Yayınlandı: 29.12.2022 19:09
Güncellendi: 31.12.2022 18:04

TEKNİK TAKİP DOSYASI : BİZİ KİM GÖZETLİYOR – (TOPLAM 4 BÖLÜM)

 

BİZİ KİM GÖZETLİYOR – (TOPLAM 4 BÖLÜM)

 

Posted on  by Nacikaptan

 

ARAŞTIRMA YAZISI

NACİ KAPTAN – 12 Haziran 2022

 


 

BAĞLANTILI YAZILAR

https://nacikaptan.com/?p=100572 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1
https://nacikaptan.com/?p=100589 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2
https://nacikaptan.com/?p=100612 –  BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3
http://nacikaptan.com/?p=100705   – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4
 

 


 

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1

Değerli okur,
BİZ/LERİ KİMİN GÖZETLEDİĞİ konusuna George Orwell’in 1984 (Big Brother watching You) kült kitabından alıntılarla başlamanın yararlı olacağını düşündüm. Kitapta kurgu olan TOPLUMUN GÖZETLENMESİ konusu zamanımızda hayatımızın bir parçası oldu.
Gözetlenmek ve fişlenmek kişilerin bilgisi ve onayı dışında kamu görevlileri, hükümet tarafından gizlice yapılıyor. Amaç muhalifleri sindirmek. Bir diğeri ise amaçları hakkında tam bilgi sahibi olmadığımız sosyal medya üyelikleridir. Bunlardan birisi de örnekleme olması için Face-Book’tur. bu konuya yazının akışı içinde değineceğiz.

 


 

“Büyük Birader diye biri var mı?”
“Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.”
“Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?”
“Sen yoksun ki,” dedi O’Brien.
(Orwell, 294)

 


 

Yeni bir ev kurarken alınacak ilk eşyalardan biri, çoğu kişi için en önemlisi, perdedir. Amaç dışarıdaki gözlerin içeriyi görmesini engellemektir, çünkü içerisi mahremdir. Peki, ya o gözler hâlihazırda içerideyse?
Orwell’in anti-ütopyasında gözetleyen gözler sadece içeride değil, her yerde ve her an açıktır. Resimlerini herkesin gördüğü ancak gerçekte kimsenin karşılaşmadığı, hatta varlığından bile şüphe duyulan Büyük Birader’in gözleridir bunlar. Büyük Birader her şeyi gören ve bilen, hataları affetmeyen, cezalandırıcı bir tanrı figürüdür aslında.
Jeremy Bentham, Le Panoptique adlı eserinde gözetleme sorununa mimari bir çözüm olarak Panoptikon fikrini sunar. Buna göre merkezde gözetmenin yer alacağı bir kule ve bunun çevresinde sakinlerinin birbirleriyle iletişim kuramayacakları şekilde yan yana dizilmiş hücreler bulunacaktır. Hücreler önden ışıklandırıldığından kuledeki gözetmen herkesi izleyebilirken, hücredekiler ne birbirlerini ne de kendilerini gözetleyeni göremeyecek, ancak her an gözetlenmekte olduklarını bileceklerdir.
 
“Bentham kuleye kimi koymaktadır? Tanrı’nın gözünü mü? Fakat Tanrı onun metninde pek yer almaz… Kim o halde? Velhasıl, Bentham’ın da iktidarı kime emanet edeceğini pek iyi bilmediğini söylemek gerekir” (Foucault, İktidarın Gözü, s.97).
Orwell ise kuleye Büyük Birader’i oturtur ve onu şöyle tanımlar:
 
Büyük Birader yanılmaz ve her şeye kadirdir. Tüm başarılar, tüm kazanımlar, tüm zaferler, tüm bilimsel buluşlar, tüm bilgiler, tüm bilgelikler, tüm mutluluklar ve tüm erdemler doğrudan onun önderliğinden doğar ve ondan esinlenir. Büyük Birader’i bugüne kadar gören olmamıştır. O, duvarlardaki posterlerde bir yüz, tele-ekranlarda bir sestir. Onun asla ölmeyeceğinden kesinlikle emin olabiliriz, ne zaman doğduğu ise belirsizdir. Büyük Birader, Parti’nin dünyaya görünmek için büründüğü surettir. İşlevi, bir örgütten çok bir bireye karşı daha kolay duyulabilecek sevgi, korku ve saygı gibi duyguları kendisinde odaklandırmaktır. (s. 239)
Büyük Birader’in gözleri binaların dışına, içine, apartman dairelerinin içine, dairelerin camlarından bakınca hemen görülebilecek her yere asılmış dev posterlerden sürekli insanlara bakmaktadır. Posterlerin altında BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜSTÜNDE yazıyor olması da zaten kısıtlayıcı olan izlenme hissini daha da pekiştirir. Hiptonize edici bakışlar yalnızca posterlerden de değil, kitap kapaklarından, sigara paketlerinden, banknotlardan, kısacası her yerden insanları izleyip durur: “(Winston) Çocuklar için hazırlanmış tarih kitabını alıp Büyük Birader’in kapaktaki portresine baktı… Sanki büyük bir güç üzerinize yükleniyordu; kafatasınızda bir delik açıp beyninizi tepikliyor, yüreğinize korku salarak inançlarınızı koparıp alıyor, handiyse aklınızın tanıklığını yadsımaya razı ediyordu sizi.” (s. 105)
 
İktidarın Gözü Büyük Birader teknoloji vasıtasıyla hâlihazırda rahatsız edici olan bu izleme/izlenme durumunu daha da ürkütücü bir boyuta taşımıştır. Tele-ekranlarla donatılmış 1984 Okyanusya’sında mahremiyet artık sözlükte olmayan bir kelime; dolayısıyla da var olmayan bir kavramdır. İktidar gücünü elinde tutan O’Brien gibi İç Parti üyeleri dışındaki vatandaşlar tarafından kapatılması mümkün olmayan tele-ekranlar evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda, tuvaletlerde, hapishanelerde gece-gündüz insanları gözetlemektedir.
Hem alıcı hem de verici vazifesi gören bu ekranlar yalnızca izlemekle kalmaz, aynı zamanda bireylerin yaşamlarına müdahale aracı olarak da kullanılır. Örneğin her sabah kalkış düdüğünden sonra başlayan Beden Alıştırmalarından birinde Winston zayıf düşmüş bedeni acılar içinde olduğundan egzersizi düzgün yapamayınca kadın eğitmen doğrudan ona hitap ederek bağırır:
6079 Smith W! Evet, sen! Biraz daha eğilir misin, lütfen! Bence daha iyisini yapabilirsin. Kendini vermiyorsun ki. Az daha eğil, lütfen! Tamam, böyle daha iyi, yoldaş. şimdi rahat! Herkes beni izlesin. (s. 61) Dolayısıyla, düdük çaldığında yataktan kalkmamak ya da bir sabah olsun egzersizleri yapmamak gibi özgür bir tercih söz konusu değildir. (https://www.romankahramanlari.com/buyuk-biraderin-gozleri)

 


 

 
Büyük Birader seni izliyor!
 
