Bağnaz ulemanın Osmanlı’yı nasıl çürüttüğü bir gerçektir.
Bu çürüme sonrasında Osmanlı zayıfladı ve çöktü. Sonu çöküşle biten çürümede Gazali ve onun ekolunun etkisi göz ardı edilemez.
Bu çöküşe sebep olan çürümeleri iyi anlayıp, günümüzde ve gelecek nesillerimizin devrinde tekerrür etmemesi için dersler çıkarmalıyız. İşte bunun içinde önce Gazali’yi iyi tanımalıyız. Türkler arasında tıpkı Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde olduğu bugünde popüler oluşunu ve bu zihniyete karşı yapılan fikri mücadelelerin günümüze kadar neden başarısız olduğunu, doğru tespitlerle yapıp yeni iş bitirici fikri mücadele yolları bulmamız gerekiyor.
Önce Gazali’yi tanıyalım.
Gazali; Hüccetü’l-İslam ve Zeynüddin lakapları ile anılan felsefeye savaş açmış bir felsefecidir. 500’e yakın kitap yazdığı söylenir günümüze 75 kadarı ulaşmıştır. Selçuklu dönemi medreselerinde eğitim almış almışsa da Fars/Acem asıllı olduğu iddia edilen felsefe karşıtı İslam âlimi ve filozoftur olarak tanımlanır. Gazali felsefeyi küfrün yegâne kaynağı olarak göstermiş akıl ve mantıkla hareket edenlere savaş açmıştır.
Bugün de Türkiye’de muhafazakâr insanların büyük çoğunluğunun kütüphanelerinin baş kitabı olarak itibar gören İhyau Ulumiddin kitabında bilimleri Şer’i (dinsel) ve akli (dinsel olmayan) olarak iki ana başlık altında toplar.
Dinsel olmayan akli bilimleri de kendi içerisinde üçe ayırır: Mahmud (övülen), mezmum (yerilen) ve mubah (sakıncası olmayan).
Gazali “övülen” bilimlere insanın dini hayatını yaşamaya yardımcı olacak, sıhhatini koruyacak ilimlerdir ki tıp ve doğa bilgisi bilimleri bunanlara örnektir. Bu bilimler dine hizmet ettiği ölçüde faydalıdır aksi halde boştur, malayanidir der. Yani bunun dışında olanları çok kurcalamayın araştırmayın, moda tabirler “boş ver sal gitsin” diyordu.
Gazali; matematiksel ilimler olarak adlandırdığı hesap, geometri, astronomi, fizik vb ilimlerin insanı dinden çıkartabileceğinden dolayı çok fazla uğraşanların engellenmesi gerektiği görüşündedir. (Burası önemli Osmanlının gerilemesinin temel noktası buradadır!)
Gazali filozofların akılla bir şeyi açıklanamayacağını buradan sağlam bilgi çıkmayacağını savunuyordu. Tehafütül Felasife kitabında şunları der: “Demem şudur ki, bu filozofların uğraştıkları şeyleri akıllarıyla bulmaları imkânsızdır. Eğer bu şeyler doğru olsaydı, Peygamber bunları zaten ilham ya da vahiy yoluyla bilirdi; bundan dolayı mantıksal delillerle bunları ispatlayamaz.”
Gazali’ye göre dünyalık elde etmeye yönelik her bilim kötüdür. İşte bu tam olarak Ortaçağ Katolik kilisesinin skolâstik düşüncesinin İslam dünyasındaki tezahürüdür!
İbni Sina ve Farabi’yi inançsız olarak niteler, yüzlerce yıl Avrupa’da kitapları okutulmuş ve etki etmiş İbni Sina’yı ve Farabi’yi kâfir ilan etmiştir!
Üzülerek şunu özellikle ifade etmemiz gerekiyor
Gazali ekolü İslam dünyasında ve ülkemizde hala çok aktiftir ve sizlere din adına dayatılan bazı şeylerin temeli nedeni işte budur. Eğitim düşmanı olup cahillerin ferasetini öven günümüz sözde bilim ulemeları, hocaları ve akademisyenleri işte bu ekolün ürünüdür.
Modern İslam düşünürü Seyyid Hüseyin Nasr’a göre; Gazali’nin kaleme aldığı Tehafütü’l Felasife kitabı İslam dünyasındaki mantıksal felsefi akımın bel kemiğini adeta paramparça etmiştir. Aristo’nun “akla yatkın olan iyidir” anlayışı alaşağı edilip insanın hiçbir şey bilemeyeceği bu yüzden kör bir itaatle hayatını dini hükümlere göre yaşaması gerektiği düşüncesi hâkim olmuştur.
