm, devlet kavramının yüceltilmesine çok önem verir. Devletin üzerinde hiç bir şey yoktur. Böylece faşizm bütün siyasal özgürlükleri ortadan kaldırmaktadır.
_____
The Economist dergisi, “2019 Demokrasi Endeksi Raporu”nu yayımladı. 167 ülkenin değerlendirildiği raporda Türkiye geçen yılki sıralamasını koruyarak 110. sırada yer aldı ancak demokrasi puanı 4,37’den 4,09’a geriledi.”hibrid demokrasi” ve 0 ile 2 puan alanlar ise “otoriter rejimle” yönetilen ülkeler olarak değerlendirildi. 110. sıradaki Türkiye 4,09 puanla “hibrid demokrasi” (melez demokrasi) ile yönetilen ülkeler içinde yer aldı.
Türkiye bu sıralama ile Nijerya, Uganda, Zambiya, Lübnan, Sri Lanka gibi ülkelerin gerisinde kaldı. Böylece Türkiye’deki yönetimin de demokrasi ve hukukla bir bağı olmadığı, Yek buyurganın hukuka saygı duymadığı tescillendi.
Dünyada demokrasi adına örnek alınan GEZİ DİRENİŞİNDE polisle birlikte tıpkı polis gibi davranan, direnişe katılanları acımasızca darp eden ve BEYAZ GÖMLEKLİ olarak isimlendiren kişiler ortaya çıkmıştı. Polis bunlara yol açıyor ve bunlar da direnişe katılanları linç edercesine dövüyorlardı. Daha sonra AKP gençlik örgütünden olanlara polis üniforması verildiğine dair haberler sosyal medyada yayıldı.
Bundan sonra ortaya HÖH, (Halk Özel Hareketi) isimli, yurt dışında silahlı eylemler de yapan, Polis arabasına benzer boyalı Osmanlı tuğrası taşıyan bir dernek çıktı. ve 15 Temmuz’da ise emirle kışladan çıkartılmış, dünyadan haberi olmayan erlerin ve askeri öğrencilerin kafasını acımasızca kesen gaddar vandallar çıktı. Bunların da Sadat oluşumunun milis gücü olduğu yazıldı çizildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkardığı bir yasa ile bu kafa kesenlerin yargılanamayacağı hakkında bir kanun yürürlüğe girdi.
Partili cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişten ders çıkartarak AKP bağlısı sivil milisleri yasal hale getirmek için aynen Duçe Mussoloni’nin kara gömleklileri gibi devlete değil, iktidara bağlı polis gücü oluşturmaya başladı. Emniyete alınanların büyük kısmı özel imbiklerden geçirilerek, partiye bağlı bir oluşum yaratıldı. Emniyet genel müdürleri, silsile ile aşağıya doğru Devletin, kamunun görevlisi değil, AKP’ye bağlı bir güvenlik gücü yaratıldı. Valiler ve kaymakamlar da aynı kadro içinde yapılandırıldı.
İşte bu nedenle Boğaziçi Üniversitesinin öğrencilerinin Anayasaya uygun demokratik, barışçıl hak aramalarına karşı polisin acımasızca, aşırı güç kullanarak öldüresiye dövmelerinin nedeni budur. Polisin arasına karışan sivil giysili canavar ruhlu, vandal kişilerin yerde yatan, polise direnmemiş öğrencilere hayvanca tekme, yumruklarla vurması insanlık dışıdır. Bu kişiler kimdir? Polis ise suç işlemişlerdir. Polis değilse, polis bunlara neden yol veriyor.?
Öğrencilere karşı sözde siyasetçilerin kullandığı ağır dil, öğrencilere yüklenen sıfatlar ve polisin tutumu, yaklaşan seçimde Türkiye’nin daha ağır tablo ile karşılaşacağının işaretidir. Bu karanlık derin sarmaldan ancak güç birliği ile çıkılabilir. Tüm muhalefet partilerinin güç birliğine acilen gitmeleri gereklidir.
Kara Gömlekliler (İtalyanca: Camicie nere ya da Squadristi), I. Dünya Savaşı sırasında ve II. Dünya Savaşı’nın sonlanmasına kadar İtalya’da hüküm süren yarı askeri faşist örgüt. 1919 – 1923 arasında Squadre D’azione (Eylem Mangaları), 1923 – 1943 arasında Milizia Volontaria Fascista Per La Sicurezza Nazionale (Ulusal Güvenlik İçin Gönüllü Faşist Milisi) olarak adlandırılan, Benito Mussolini yönetimindeki Ulusal Faşist Parti’nin üyeleri olan silahlı birliklerdir. Bu paramiliter yapılanmaya milliyetçi görüşleriyle bilinen aydınlar, eski ordu subayları ve bazı toprak sahipleri destek vermiştir.
_____
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/H%C4%B0TLER7.jp g>
Faşizm böyle geldi Bugün, 20. yüzyılın karabasanı faşizmi anlatacağım. 1922’de İtalya’da Mussolini’nin liderliğinde ortaya çıkan “faşizm”, ortaya çıkışından on yıl sonra 1933’te Almanya’da Hitler’in liderliğinde Nazizm’e evrildi. Hitler, Mussolini’nin Roma’ya yürüyüşünden çok etkilendiğini itiraf ediyordu.
