Fetullahçı terör ve casusluk örgütlenmesinin en sevmediği kimlikler, kavramlar ve kişiler listesi çıkarsak en tepeye yazacaklarımızı şu şekilde sıralamak mümkün:
* TÜRK: Fetullahçı teröristler Türk’ü sevmezler. Milli kimliksiz olmak onların olağan halidir. Tek kimlikleri vardır, bağlı bulundukları kuklacının kuklası olmak. Bu nedenle Türk kimliği, Türk milleti gerçeği karşısında kırmızı görmüş boğa gibi saldırganlaşırlar (saldırganlaşırlar dediğime bakmayın. Çok korkaktırlar. Ancak sırtlanlar gibi toplu olduklarında saldırganlaşabilirler. Tek kaldıklarında silik tiplerdir. Kızdıklarını bile anlamazsınız. Belki de farketmezsiniz. Ama içten içe bilenirler)
Türk’e düşman oldukları için milliyetçileri, ülkücüleri, Atatürkçüleri, ulusalcıları da sevmezler.
* İSLAM DİNİ VE DİNDARLAR: Dine bakış açıları, aynen Yezid liderliğindeki Emevilerin bakış açısı gibidir. Dini, kendi stratejileri çerçevesinde evirip çevirip kendilerine uyarlamaya çalışır ve militan tabana yuttururlar. Ancak İslam dinini bilen dindarlardan haz etmezler. Çünkü onları kandıramaz, onların bulunduğu ortamda kendi üretilmiş dinlerini pazarlayamazlar. Onlar Haçlı’nın askerleridir.
Merhum Necmettin Erbakan gibi dindarları sevmemelerinin nedeni de budur.
* ATATÜRK: Atatürk’ten hiç haz etmezler. Çünkü Atatürk liderliğindeki Kurtuluş Savaşı, onların ağababalarını mağlup etmiş ve son ve ebediyen yaşayacak Türk devletini kurmuştur. Devlet kurulduktan sonra da o dönemin FETÖ’lerini tepelemiştir. Yani hem ağababaları kızgın olduğu için hem de kendilerinin dedeleri tepelendiği için nefret doludurlar. Bu nedenle Atatürk’ün İslam dinini hakettiği yere yükseltmeyi amaçlayan bakış açısına düşmandırlar. Pensilvanya’da mukim teröristbaşı da doğum yılı 1941 olmasına rağmen militanlarına 11 Kasım 1938’de doğduğunu söyler. Aklı sıra “Deccal öldü Mehdi doğdu” demeye getirmektedir. Atatürk onlar için Deccal, yani Şeytan’dır. * ANTİ-EMPERYALİSTLER: Kendisi doğrudan emperyalizmin kuklası olan bir örgütün elbette anti-emperyalist düşünceye sahip olanları da sevmesi beklenemez. Yolları önündeki engellerden bir tanesi de bu kesimdir.
İSTEDİKLERİ MANKURTLAŞMIŞ ŞAKİRTLER
Örgüte, bu kesimlere mensup değil, militanlarca beyinleri sıfırdan doldurulmuş, mankurtlar, şakirtler lazımdır. Örgüt tarafından 13-14 yaşındaki çocukların hedeflenmesinin temelinde bu yatmaktadır.
Zaten FETÖ terör ve casusluk örgütlenmesinin ana omurgasını da eğitimciler oluşturmakta. (Detayları için bkz. Hilmi Demir, “FETÖ/PDY sözlüğü”, Türkiye gazetesi, 25 Ocak 2020- link <www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hilmi-demir/611901.aspx> www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hilmi-demir/611901.aspx )
Bu eğitimciler, örgütün tüm ana görevlerinde sorumluluk sahibidir. Bir öğretmen, örgüt hiyerarşisi içinde koca koca insanları yönetir, denetler. Dersanelerin kapatılmasının canlarını yakmasının bir nedeni işte budur. Eğitim kadrolarına ve kuluçkaya darbe indirilmiştir.
İşte bu yapının her alanda olduğu gibi sızdığı yapılardan biri de askeri liseler ve harp okulları. Kurulduğu andan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aynen emniyet, yargı gibi tam kontrol altına almaya çalışan terör ve casusluk örgütü, bu sızmayı temelden yapmayı amaçladı.
TERÖRİSTBAŞININ TALİMATLARI
Talimat elbette teröristbaşı Gülen’den gelmektedir. Gülen, 1984 yılının Temmuz ayında Manisa/Turgutlu’da bölge il sorumluları ve yurt müdürlerinin katıldığı bir toplantıda “Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Askeri Liseler, Siyasal, Tıp ve Hukuk Fakültelerine yönelik olarak öğrencilerin hazırlanması gerekmektedir.” demiştir. (“Kestanepazarı’ndan Pensilvanya’ya Fetullahçı Terör Örgütü (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İddianame)”, Yayına hazırlayan: Abdülkadir Özkan, Kopernik Yayınları, İstanbul, 2017, s. 71-72)
Aynı yılın Eylül ayında yine müritlerine yaptığı bir konuşmada, “Öğrencilere en başta ilkokul öğretmenliği, orta ve lise öğretmenliği, ikinci planda subaylık, polislik ve hukukçu olma” talimatı vermiştir. (Age., s. 71)
1987 yılı Ağustos ayında, “Kendi cemaatlerine ait yurt ve okullarda eğitim alan kişilerin mimlendiklerini, bu nedenle askeri okullarla polis kolejlerine girmesi istenen talebelerin lise son sınıfta devlet okullarına kaydettirilmesi ve bu yolla mimlemenin önüne geçilebileceği” uyarısında bulunmuştur. (Age., s. 72)
Görüldüğü gibi terör ve casusluk örgütü FETÖ, 1980’li yıllardan itibaren stratejisini belirlemiş, askeri okullara sızmaya başlamış, süreç içerisinde mensuplarını personel daireleri ve askeri okul idare kadroları başta olmak üzere birçok stratejik noktaya yerleştirmişti. 2006 yılına gelindiğinde artık bu okulları yönetir hale gelmiştir. Kendi militanlarını aktifleştiren, kendilerinden olmayanları etkisizleştiren örgüt, okullardaki öğrenci yapısını da Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin değil tamamen kendi lehlerine çevirmek için düğmeye basmıştır.