Gazali’den yüz yıl sonra İbni Rüşd, Gazali’nin “Filozofların Tutarsızlığı” kitabına satır satır reddiye yazarak Tutarsızlığın Tutarsızlığı (1180) isimli kitabını kaleme almıştır. Ancak İbni Rüşd İtalyan rönesansından etkilemiş büyük bir âlim olmasına rağmen aynı etkiyi maalesef bizde yapamamıştır.
İbni Rüşd akıl ile dinin aynı çatı altında eritilebileceği görüşünü tekrar etkin kılmak istemiştir. Ama artık çok geçtir, İbni Rüşd’ün tüm kitapları 1195’de Cordoba’da yakılır. Kitaplarının yakılması Avrupa’nın kaderini değiştirir.
Gazali; “Her şeyin bir sebebi vardır sen çok kurcalama her şey Allah’tandır” diyerek kör kaderciliği savunur
Ama tuhaf olan ise; Gazali’nin bu tutumu doğrudan veya dolaylı tüm İslam âlemini etkilemiş, merak etmeyi, sormayı, sorgulamayı ve itiraz etmeyi insanların elinden alıvermiştir. Bilim ve aydınlanma gerekircilik üzerine inşa edilirken, gerekirciliği çekip çıkartırsan bilimsel gelişmeler hülyalarda kalır.
Günümüzde de kör kaderciliğe tanık olmayanınız yoktur. Tarikat yuvalarında insanlara bazı bilimleri yok sayarak; “Bilimler dine hizmet ettiği ölçüde faydalıdır aksi halde boştur, malayanidir” cehaleti pompalanıyor. “Filanca bilim kötüdür sormayın sorgulamayın her şey Allah’tandır.” cehaleti pompalamakla kalmayıp, sadece ilahiyat bilimini öğrenmenin her şeye yeteceğini telkin ediyorlar. İşte ilk emri, öğrenmek ve anlamak için “oku” olan İslam dininin, Gazali’ciler tarafından getirilmek istendiği nokta bu işte! Bunda da gayet başarılılar.
Günümüzde Müslümanların akılsızlıkları yüzünden burnu pislikten kurtulmuyorsa bu bağnaz Gazali’ci zihniyetin hâkim olmasının bir sonucudur. Bilimde, sanatta, edebiyatta, sporda, sosyal alanlar başta olmak üzere tüm alanlarda gelişememişsek bu Gazalici zihniyetin bir sonucudur.
Peki, bu ekolün prangasından Anadolu insanını kurtarmak isteyen olmamış mı?
Tabii ki olmuş. Fatih Sultan Mehmed. Fatih Sultan Mehmed, Sahn-ı Semaniye medreselerini kurunca Orta Asya’dan bilim adamlarını ders vermeleri için davet eder. Felsefe, Matematik ve Astronomi gibi bilimlerin okutulmasını bunlar hakkında tartışmalar yapılmasını sağlar. Matematik ve ilahiyat çalışmalarına destek verir.
Ali Kuşçu’yu Semerkand’dan getirtir, Öklid kitapları okutulmaya başlanır. Rasathaneler kurar. Fatih’le birlikte bağnaz ve kaderci olan Gazalici ilimler yerine müspet ilimler olan astronomi, mantık, matematik, fizik, kimya, feza gibi ilimler sarayda yer bulur.
Fatih şüphesiz devrinin ilerisinde bir entelektüel ve âlimdi. Rönesans reforma ilgi duymuş, coğrafya bilimini önemsemiş Batlamyus’un coğrafya kitabını çevirtmiş.
Tabii bu durum Gazalici ulemaların hiç hoşlarına gitmez ve homurdanmaya başlarlar. Molla Lütfi gibi akli ilimciler ise homurdanan bağnaz Gazalici ulemanın batıl inançlarıyla her ortamda dalga geçerler. İslamı yozlaştırmaya çalışan Gazalici ve diğer tasavvufçular taraftarlarınca sevilmezler. Dalga geçilmesini ilmi ve fikri olarak bastıramayan Gazalici ulema takımıda, en önemli silahı olan “zındıklar” ve “şirkçiler” diye yaftalamaya başlarlar. Onlarla en çok dalga geçen Molla Lütfi “zındık ve şirkçi” denilerek katledilmiştir.
Fatih’ten sonra ne olmuş derseniz?