1922’de iktidara gelen Mussolini, 1923’te federasyon sekreterleri, sendika liderleri, belediye başkanları dahil 5000 komünisti tutukladı. Kooperatiflerin ve belediyelerin bütün paralarına el koydu. Sol görüşlü 3000 demiryolu işçisinin işine son verdi. 1 Mayıs bayramını yasakladı. 1923’te gazete yöneticisi Piero Goberti ve 1924’te milletvekili Mateotti faşistlerce katledildi. Mussolini, bu ikinci cinayet hakkında ileri geri konuşanları “kurşunu yiyecekler” diye tehdit etti. 1924’te çıkarılan basın yasasıyla faşist hükümete sansür ve gazetelere el koyma hakkı tanındı. 1926’da olağanüstü yasalar çıkarıldı. Muhalefet konuşamayacak duruma getirildi. Milletvekilleri tutuklanıp hapse atıldı. Örneğin muhalif yazar milletvekili Antonio Gramsci, 8 Kasım 1926’da yakalanıp hapsedildi.
1927’de faşist hükümet, faşizm karşıtlarını cezalandırmak için özel bir mahkeme kurdu. Bu mahkemenin hakimi, Garamsci’yi “Bu beyni yirmi yıl çalışmaktan alıkoymak gerekir” diyerek hapse mahkum etti.
Mussolini, okulları, üniversiteleri kontrol etti. Öğretmenleri ve üniversite profesörlerini faşist üyelik kartı almaya ve faşizme bağlılık andı vermeye zorladı. 1250 profesörünün sadece 12’si bunu reddetti. Faşizmin safına geçen profesörler kara gömlekle ders vermeye başladılar.
Aydınların partiye yazılması zorunlu kılındı. Üyelik kartı olmayan hocalar ve aydınlar işsizlik tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldılar. Mussolini tehlikeli gördüğü aydınları ise öldürterek ortadan kaldırdı. Matteotti, Piero Gobetti, Nello, Carlo Roselli ve Giovanni Amedola’nın öldürülmelerine karar verildi. (Maria A. Macciocchi, Faşizmin Analizi, çev. Cemal Süreyya, s. 47-50, 268,289.)
FAŞİZM İÇİN DEMOKRASİ BİR ARAÇTIR İtalya’da faşizm demokrasiyi kullanarak iktidar oldu. 17 Nisan 1925 seçimlerinde Mussolini’nin faşist partisi yaklaşık 7.5 milyon oyun 4.5 milyonunu alarak meclisteki 536 sandalyeden 400’ünü elde etmişti. Bu seçimlerde meclisteki üç sol parti toplam 1.200.000 oy almış, toplam milletvekili sayıları 142’den 62’ye düşmüştü. Faşistler oylarını köylerde yüzde 100, hatta bazı yerlerde yüzde 100’den fazla artırmışlardı. Çünkü ölülere ve ülkeyi terk eden göçmenlere de oy kullandırmışlardı. (Macciocchi, age, s. 46).
İşini “milli iradeye” bırakmayan faşist Mussolini, seçim sistemini değiştirdi. Yeni seçim yasasına göre faşistler, sadece yüzde 25 oyla meclisteki 535 sandalyenin 356’sını ele geçirecekti. Mussolini, 1926’da çıkardığı olağanüstü yasalarla tüm İtalyanların oy hakkını elinden aldı. Artık İtalya’da seçim yapılmayacaktı. Mussolini, 20 yıllık faşist iktidarı döneminde -üstelik faşist rejimi destekleyen ‘evet’ basılı pusulalarla- yalnızca bir kez plebisit yaptıracaktı.
Mussolini, propagandaya büyük önem veriyordu. Faşist rejimin en güçlü propaganda araçlarından biri radyoydu. 1928’den beri faşist hükümetin kontrolünde olan E.I.A.R (Ente Italiano Audizioni Radiofoniche) adlı devlet radyosu faşist propagandanın merkeziydi. Beş milyon İtalyan, tamamen Mussolini’nin denetimindeki bu radyoyu dinliyordu. Ayrıca her şehrin, yine faşist hükümetin kontrolünde, kendi radyo istasyonu vardı. Maria A. Macciocchi’nin ifadesiyle “Milyonlarca kişi 1943 Temmuz’una dek rejimin radyosuyla serseme çevrildi.” (Macciocchi, age, s.193,287,288).
Faşist propagandanın özünü Mussolini’nin konuşmaları oluşturuyordu. Halk büyük bir coşkuyla Duçe’yi (Mussolini’yi) alkışlıyordu. Faşist propagandayı yandaş aydınlar, yandaş sanatçılar yürütüyordu. O günlerin tanıklarından Maria A. Macciocchi şöyle diyor: “Yeryüzünde, gökyüzünde ve her yerde karşımıza dikilen Duçe’nin görüntülerine, aydın yağcılığının, köleliğinin en aşağılık örneğini veren sözler eşlik etmekteydi. Ozanlar, yazarlar, ressamlar, mimarlar kullukta birbiriyle yarışıyorlardı.” (Macciocchi, age, s. 289.)
_____
Görülüyor ki ülkeler, toplumlar ne kadar ilerlerse ilerlesin, demokrasi ve hukuk gereğince yücelmez ve hak ettiği önemi görmez ise, toplum eğitimden yoksun kalırsa, fırsatçı opurtinistler, demagoglar eğitimsiz toplumu kandırarak devleti yönetir hale gelebiliyorlar. Bundan birkaç adım sonrasında ise otokrasi, teokrasi, faşizm kapıyı çalıyor. Otokratlar ve faşistler güçlerini pekiştirmek için toplumu sindirecek, korkutacak, silahlı milis birlikleri kuruyor. Arka bahçe yapılan yargı buyurganın sopası haline getiriliyor. Muhalifler, aydınlar tasfiye ediliyor. Silahlı milisler sözde seçimlerde demagog yöneticinin seçilmesini sağlayacak baskılar kuruyor. Oy Sandıkları silahların gölgesi altında kalıyor. Devlete ait silahlar gizlice yandaşlara dağıtılıyor. Emekli askerlerden oluşan ve yöneticiye doğrudan bağlı terör üretme yetisine sahip SADAT gibi gölge ordular kuruluyor. Önümüzdeki bölümde bu konulara değineceğiz.