Kendilerinden olmayan öğrencilere baskılar, işkenceler adım adım artırılmış, her türlü düşünce zenginliğimizde yoğrulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı Türk çocuklarını bu okullardan ya atmış ya da ayrılmaya zorlamıştır. Amaçları kendi kimliksiz şakirtlerinin önünü açmaktır.
Soruların çalınmasıyla da desteklenen bu operasyon neticesinde 2006-2014 yılları arasında yaklaşık dört bin askeri öğrenci, Fetullahçıların işkencelerine ve kumpaslarına maruz kalmış, askeri okullardan ayrılmış veya atılmıştır. Bu süreçteki gariplikler, geçmiş yıllarla karşılaştırılınca çok daha net anlaşılmaktadır.
Bu sürecin mağdurlarından eski Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi Yağız Aksakaloğlu’nun aktardığı bilgilere Kara Harp Okulu’nda 2001-2007 yılları arasında “sağlık gerekçesi dâhil” toplam ayrılan öğrenci sayısı yaklaşık 150. Ancak 2008-2014 yılları arası ise “sağlık gerekçesi hariç” bu sayı sadece KHO’da yaklaşık 2000. Bu sayılara sivil liselerden Kara Harp Okulu’na geçiş yaparak intibak kampında ayrılanlar dâhil edilmemiştir.
Yine Aksakaloğlu’nun Girdap-Askeri Okullarda Katliam kitabında aktardığına göre, 2000-2006 yılları arasında Hava Harp Okulu’ndan ayrılan öğrenci sayısı 71 iken, 2006-2014 yılları arasında “Ayrılmak zorunda bırakılan” öğrenci sayısı 780. (Yağız Aksakaloğlu, “Girdap-Askeri Okullarda Katliam”, Pankuş Yayınları, Birinci Baskı, Ekim 2021, s. 232)
Ayrılanların yerlerine kimlerin doldurulduğunu aktarmıştık: Fetullahçı şakirtler.
Peki Türk çocukları askeri okullardan neden ayrılmıştı? Maddeleyelim:
* İşkence mangası olarak da bilinen “Şok mangası”na belirli öğrencilerin alınması ve bu mangalarda yıldırmaya yönelik keyfi eğitimlerin yapılması * Diğer öğrencilerden, yani şakirtlerden farklı olarak gece geç saatlere kadar ağır eğitimler ve sürekli hakaret * Keyfi ve caydırıcı uygulamalar * Fiziksel ve psikolojik baskılar * Sivil hayatta daha başarılı olacağı söylenerek ayrılmaya teşvik etme * Sürekli olarak haksız yere disiplin cezaları verilerek okul disiplin puanının düşürülmesi * “Eğitim zayiatı olursun” şeklinde tehdit * Uykusuz bırakma * İstirahat saatlerinde eğitim yaptırmak * İnsanlık dışı uygulamalar * Domuz bağı ve dayak * Hırsızlık suçlamasıyla (iftira) tehdit etme
Kendisi de FETÖ kumpası mağduru emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel’in “Ağacın Kurdu” kitabında aktardığı işkenceleri sınıflandırdığımızda karşımıza çıkan tablo şu: (Mustafa Önsel, “Ağacın Kurdu: TSK’de Şakirtlerin İşgali mi?-Fetullah’ın askerleri”, Alibi Yayıncılık, Temmuz 2016)
– Disiplin cezası vermek amacıyla kontrolü zor ya da imkânsız genel sorumluluklar yüklemek
– Tehdit
– Şantaj
– İtibarsızlaştırma
– Şok mangası uygulaması ile işkenceye varan eğitimler ve askerlik mesleğinden soğutma
– Sınav kâğıtlarında oynama yapılarak devre kaybettirme (sınıf tekrarı) ve akabinde okuldan atma
– İşkence
– Askerlik mesleği ile alakasız fantezi içeren anlamsız emirler
– Aşağılama ve sözlü taciz
– Uykusuz bırakma amacıyla yerine getirilmesi imkânsız emirler
– İyimser yolla okuldan ayrılmaya teşvik etmek
– Özellikle sınav zamanları ağır idari işler yükleyerek öğrencinin başarısını düşürme ve devre kaybettirme (sınıfta bırakma)
– Disiplin notunu aniden indirerek okuldan atma amacıyla sürekli savunma (ceza) vermek.
Görüldüğü gibi, 2006-2014 yılları arasında şakirtler normal askeri eğitim alırken, Türk çocukları FETÖ militanlarınca işkenceye tabi tutulmuştur. Bu işkencecilerin tamamı 15 Temmuz sonrasında TSK’dan ihraç edilmiştir. Bunlar ya tutuklanmış ya da firaridir.
CEYHUN BOZKURT : FETÖ’nün işkence mangaları – BÖLÜM 2
2008 yılında henüz askeri liseler FETÖ tarafından kontrol altına alınamamış, örgütün militan sayısı çok azdı. Askeri liselerden Harp Okulları’na geçiş yapan öğrencilerin içinde ülkesine bağlı, asker olmayı gönülden isteyen, Türk çocukları vardı. Bunlar okulun gözde öğrencileri, geleceğin parlak subaylarıydı. FETÖ’cüler ise henüz Türk ordusunun geleceğini ipotek altına alacak kadar çoğunluk değillerdi. Bu durum FETÖ açısından büyük sıkıntıydı.
2008 yılında kabul edilen bir düzenlemeyle 2009’dan itibaren Harp Okullarına sivil liselerden geçişlerin önü açıldı. İşte hareketlilik de bundan sonra arttı. Sivil liselerden yoğun bir şekilde FETÖ militanı geçişi başladı.
Birazdan aktaracağımız işkenceleri yaşayanların büyük çoğunluğu Askeri liseden Harp okullarına geçiş yapıp örgütle iltisakı olmayanlardı. Örgütün militanı haline getirdikleri öğrenciler ise normal askeri eğitimlerden geçiriliyordu.
FETÖ’cülerin işkencesine maruz kalan Türk çocuklarından birinin şu ifadesini hiç unutmuyorum: “Bizi geceden sabaha neredeyse hiç dinlenmeden koştururlarken, çalıştırırlarken kendi gruplarındaki çocuklar sabah kalkıp dişlerini fırçalayıp bizi seyrediyorlardı. Sonra o çocuklar 15 Temmuz’dan sonra tutuklandılar. FETÖ’cülermiş.”