Irkçı, cinsiyetçi ön yargılarla kurgulanmış algoritmalar insanın geçmişine bakıp geleceği hakkında karar verirken “yüz tanıma” programları da gözetleyerek bütün hayatınızı kayıt altına alıyor.
“…Duvara asılı bir poster üstünde koca bir suratla izliyordu, Hareket ettiğinde seni izliyormuş gibi görünmek üzere tasarlanmıştı. Altında ‘Büyük Birader seni izliyor’ yazıyordu…”
George Orwell, “1984” adlı romanında yer alan kurgusal karakterlerden biri olan Big Brother’ı (Büyük Birader) böyle anlatıyor. Big Brother totaliter rejimle yönetilen, iktidar partisinin halk üzerinde büyük baskı kurduğu hayali bir ülkenin gizemli diktatörü. Orwell’in betimlediği toplumda her bir birey, tele-ekranlar aracılığıyla yetkililerin sürekli göz hapsi altındadır. Gözetim altında oldukları da “Büyük Birader seni izliyor” sloganıyla anımsatılmaktadır.
 
Yapay zekânın özgürlüklerimiz üzerindeki hükmünün arttığı bir toplumda yaşamak nasıl bir şey? Yapay zekânın insan hayatına etkisi nedir? sorularına yanıt arayan “Coded Bias” adlı belgesele göre “Büyük Birader seni izliyor” bugün gerçek oldu.
Çin, Amerika ve İngiltere “izleme” konusunda başı çekiyor. İngiltere’de caddelerdeki yüz tanıma araçlarına karşı bazı sivil oluşumlar “Biz de bizi izleyenleri izliyoruz” diyerek tepki gösteriyor.
Çin açıkça gözetliyor!
 
Çin’in vatandaşlarının yaşamlarını izlemek ve çeşitli hizmetlere erişimlerini kontrol eden puanlar oluşturmak için yüz taramalarını kullanacak bir “sosyal kredi” programı oluşturma çabaları ise ayrıca detaylandırıyor. Ve her bir vatandaşına günlük yaşama dair sosyal kredi notu veriyor. Belgesele göre; Çin açıkça vatandaşlarına “seni takip ediyorum” diyor.
Mesela “Hükümet hakkında söyledikleriniz, yaptıklarınız sadece sizin değil, ailenizin dostlarınızın da notunu etkileyecek” diyor. Bir nevi vatandaşları üzerinde algoritmik itaat düzeni sağlıyor. Güvenilirliğini kaybeden vatandaşa kısıtlamalar getiriyor. Fakat durumdan memnun olan Çinliler de var. Çinli genç bir kadın, erkek arkadaşını seçerken vakit harcamadığını, sosyal kredi puanının bu seçimde etkili rol oynadığını belirtiyor. Ama Hong Kong’da, polis yüz tanıma sistemlerini kullandığında göstericiler ya lazerlerle yüz tanıma teknolojisini etkisiz hale getiriyor ya da kamera lenslerini siyaha boyayarak eylemlerine devam ediyor.
Amerika yalan söylüyor
 
Yeni icatlara önce zenginler sonra fakirler ulaşıyor sanıyorduk, ama belgesele göre gerçek tam tersi. 2000’li yılların başında Amerikalıların başarısızlığı üzerine bir yatırım yapıldı. Belli profiller “başarısız” olmak üzere seçilip ellerindeki projeye uygun hale getirildi. Bu insanlara yüksek faizli ev kredisi verilecekti, ama daha sonra ödeyemeyeceklerini umarak bu insanların ipotekli malı ve tüm varlıkları ellerinden alınacaktı. Bu Wall Street’ten çıkan algoritmik bir oyundu ve başarılı da oldu. 2008 ekonomik krizinde bu yolla 4 milyon Amerikalı kredi borcunu ödeyemediği için evinden oldu. Mortgage krizi esnasında Amerika tarihinin en büyük siyahi mal varlığı kaybı yaşandı.
Belgesel aslında Amerika’nın Çin’den pek farklı olmadığı konusunda uyarıyor. Amerika sadece bunu açıkça yapmıyor. Amerika Birleşik Devletleri de sosyal medya şirketlerinin, diğer şirketlerin ve kanun uygulayıcı kurumların üzerinden insanları gözetliyor, ancak bunu gizli yapıyor.
Algoritmalar ceza adaleti, eğitim, finans ve daha fazlasında giderek artan bir rol oynadıkça, dünya medyası teknoloji danışma kurulları ve akademik programlarla gerçekte neyin, amaçlandığı konusunda daha akıllı olmak zorunda. (Milliyet – Belma Akçura – 25 Nisan 2021)

 


 

Bilim ve bilişim teknolojisi, akıl sınırlarını zorlayan buluş ve icadlar ile insanoğlunun dünyasını ve yaşamını yeniden şekillendiriyor. 60’lı yıllarda Amerika’dan Türkiye’ye gönderdiğim mektup uçak ile 3-5 gün, gemi postası ile 15-20 günde gidiyordu. Şimdi bir tek tuşa basarak dünyanın en ucundaki alıcıya yazdığımız mektubu  anında gönderebiliyoruz. Bilgiye erişim de artık çok kolay, Google amca’ya birkaç kelime yazdığınızda merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz konu anında önünüze yüzlerce/ binlerce seçenekle geliyor. Arkadaşınızla, ailenizle görüntülü konuşuyor ve ücret de ödemiyorsunuz.
İnternet ile dünya daha da küçüldü, ticaret, bilgi paylaşımı akıl almaz derecede hızlandı ve büyüdü. Fakat bunlar olurken, bu gelişmelerden kendilerine yarar sağlayacak olan kötü niyetliler de türedi. Kişilerin  kimlik bilgileri, firmaların, bankaların hesapları çalındı. Bundan kişisel olarak ben de payımı aldım.  Banka hesabımın tümü ile, kredi kart numaramı ele geçiren birisi “African Wild Life’tan” alış veriş yaptı. AWL de bana 1 arslan, 1 suaygırı, 1’de zürefa armağan etti!!!… Anladım ki bu internetin sadece faydası değil, çok da zararı olabiliyormuş… İnternetle birlikte “Hacker” denilen bilgi ve para hırsızlığına yönelik yeni bir meslek ortaya çıktı..

 


 

İnternet kullanıcılarını bekleyen tehlikeler
 
Demokrasi ve hukukun göz ardı edildiği az gelişmiş totaliter/faşist ülkelerin yönetimlerinde olan otokrat, buyurgan yöneticilerin ülkelerinde  istihbarat daha çok ülke içindeki muhaliflere yönelir. 
Özellikle muhalif, aydınlar, toplum önderleri, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler, üst düzey bürokratlar gizlice izlenir, dinlenir ve görüntülenir. Toplanan bilgiler arşivlenir ve dosyalar gelecekte kullanılmak üzere buyurgan efendinin kasasına konur. Zamanı geldiğinde  kayda alınmış olan kelimeler, cümlelerle oynanır, özünden saptırılır ve MUHALİFler yapay, sahte kanıtlarla suçlanır, yargılanır ve hapsedilir.