_____
LİNK : www.toplumcudusunceenstitusu.org/fasizm-nedir/
Naci Kaptan / 04.02.2021 – <nacikaptan.com/?p=86271> nacikaptan.com/?p=86271
Sinan Meydan – <www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/fasizm-boyle-geldi-2309 766/> www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/fasizm-boyle-geldi-23097 66/
_____
Naci Kaptan – Devam edecek
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/15-TEMMUZ-K%C3% 96PR%C3%9CDE-L%C4%B0N%C3%87.jpg>
SADAT DOSYASI – 8 TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI
Posted on <nacikaptan.com/?p=100289> May 29, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
15 Temmuz’da emir ile getirilmiş, olaylardan habersiz bir er Boğaz köprüsünde linç ediliyor
SADAT DOSYASI- 8
LİNK : nacikaptan.com/?p=100289
SADAT Araştırma yazısı Bölüm 8 – Naci Kaptan – 29 mayıs 2022
_____
BAĞLANTILI YAZILAR;
<nacikaptan.com/?p=96875> nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT! <nacikaptan.com/?p=99963> nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL <nacikaptan.com/?p=99992> nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı <nacikaptan.com/?p=100022> nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general. <nacikaptan.com/?p=100050> nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER <nacikaptan.com/?p=100113> nacikaptan.com/?p=100113 – SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı? <nacikaptan.com/?p=100130> nacikaptan.com/?p=100130 – SADAT DOSYASI – 7 * FAŞİZM VE GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN BEYAZ GÖMLEKLİLERİNE * HÖH -SADAT <nacikaptan.com/?p=100289> nacikaptan.com/?p=100289 – SADAT DOSYASI – 8 * TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI <nacikaptan.com/?p=100362> nacikaptan.com/?p=100362 – SADAT DOSYASI – 9 – SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI GÜCÜDÜR
_____
TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI
_____
Laik Cumhuriyetin siyasal islama taşınması dönüşümü büyük yalanlarla sağlandı. Dinbaz siyasetçileri inançlı, müslüman olduklarını, alınlarının secdeye değdiğini düşündükleri için oy verenler kandırıldıklarını anlayamadılar. gerçeklerin farkına varanlar ise “Çalıyorlar ama çalışıyorlar ” dediler. Türkiye’nin çöktüğünün ve donlarına kadar soyulduklarının farkına varamadılar. Derler ki “Fareler uyuyan insanın kulağını kemirirken üfleyerek yer” diyelim ki; “Mezbahaya götürülen gamsız koyun kasabın bıçağını yalarmış!” Küçük çıkarların peşinde koşan siyasetçiler, kamu görevlileri için DEVLET ÇÖKSÜN ama onlar haram para ve makam sahibi olsunlardı!!! Yozluk, ahlaksızlık, çıkarcılık, ihanet onlar için makbuldu.
Hemen hemen tüm otokrat, faşist ülkelerde buyurgan, ben dedim’ci yöneticiler rejimlerini korumak için güç kullanmayı seçerler. Polis ve jandarmadan, ordudan başka sivillerden oluşturdukları, politize ettikleri illegal grupları toplum üzerinde baskı ve korku yaratmak için kullanırlar. Baskı, korkutma, tutuklama, dezenformasyon ve yalanlar ise en büyük silahlarıdır.
_____
“Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır. Yalan, ancak Devletin halkı yalanın siyasi, ekonomik ve / veya askeri sonuçlarından koruyabileceği süre boyunca sürdürülebilir. Dolayısıyla, Devletin muhalefeti bastırmak için tüm yetkilerini kullanması hayati önem taşır, çünkü gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır ve dolayısıyla gerçek, Devletin en büyük düşmanıdır.” (Goebbels)
“Basını, hükûmetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün. Propaganda esnasında yalan söyleyin, inananlar olacaktır. Şayet başarısız olduysanız devam edin. Elbet birileri inanacak. Bu yalanlar halkı yanlış düşünmeye, düşmanları sindirmeye yarayacaktır. Ayrıca bir şeyi tekrarladığınız sürece insanların ona inanma oranı da artar. Propagandada kullanılan yalanlar ne kadar büyük olursa insanların onlara inanması kolaylaşır, yalanın etkisi artar. Propagandanın hedefi her zaman kalabalık toplum kitleleri olmalıdır.” (Goebbels)
_____
OTOKRAT/FAŞİST TARİH TEKRAR EDİYOR
1931 yılında Hitler başbakan olduğunda önce SA ve SS Birliklerini yardımcı polis teşkilatı olarak ilan edip en yeni silahlarla donatmıştı. (Çok alakasız bir şekilde bekçilerin silahlandırılması geldi aklıma, zabıtalara silah verilmesi gündemine dair ilk haberler ise 2017 yılına ait.)
Parlamento 24 saat çalıştırılıyor, binlerce yasa tek gecede değiştiriliyordu. (Torba yasalar? İç Güvenlik Paketi görüşmelerinde muhalefet vekillerinin uzun ve biteviye çalışma saatleri karşısında “Angarya yasaktır Anayasa M. 18” dövizi açmaları? Önergeler okunmadan yasanın geçirilmeye çalışılması?)