Evet, kendi kontrollerindeki militanlara normal askeri eğitim verirlerken, Türk çocuklarına ise işkence yapıyorlardı.
Bugün ve bir sonraki bölümde size o işkencelerden bazılarını aktaracağım. Sözü işkence gören ve isimleri bende saklı Türk çocuklarına bırakıyorum: (Bilgileri, bu süreçte hedef olan Şok Mangası Üyesi Harbiyelilerden aldım. Anlatı başlıkları tarafımdan atıldı)
* BİZE İŞKENCE KENDİ ADAMLARINA KAYIRMA
“Askeri lisede herhangi bir şiddet söz konusu değildi. Kara Harp Okulu’nda; fiziki olarak, işkence mangalarına dâhil oldum. Direndim. Üst sınıf olduğumda daha çok psikolojik şiddete maruz kaldım. İşkence mangalarında askeri eğitim ve müfredat dışında kalan limitini kestiremediğimiz uygulamalar. Bu yaptırımlar nefesimiz kesilene kadar devam ederdi. Kendilerinden olmayan ve eleme potasına koydukları öğrencilere uyguladıkları bu ağır işkencelerin, birlik olarak yapılmaması zaten bizlere karşı amaçlı olarak uygulanan bir yıldırma kampanyasının gerçekliğini ortaya koyuyordu. Adam kayırmanın ne demek olduğunu Kara Harp Okulu’nda gördüm. O kadar rahat okulu bitirip mezun olan insanlar gördüm ki aklıma onlara yapılan kayırmalar geldikçe sinirlerim bozuluyor. Sınav sorularının paylaşılması, not ortalamalarının yükseltilmesi, denetlemelerde eksikliklerinin örtbas edilmesi, ceza alsalar dahi bu çocukların disiplin puanlarının silinmemesi, ispiyoncu olarak kullanılmaları da cabasıydı. Bütün kayırılan öğrenciler bir ekip olarak hareket eder, izne çıkar, (birlikte) ders çalışırdı.”
* BAŞ TUVALET İÇİNDE ŞINAV
“Gerek komutanlarımızdan, gerekse üst sınıflardan çeşitli zamanlarda şiddet gördüğüm oldu. Bu şiddet olayları “kemerle dövme, sopayla dövme, kafayı pisuara sokma, tekmeleme, yorgan kılıfının içine konularak pencereden aşağı sarkıtılma, yatakhanede ranzaların altından süründürülme, baş tuvaletin içine girecek şekilde şınav çekmeye zorlanma” gibi pek çok fiziksel ve psikolojik boyutta olabilmekteydi.”
* SU İLE KUSTURUP, KUSMUKTA SÜRÜNDÜRDÜLER
“Kara Harp Okulu İntibak Kampı’nda bir sözde üsteğmen geceleri uyumamı engellemek için bana arazi temizliği gibi saçma sapan bir görev vermişti. Her gece sabaha kadar rüzgârın dağıttığı yemekhane çöplerini toplamaya çalışıyordum. Bir başka üsteğmen de bu sırada bazen benim yanıma geceleri gelip beni darp ederdi. Şınav çektirirken botlarıyla karnıma ve göğsüme tekme atmak, tokat veya yumruk atmak gibi şimdi pek de hatırlamadığım birçok eylemi olurdu. Ayrıca pek çok sözde subay tarafından işkence boyutuna varacak şekilde özellikle ben ve benim gibi bir grup arkadaşıma, diğer askeri öğrencilerden ayrı ve kıyaslanamayacak seviyede farklı olarak eğitim yaptırılırdı. Bu eğitimlere işkence demek daha doğru olur. İzmir’in 45 derece sıcağında tam teçhizatlı saatlerce güneş altında koşma, sürünme, yemek yemenin ve su içmenin yasaklanması, susuz geçen saatler sonucu zorlayarak çok miktarda su içerek kusturma ve bu kusmuğun üstünde sürünme, güneşe zorla baktırma, öğlen asfaltta çıplak bir şekilde süründürme gibi şimdi çok da hatırlayamadığım metotlarla bireysel olarak pek çok işkenceye maruz kaldım ve kalanları gördüm.”
* SINAV NOTLARIMIZ DÜŞÜRÜLDÜ, KENDİ ADAMLARINA SORULAR VERİLDİ
“Yüzüme karşı ‘vatan haini, hırsız, ahlaksız’ gibi pek çok iftira ve hakaretlerde bulunuldu. Tek başıma 10 kişinin altından kalkamayacağı görev ve sorumluluklara tabi tutuldum. Sınavlara çalıştırmadılar. Sınav saatine 10 dakika kalana kadar son sınıfların silah deposunda temizlik yaptığımı bile hatırlıyorum. Zaten sınav notlarımız da düşürülüyordu. Bu sırada diğer öğrencilere sınavdan önceki akşam sınavda çıkacak sorular bir şekilde geliyordu. Her gün ortalama 3-4 tane savunma alıyordum. Neredeyse hiçbir zaman diğer öğrenciler kadar eğitim ve spor yapmadım. Hep onlardan ayrı ve farklı işkencelerle karşılaştım. İstenmeyen kişiler olduğumuzu herkesin içinde açık açık söyleyen sözde subaylar vardı.”
* FETÖ’CÜ ÖĞRENCİLERİ TERÖRİSTBAŞININ ELİNİ ÖPMEYE ABD’YE GÖTÜRDÜLER
Çok ilginç bulduğum bir olay var: İntibak Kampı’nda Kuleli ve Maltepe Askeri Lisesi’nden en başarılı mezun olmuş 3’er kişiyi Amerika Birleşik Devletleri gezisine götüreceklerini söylediler. Ayrılanları çıkarttığımızda ben Maltepe Askeri Lisesi’nden 2. sırada başarılı olarak gözükmekteydim. Ancak beni bu geziye götürmediler. Kendi kafalarına göre 3’er kişi seçip götürdüler. O ülkede neler yaptıklarını bilmiyorum, çünkü anlatmadılar.