 


 

Naci Kaptan – 12 Haziran 2022 / Bölüm 1 / Devam edecek

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2

 

Posted on  by Nacikaptan

 

 

ARAŞTIRMA YAZISI


NACİ KAPTAN – 13 Haziran 2022

 


 

BAĞLANTILI YAZILAR

https://nacikaptan.com/?p=100572 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1
https://nacikaptan.com/?p=100589 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2
https://nacikaptan.com/?p=100612 –  BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3
http://nacikaptan.com/?p=100705   – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4
 

 


 

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2

 


 

1984 – BÜYÜK BİRADER – OKYANUSYA
Posterler ve tele-ekranların yanı sıra çocuklar da Büyük Birader’in gözlerinin her yerde olmasına olanak sağlamaktadır. “Casuslar” adlı örgütte oyuncak silahlarla alıştırma yapan, Büyük Birader sevgisi aşılanan ve düşünce suçu işleyen yetişkinleri tespit ve ihbar etmeyi öğrenen çocuklar kendi anne-babalarını dahi ihbar eden birer korku unsuru haline gelmiştir.  Dolayısıyla aile kavramının da ortadan kaldırılması gerekmektedir: “Aile tümden ortadan kaldırılamadığı için, insanlar eskiden olduğu gibi çocuklarını sevmeye özendiriliyordu. Buna karşılık, çocuklar ana babalarına karşı sistemli bir biçimde kışkırtılıyor; onları ispiyonlamaları ve sapmalarını ihbar etmeleri öğretiliyordu. Aile, Düşünce Polisi’nin bir uzantısı olup çıkmıştı” (Orwell, s. 162)
 Buna örnek olarak romanda Yoldaş Ogilvy on bir yaşındayken amcasını, Parsons’ın küçük kızı da önce hiç tanımadığı bir adamı sırf ayakkabılarından kuşkulandığı için, ardından kendi babasını uykusunda konuşurken “kahrolsun Büyük Birader” dediğini duyduğu için ihbar eder ve yakalattırır. Düşüncelerinin açığa çıkmasından ve ihbar edilmekten korkan Okyanusya vatandaşları Panoptikon’daki hücrelerinde birbirlerine görünmez kılınan bireyler gibi Zafer Konutları’nda yaşayan komşularıyla iletişim kurmadan, tele ekranın gözetiminde bir nevi hapis hayatı yaşarlar.

 


 

Okyanusya’dan Türkiye’ye gelince; Şahsım devleti de muhalifleri izleme-kayda alma ve suçlama evreleri için çalışmalar yapıyordu.  Sosyal medya kullanıcıları, iktidarın dönen tekerine çomak sokuyor, baş ağrıtıyordu…  Bu sosyal medya, twiter, Whats-up, Face-book Tik-Tok, Bip, Telegram denen  haberleşme ağları da artık çok oluyordu!
Bu gezginci teröristler! şahsım devletinin ve adamlarının yapmış olduğu yasalara aykırı, anayasaya aykırı, gizli kalması gereken her bir olayı yolsuzlukları, hırsızlıkları, yurt dışına para transferlerini, Gemicikleri, Man, Malta Adası, WikiLeaks  belgelerini, pudra şekercilerini anında, yıldırım hızı ile çok sayıda başka sosyal medya kullanıcılarına iletiyorlar, onlar da diğerlerine iletiyordu. Böylece yolsuzluklar, devletin varlığını, ekonomisini tehlikeye atan gizli kişisel anlaşmalar dalga dalga yayılıyor ve gerçekler ortaya çıkıyordu.
Bunlar var ya bunlar…Kızlı erkekli bunlar, hepsi gezici idi.. Sizi gidi teröristler sizi…
Bu haberleşme özgürlüğünün kısıtlanması, kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu nedenle SOSYAL MEDYA YASASI meclise getirildi. Yasa ile sosyal medyada şahsım devletinin canını sıkan haberleri, yazıları paylaşanlar baskı, denetim altına alınarak cezalandırılmalarını öngörüyor. Sözde Dezenformasyonla mücadele amacıyla hazırlanan, 40 maddelik yasa teklifi AKP ve MHP’li milletvekillerin ortak imzası ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklifle; endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.
 
Yazıların dezenformasyon olup, olmadığın ve izlenmesi için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK)  yetkilendiriliyordu. Demokles’in kılıcı sosyal medya kullanıcıların tepesine asıldı…İş bununla kalsa iyi. Sizlere çok daha önemli bir bilgi vereceğim;
 
Edward Snowden 2013 yılında “Amerikan hükümeti, tüm büyük internet servis sağlayıcı firmalarının sunucularından (bilgisayarlarına) istediği bilgileri alıyor” şeklindeki skandalı duyurduğunda, dünyada çok önemli bir şeyler değişti. Örneğin Avrupa Birliği, ABD’yi o zamana kadar Avrupalı vatandaşların verileri için “güvenli liman” diye tanımlardı ama olaydan sonra bu tanım kaldırıldı. Devletlerin diledikleri zaman internet kullanıcıların tüm bilgileri aldığı, internet haberleşmelerinin izlendiği bir yer güvenli olabilir miydi?
 
Edward Snowden’ın Amerikan Ulusal İstihbarat Örgütü’nin (NSA) Amerikalıların telefon kayıtlarının toplu gözetimine ilişkin sızıntıları yapmasından yedi yıl sonra, bir temyiz mahkemesi programın hukuka aykırı olduğu ve programı alenen savunan ABD istihbarat liderlerinin gerçeği söylemediği kararını verdi. Kararda, ABD dokuzuncu devre temyiz mahkemesi, milyonlarca Amerikalının telefon kayıtlarını gizlice toplayan yazılımın, Yabancı İstihbarat Gözetleme Yasasını ihlal ettiğini ve anayasaya aykırı olabileceğini söyledi. ABD mahkemesi gerçeği görmüş ve ABD devletinin kişisel bilgilere erişmesinin anayasaya aykırı olduğu kararını almıştı. Ya bizde neler oluyordu?
CHP Bilişimden sorumlu Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel toplum tarafından bilinmeyen önemli bir haberi duyurdu. Bu haber tüm SOSYAL MEDYA kullanıcılarını ilgilendiriyordu. Haber şöyle idi;
“En son söyleyeceğimi en başta söyleyerek başlayayım: Cumhuriyet tarihinin en büyük fişleme skandallarından biri ile karşı karşıyayız. 85 milyonun hiçbir mahkeme kararı olmadan KVKK’ya ve Anayasa’ya, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı bir şekilde BTK eliyle kitlesel olarak izlenmesi, takibi söz konusu. Ve bu bir süredir devam ediyor ve milyonlarca abonesi bulunan 3 büyük firma da dahil olmak üzere birçok servis sağlayıcı bu verileri BTK ile halihazırda paylaşıyor. Yani 85 milyon aslında süresiz olarak takip altında. BTK’nın bir istihbarat birimi olmadığı açıktır. BTK bu verileri hangi gerekçeyle topladığının hesabını kamuoyuna vermelidir.”
Adıgüzel’in ortaya çıkardığı olay, “Abone Deseni” adını taşıyor. Bu internet servis sağlayıcılara BTK tarafından gönderilen bir talimat. Talimat yeni değil ama “gizli” ibaresi ile gönderilmiş.  “Milli güvenlik” kisvesine sokulduğu anlaşılıyor. Bu nedenle de Adıgüzel ortaya koymadan önce pek duyulmadı.
 
“Abone Deseni” denilen şey, Türkiye’de herhangi bir şirketin internet servisine abone olan kişilerin annesinin kızlık soyadından tutun, pasaport numarasına, önceki GSM numarasına, telefonunun yurtdışı aramalara kapalı olup, olmamasına, kullandığı VPN’e kadar inanılmaz miktarda ve çeşitlilikte bilgi istiyor. Bu bilgilerin arasında, eğer bir şirkette çalışıyorsa, şirket içi hat numarası bile var.
 