Polis sayısı ve yetkileri artırıldı. İstihbarat teşkilatları güçlendirildi. Takip edilmeler, fişlemeler sıradanlaştırıldı ve yoğunlaştırıldı. Muhbirlik teşvik edildi. (Muhtarların istihbarat mercii gibi konumlanması, evlerde kimin kaç kişi yaşadığının ve yatılı misafirlerin raporlanmasının talep edilmesi, gizli tanıklar, 2015 sonrası vatandaşa ihbar çağrıları?)
Devletin tüm kurumlarından muhalifleri temizlemeye başladılar. (Kayyımlar, dokunulmazlığın kaldırılması, vekillerin, belediye başkanlarının, ordu mensuplarının tutuklanması, KHK ile işten atılan akademisyenler?)
Bürokraside, yargıda ve orduda yandaşlar etkin hale getirildi. (Hiç tanıdık değil(!))
Ders kitapları değiştirilmeye başlandı. Eğitim müfredatı Nazi Almanya’sının temellerine uygun hale getirildi. (Son 17 senede tek bir çocuğun başladığı sistemle okulu bitirememesi?)
Parti iktidara yerleştikçe her şeyin hâkimi olmaya başladı. Hitler’e ölümüne sadık bir kadro yavaş yavaş ülkede köşe başlarını tutar hale geldi. (İhale deyince aklımıza gelen isimlerin hep aynı olması?)
Ve bu kadrolaşmada Goebbels bakanlığa getirildi. “Büyük Yalan Teorisi”ni mükemmelen uygulamaya başladı.
Almanya’daki bütün haber kaynakları üzerinde tam kontrol sağladı. Radyo, basın, yayın evleri, sinema, tiyatro ve tüm kültür-sanat faaliyetlerini denetimine aldı. Film, tiyatro, şiir, tüm kültür sanat faaliyetleri hatta şarkı sözleri bile denetime alındı, onaysız paylaşıma sokulamadı. Hiçbir eleştiriye alan tanınmadı. Gündemi sürekli ve çok hızlı değiştiriyorlardı, gerçekler ortaya çıkamayacak kadar yoğun bir bilgi kirliliği yaratılıyordu. Öyle ki işin sonunda Sovyetler Berlin sınırına dayandığında Almanlar hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu. (Penguenler? Yasaklanan tiyatro oyunları? Yazarların tutuklanması? Yasaklanan konserler ve şarkıcılar? Sürekli bir harekat hali?)
Teokrat Faşizm Türkiye’de de yeniden sahneye çıkıyordu.
_____
TÜRKİYE HİBRİT DEMOKRASİDEN OTOKRASİYE DÖNÜŞÜYOR.
GEZİ DİRENİŞİNDE polisle birlikte tıpkı polis gibi davranan, direnişe katılanları acımasızca darp eden ve BEYAZ GÖMLEKLİ kişiler ortaya çıkmıştı. Polis bunlara yol açıyor ve bunlar da direnişe katılanları linç edercesine dövüyorlardı. Bunlar çoğunlukla AKP’nin gençlik kollarına mensup idi. Daha sonraları AKP gençlik örgütünden olanlara polis üniforması verildiğine dair iddialar sosyal medyada yayıldı. Bu kişilerin whats-up haberleşmeleri sosyal medyaya yansıdı. Demokrasi, insan hakları, Anayasal haklar askıya alınmıştı.
Bizimkiler, Taksim’de BEYAZ GÖMLEK giyerek ortaya çıktılar. Ağababaları, Duçe’nin adamları İtalya’da kara gömlekle, Hitler’in adamları ise Almanya’da kahverengi gömleklerle sahne almış ve faşist liderleri adına toplumu kırıp geçirmişlerdi.
Bu kez, Gezi’de Beyaz gömleklilerin ellerinde uzun palalar, çivili sopalar ve hatta silahlar vardı. HÖH, (Halk Özel Hareketi) isimli, yurt dışında silahlı eylemler de yapan, Polis arabasına benzer boyalı Osmanlı tuğrası taşıyan bir dernek ortaya çıktı.
Bu arada SADAT isimli, TSK’dan irtica nedeniyle atılmış olan emekli askerlerden oluşan sözde ticari bir şirket ortaya çıktı. Amerikan Blackwater ve Rus Wagner grubu gibi bir yapıya sahip oldukları ve terör, sabotaj v.b. eğitimleri vermek üzere kurulduğu açıklanıyordu. Daha sonraları bu şirket Erdoğan’ın GÖLGE ORDUSU olarak anılacaktı.
Alman Die Welt gazetesi ‘Erdoğan’ın ikinci ordusu’ başlığıyla SADAT hakkında bir haber yapmıştı. Yazıda, “Erdoğan ne yapıyor?” diye sorularak, “Türk gölge ordusu giderek daha fazla ülkede ortaya çıkıyor” denildi. Uzmanlar, SADAT’ın hem yurtiçinde hem de yurtdışında Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanıyor. SADAT’ın şu anda hem Libya’da hem de Suriye’de aktif olduğu söyleniyor. Sadece bu da değil, geçmişte Avrupa’dan askerler topladığı söyleniyor,” yazıldı.