(NOT: Yakın zamanda bu konuyla ilgili önemli bir haber çıkmıştır. Habere göre, bir itirafçı, bazı öğrencilerin gezi düzenleme bahanesi ile Amerika’ya götürülerek FETÖ elebaşı ile görüştürüldüğünü söyledi. Bkz. <www.trthaber.com/haber/gundem/feto-uyesi-itirafci-oldu-askeri-ogren ciler-gezi-bahanesiyle-abdye-goturuldu-563122.html> www.trthaber.com/haber/gundem/feto-uyesi-itirafci-oldu-askeri-ogrenc iler-gezi-bahanesiyle-abdye-goturuldu-563122.html )
* FİZİKSEL İŞKENCELER, HAKARETLER
“Kara Harp Okulu intibak kampında ve 1. sınıfta takım komutanları tarafından “şok mangası” adı verilen gruba alındım. Burada en baştan itibaren gece uykusuz bırakılma, aç bırakılma, “eğitim eksiği” adı altında çeşitli fiziksel işkencelere, sürekli hakaretlere, psikolojik baskı ve mobbing/yıldırmaya maruz kaldım. Bunlar için hiçbir sebep gösterilmedi. En ufak da bir disiplin suçu işlememiştim. Sürekli olarak her gün bu durum devam etti ta ki sağlık gerekçeleri bahane gösterilip okuldan ilişiğim kesilene kadar.”
* PSİKOLOJİYİ BOZMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPTILAR, EŞYA BİLE ÇALDILAR
“İftiralara uğrayarak, hakaret edilerek ve eşyalarım düzenli olarak çalınarak psikolojik şiddet gördüm. Ayrıca ben ve bazı arkadaşlarım eğitim adı altında diğer öğrencilerden ayrı olarak hakaretler eşliğinde fiziksel şiddet gördük. Ayrımcılık yaşadım, evet. Fetöcü olan öğrenciler çok rahat bir öğrencilik hayatı sürerken biz ayrılmaya zorlandık.”
* TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ İLE SUÇLADILAR, KALDIRAMAZDIM, AYRILDIM
“Bir gün aniden çağırdılar ve “kendi isteğinle bu okuldan ayrıl yoksa sana gün yüzü göstermeyiz” dediler. Bu isteklerini kabul etmeyince günlerce fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kaldım. Gereğinden fazla fiziki eğitim ve uykusuz geceler yüzünden vücudum güçsüz düştü. Ardından beni terör örgütüne üye olmak ile suçladılar ve bu durumu kaldıramayacağım için ayrılmak zorunda bırakıldım. Kara Harp Okulu’nda ayrımcılığı çok hissettim. Düşük puanlar ile gelen sivil kaynaklı öğrenciler anaokulunda gibi eğitim alırken, bizler uyuyamayacak kadar yoruluyorduk.”
* ÇADIRIN İÇİNDE 3 ÜSTEĞMEN TARAFINDAN DARP EDİLDİ
“Ayrılmam için baskı yapılıyordu ancak dayanıyordum. En son ailemle tehdit edildim ve ardından kamp bölgesinde çadıra soktular. 3 üsteğmen beni ortaya aldı, önce yumruk ve tokat ile daha sonra yere düşünce de tekme ile beni darp etti. Herkes kendi birliği ile eğitimdeyken ben “şok mangası” adı verilen işkence grubunda ayrı tutuldum.”
* GÜÇLÜ OLMAMIZ İÇİN ZANNETTİK, YANILDIK
“Hepimiz askeri liselerden başarı ile mezun olduk. Okuyan, araştıran ve düşünen öğrencilerdik. Bir o kadar dayanıklıydık da. Fakat kampta bize yapılan insanlık dışı hareketleri, çöpten yedirilen yemekleri, içirilen çamurlu suları ve sürekli ayrılmamız için edilen küfürleri ilk başta, bizim güçlü olmamız gerektiği için yapılıyor sanmıştık. Sonra gördük ki askeri liseden beraber mezun olduğumuz arkadaşlarımızdan bir bölümü ve sivil liselerden aramıza katılan öğrenciler çok rahat, bu sert hareketlere maruz kalmadan el üstünde devam ediyor. İşte, biz o zaman anladık ki sistem bizi gerçekten istemiyor. İçimizdeki Atatürk idealini tehlikeli buluyor.”
* ONLARDAN KOPUNCA HEDEF ALINDIM
“Ortaokul hayatımda başarılı bir öğrenciydim. Onların dershaneleri ve evlerine gitmeye başladım. Ağabeylerimi çok sevmiştim. Asker olma istediğimi duyduklarında çok sevinmişler; beni askeri lise sınavlarına ve mülakatlarına hazırlamışlardı. Askeri okulu kazandıktan sonra, her hafta sonu başka ağabeylerimle görüşmeye devam ettim. Bana; sınıfımdaki arkadaşlarımın, komutanlarımın isimlerini soruyorlar, ne anlattıklarını, neler okuduklarını söylememi istiyorlardı. Bir zaman sonra, kullanıldığımı fark ettim ve kendimi bir ajan gibi hissetmeye başladım. Çok korkuyordum. Bir daha bu evlere gitmemeye başladım. Çok ısrar ediyorlar ama ben her defasında reddediyordum. Bana paşalığımın garanti olduğunu bile söylüyorlardı. Daha sonra, beni okuldan attırabileceklerini söyleyerek tehdit ettiler. Sonra gördüm ki Harbiye intibak kampına ben gitmeden ismim gitmiş. Ayrılmak zorunda kaldım.”
SONRAKİ BÖLÜM: İŞKENCELERİN YANINDA SAHTE RAPORLAR
CEYHUN BOZKURT : FETÖ’nün işkence mangaları – BÖLÜM 3
Fetullahçı terör ve casusluk örgütünün, askeri okullardaki Türk çocuklarına yaptıklarını yazmaya, “askeri lise öğrencileri” söylemi üzerinden siyasetin değil, devletin FETÖ ile mücadelesini akamete uğratanları görünce karar vermiştim. Daha doğrusu zaten bilinenleri hatırlatmaya.
Çünkü siyaset/oy uğruna unutturulmaya çalışılan şeyleri gördükçe Türk olmayı bırakın, insan olanın isyan edesi geliyor.
Yazıyorlar, “İktidarın o dönemdeki hatalarını niye yazmıyorsun?” diye soruyorlar. Zaten bu yazdıklarımız o döneme yönelik eleştiriler değil mi?