BIG BROTHER Türkiye’ye de gelmişti. Türkiye’de bulunan internet sağlayıcı şirketler kendilerine abone olan herkesin tüm kişisel ve özel bilgilerini BTK’ya veriyor ve internet kullanan her bir vatandaş süresiz ve anayasaya aykırı fişleniyordu. Kişilerin IP numarası ile anında tüm bilgilerine ulaşabiliyorlardı. Şayet gözünüzün üzerinde kaşınız var ise; gece veya sabaha karşı kapınızı çalan sütçü olmayacaktı.
CMK135’e göre kişilerin dinlenmesi ancak mahkeme kararı ile olabiliyor. Fakat BTK’ya tanınan yetki ile yargıç kararı olmadan tüm internet/telefon kullanıcılar dinlenebilecek. teknik takip herkesi izleyecek.

 


 

1984 BIG BROTHER 
 
Winston’ın dairesindeki tele-ekran ve dışarıda gezinip duran polis helikopteri izlendiğini unutmasına izin vermez, fakat bunun ne zaman olduğunu bilmesine imkân yoktur:
“Herkesi her an izliyor da olabilirlerdi. Ama size istedikleri zaman bağlanabildikleri açıktı. Çıkardığınız her sesin duyulduğunu, karanlıkta olmadığınız sürece her hareketinizin gözetlendiğini varsayarak yaşamak zorundaydınız; zorunda olmak ne söz, artık içgüdüye dönüşmüş bir alışkanlıkla öyle yaşıyordunuz.” (Orwell, s. 27)

 


 

“Büyük Birader diye biri var mı?”
“Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.”
“Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?”
“Sen yoksun ki,” dedi O’Brien.
(Orwell, 294)

 


 

Naci Kaptan – 13 Haziran 2022 / Bölüm 2 / Devam edecek

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3

 

Posted on  by Nacikaptan

 

 

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3

 

ARAŞTIRMA YAZISI
NACİ KAPTAN – 16 Haziran 2022

 


 

BAĞLANTILI YAZILAR

https://nacikaptan.com/?p=100572 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1
https://nacikaptan.com/?p=100589 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2
https://nacikaptan.com/?p=100612 –  BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3
http://nacikaptan.com/?p=100705   – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4
 

 


 

DEZENFORMASYON YASASI KOMİSYONDAN GEÇTİ

GERÇEK DEZENFORMASYONU KİM YAPIYOR?

SARAYDA KURULAN 143 EKRANLI İZLEME MERKEZİ 
 
ANKARA – 16 Haziran 2022, bugün “Dezenformasyon Yasası” isimli, basın ve sosyal medya üzerinde baskı kurarak sansür uygulamakla ilişkili yasa tasarısı komisyonda kabul edildi. Tasarı hapis cezaları içeriyor.  Bu sansür yasası ile yaklaşan seçim öncesi toplumun sağlıklı haber almasının önlenmek istendiği gözüküyor. Gerçekte, asıl dezenformasyon sürekli olarak iktidar hükümeti yöneticileri tarafından yapılmaktadır. AKP genel başkanı Erdoğan tarafından aynı konular bir gün ara ile tamamen farklı olarak söyleniyor. Toplum gerçek olmayan haberlerle yönetilmeye çalışılıyor. En basitinden TÜİK verilerinin bile gerçekliği  sorgulamaya açıktır.
 
George Orwell, “BIG BROTHER” 1985, günümüz Türkiye’sinde 2022 yılında artık yeniden rüştünü ispat etme noktasına gelmiştir. Gobbelss yöntemleri, 21. Yüzyılda Mcharty’nin ruhu üzerinden Türkiye’de dolanıyor.
 
 
Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 2002 yılında 99. sırada bulunan Türkiye 2021 yılında 154’üncü sırada yer aldı. Raporda Türkiye’de internet üzerinden sansürün arttığı vurgulanıyor. Ülkemiz tüm değerlendirme endekslerinde sürekli küme düşüyor. Tüm bunlar yetmiyor, partili cumhurbaşkanı şimdi de tekrar SOSYAL MEDYAYI, hedef aldı ve  öfke ile yeni yaptırımların haberini verdi!!!

 


 

SAVAŞ BARIŞTIR. ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR. BİLGİSİZLİK KUVVETTİR.
 
“…. Kurulan bakanlıklar tamamı ile içerdikleri anlamın tam tersi bir amaca hizmet etmektedir. Örneğin, Sevgi Bakanlığı işkence ve zulümlerle, Bolluk Bakanlığı insanları daha çok nasıl sefalete düşürebilir; bunların tespitiyle, Barış Bakanlığı ise savaşlarla ilgilenmektedir. Buna çiftdüşün adı verilmektedir. Çiftdüşün, bir kavram ile ilgili olarak bir şeyin hem yanlış hem doğru olması olabileceği gibi, kavramın sizin içi yararlı bir şeyi ifade etmesi yararlı; sizin için her hangi bir yararı yok ise zararlıdır, olarak tanımlayabiliriz. Çiftdüşün yöntemi sayesinde Parti, her alanda istediği gibi oyunlar oynamaktadır…..” *  George Orwell / 1984

 


 

Televizyonun yapımı ve aynı aygıtın, hem alıcı hem verici olarak kullanılmasını sağlayan teknik gelişmeler, özel hayata son verdi. Her yurttaşın ya da en azından gözetlenmesi gerekecek kadar önemli herkesin, hiç aralıksız polis denetimi ve başka iletişim yolları bulunmadığından, sürekli bir resmi propaganda bombardımanı altında tutulabilmesi sağlandı. Böylece tarihte ilk kez herkesin devletin isteklerine boyun eğmesi ve her konuda düşünsel bir birliğin oluşması sağlandı. Karşıt olayların ve kavramların birbirine bağlanması, Okyanusya toplumunun en belirgin yanıdır. George Orwell / 1984

 


 

Orwell’in betimlediği toplumda her bir birey tele-ekranlar aracılığıyla yetkililerin sürekli göz hapsi altındadır. Gözetim altında oldukları durmaksızın insanlara “Büyük Birader seni izliyor” sloganıyla anımsatılmakta ve bu, ülkede uygulanan propagandanın özünü oluşturmaktadır.

 


 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlı Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı kuruldu. KRONOS 18 Eylül 2020
 
‘Propaganda Bakanlığı’: Saray’dan ‘algı operasyonu mücadele birimi’ Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde, “Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harekat, propaganda ve algı operasyonu, manipülasyon ve dezenformasyonla mücadele etmek” amacıyla Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı kuruldu.
Resmî Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan ve 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde değişiklik yapan kararnameye göre, “Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harekat, propaganda ve algı operasyonu faaliyetlerini belirleyerek her türlü manipülasyon ve dezenformasyonla mücadele edilmesine” karar verildi.
Bu faaliyetler, Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı görevleri arasında sayıldı. Başkanlık ayrıca, kriz, afet, olağanüstü hal dönemleri ile yakın savaş tehdidi, seferberlik ve savaş halinde devletin belirlediği hedeflere ulaşmak için stratejik iletişim ve kriz yönetimi faaliyetlerinde de bulunacak. (https://kronos35.news/tr/sarayda-algi-operasyonu-mucadele-birimi-kuruldu)

 


 