ABD’li düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’tan Türkiye uzmanı Michael Rubin, Mayıs 2017’de yayınlanan bir blog yazısında, SADAT’ın, İslamcı Esad karşıtı terör örgütleri için Avrupa’dan çok sayıda savaşçı aldığını yazdı. Askeri şirket, muhtemelen Türk hükümetinin yardımıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa ve İsveç vatandaşlarının geçerli Türk pasaportları almalarına yardımcı olmuştu. Ayrıca Suriye’den Libya’ya götürülen yaklaşık 10 bin savaşçıya SADAT tarafından Libya’da savaş eğitimi verildiği yazılıyordu. Bu iddialar Sadat’a sorulduğunda bunların gerçek olmadığı iddia ediliyordu.
Görülen odur ki, sarayda paralel bir islamcı devlet kurulurken SADAT tarafından da saraya bağlı İSLAMİ GÖLGE BİR ORDU teşkilatlanıyordu. Türkiye süratle ekseninden kayıyor ve BOP v.b diğer emperyalist projeler tıkır tıkır işliyordu.
Putin’in danışmanı Alexandr Dugin; “Güçlü devletler Türkiye’yi paylaşma planları yapıyor, Rusya’nın bu paylaşımdan uzak kalması beklenemez” derken AKP/Erdoğan’ın bölücü politikaları ile Türkiye zayıflıyor ve ülke yeni bir Sevr’e götürülüyordu. Devletin sadece sosyo-politik yönden zayıflaması yetmiyor dış borçları ise 500 milyar doları aşarken, Türkiye’nin kasasında tek bir kuruşu kalmıyordu. Ülke ekonomisi çökmüştü. Küresel baronlar ise gülerek, el ovuşturarak perde arkasından “BİRİSİNİN” sırtını sıvazlıyordu Kabul etmeli ki BOP EŞBAŞKANI ve yardakçıları görevlerini iyi yapmıştı.
SADAT – 15 TEMMUZ VE KANLI İŞLER
ABD’li neo-con yazar Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Doğu Perinçek’i hedef aldı. Rubin “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
Rubin acaba ne demek istiyordu? SADAT cinayetler mi işlemişti? Perinçek bu cinayetlerden haberdar mı idi? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı idi?
“Bir defa iktidarı aldıktan sonra onu asla vermeyeceğiz. Bakanlıklardan bizim ancak ölülerimizi çıkarabilirler.” (Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels,1932) “Bu vatan kanla alındı, kanla savunuluyor. Bu vatanı Türkiye düşmanları ile işbirliği yapanlara sandıkta teslim etmeyiz” etmeyeceğiz.”
(SADAT Yönetim Kurulu Üyesi Ersan Ergür – Mayıs 2022)
Yukarıdaki 2 deyiş farklı ülkelerde ve 90 sene ara ile söylendi. Dikkat ediniz ikisi de birbirinin tıpkı benzeri.Nedeni ise bu kişilerin faşizmde buluşuyor olmalarıdır. Sadat’ın neden tehlikeli olduğunun işaret fişeği bu cümlede yatıyor. Ersan Ergür isimli Sadat yöneticisi, demokrasi ve oy kullanma özgürlüğünü görmezden gelerek, sandıktan AKP iktidarı aleyhine çıkacak olan sonucu kabul etmeyeceklerini açıkça söylüyor. İfadesini “KAN” ile dile getiriyor.
15 Temmuz kalkışmasında akşam vakti birliklerinden EĞİTİM/TATBİKAT VAR diyerek EMİRLE boğaz köprüsüne götürülen her şeyden habersiz olan masum askeri öğrencilerin, erlerin başları siyasal islamcı vandal katiller tarafından kesildi. Bu cinayetlerin ardında ise Sadat’ın milis gücü olduğu iddia edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkardığı bir yasa ile 15 Temmuzda suç işleyenlerin yargılanamayacağı hakkında bir kanun yürürlüğe girdi. Acaba, Erdoğan 15 temmuzda cinayet/suç işleyenleri neden yargıdan kaçırdı?
İşin acı olanı çocuklarını kaybeden ailelerin hukuk içinde hak arayışlarının önü iktidar tarafından tıkandı. Katledilen erlerin ve askeri öğrencilerin aileleri acıları ile baş başa bırakıldı. Katiller katlettikleri gençlerin hesaplarını vermekten kurtarıldılar. Cinayetlere yol veren ile katil aynı çuvala girdiler. Dünyadan habersiz er ve askeri öğrencileri katledenleri AKLAMA YASASI KHK 696.
_____
KHK 696 – 15 TEMMUZDA CİNAYET İŞLEYENLER YARGILANAMAZ
KHK 696 ‘daki 15 Temmuz ve devamı niteliğindeki hadiselere müdahale eden sivillerin herhangi bir suç işlemiş sayılmayacakları yönündeki düzenleme, açıkça bir iç savaş düzenlemesi, iç savaş hazırlığıdır.
Süreklileşmiş olağanüstü hal, süreklileşmiş dost-düşman siyasetiyle el ele gitmekte, toplum siyasal iktidar eliyle ikiye ayrılmakta ve “iç düşman” olarak addedilenlerin öldürülmesinin bunu gerektiren durumlarda suç sayılmayacağı hukuki güvence altına alınmaktadır. Böylelikle potansiyel olarak toplumun en az yarısı, “cinayet işlemeksizin öldürülebilenler” kategorisine dâhil edilecek, öldürülmeleri suç sayılmayacaktır.
