Yayınlandı: 17.12.2022 20:29
Güncellendi: 19.12.2022 22:22

SİYASET DOSYASI /// NECATİ KARTAL : Siyaseti mahkemeler yoluyla dizayn etmek mi ????

NECATİ KARTAL : Siyaseti mahkemeler yoluyla dizayn etmek mi ????

Yayın: 14.12.2022

 

Geldik 1990’lı yıllara…

Siyaset; sandıkla oluşan bir denge, oy oranına göre bir temsil ve hizmet etmek için, projelerin halkın onayına sunulduğu bir kurumdur.

Siyasetin, sandık dışında dizayn edilmesi, siyasetin ahlakına ve genel işleyişine aykırıdır.

Aykırı olmasına rağmen, Siyasetin, sandık dışında yapısını dizayn etmek, tarihimizde çokça kullanıldığını bilmekteyiz.

SANDIK DIŞINA ÇIKMAK

Yaşanmışlıklara bakarak, siyasetin sandık dışında dizayn edilmesinin  üç yolu olduğunu görmekteyiz.

Bunlar;

Birincisi darbe; Darbe yapmak suretiyle, muhalifleri, “vatan haini ilan edip, onlara siyasi yasak getirmektir.”

Bu model 1960, 1971 ve 1980 darbelerinde kullanıldı. Her üçünde de, siyasi aktörler tasfiye edildi, siyasi yasak getirildi.

Ama başarılı olamadı.

İkincisi Mahkemeler Yoluyla Tasfiye;  Mahkemeler kanalıyla,  en güçlü, geleceği en parlak rakiplere ya da tümden partilere, eften püften nedenlerle, ceza verip siyasi yasaklı hâle getirmektir .

Bu model de  1990’lı yıllarda özellikle 28 Şubat’ta ve 2000’li yıllarda FETÖ tezgahı bağlantılı davalarda  kullanıldı. RP ve FP kapatıldı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a siyasi yasak getirildi.

Ama bu da tutmadı.

Üçüncüsü Seçim kararları ve seçim sonuçlarıyla oynamak; Seçimlerde hileli oy kullanmak,  rakiplerin oylarını bir yolla yok saymak, seçimlerde iktidarın taleplerini yerine getirmek ama muhalefetin aynı taleplerini kabul etmemek, kararları yürütme gücünün talepleri üzerinden vermek gibi kararlardır.

Bu model de, Ankara, İstanbul  ve bir kısım illerde yapılan yerel seçimlerinde kullanıldı, ancak, en somut örneği Ankara beş yıl sonra, Istanbul ise üç ay sonra, misliyle geri tepti.

KARARDA İKİNCİ MODEL

Bugün gelinen noktada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında mahkeme, 2 yıl 7 ay hapis cezası verip, siyaset yasaklı hale getirilmesi, bu üç modelden, ikincisi olan, yani 1990’lı yılların 28 Şubat’ta ‘siyaseti mahkemeler yoluyla dizayn etmek, rakipleri siyasi yasaklı hâle getirmek‘ modeli uygulanmasına benzemektedir.

DAVA NEREDEN KAYNAKLANDI

Hukuki durum basitçe şöyle gelişti.

Davaya konu olan cümle, İçişleri Bakanı Soylu’nun, İmamoğlu’nun Avrupa’da yaptığı bir konuşma için, İmamoğlu’na “Türkiye’yi şikayet eden ahmak” demesine karşılık, gazetecinin bunu canlı yayında,  sorması ile İmamoğlu’nun, “”Ahmak, 31 Mart seçimini tekrarlatanlardır”” demesi üzerine açılmış, savcılık bunu YSK’ya hakaret kapsamında değerlendirmiştir.

Ancak, YSK üyeleri bu söz dolayısıyla şikayetçi olmamışlardır.

Ceza kanunu ve Mahkemelerin verdiği emsal kararlarda, “eğer karşılıklı söylenmiş hakaret varsa, bu cezai şart oluşturmaz” demektedir.

Keza, geçen ayki duruşmada, basına yansıyan haberlere göre, mahkeme Başkanı; “bu sözün Soylu’ya söylenmediğini iddia eden biri var mı bu salonda” diyerek, sözün muhatabının Soylu olduğunu dolaylı olarak kabul ettiğini beyan etmiştir.

Ayrıca, geçen hafta sonuçlanan bir davada üst mahkeme olan İstinaf Mahkemesi,  YSK hakkında ve bizzat YSK’nın şikayetçi olduğu bir dava da, “seçim sonrasında bu tip söylemler hakaret içermez” kararını onayladı.

Bu tip kararlar, emsal kararlardır.

Dolayısıyla, kamuoyunda cezayı gerektirecek herhangi bir koşul oluşmadığı kanaati hasıl olmuş,  kararın  hukuki olmaktan öte, siyasi olduğu görüşü oluşmuştur.

KARARA SİYASİ YAKLAŞIMLAR

Karar siyasi midir?  Bütün yorumcuları izledim, siyasi olmadığını savunan neredeyse yok gibiydi.

Bunlar; Ak Parti sözcüsünün “İstinaf ve Yargıtay  yolu açık” türü dolaylı, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Eski Ak parti hükümetinin bakanları,  Ak partili eski meclis başkanları, 6’lı masa dışındaki , gerek sağ, gerekse sol tüm siyasi partilerin liderleri, Ak Parti yorumcularının bir kısmı ve hatta Abdülkadir Selvi, ‘bu karar Erdoğan’ı ve Kılıçdaroğlu’nu tasfiye kararıdır’ demesi, halen TCK’yı yazan hukukçu profesörlerin doğrudan eleştirileri davanın hukuki olmadığı, siyasi olduğu yönündeydi.

BİLİRKİŞİ RAPORLARI

Keza, mahkeme üç önemli hukukçu profesörden bilirkişi olarak, “bu dava da hakaret içeren bir durum var mıdır?” diye resmi bilirkişi raporu istiyor. Üç bilirkişi profesör de, “bu davada hakaret unsuru oluşmamıştır” şeklinde rapor vermiş olması da, kararın hukuk dışına çıktının işaretini vermiştir.

GELDİK 90’LI YILLARA

Bugün gelinen noktada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 2 yıl 7 ay hapis cezası ve bir anlamda siyaset yasağı getirmek, yukarıda bahsettiğim üç modelden, ikincisi olan, yani 1990’lı yılların ‘siyaseti mahkemeler yoluyla dizayn etmek, rakipleri bir nevi siyasi yasaklı hâle getirmek’ modeline benzemektedir.

SİYASİ HESAPLAŞMA

Ama;  gerek dünya siyasi tarihi, gerekse Türkiye’nin siyasal yaşanmışlığı, bu modelin tutmadığını göstermiştir.

Bu gelişmede de tutmayacağı, hatta İmamoğlu’nun popülaritesini arttıracağı kanaatindeyim.

Bırakın  CHP’yi veya sol partileri,  merkez sağın tüm parti liderlerinin ve özellikle Meral Akşener’in benzer hukuki davalardan sonra, biri Osmanlı dönemi, diğeri 90’lı yıllarda kullanılmış olan ve tarihsel olarak kendini kanıtlamış; “Söz veriyorum, bu şarkı burada bitmeyecek. Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet” cümlesinin, zamanla yaratacağı etkiyi sanırım hepimiz göreceğiz.