BÜYÜK BİRADER ANKARA’DA – SARAYDA TÜM TÜRKİYE’Yİ GÖZ ALTINDA TUTABİLECEK BİR İZLEME MERKEZİ KURULDU
 
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda tüm MOBESE ile İHA görüntülerinin toplandığı bir merkez oluşturulacak. Erdoğan, tüm operasyonları bu merkezden yönetecek. (HÜSEYİN ÖZAY / TARAF – 12 Mart 2015)
Türkiye’nin gündeminden 1.4 milyar liralık maliyeti ile düşmeyen Cumhurbaşkanlığı Sarayı, 77 milyon Türk vatandaşını izleyecek bir “gözetleme merkezi” kurmaya hazırlanıyor. Teknik alt yapısı tamamlanan projeye göre, 81 ildeki MOBESE kameralarının görüntüleri, İHA’ların çektiği fotoğraflar ile tüm güvenlik kameralarının kayıtları Saray bünyesinde oluşturulacak “Canlı Yayın Merkezi”nde toplanacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu merkezden, “toplumsal olayları”, “askerî operasyonları” hatta trafik ihlallerini bile takip edebilecek. Merkezde 143 ekran bulunacak. Saray’daki “gözetleme merkezinin” ayrıntıları şöyle:
“OPERASYON” MERKEZİ
 
Hollywood filmlerinde sıkça rastlanan, “ABD Başkanı’nın, askerî operasyonları yönettiği her tarafı ekranlarla kaplı merkez”, Türkiye’de hayata geçiriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 77 milyon Türk vatandaşını izleyebilecek, hatta özel bilgilerine anında ulaşabilecek bir birim kuruluyor. “Canlı Yayın Merkezi” adı verilen projenin tüm teknik çalışmaları tamamlandı. Önümüzdeki günlerde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, merkezle ilgili bir sunum yapılacak. Test çalışmaları tamamlanan sistem, şu anda çalışmaya başladı.
143 EKRANLI İZLEME MERKEZİ
 
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oluşturulan gizli ve özel Canlı Yayın Merkezi, 11 çarpı 13 ekran büyüklüğünde olacak. Yani merkezde 143 ekran aynı anda görüntü sağlayabilecek. Buraya Türkiye’deki tüm görüntüler iletilebilecek (TV-Mobese-3G-IHA) ve aynı anda AFAD-POLNET-JANDARMA-MİT sistemlerinden bilgi aktarımı yapılabilecek. Aynı zamanda üç büyük server ile bütün MOBESE kayıtları arşivlenecek. Ayrıca BTK’nın merkeze kurduğu iki dev Work Station sayesinde kurum bünyesindeki her türlü özel bilgiye kolaylıkla ulaşabilecek. Operasyon durumlarında da, Genelkurmay ekranlarındaki tüm bilgiler Saray’daki Canlı Yayın Merkezi’nde toplanacak. Cumhurbaşkanı olarak aynı zamanda “Başkumandanlık” yetkisi bulunan Erdoğan, bu merkezden operasyonları izleyecek ve yürütebilecek. Örneğin, basında yer alan Başbakan Ahmet Davutoğlu’nın Süleyman Şah Türbesi operasyonunu takip ettiği Genelkurmay’daki operasyon merkezinin bir benzeri Saray da kurulmuş olacak.
 
ŞİFRELER TESLİM EDİLDİ
 
Sistemin kurulmasıyla ilgili tüm çalışmalar üst düzey bir gizlilikle yürütülüyor. Merkeze kendi personeli dışında hiç kimse giremiyor. Birimin bulunduğu yere yakın bir noktada Emniyet, MİT ve jandarmaya ayrı odalar tahsis edildi. Buradaki yetkililer bile izleme ünitesinin bulunduğu merkeze giremiyor ama gereksinim duyulması halinde koordine olunabilmesi için yakın bir noktada konumlandırılmış bulunuyorlar. Emniyet’in MOBESE ve 3G şifreleri de Canlı Yayın Merkezi’nin yetkililerine teslim edildi. Bu sayede sistem Türkiye’nin dört bir yanındaki MOBESE kameralarına erişim yapılabilme yeteneğine kavuşmuş oldu. (14 Nisan 2015 – https://nacikaptan.com/?p=18389)

 


 

 
George Orwell, “BIG BROTHER” 1985
 
Toplum var olan tek partinin görevlileri ve proletarya(prol) olarak anılan işçi sınıfından oluşur. Parti üyeleri de iç ve dış parti üyeleri olarak ikiye ayrılır: iç parti üyeleri, siyaseti yönlendiren ve hükümeti kuran kesimdir. Dış parti üyeleri ise titizlikle seçilen, toplumun orta sınıfını oluşturan memurlardır. Sadece sigara ve Zafer Cini tüketme ayrıcalığı olan dış parti üyeleri, sürekli gözetim altındadır. Nüfusun %85’ini oluşturan işçi kesimi ise alt sınıfı oluşturur. Düşüncesi kıt olan proller görevlerini yerine getirdikleri sürece partinin söylediği kadar işçilik, ev işi, çocuk bakımı, komşu kavgaları, sinema, futbol, bira ve kumar ile yaşar.
Halk iletişim araçları ile gerçekten farklı durumlara inandırılır. Devletin yenilgileri bile propaganda yayınlarıyla birer destan gibi gösterilmektedir. Parti her türlü bilginin kontrolünü elinde tutarak her bilgiyi değiştirebilir. Anlık olaylar için geçmişteki yayınlar ortadan kaldırılarak tarih yazımı da söz konusudur. Bu yolda dil bile değiştirilmiş. Kelimelerin anlamları partinin isteğine göre belirlenmiştir. “Yenikonuş” adında kurgusal bir dil oluşturulmuştur. Bilinci daraltmak, herhangi bir başka düşüncenin ve konuşmanın ortaya çıkmasını engellemek için özgürlük, karşı çıkış, isyan gibi kavramlar dilden silinmiştir.
“Çiftedüşün” yaklaşımıyla karşıtlık içeren sözcüklerin anlamları birleştirilerek karışıklık oluşturulmuştur. Böylelikle iktidarın aksine düşünceler oluşamayacaktır. Sözcükler partinin kast ettiği şeyi anlatmaktadır. Mesela: Barış Bakanlığı savaşları düzenler. Bolluk Bakanlığı yiyecek kısıtlamalarını, Sevgi Bakanlığı isyan ve işkenceyi, Doğruluk Bakanlığı ise ülkede tele ekranlarla yapılan gözetimi sağlar. “Düşünce Polisi” otoritenin aleyhinde düşüncelere sahip olanları yakalar, etkisiz hale getirir. Zaten her yerde bulunan “Büyük Birader Seni izliyor” mesajları ve kameralar ile insanın sakıncalı bir eyleme kalkışması engellenmektedir.
Orwell’in betimlediği toplumda her bir birey tele-ekranlar aracılığıyla yetkililerin sürekli göz hapsi altındadır. Gözetim altında oldukları durmaksızın insanlara “Büyük Birader seni izliyor” sloganıyla anımsatılmakta ve bu, ülkede uygulanan propagandanın özünü oluşturmaktadır.
 
“Büyük Birader diye biri var mı?”
“Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.”
“Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?”
“Sen yoksun ki,” dedi O’Brien.
(Orwell, 294)

 


 

Naci Kaptan – 16 Haziran 2022 / Bölüm 3 / Devam edecek

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4

 

Posted on  by Nacikaptan

 

 

BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4

 

ARAŞTIRMA YAZISI

NACİ KAPTAN – 20 Haziran 2022

 


 

BAĞLANTILI YAZILAR

https://nacikaptan.com/?p=100572 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1
https://nacikaptan.com/?p=100589 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2
https://nacikaptan.com/?p=100612 –  BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3
http://nacikaptan.com/?p=100705   – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4
 

 


 

Post-Truth kavramı “Nesnel gerçeklerin yerini duyguların ve inançların aldığı durumlara işaret eden, hakikat ile yalanın iç içe geçtiği bir dönem”i ifade etmektedir.