Bu düzenleme hukukun hukuk eliyle katledilmesi anlamına geldiği gibi, bundan çok daha korkunç bir şeye, devletin güç/şiddet kullanma tekelinden kendi isteğiyle vazgeçmesi, cezasızlık vaadiyle birtakım toplumsal gruplara, başka toplumsal gruplara karşı şiddet kullanma, başkalarını öldürme hakkı vermesi demektir ki, bu açık bir şekilde modernitenin tersine çevrilmesi, medeniyet yitimi ve Ortaçağ’a dönüştür. Rejim, daha önce defalarca yazdığımız gibi ancak kurumları, kurumsallığı, anayasal düzeni, hukuku çökerterek ayakta kalabilmektedir ve burada da kendi bekası adına tam olarak yaptığı şey bu çökertme operasyonunu derinleştirmektir.
Adını koyarak söyleyelim, bu bir iç savaş KHK’sıdır. Bir yandan olağanüstü halin ve iç savaşın doğasına uygun bir şekilde cezaevlerini “iç düşmanlar” için birer toplama kamplarına dönüştürmekte, onlara esir muamelesi yaparak tek tip elbise giydirmek istemekte, öte yandan ise bir iç savaşa hazırlık mahiyetinde cezasızlığı hukuki güvence altına almaktadır. (Birgün – Fatih Yaşlı – 25.12.2017 – <nacikaptan.com/?p=53068> nacikaptan.com/?p=53068)
_____
Naci Kaptan 29 mayıs 2022 – Bölüm 8 sonu – Devam edecek
<i1.wp.com/nacikaptan.com/wp-content/uploads/2022/05/SADAT%C4%B1n-ku rucusu-Adnan-Tanr%C4%B1verdi-Libyada-2013.jpg>
SADAT DOSYASI – 9 * SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI GÜCÜDÜR” * Deutsche Welle, “Seçilmiş hükümet tarafından ülkenin kendi anayasasına karşı bir darbe daha yapıldı”
Posted on <nacikaptan.com/?p=100362> May 31, 2022 by <nacikaptan.com/?author=2> Nacikaptan
Sadat’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi Libya’da – 2013
SADAT DOSYASI- 9 * SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI GÜCÜDÜR”
_____
15 TEMMUZ KALKIŞMASI, SADAT’IN DESTEĞİYLE TSK’YI KIRMAK VE BÖLMEK, ANAYASAYI İLGA ETMEK, REJİMİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN KULLANILDI
SADAT Araştırma yazısı Bölüm 9 * Naci Kaptan – 30 Mayıs 2022
_____
BAĞLANTILI YAZILAR;
<nacikaptan.com/?p=96875> nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT! <nacikaptan.com/?p=99963> nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL <nacikaptan.com/?p=99992> nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı <nacikaptan.com/?p=100022> nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general. <nacikaptan.com/?p=100050> nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER <nacikaptan.com/?p=100113> nacikaptan.com/?p=100113 – SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı? <nacikaptan.com/?p=100130> nacikaptan.com/?p=100130 – SADAT DOSYASI – 7 * FAŞİZM VE GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN BEYAZ GÖMLEKLİLERİNE * HÖH -SADAT <nacikaptan.com/?p=100289> nacikaptan.com/?p=100289 – SADAT DOSYASI – 8 * TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI <nacikaptan.com/?p=100362> nacikaptan.com/?p=100362 – SADAT DOSYASI – 9 – SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI GÜCÜDÜR
_____
Türk Ordusu F-CİA kumpasıyla yeniden yapılandırılmış, 15 Temmuz 2016’dan sonra da parçalara ayrılmıştır. Bir ülkenin ordusuna bir operasyon yapılıyorsa, bu operasyonun çözümü şudur;
“O ülke HEDEFTİR. Ya bir operasyon planlanıyordur. Ya da ülke savaşa sokulacaktır. O nedenle savaş kabiliyeti zayıflatılıyordur.” AKP Türk Ordusu’nun hedefe konmasında, kumpaslarla şekillendirilmesine izin vermiş, destek olmuştur. (Zahide Uçar)
_____
Sadat’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi’nin açıklamasına göre; kendisi TSK’ya karşı yapılan operasyonda görev almış ve danışman olarak Erdoğan’a yol göstermiştir.
Mehmet Ali Güller 26 Temmuz 2017 tarihinde şöyle yazdı;
AKP, 15 Temmuz darbesini fırsata çevirerek Türk Ordusu’na bakanlıklara böldü ve emir-komuta birliğini dağıttı. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı TSK bünyesinden alınıp İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri Savunma Bakanlığı’na bağlandı, Genelkurmay Başkanlığı “altsız” olarak Başbakanlığa bağlı kaldı.
Diğer yandan GATA Abdülhamid hastanesine dönüştürülerek Sağlık Bakanlığı’na bağlandı. Askeri liseler ve harp okulları kapatıldı; sivil yönetimli Savunma Üniversitesi açıldı. Askeri yargı tasfiye edildi. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) yeninden yapılandırıldı. 11 sivil ve 4 askerden oluşan yeni kurulla artık terfi ve tayinler tamamen hükümetin kontrolüne girdi.
Diğer yandan F Tipi’nden boşaltılan yerlere A tipi, M tipi, N tipi kadrolar yerleştirilmeye başlandı! Fakat Erdoğan’ın “kırılma noktası 2019 olacak” dediği hedef için yollar tamamen düzleştirilemedi! O düzlük için tamamen biat eden ve 2019’daki “yeni rejime” itiraz etmeyecek bir ordu lazım, dinci ordu!
Birkaç aydır bu yönde bir operasyon yürüyordu: Türk Ordusu sürekli iftarlarda gösteriliyordu. Terörle mücadele haberi için dua eden asker fotoğrafları servis ediliyordu. TSK için hazırlanan dizilerde subaylar sürekli namaz kılıyordu. Komutanlar cemaat ve tarikat liderleriyle yan yana getiriliyordu. Fakat 2019 için çok daha fazlası gerekiyor. Öncelikle de Balyoz kumpasına uğramış ama kanunla TSK’ye dönmüş komutanların ve onlara yakın komutanların Türk Ordusu’ndan temizlenmesi gerekiyor!