Fatih’in bu vizyonu oğlu 2.Bayezid döneminde terk edilmiş. Bu ilimler medreselerden çıkartılmıştır. Demek ki Fatih oğlunu iyi yetiştirememiş.
Osmanlı dönemi ilim ve bilimlere Osmanlı âlimleri ne katkı yaptığı sorusu aklınıza geldiyse ona hemen cevap verelim;
Hiçbir katkı yapmadılar. Katkı yapsalardı Osmanlıda çürüme o kadar erken başlamazdı. Asıl katkı ise 9-10. Yüzyıllarda yapılmıştı. Gazali gibi adamlarsa bunu Osmanlı döneminde bozmuş, Fahreddin Razi gibi bağnaz kelamcıların aklı kullanmayı gerektirmeyen kitapları ise tıpkı günümüzde olduğu o dönem ulema takımının başyapıtı olmuştur.
Meleklerin bacaklarına bakıyor fetvasıyla rasathane yıkılması olan Takiyüddin vakasını bilirsiniz. O dönemde Gazalici Osmanlı sözde ulema takımının bilime bakışının geldiği nokta işte buydu.
Şimdi gelelim değerlendirmeye;
İslam dünyası neden geride kaldı? sorusunun cevabı koşulsuz itaat, biat, şükürçülük mekanizması, merak etmeyin-sormayın-sorgulamayın bunlar günahtır, şirktir, hocalarınız size ne diyorsa ona inanın huriler sizi cennette karşılayacak, ilaca bile ihtiyacınız olmayacak diye telkinlerde bulunun bu hain ulema yüzündendir.
Fakir bırakılan halkı şükürcülüğe iten, ama kendileri zırhlı araçlarla, korumalarla ve konvoylarla gezen, daha fazla paralar kazanmak için “din satan” şeyh bozuntuları vb uydurdukları dini kullanıp insanları afyonlayan İslam dünyasının despotlarıdır.
Gazali ekolü neden Türklerde ve Anadolu’da rağbet gördü derseniz de; Moğol istilası sonrası Anadolu’nun durumuna bakmak lazım. Moğol istilası Anadolu topraklarında sefalete düzensizliğe fakirliğe bulaşıcı hastalıklara ve ölümlere sebebiyet verdi. Bu gibi sefalet durumları o dönemin Anadolu insanlarını öteki dünyadan medet ummaya itmişti.
Bugün durum farklı değildir. Şu an sefil haldeyiz bari şükredelim de öteki tarafta rahat ederiz kafayı bunlara takmaya değmez düşüncesi hala hakimdir.
Gazalici zihniyetin yarattığı ve günümüzde de sürdürmek istediği tehlike budur. Dini kullanıp cahil halka cennet satarlar. Kendileri bu dünyada cenneti yaşıyorlar, insanlara da; “Peygamber bir hurmayla oruç açardı” “Fakirler Cennette Şehitlerin Yanında olacak” diyerek açlığa ve yokluğa şükrü pompalıyorlar. Ama kendileri ise, bir tek kuş sütünün eksik olduğu sofralarda oruçlar açıp sahurlar yapıyorlar. Bununla da kalmayıp bunları eleştirenleri; “İslama saldırıyorlar” diyebilecek kadar ahlaksızlaşıyorlar. Cahilin ferasetine methiler dizenler ise bağnazlıkla savaşanları kâfir ilan ediyorlar.
Bazıları da nereden güç aldıysa, lüks araçlarıyla gövde gösterisi yapıp sürekli olarak belli belirsiz kaynaklardan fonlanıyorlar.
İşte size bir örnek
Türkiye’nin konuştuğu Menzil tarikatının lüks araç konvoyu
Menzil tarikatıyla ilgili paylaşımlarında bulunan “burcu burcu menzil” adlı hesap, Menzil tarikatı lideri ve beraberindekilere ait olduğunu ifade ettiği lüks araçlardan oluşan uzun konvoyun görüntüler.
Nereden geliyor bu değirmenin suyu diye hesap sormadıkça da asgari ücretle geçinmeye çalışırsınız. Tıpkı bugün asgari ücreti alıpta buna da şükür diyen biatçı akılsızlar gibi.
Velhası kelam;
Ülkemizin her yerine etki eden Gazali zihniyetinden kurtulmak şarttır artık. Bunun yolu da dini yozlaştırmaya çalışan tasavvuf kültürünün ürünü olan ve Gazalicilik ekolunu devam ettiren tarikatları ıslah etmekten geçer.
Islah olmuyorlarsa kökten kapatmak en hayırlısıdır. .
Yorumcalar’dan.