 


 

Sosyal medyayı izleme, dinleme, arşivleme konusunda bilindiği gibi BİLGİ TEKNOLOJİLERİ  KURUMU (BTK) yetkili kılındı. Ülkede yaşayan tüm bireylerin, tüm kişisel bilgilerine,  adresine, telefon ve internet kayıtlarına, adli siciline, detaylı aramada banka hesaplarına, tapu bilgilerine, sağlık kayıtlarına v.b tüm bilgilere sadece KİMLİK NUMARASI ile ulaşılabiliyor.  Devlet kişisel bilgileri özenle saklamak ve bu bilgileri çıkarcı ve kötülük içeren nedenlerle kullanılmasından korumak zorundadır. Ne yazık ki AKP döneminde  vaziyet durumu böyle değildir.  Diyebiliriz ki BÜYÜK ABİ işbaşındadır.

 


 

 
ANIMSATMA
 
143 EKRANLI İZLEME MERKEZİ
 
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oluşturulan gizli ve özel Canlı Yayın Merkezi, 11 çarpı 13 ekran büyüklüğünde olacak. Yani merkezde 143 ekran aynı anda görüntü sağlayabilecek. Buraya Türkiye’deki tüm görüntüler iletilebilecek (TV-Mobese-3G-IHA) ve aynı anda AFAD-POLNET-JANDARMA-MİT sistemlerinden bilgi aktarımı yapılabilecek. Aynı zamanda üç büyük server ile bütün MOBESE kayıtları arşivlenecek. Ayrıca BTK’nın merkeze kurduğu iki dev Work Station sayesinde kurum bünyesindeki her türlü özel bilgiye kolaylıkla ulaşabilecek. Operasyon durumlarında da, Genelkurmay ekranlarındaki tüm bilgiler Saray’daki Canlı Yayın Merkezi’nde toplanacak. Cumhurbaşkanı olarak aynı zamanda “Başkumandanlık” yetkisi bulunan Erdoğan, bu merkezden operasyonları izleyecek ve yürütebilecek.  Örneğin, basında yer alan Başbakan Ahmet Davutoğlu’nın Süleyman Şah Türbesi operasyonunu takip ettiği Genelkurmay’daki operasyon merkezinin bir benzeri Saray da kurulmuş olacak.
 
Sistemin kurulmasıyla ilgili tüm çalışmalar üst düzey bir gizlilikle yürütülüyor. Merkeze kendi personeli dışında hiç kimse giremiyor. Birimin bulunduğu yere yakın bir noktada Emniyet, MİT ve jandarmaya ayrı odalar tahsis edildi. Buradaki yetkililer bile izleme ünitesinin bulunduğu merkeze giremiyor ama gereksinim duyulması halinde koordine olunabilmesi için yakın bir noktada konumlandırılmış bulunuyorlar. Emniyet’in MOBESE ve 3G şifreleri de Canlı Yayın Merkezi’nin yetkililerine teslim edildi. Bu sayede sistem Türkiye’nin dört bir yanındaki MOBESE kameralarına erişim yapılabilme yeteneğine kavuşmuş oldu.

 


 

BTK’nın  izlemesi yetmemiş olmalı ki, bir önceki yazımda bahse konu olan Sarayda kurulmuş olan 143 ekranlı tüm Türkiye’yi anında izleyen kameralara erişim sistemi olduğu basına yansımıştır. Örneğin İBB Başkanının kış zamanında İngiltere büyükelçisi  ile kısa bir buluşmaya gidişinin mobese kayıtlarından izlenmesi ve görüntülerin medyada paylaşılmasının bu sistemle bir ilgisi var mıdır?
Bizim gibi henüz tam demokrasiye geçememiş, Dünya sıralamasında HİBRİD DEMOKRASİ sınıfında olan  ülkelerde bu izleme/dinleme kaynakları ve sistemler ile muhalif aydınlar, toplum önderleri, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar izleniyor, dinleniyor ve bu bilgiler muhalifleri sindirmek, cezalandırmak  için kullanılıyor.
Tüm bunlar da iktidar hükümetine yetmemiş olmalı ki şimdi de sıra muhalif medyayı ve sosyal medyayı sindirmeye geldi.  Bu nedenle DEZENFORMASYON yasası çıkartılıyor ve seçim öncesi iktidar eline bir ceza sopası daha alarak toplumu daha da çok sindirmeye çalışıyor.
Aslında dezenformasyonun babasını yapan AKP iktidarı ile  doğruluktan sapmış olan iktidara göbeğinden bağlı, kalemlerini satmış gazetecilerin çalıştığı havuz medyasıdır. Aşağıdaki haber dezenformasyon konusunda yapılmış olan bir araştırmanın sonuçlarıdır.

 


 

Türkiye sahte haber ve dezenformasyonda zirveye oturdu

 

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün dezenformasyon ve yanıltıcı haber konusunda 37 ülkede yaptığı bir araştırmada Türkiye yüzde 49 ile bu alanda en çok dezenformasyona uğrayan ülke olarak açıklandı. Raporda yapılan araştırmada son bir hafta içerisinde sahte haber ve dezenformasyona maruz kaldığını belirtenlerin oranı veriliyor.
Buna göre Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında yüzde 44 ile Yunanistan, yüzde 42 ile Macaristan, yüzde 38 ile Romanya ve yüzde 36 ile Çekya takip ediyor. ‘Fake-news’ yani sahte haber ifadesinin en yaygın olarak kullanıldığı Amerika Birleşik Devletlerinde bu oran yüzde 31 düzeyinde görünüyor. Yanıltıcı veya sahte haberlerin en az görüldüğü ülkeler ise Almanya, Danimarka, Hollanda ve İngiltere olarak tespit edildi. (Euronews – Sertaç Aktan • 19/06/2018)

 


 

DEZENFORMASYON KAVRAMI

 

Türk Dil Kurumu’na göre “bilgi çarpıtma” şeklinde ifade edilen dezenformasyon, yanlış bir haber ile bireyi, toplumu, devleti yıpratmak maksadıyla bilgi yayma anlamına gelmektedir. Bir başka tanıma göre ise “Yanlış bir şekilde yönlendirmeyi amaçlayan asılsız bilgiler” olarak tanımlanmıştır.
 