Ayrıca iktidar, o dönem yaptıklarını bırakıp, bu örgütle mücadeleye yönelmişse, bu eleştirinin dili saldırı boyutunda mı olmalı? Yoksa bu eleştiriler, “geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmamalı, hataların telafisi olmalı, FETÖ militanlarının işkencelerine maruz bırakılan öğrencilerin mücadelesi hiç değilse hukuk alanında zaferle sonuçlanmalı” şeklinde mi olmalı.
Yazıyoruz aslında bunları.
Ancak oy uğruna hiçbir ilke, omurga tanımayanlara, devletin bekasını umursamayanlara ne anlatsak boş.
Peki askeri lise öğrencileri içinde hiç mi FETÖ’cülere değmeyen, hatta onların hışmına uğrayan yok? Bunu sorabilirsiniz.
Elbette var. Ancak belki de bir elin parmağını geçmeyecek kadar. Size bugün onlardan birinin hikayesini anlatıp, yeniden Fetullahçı teröristlerin işkencelerini anlatmaya devam edeceğim.
Devre arkadaşı Yağız Aksakaloğlu tarafından “Girdap-Askeri Okullarda Katliam” kitabında yazıldığı için ismini vermekte beis görmüyorum: Bülent. Sözü aktardığım kitaba bırakayım:
“Bülent benim devre arkadaşımdır. 2006 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne birlikte girdik. Dört yılımız birlikte geçti. Ben 2010 yılında Kara Harp Okulu İntibak Kampına geçtiğimizin on üçüncü günü Fetullahçı sözde subayların işkencelerine daha fazla dayanamayarak okuldan ayrılmak zorunda kaldım. Fetullahçıların lisede fişledikleri öğrenciler sırayla ‘şok mangalarında’ eritiliyor, kelimenin tam anlamıyla Kara Harp Okulu’nda bir katliam yaşanıyordu. Bülent de bu şok mangalarının birindeydi. Fetullahçı bir subay ‘Neden bana ters ters bakıyorsun’ deyip almıştı onu şok mangasına. Sadece basit bir bahaneydi bu. Fişlenen öğrenciler henüz okula varmadan biliniyor, sırası gelen alınıyordu şok mangasına.
(.) Bülent çok ısrarcı çıktı, illa subay olacağım deyip dayanıyor bütün işkencelere.
(.) Bülent devam ediyor. Devam ediyor etmesine ama Harp Okulunda hayat bir zindan oluyor onun için. Ona ve onun gibi fişli öğrencilere sürekli fazladan sorumluluklar yükleniyor. Normal öğrencilerin bir, en fazla iki sorumluluğu varken Bülent gibilere en ağırından beş, altı sorumluluk veriliyor. Amaç, sürekli ceza verecek bir açıklarını yakalamak.
Bülent’in devre arkadaşları izinde gezip tozuyor, Bülent hep cezalı. Sınav haftalarında idari işlerden dolayı ders bile çalışamıyor. Fetullahçı sözde subaylar bununla kalsa yine iyi! Bir de Bülent gibi fişli öğrencilerin ders notlarıyla oynuyorlar. Şok mangasındaki öğrencilerin ders notları hep düşük geliyor. Fetullahçı sözde subaylar, onlara ‘vatan haini’ muamelesinde bulunuyorlar. Ne olursa olsun, Bülent bir söz vermişti annesine. İntibak kampında ayrılmak istediğinde ailesi sıcak bakmamıştı duruma. ‘Tamam anne, ben okuldan kendi isteğimle ayrılmayacağım, fakat onlar bir yolunu bulup beni okuldan atabilirler. Yine de elimden gelen her şeyi yapacağım’ diyordu.
Yıl 2015 oldu. Bülent dördüncü sınıfta. Mezuniyetine sayılı günler kalmış. Bu sıra disiplin notunu -1’e düşürüyorlar. Disiplin kuruluna çıkarılıyor. 15 Temmuz’da sıkıyönetim listesinde adı geçecek, TRT’de bildiri okunmasını emredecek, darbeye katılmayanları dersdest edecek bir takım sıralı amirleri tarafından okuldan atılıyor. Bülent, bu karara karşı yürütmeyi durdurma talepli Askeri Yüksek İdari Mahkemesine iptal davası açıyor. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Daha sonra eve okuldan bir tebligat gidiyor. Tebligatta 2016 Şubat ayında eğitimine devam etmesi için okula gelmesi gerektiği yazıyor.
2016, bütün Türkiye için işlerin karışacağı yıl. Fakat gariptir Kara Harp Okulu bir duruluyor, sessizleşiyor, şok mangasındaki öğrencilere uygulanan işkenceler yok olma noktasına varıyor. Belli ki Fetullahçı sözde subaylar daha mühim işler peşindeler! Okula döndüğünde eskiden Bülent’e uygulanan işkencelerden eser yok. Normal bir Harbiyeli gibi okula devam ediyor. (.) Eğitim öğretim süreci bitince staj dönemi başlıyor. Onu bitirdikten sonra tek bir dersten bütünlemesi olmasından dolayı okula gidiyor. Kaderin cilvesi! 14 Temmuz’da bütünleme sınavına giriyor. Sınavı çok güzel geçiyor. Sınavdan sonra otobüsüne dönüp memleketine dönüyor. O kadar mutlu ki Bülent, vermiş olduğu ‘Şeref savaşı’nı neredeyse kazanmış durumda. Hayali tam önünde duruyor, uzansa kavuşacak, ha gayret! Tek bir sorun var tabi. O da mahkemenin henüz nihai kararı vermemesi.
15 Temmuz hain Fetullahçı darbe teşebbüsü sonrası 669 sayılı KHK ile bütün askeri öğrenciler okullardan tasfiye ediliyor. İki gün sonra ise Bülent mahkemeyi kazandığını öğreniyor fakat bunun bir önemi yok. Bülent artık tasfiye edilen, omuzlarına yıldızlar yerine ‘Fetullahçılık şüphesi’ yüklenen eski bir askeri öğrenci.
(.) Fetullahçılar tarafından yıllarca hor görül, okuldan atıl, hukuk mücadelesiyle okula dön, Fetullahçılar darbeye kalkışsın ve bu sefer de Fetullahçılık şüphesiyle atıl! Film gibi!