Sonuç olarak bir AK-Operasyon manşeti olan haberle üç şey hedeflenmektedir:
1) 2019’dan önce Türk Ordusu’ndan Kemalist ve milliyetçi askerlerin tamamen temizlenmesi istenmektedir. Önümüzdeki YAŞ bunun için ilk keskin viraj olacaktır.
2) F Tipi yapılardan boşaltılan devlete A tipi, M tipi, N tipi cemaat ve tarikatların yerleştirilmesine gerekçe üretmek içindir bu manşet aynı zamanda.
3) Son olarak da ulusalcı kesimlere bu manşet üzerinden şantaj yapılmıştır, sopa sallanmıştır. Zaten Ergenekon davası Eylül’e ertelenmiştir ve Başbakan Binali Yıldırım “Ergenekon ve Balyoz yalan değildi, meşru hükümete ve milli iradeye karşı darbe girişimiydi” diyerek o sopayı göstermiştir! ( <nacikaptan.com/?p=48240> nacikaptan.com/?p=48240)
_____
18.07.2016 tarihinde New York Times şöyle yazıyordu; “Erdoğan 15 Temmuz darbe girişimi her türlü muhalifi bastırmak için kullanılıyor. Sayın Erdoğan, ifade özgürlüğüne dost olmadı, gaddarca haber medyası üzerinde bir hakimiyet kurdu, insan hakları ve ifade özgürlüğünü kısıtladı. Hafta sonu yaşanan kaotik ve kanlı olayların ardından, Erdoğan, daha kinci ve her zamankinden daha fazla kontrol takıntılı oluyor, krizi sadece isyancı askerleri cezalandırmak için değil, Türkiye’de kalan her türlü muhalifi daha fazla bastırmak için kullanıyor.”
_____
Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre; Almanya Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert, Hükümeti “Türkiye Anayasası’na karşı darbe yapmakla” suçladı. Lammert, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak da sert eleştirilerde bulundu. Lammert, son dönemde Türkiye’de art arda iki darbe yapıldığını savundu. Önce “demokratik yollardan seçilmiş bir hükümete karşı askeri bir darbenin” yapıldığını kaydeden Lammert, ardından “seçilmiş hükümet tarafından ülkenin kendi anayasasına karşı bir darbe daha yapıldı” diye konuştu. Lammert “Bu da amacına ulaşmış gibi görünüyor” dedi. Lammert, Erdoğan’ın anayasa reformu ile kendi gücünü artıracak bir başkanlık sistemini hayata geçirmeyi amaçladığını ifade etti.
_____
Hakan Demiray’ın Ahval’de yayınlanan “Kemalist ordudan Erdoğanist orduya mı” başlıklı yazısı, ordunun yıllardır İslamlaşıp dindarlaştığını göstermekteydi. Sonuç itibariyle bu gençler muhafazakar Anadolu coğrafyasından seçilen günümüz “devşirmeleridir.” Askeri okullara girdiklerinde bu dindar geçmişle bağları kopmamakta, bu kültür zihinlerinde yaşamaya devam etmektedir. Bir kısmı kariyer amaçlı tarikat bağı kursa da, bir kısmının da sadece dindar olması kaçınılmazdır. 15 Temmuz, bu süreci hızlandırmış ve harp okullarını bir çeşit modern tekkeye dönüştürmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Pakistan ordusu gibi olması kaçınılmazdır. Bundan sonra bu ülkede bir darbe olacaksa, Erdoğan ve benzerlerini koruyup kollamak, İslamcı-Türkçü düşünceyi iktidar yapmak için yapılacaktır. ( <nacikaptan.com/?p=88289> nacikaptan.com/?p=88289)
_____
İç ve dış basındaki haberlere ve açıklamalara bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz kalkışmasını iktidarını pekiştirmek ve TSK’yı hiyerarşik yönden parçalayarak gücünü kırmak, kendisine muhalif olanları da tutuklamak, TSK ve yargı içinde muhalifleri tasfiye etmek için kullandığı konusunda görüş birliği olduğunu görüyoruz.
Erdoğan’ın laik demokratik cumhuriyet rejimi ile kavgalı olduğu biliniyor. hedefinin ise siyasal bir islam devleti olduğu tüm söylem ve politikaları ile açığa çıkmıştır. İşte SADAT burada çok önem kazanıyor. Kurucularının tamamının irtica nedeniyle ordudan atılan veya emekli edilen askerlerden oluşması ve Sadat’ın kurucusu olan Adnan Tanrıverdi’nin künyesi önem kazanıyor.
TSK’nın bünyesinde çok sayıda muvazzaf veya emekli olmuş, birkaç lisan bilen, üst düzey kritik görevlerde bulunmuş, komutanlığını ayrıca master yaparak taçlandırmış olan çok değerli liyakatlı komutanlar varken, TSK’dan irtica nedeniyle emekli edilmiş olan Tanrıverdi neden sarayda Erdoğan’ın askeri başdanışmanı yapılmıştır?
_____
SADAT NEDEN TEHLİKELİ
Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyeliği yapmış olan Adnan Tanrıverdi’nin yönetim kurulu başkanı olduğu Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği’nin (ASSAM) kongresinde ayrı bir anayasası, yönetim şekli, askeri gücü, yargısı, başkenti, bayrağı, dili olan “İslam Devletler Birliği” kurulmasını açıkça bir ŞERİAT DEVLETİ istediğini açıklamıştır.