1* Günümüzde sahte belgeler, sahte web siteleri, sahte sosyal medya hesapları, sahte haberler, asılsız bilgi paylaşımları, internet dolandırıcılığı, aldatıcı reklam ve hükümet propagandaları, dezenformasyonun sık görülen örnekleridir.
2* Yalana dayalı, asılsız bilgi içeren dezenformasyon, özellikle günümüzde oldukça tehlikelidir. Kültür, siyaset, sosyal ilişkiler, finans vb. birçok alanda yanıltıcı ve sahte bilgiler paylaşmak, öncelikle bireylerde mağduriyete yol açmakta, daha sonra kitlelere yayılarak topluma ciddi hasarlar verebilmektedir.
3* Dünyada çok hızlı bir şekilde artmaya başlaması, neredeyse her hanede internete erişim imkânının olmasını sağlamıştır. We are Social ve Hootsuit şirketlerinin 2019 yılında yayınladıkları araştırma raporlarına göre dünya nüfusunun %56’sı internet kullanıcısı, %45’i sosyal medya kullanıcısıdır.
4* Türkiye’de de 2019 yılı TÜİK Verilerine göre hanelerin %88’inde internete erişim vardır.  Nüfusun ise %63’ü sosyal medya kullanıcısıdır. Bu istatistikler incelendiğinde; dezenformasyonun her geçen gün farklı bir boyuta ulaşabileceğini anlamak zor değildir. Çünkü sanal bir ortamda milyonlarca kişi anonim veya sahte hesaplarla sosyal medyada dolaşmakta, hiç bir denetime tabi olmadan her istediklerini paylaşabilmektedirler. Bunun için gerekli olan tek şey internete erişim imkânına sahip olmaktır.
20 yıl önce bir bilginin bu kadar hızlı paylaşılması ve yayılması mümkün değilken, hâlihazırda her türlü bilgi anında milyonlara ulaşmaktadır. Bu durum her geçen gün büyüyen bir tehlikeye işaret etmektedir. Araştırmalarda da belirtildiği üzere, sosyal medya platformlarında bilgiyi paylaşma konusunda evrensel bir standart yoktur. Bu durum bilgilerin çarpıtılmasına, sahte haberlerin sanal ortamda dolaşmasına, gerçeğe ulaşmanın önünün kapanmasına yol açmaktadır.
Sosyal medyada dezenformasyon çok çeşitlidir. Sosyal medya platformlarının çeşitliliği ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak gün geçtikçe şekillendiği de görülmektedir. Bunlar arasında hâlihazırda, Twitter botları, sosyal medya trolleri, asılsız bilgi paylaşan art niyetli kişiler bulunduğu gibi, ülkelerin seçim kampanyalarına müdahale edebilecek derecede güçlü veri manipülasyonları ve yalan haberler de kullanılabilmektedir. Bu çok ciddi bir meseledir.
Yaşanmış örneklerde de görüldüğü üzere demokrasileri tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilmekte ya da toplumda anlık krizlere yol açıp endişe ve korkuyu tetikleyebilmektedir. Bu noktada önemli bir kavramdan daha söz etmek gereklidir. “PostTruth” olarak bilinen bu kavram, ABD’de 2016’da yapılan başkanlık seçimleri ile İngiltere’nin Brexit kararının gündem olduğu dönemde, gerçeklerden uzak sahte haberlerin yaygınlaşması ile ortaya çıkmıştır. Post-Truth kavramı “Nesnel gerçeklerin yerini duyguların ve inançların aldığı durumlara işaret eden, hakikat ile yalanın iç içe geçtiği bir dönem”i ifade etmektedir. Ayrıca Oxford sözlüğü tarafından yılın kelimesi olarak seçilmiştir. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1212160

 


 

Dezenformasyon düzenlemesi düşman ülkeler içindir, halk için değil

Bir yıldır AKP hükümetinin dezenformasyon yasası getireceği konuşuluyordu. Sonunda önümüze geldi. AKP dezenformasyon yasasını seçimde kendi yanlışlıkları ortaya konulmasın diye mi çıkarıyor? Bir yıldır AKP hükümetinin dezenformasyon yasası getireceği konuşuluyordu. Sonunda önümüze geldi ve içine baktığımızda “oğlum okur, döner döner yeniden okur” türü bir kanun gördük. Kişisel verilerin korunması diyor, hakaret diyor, kişilik haklarına saldırı diyor.
Ama baştan şunu da belirtelim: AKP bu düzenlemeyi yaparken, ABD ve AB’yi kendisine kalkan olarak kullanıyor. Doğrudur orada da dezenformasyon düzenlemeleri var ama 2500 yıl önce yazılan Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabından beri dezenformasyon=savaş’tır. Dolayısıyla ABD’de, Almanya’da, Fransa’da ya da başka ülkelerde yapılan dezenformasyon düzenlemeleri hep düşman ülkelere (Rusya’ya) karşı yapılıyor. Ülkenin kendi vatandaşına karşı değil.
5651 sayılı internet yayınları kanununda yapılan 15 farklı değişikliğin her birinde de önümüze “hakaret” ve “kişilik hakları ihlali” bahanesi getirildi. Oysa asıl hedeflenen “fikir özgürlüğünün yok edilmesi”. bu kanun tasarısını AKP’li politikacılara yönelik eleştirilerin önünü kesmek için çıkardıkları görülüyor. Avrupa Birliği ve ABD’nin Düzenlemeleri Rusya’ya Karşı Yapılıyor ve Hapis-Para Cezası Yok.
Dolayısıyla dezenformasyon yasası yapılacaksa, bunun başka devletlerin yaratacağı dezenformasyon çalışmalarına karşı yapılması gerekir. Hakarete, kişisel hakların ihlaline, AKP’li politikacıların yanlışlarının ortaya konulmasının engellenmesine karşı değil. (T24 – Füsun Sarp Nebil – 08 Haziran – 2022)

 


 

 

Oxford’dan ‘Küresel dezenformasyon’ raporu: Türkiye’nin 500 kişilik sanal birliği var. Devletler sosyal medyayı nasıl manipüle ediyor? (T24 – 14 Şubat 2020)

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medyayla ilgili açıklamalarının gündemde olduğu bir dönemde dikkat çekici bir araştırma raporu Türkçe olarak yayımlandı. Oxford Üniversitesi İnternet Enstitüsü’nün yürüttüğü Bilgisayımsal Propaganda Araştırma Projesi kapsamında hazırlanan, İstanbul Üniversitesi Dijital İletişim Kulübü tarafından Türkçeye çevrilen rapor, devletlerin sosyal medyadaki dezenformasyon faaliyetlerini sıralıyor.
70 ülkenin dezenformasyon faaliyetinin tespit edildiği raporda, Türkiye’nin yaklaşık 500 kişilik bir sanal birliği bulunduğu ve bu birliğin “muhalefete saldırmak, sosyal medyayı baskı altına almak ve hükümeti desteklemek” için kullanıldığı bilgisine yer verildi. Erdoğan, pazartesi günü Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, “İnsanlarımızın gerçek hayatla bağlarını güçlendirmemiz gerekiyor. Özellikle sosyal medya bu bakımdan tam bir çöplük” demişti.

Facebook hala 1 numara

 

Eskiye göre daha fazla sosyal ağ platformu bulunsa da Facebook hala siber birlik etkinlikleri için başlıca platform olmaya devam ediyor. Bunun nedeni dünyanın en büyük sosyal ağ platformlarından biri  olarak  pazar  büyüklüğünün  yanı  sıra  yakın  aile  ve  arkadaş  iletişimi, politik haber ve bilgi kaynağı , grup ve sayfa oluşturma  becerisi gibi platformun sağladığı belirli kolaylıklarla açıklanıyor. Raporda incelenen diğer mecralar ise Twitter, YouTube, Instagram ve WhatsApp.
Çoğu ülke birden fazla platformda faaliyet gösterse de bu beş mecranın beşinde birden faaliyet gösteren bir ülke bulunmuyor. Sanal birlik aktivitesi bulunan ülkelerden 56’sı Facebook’ta, 47’si Twitter’da, 12’şer ülke WhatsApp ve YouTube’ta, 8 ülkenin de Instagram’da faaliyeti bulunuyor. Rapora göre, Türkiye’nin sanal birlikleri Facebook ve Twitter’ı seçmiş durumda. Dörder mecrada faaliyet gösteren Rusya ve Endonezya ise en fazla platformda aktif olan ülkeler. Rusya WhatsApp dışında, Endonezya da YouTube dışında bütün mecralarda aktif.