Ne olursa olsun Bülent, askeri lisede ruhuna işleyen vatanseverliğini terk etmedi. Devletine küsmedi. FETÖ argümanlarına sarılmadı. Mağduriyet psikolojisi yaratmaya çalışmadı. Bazılarının yaptığı gibi bir bütün halinde tasfiye edilen öğrencileri savunmaya kalkışmadı. Sadece adalet istedi, adalet istiyor.” (1)
Bülent’in hikayesi bu. Okuyunca çok etkilenmiştim.
Ben tek başıma da kalsam (ki tek başıma olmadığımı çok biliyorum) Fetullahçı teröristlerin işkencelerine maruz kalan ve Bülent gibi gerçekten mağdur olan vatansever Türk gençlerinin yanında yer alacağım. Bu nedenle onların yaşadıklarını unutturmayacağım.
Peki ne kendileri, ne de ailelerinin bir gün FETÖ’ye karşı durmadığını, aksine bu Türk düşmanı terör ve casusluk örgütünü savunduklarını bildikleri halde, onlarla kucaklaşanlar ne diyecek? Hiçbir şey yapmadıysanız “Ya arkadaş sizin akranlarınız, gençlerimiz işkenceye maruz bırakılırken neden ses çıkarmadınız çocuklar” diye sorsaydınız. Onu da yapmadınız.
Şimdi bu işkencecileri mutlu etmek ne insanidir ne de vatanseverliktir.
Gelelim şok mangasında işkence gören bazı gençlerimizin yaşadıklarını anlatmaya. Çünkü bu gençlerimizin mücadelesi sürüyor. Bu mücadeleyi sürdüren gençlerin yaşadıkları TRT’de “Mahrem” belgeselinde aktarıldı. O belgesel önemliydi. İzlemeyenler mutlaka internetten bulup izlesinler. Belgeselde, yaşadıklarını anlatan gençlerden Ümit Faruk Yenici, “en çok zorumuza giden vatan haini ilan edilmekti” deyip gözyaşlarını tutamamıştı.
Diğer gençlerin anlattıklarını da şöyle özetleyebiliriz (Başlıklar tarafımdan atıldı):
* İŞKENCE İLE BERABER PSİKOLOJİK BASKI YAPIYORLARDI
“Üsteğmen Ö. Ö. ve Üsteğmen İ. (Soy ismini hatırlamıyorum) sürekli önüme ayrılmam için dilekçe uzatıyordu, ‘senin gibi adamın burada işi yok, bize güdülecek adam lazım, imzala git’ diyorlardı. Aç, uykusuz ve susuz haldeyken yat kalk sürün komando dansı vb. şeylere devam ediyor ve sürekli dilekçeyi uzatıp ‘sende buradasın, bizde buradayız ya öleceksin ya gideceksin’ diyorlardı. Bu arada ben bu halde yerlerde sürünürken karşıma geçip yemek yiyorlardı.”
* CÜZDANIMDAN KİMLİĞİMİ ÇALDILAR, PKK BASKININDA ÜZERİME SUÇ ATTILAR
“Kampın ya ikinci ya da üçüncü günü ismim, hiç beklemediğim bir şekilde çağırıldı. Koşarak Üsteğmen A.C.’nin yanına gittim ve selam verdim. O an yeni verilmiş olan kamuflajımın üzerinde 2-3 cm’lik bir ip parçası gördü ve beni disiplinsizlikle suçlayarak askerliğe uygun olmadığım için bana çeşitli yollar ile fiziksel işkence yapmaya başladı. Diğer herkesten daha fazla eğitim, şınav, ardı sonu gelmeyen sürünmeler… Bu süreç hatırlamadığım bir gün süresi kadar sürdü. Fiziksel olarak beni yıldıramayınca bu sefer psikolojik yönden bölük komutanları A.A.T. ve M.A. sürekli psikolojik yönden ‘asker olamayacağımı ve bunun için yetersiz olduğumu’ söyleyip durdular. Askeri lise geçmişim ortadadır. Yetersizlik durumu olamayacak kadar iyi bir öğrenci ve askerdim ben. Hatta başarılı sayılacaklar arasındaydım. O dönemlerde Foça’ya PKK terör örgütü tarafından baskın yapıldı. Daha 4 gün öncesinde askeri kimliğim ile giriş yapmış olduğum Menteş Kamp Bölgesinden hiç çıkmamış olmama rağmen ‘bu baskın benim kimliğim kullanılarak yapılmış’ diye suçlamalarda bulundular. Kimliğimi çadırdan bulmak için gittiğimde yok olmuştu. Cüzdanımdan almışlar. Bu sebeple beni suçlayarak okuldan atmakla tehdit ettiler. Ayrılmak zorunda kaldım. A.A.T., A.C., M.E., F.Y. bu işte benim karşılaştığım hainlerdir.”
* İŞKENCELER SONUCU ARKADAŞIMIZIN KAFASI BÜYÜMEYE BAŞLADI, GÖZLERİ AÇILMIYORDU
“Bizi gittiğimiz gibi sırayla İntibak Kampında görev alıcak olan subayların odalarına sokuyorlardı. Bu odada bizim dönemimizde(2008 KHO İntibak Kampı) İntibakta görev alan Yüzbaşı A.Ç., Üsteğmen M.K., Üsteğmen A. bizi karşısına alıp Askeri Lisedeki puanlarımızı hatırlatıp ve ‘bu disiplin puanları ile burada 1. Sınıfı dahi bitiremeyeceğimizi okuldan ayrılmamız gerektiğini’ söylediler. Ama ilginç olan bu konuşmaların herkese yapılmamış olması. Söylenenler arasında Askeri Liseyi 90’ın üzerinde puanla bitirmiş öğrenciler bile vardı.
Her gün saatlerce güneşte bekletiliyorduk. Birçok arkadaşımızda güneşte beklediğinden dolayı acayip yaralar oluşmuştu. Ama E. Y.’nın başında meydana gelen şişliği kimse unutamaz. Arkadaşımızın kafası iki kat büyümüştü ve nerdeyse gözleri açılmıyordu. Çok korkunçtu.”