ASSAM tarafından organize edilen “3. Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi” 19-20 Aralık 2019’da gerçekleştirildi. “İslam ülkelerinin ortak bir irade altında toplanması için gerekli müesseseler ve bu müesseselerin olması gereken mevzuatını tespit ederek karar vericilere bir model sunmak” olarak açıkladı. Kongrede, Asya ve Afrika kıtaları “ASRİKA” olarak tanımlandı.
Yayınlanan deklarasyonda, “Müslüman milletlerin refahı, kurdukları devletlerin güvenlik ve bekası, dünyada barışın tesisi ve idamesi, adaletin hakimiyeti ve İslam dünyasının süper güç olarak tarih sahnesine yeniden çıkabilmesi için Asya- Afrika “ASRİKA” coğrafyasını mihver kabul eden İslam ülkelerinin bir irade altında toplanmasının gerektiği ve bunun için de İslam ülkelerinin kabinelerinde İslam birliği bakanlıklarının ihdas edilmesinin ve acilen daimi faaliyet gösterecek İslam Ülkeleri Temsilciler Meclisi’nin kurulmasının gerekliliği” savunuldu.
Tanrıverdi’nin konuşmasına göre yine birinci kongre sonucunda model olabilecek kapsamlı bir “ASSAM İslam Birliği Anayasası” da hazırlandı. Bu anayasa “İslam Ülkeleri Konfederasyonu Anayasası” olarak da tanımlandı. Bu anayasaya göre devletin adı “ASRİKA (Asya-Afrika) İslam Devletler Birliği.” Yine bu anayasaya göre bu birlik “konfederal Cumhuriyet” olarak tanımlandı.
İslam Devletler Birliği’nde “kuvvetler ayrılığı sistemi uygulanacağı ve başkanlık sistemi ile yönetileceği” belirtildi. Bu devletin başkenti İstanbul, resmi dili Arapça olarak ifade ediliyor. Bayrak ise, “şekli kanunla belirlenen kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz ay ve milli devlet sayısı kadar yıldızlı bayrak” olarak ifade ediliyor. Tanrıverdi, ASSAM’ın hazırladığı model anayasa ile İslam birliğinin tamamlanabilmesi için bir yol haritası çizdiğini ve 4 safhada İslam ülkelerinin bir irade altında birleşebileceklerine dikkat çekti.
Aralık ayında yapılan 3. kongreden bahsedilirken de sure ve ayetlere yer verilerek aynen şöyle deniliyor:
“En’am Suresi – 60. Ayet Meali. Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Cumhuriyet – Mustafa Çakır – 09 Ocak 2020 )
Bunlar da yetmiyor, Tanrıverdi yakın zamanda gelecek olan Mehdiyi bekliyor ve bu hazırlıkların mehdi için yapılması gerektiğini açılıyor!!!. Tıpkı GODOT’u bekler gibi!!!
Yukarıda görüldüğü gibi, Adnan Tanrıverdi var olan Laik demokratik Cumhuriyet’in bir islam devletine dönüştürülmesi, Türkçe’nin arapça olması, milli bayrağın değiştirilmesi ve kırmızı yeşil zemin üzerinde beyaz ay olmasını öneren ve arap ülkelerinin davet edildiği “İslam Ülkeleri Konfederasyonu” tertipliyor ve anayasanın “ASSAM İslam Birliği Anayasası” olarak değiştirilmesini hiç de çekinmeden teklif ediyordu. Bu kongreye THY, MKEK, ASELSAN, TAİ, HAVELSAN, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bahçelievler, Beyoğlu, Esenler, Sancaktepe ve Sultangazi belediyelerinin de aralarında bulunduğu kuruluşların destek verdiği ortaya çıkıyordu. Anlaşılan odur ki bu şirketlerin yöneticileri de var olan rejimin ve anayasanın islami usullere göre değiştirilmesinden yanadır.Mehdiyi bekleyenler böylece çoğalmıştır.
Terör ve Sabotaj eğitimi verdiğini iddia eden bu şirketin kurucusu hiç çekinmeden T.C. hükümetinin yapısını ve anayasayı, ülkenin dilini, bayrağını, üniter yapısını değiştirmek için kolları sıvıyor ve açıkça arap kimlikli bir ŞERİAT devleti istiyordu. Yılan ininden çıkmıştı.
İşin garibi bu kongre ve öneriler cumhuriyet savcıları tarafından görmezden, duymazdan geliniyordu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı, TMMB başkanı ise ortalarda yoktu. Bu durumda Cumhurbaşkanlığından bir tavır beklemek ise komik olurdu!. 70’lik teyzelerin, 80’lik amcaların evlerinden, lise öğrencilerinin okulda sınıflarından polis tarafından alındığı günümüzde, bu kişilerin beğendikleri bir twit yüzünden savcı beyler tarafından hemen tutuklandığı ülkemizde bu Şeriat ve irtica çağrıları ve toplantı soruşturmaya, incelenmeye değer bulunmuyordu. Buna benzer bir toplantı ve teklifler çağdaş Atatürkçü bir kişi, dernek, vakıf tarafından yapılsa idi başlarına neler geleceğini düşünmek bile istemem.
Yaşasın Adalet!!! Yaşasın cumhuriyet savcıları!!!
Bu konuya bir çentik atarak tarihe ve yargımızın sessiz kalışına dair bir not düşelim.
_____
Naci Kaptan – 31 Mayıs 2022 – Devam edecek