Ukrayna’da 20 bin kişilik sanal takım

 

Sınıflandırmada Türkiye, orta kapasiteli sanal birliğe sahip ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye hakkında 500 kişilik bir kalıcı takım büyüklüğü tahmini yapılıyor. Bu kategorinin lideriyse tahmini 20 bin kişilik takım büyüklüğüne sahip olan Ukrayna. Brexit kampanyaları için Cambridge Analytica’ya 3,5 milyon sterlin (yaklaşık 28 milyon TL) harcayan Birleşik Krallık da bu kategoride yer alıyor. Düşük kapasiteye sahip ülkeler arasındaysa yaklaşık 200 kişilik kalıcı takım büyüklüğüne sahip Kuzey Kore, Cambridge Analytica’yla geçici sözleşmeler yapan Nijerya gibi ülkeler var. Güney Kore, Arjantin, Ermenistan gibi ülkelerse minimal kapasiteye sahip ülkeler arasında.

Bot, kişisel, sayborg ve hacklenmiş hesaplar

 

Devletlere bağlı bu sanal birliklerin neredeyse tamamı operasyonlarını gerçekleştirirken  çeşitli sahte hesap türleri kullanıyor. Bot hesap, kişisel hesap, sayborg hesap ve hacklenmiş hesaplar bu sahte hesap türleri arasında. Botlar, çevrimiçi insan davranışını taklit etmesi için tasarlanmış otomatik hesaplar. 70 ülkeden 50’si anlatıyı güçlendirmek veya muhaliflerin sesini bastırmak üzere bot hesap kullanıyor. Bununla birlikte, botlardan da daha yaygın olarak, otomasyon  kullanmayan  kişilerin  yönettiği  hesaplara rastlanıyor. Bu hesaplar otomasyon yerine yorum veya tweet yazarak sohbet ya da sosyal medya platformları üzerinden özel mesajlaşmayla meşgul oluyor. 70 ülkeden 60’ı bu tür hesaplar kullanıyor. Otomasyonu insan seçimiyle harmanlayan sayborg hesaplar da mevcut. Araştırmacılar, bu yılki raporlarında sahte hesaplar arasına, hacklenmiş ya da çalınmış hesapları da eklemiş.

Rusya sahte hesaplarda sınır tanımıyor

 

Bu dört sahte hesap türünün dördünü birden kullanan tek ülke Rusya. Özellikle hacklenmiş hesap kullanmak çok yaygın değil. Rusya’dan başka hacklenmiş hesap kullanan ülkeler; Kuzey Kore, İran, Özbekistan ve Guatemala’dan ibaret. ABD, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Meksika, Brezilya, Almanya hacklenmiş hesaplar dışındaki sahte hesap türlerinin tamamını kullanıyor. Türkiye ise sahte hesap türlerinden ikisini; botları ve kişisel hesapları kullanıyor.
 
LİNK :  https://t24.com.tr/haber/oxford-dan-kuresel-dezenformasyon-raporu-turkiye-nin-500-kisilik-sanal-birligi-var,861110

 


 

“Büyük Birader diye biri var mı?”
“Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.”
“Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?”
“Sen yoksun ki,” dedi O’Brien.
(Orwell, 294)

 


 

Naci Kaptan – 20 Haziran 2022 / Bölüm 4 / Devam edecek

BÜYÜK ABİ ÇALIŞIYOR! * İNTERNETTE VE WHATS-UP’DA İZLENİYOR KAYDA ALINIYORSUNUZ?

 

Posted on  by Nacikaptan

 

 

Türkiye’deki herkesin sanal hareketleri ve kişisel bilgileri saat başı BTK’ya akıyor

 


 

Bağlantılı yazı

BAĞLANTILI YAZILAR

https://nacikaptan.com/?p=100572 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -1
https://nacikaptan.com/?p=100589 – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -2
https://nacikaptan.com/?p=100612 –  BİZİ KİM GÖZETLİYOR -3
http://nacikaptan.com/?p=100705   – BİZİ KİM GÖZETLİYOR -4
 
GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’si GEORGE ORWELL’in “1984” KİTABINDAKİ ÖNGÖRÜLERİ YAŞIYOR

 


 

euronews • Son güncelleme: 22/07/2022

 


 

Türkiye’deki tüm internet kullanıcılarının sanal faaliyetleri ve hareketlerinin bir buçuk yıla yakın süredir, kimlikleri ve kişisel verileriyle birlikte Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) aktarıldığı ortaya çıktı.

Medyaskop’tan Doğu Eroğlu’nun ulaştığı belgelere göre gezilen internet siteleri, WhatsApp’ta yazışılan ya da telefonlaşılan kişiler, konum verileri ve daha fazlası her saat başı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı BTK’ya gönderiliyor.
“Adli ve önleyici tedbirler” gerekçesiyle internet trafiğini isteyen BTK’nın, tüm vatandaşların verilerini nasıl kullanacağı soru işareti yaratırken bu durumun kişisel verilerin gizliliği noktasında temel haklar açısından hukuki sorun teşkil ettiği düşünülüyor.
BTK’nın kullanıcı trafik verilerini düzenli olarak internet servis sağlayıcılardan istediğini daha önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel açıklamış, BTK herhangi bir yalanlamada bulunmamıştı.

Uymayanlara ceza verileceği belirtiliyor

Medyascope’un ulaştığı 15 Aralık 2020 tarihli, 15 sayfadan oluşan belgelere göre BTK milyonlarca kullanıcının verilerinin hangi formatta kayıt altına alınacağı ve kendisine nasıl gönderileceğini, kurum yazısıyla birlikte gönderdiği teknik detay dokümanında internet servis sağlayıcılara ayrıntılarıyla anlattı.
İSS Trafik Log Deseni başlıklı yazıda, kullanıcı verilerinin anonim olarak değil, kullanıcının adı soyadıyla birlikte kuruma gönderilmesi isteniyor.
Aralık 2020 tarihli belgede, kullanıcıların internet trafik verilerini BTK’ya yollamayan internet servis sağlayıcılara ceza kesileceği uyarısı da yer alıyor.

 

Ortada kurul kararı yok

 

BTK’dan internet servis sağlayıcılara gönderilen yazı, BTK Başkanı adına, Kurum Başkan Yrd. titrine sahip Fethi Azaklı imzası taşıyor.
Ancak İSS Trafik Log Deseni başlıklı yazıda, herhangi bir kurul kararına atıfta bulunulmuyor. BTK’nın internet sitesinde, kurul kararlarının yer aldığı bölümde de, kurul tarafından alınmış benzer bir karara rastlanmıyor. Yani internet trafiğini gözetlemek için internet servis sağlayıcılara yollanan yazı, kurul tarafından alınmış herhangi bir karara dayanmıyor.
Gizli ibareli ve İSS Trafik Log Deseni başlıklı belgenin Aralık 2020’de, farklı tarihlerde yüzlerce internet servis sağlayıcısı şirkete gönderildiği tahmin ediliyor.
İnternet servis sağlayıcılar tarafından BTK’ya iletilen log’larda, yani trafik kayıtlarında, her bir satır abonenin adıyla başlıyor.

BTK’ya giden trafik kayıtlarının her bir satırında;

 

Abonenin adı ve soyadı (Tüzel kişiyse resmi adı),
Abonenin o sırada kullanmakta olduğu IP numarası,
Hangi uygulamayla ya da internet sitesiyle veri alışverişi yaptığı,
İlgili veri alışverişinin başlangıç tarihi ve saati, veri alışverişinin ne kadar sürdüğü,
Ne büyüklükte veri alıp ne büyüklükte veri gönderdiği gibi bilgiler yer alıyor.
Ek kaynaklar • Medyaskop