Burada araya gireyim. Sosyal medyada psikolojik harp ve yalanlar için açılan Fetullahçı terörist hesaplarında sürekli olarak yinelenen bir yalan var: “Şok mangasındakiler askeri eğitimin parçası”. Bunun yalan olduğunu bilin. Tekrar vurgulayalım: FETÖ’cü öğrencilere normal askeri eğitim verilirken, şok mangasındakiler işkencelerle okuldan ayrılmaya zorlanıyor. Farklı muamelenin örneği bir öğrencinin söylediği şu cümleler:
* FETÖ’CÜLER YÜRÜYEREK BİZ SÜRÜNEREK İNTİKAL EDERDİK
“Şok mangası belirli bir listesi olan resmî bir şekilde belirtilen bir birlik değildir. Diğer arkadaşlarınızdan farklı muamele görmeye başladığınız an mangaya alınmışsınız demektir. Bu mangaya alındığınız zaman başınıza gelecekleri kendi başıma gelenlerle özetlemek isterim. Bir yerden başka bir yere intikal edileceği zaman bütün bölük yürüyüş kolunda yürüyerek giderken ben takım komutanımın gözetiminde yat kalk yaparak, sürünerek, yuvarlanarak, toza toprağa bulanarak gidiyordum. Aslında bizler bu ciddi eğitimleri göze alarak bu işe başladık. Fakat bu muamelenin bütün bölüğe değil sadece belli başlı kişilere (çoğunlukla askeri lise mezunlarına) yapılması ve bu eğitimlerin şiddetleri gerçekten çok düşündürücü…”
Elimde onlarca gencin anlatıları var.
Bu gençlerin yaşadıkları işkenceleri okurken yüreğim kaldırmadı.
İnsan olanın kaldırması da mümkün değil. Ama o işkenceleri yapanları geçtim, seyirci kalan devre arkadaşlarına ne demeli. Bir çocuğu alıp hangi insanlık dışı yapıya dönüştürüyorlar ki, kendi arkadaşları işkenceye maruz kalırken ses çıkarmıyorlar.
Hakkını yemeyelim, çıkaranlar, örgütten rahatsız olanlar da olmuş. Sonuç: Onlar da Şok Mangalarına girmiş. Onları da anlatacağım.
Ama FETÖ tarafından yetiştirilen, sorular çalınarak askeri okullara sokulanlara ben de buradan sormak istiyorum:
* Siz nasıl oldunuz da bu kadar işkenceye ses çıkarmadınız? * Hiç mi vicdan kırıntısı taşımıyorsunuz? * O çocuk saflığından bu kadar zalim, insanlık düşmanı bir yüreğe nasıl geçiş yaptınız?
Kucaklaşanlar onların safına geçti. Bizler soralım bari.
SONRAKİ BÖLÜM: ÖRGÜTTEN KOPANLARA DA İŞKENCE YAPILDI
Yağız Aksakaloğlu, “Girdap-Askeri Okullarda Katliam”, Pankuş Yayınları, Birinci Baskı, Ekim 2021, s. 257-259
<www.superhaber.tv/zeynep-bastik-ile-tolga-akisin-evliligi-kisa-surd u-tek-celsede-bosandilar-haber-406662> Zeynep Bastık ile Tolga Akış’ın evliliği kısa sürdü! Tek celsede boşandılar
<www.superhaber.tv/erdal-besikcioglunu-kahreden-olum-babasi-bahattin -besikcioglu-hayatini-kaybetti-haber-406706> Erdal Beşikçioğlu’nu kahreden ölüm! Babası Bahattin Beşikçioğlu hayatını kaybetti
CEYHUN BOZKURT : FETÖ’nün işkence mangaları – BÖLÜM 4
Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızan FETÖ militanlarının “Şok Mangaları” adı altında Türk çocuklarına yaptığı onlarca işkence var. Bunları köşemde yazmaya kalksam, yüz bölümlük bir dizi olur. Mustafa Önsel’in “Ağacın Kurdu” ve Yağız Aksakaloğlu’nun “Girdap” kitapları ile TRT’de yayınlanan “Mahrem” belgeselini izlemenizi tavsiye ederim.
Bir önceki yazımı bitirirken, FETÖ tarafından yetiştirilen, sorular çalınarak askeri okullara girenlere şu soruları sormuştum:
– Siz nasıl oldunuz da bu kadar işkenceye ses çıkarmadınız?
– Hiç mi vicdan kırıntısı taşımıyorsunuz?
– O çocuk saflığından bu kadar zalim, insanlık düşmanı bir yüreğe nasıl geçiş yaptınız?
Sizlerin bildiklerinizden yanıt gelmedi. Ancak Şok Mangaları’nın yaşandığı dönemde çeşitli nedenlerle örgüte tepki gösterenler ve örgütten uzaklaşanlar oldu. Sonuç: Onlar da işkencelere maruz kalmaya başladı.
Size öncesinde örgüt üyesi olan sonrasında bu terör ve casusluk örgütünden uzaklaşan bir askeri okul öğrencisinin anlatımları üzerinden yaşadıklarını paylaşalım.
ELEBAŞININ NİYETİNİ SORGULAYINCA İŞKENCE BAŞLADI
Bu öğrencilerden biri olan B.G. 1994 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde doğmuş. İlk ve orta öğretimi İstanbul’da tamamlamış. Örgütle tanışması da 2007 yılında. Kendi anlatımıyla aktaralım:
“Sekizinci sınıfta lise sınavlarına hazırlanıyordum. Okulda başarılı ve terbiyeli bir öğrenciydim. Mahallemizde (Talat Paşa mahallesi) o zamanlarda yeni açılan Çınar Test Merkezi isimli kurum tarafından ücretsiz eğitim verildiğini duyduk. Sonrasında bu kişiler tarafından davet edildim. Başlangıçta test çözdürme ve gezi gibi faaliyetlerle sürekli çağırıyorlardı. Bir süre sonra evlere davet etmeye başladılar. Burada bizlere farklı isim veriyor ve o şekilde hitap ediyorlardı. Benim orada ki ismim Musap’tır. Lise sınavları yerine askeri lise sınavlarına hazırlamaya başladılar. Diğer sınav için tecrübe olacağını söylediler.”
Bu kişi mülakat ve spor testini başarıyla geçerek 2008 yılında Maltepe Askeri Lisesi’ne girmiş: “Okul sürecinde sürekli olarak görüşmek istiyorlardı. Her hafta sonu İstanbul’dan geliyor ve beni bekliyorlardı. Israrlarından sıkıldığım için 4-5 haftada bir gidiyordum Hafta sonları sabit bir meydanda buluşup Ahmet isimli şahsı takip ediyordum. İzmir içinde Bayraklı ve Karabağlar Mahallesi’nde bir çeşit evlere götürüldüm. Namaz kılıp kitap okuttular. Lise zamanında sürekli onlar tarafından rahatsız ediliyordum. Bu baskıdan sıkılmıştım ve gitmek istemiyordum fakat onlar sürekli çağırıyorlardı.”
B.G.’nin örgütün sorumlusu Ahmet isimli şahısla buluşmalarında sorduğu sorular, örgütün bakışını değiştirmiş. Neler mi sormaktaymış? Aktaralım:
– Bizi neden askeriyeye gönderdiniz?
– Bu işin sonu ne olacak?
– Hoca bu kadar adamı neden içeri sokacak?
“Bu gibi sorular karşısında Ahmet isimli şahıs biraz bekledi. Bir süre sonra ‘içeride namazı kılan adam kalmadı’ gibi konuşmalar yaparak konuyu kapattı. O konuşmadan sonra artık gelmemeye başladılar.”
İşkencelere giden sürecin başlangıcı bu sorgulama. B.G. askeri liseden mezun olup Menteş Askeri kampına gider gitmez, takım komutanı tarafından yaklaşık 100 kişi kadar olan bölüğünün içinden ismiyle hitap edilerek çağrılmış ve yemekhane temizliği görevine verilmiş. Sonrasını yine B.G.’den aktaralım:
“Verilen emir gereği yemekhane bölgesini süpürdüm ve temizledim. Takım komutanına tekmil vermeye gittim. Komutan ile beraber dönüşümüz sırasında ağaçtan 3-4 adet yaprak yemekhane bölgesine düşmüştü. Yaprakları gören komutan bir anda bağırarak emre itaatsizlik yaptığımı, yalan söylediğimi ve ‘şerefsiz’ gibi kelimelerle aşırı bir şekilde hakaret etmeye başladı. Çadırıma gönderildim, kamuflajlarımı giyip silahımı alarak tekrardan yanına gittim. O günden itibaren 3 gün boyunca olarak aşırı şekilde eğitim, mobing, susuz bırakma, deniz suyu içmeye zorlama, sürekli sakal tıraşı olma, taş ve surata kum atma, bedenimin üstü çıplak şekilde çadır taşıma, bedenimin üstü çıplak şekilde sahil kumunda sündükten sonra duş almadan tekrardan kamuflaj giyerek eğitime devam etme, hakaret, sabaha kadar süren şınav çekme gibi işkencelere maruz kaldım. Geceleri sadece başımda ki komutanla beraber arazide eğitime devam ediyordum.
3’üncü günün ardından ayrılmaya karar verdim. Benim yazdığım dilekçeyi kabul etmediler. Çünkü askeri lise kaynaklı öğrencilere farklı davranıldığını yazmıştım. Bu metin yerine uyum sağlayamadım gibi kendilerini suçsuz bırakacak taslak bir dilekçe örneği gösterdiler. Bir an önce oradan ayrılmak için imzalayarak ayrıldım. Bu süre içerisinde soyadının T. olduğunu bildiğim komutan bana bu eziyetleri yapan kişidir.”
Görüldüğü gibi sorgulama başladığı andan itibaren dışlanma ve işkence süreci başlamış.
İŞKENCECİLER KİMLERDİ
Örgüt, gerek kendisinden olmayan gerekse de kendi içinde olup istedikleri kalıba sokamadıkları öğrencileri her türlü işkence ile askeri okullardan uzaklaştırmış. Şok Mangası üyeleri olarak tanımlayan öğrencilerin anlatımlarına göre aralarında 15 Temmuz’da suçüstü de yakalanan Bekir Ercan Van, Tanju Poshor gibi FETÖ’cüler var.
Mesela Bekir Ercan Van’ın hikayesi ilginç. Bekir Ercan Van 1985’te TSK’ye öğrenci olarak sızdırılır. Aslında subay olmasının önünde büyük bir engel vardır. Van, bariz bir şekilde “r” harfini söyleyememektedir. Ancak TSK içindeki sızıntıların desteğiyle subay yapılır ve yükseltilir. Kurmay Yarbay rütbesiyle Hava Harp Okulu’nda Filo Komutanıyken, FETÖ terör ve casusluk örgütü militanlarının dışındaki öğrencilere sistematik işkenceleri ve baskısıyla bilinir. Bu konuda Mustafa Önsel’in kitabında bizzat tanıkların ve mağdurların anlatımlarıyla çarpıcı detaylar mevcut.
Türk çocuklarına baskı yaparak askeri okullardan uzaklaştıran FETÖ’cü Bekir Ercan Van, 15 Temmuz’da İncirlik’te 10’uncu Tanker Üs Komutanı olarak görev yapıyordu. O gece yetişmelerinde örgütsel anlamda kendisinin de katkısı olduğu FETÖ militanı sözde pilotların, Türk milletine ve devletine bomba yağdırdığı uçaklara yakıt desteğini koordine eden Van, darbe-işgal girişimi başarısız olunca üsteki ABD’li komutanın odasına kaçmıştı. Amerikalılara “Beni Almanya’ya kaçırın” diye yalvarmış, ancak Türk askeri ABD’lilerin binasını kuşatınca tıpış tıpış teslim olmak zorunda kalmıştı.
İşte Türk çocukları, kendi ülkelerinde bu militanların baskısına maruz kaldı. Bunları yeniden yaşamak istemiyorsak, gelecekteki Harbiyelilerin sadece ve sadece Türk vatanına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk milletine mensubiyet taşımasını istiyorsak, geçmişte yaşanan bu süreçten önemli dersler çıkartmalıyız. Çıkaramaz isek FETÖ ve benzeri terör ve casusluk örgütlenmeleri, ülkemize yönelik saldırılarını sürdürmeye devam eder. Bunun vebalini de bugün iktidar veya muhalefet koltuğunda oturan sorumlu kişiler taşır. Bizden söylemesi.