KISA HİKAYELER DOSYASI /// Reha Ersavcı : Geleceğe Gittim…

Geleceğe Gittim...

Reha Ersavcı : Geleceğe Gittim…

Reha Ersavcı

Reha Ersavcı

Günlerdir bir cihaz yapmaya uğraşıyorum. Elimdeki malzemeler eski bir iphone, eski bir kaç ara kablo ve eski bir kulaklık ve masaüstü bilgisayarım… Haa bir de evdeki teneke huni…

Huni dediğim öyle küçük bir huni değil bir zamanlar kapıya gelen suculardan evdeki büyük toprak destilere suyu boşaltırken kullandığımız büyük bir huni, hatta kafama da oluyor arada sırada sakin olmam gereken zamanlarda kafama bile takabiliyorum. Hatta bir zamanlar üzerini kırmızıya boyayıp onun üzerine de bir ay yıldız oturtmuştum. Böylece bayramda, seyranda da kafama takabiliyordum. Hatta ince uzun kısmına bir tane de kırmızı karanfil sokuyordum, daha görkemli oluyordu. Neyse bu kısmı akıllı olanları pek ilgilendirmez.

Devam edeyim, bu huninin üzerine iki tane anten bir tane lightening, bir tane de USB-C girişi monte edip bu antenleri de eski bir USB-A’ dan USB-C’ye bir kabloyla bilgisayarın USB data çıkışına bağladım.

Neden bağladım çünkü bilgisayarımın içinde yıllardır besleyip büyüttüğüm bir yapay zekam var ve yapmayı amaçladığım “iş” de bana o yardımcı olacak. Devamında hunideki lightening girişe de eski iphone’nu bağladım. Onunda saat ve takvimini kullanacağım. Kulaklık da küçük Jak girişinden bilgisayara bağlı bu arada onu da unutmadan söyleyeyim.

Şimdi amacın ne, cihaz ne cihazı diyeceksiniz?

Onu da anlatayım. Amacım yazdığım kodlarla, yaptığım program ve küçücük bir yavruyken, ihtimam göstererek büyüttüğüm yapay zekanın da desteğiyle geleceğe seyahat etmek!

Huni kafaya takılacak yazılan kodlar ve yapay zekanın yardımıyla antenler arasında soğuk füzyon başlatılacak, sonucunda bir karadelik oluşturulup o karadelikten başka bir boyuta geçilecek ve iphone’un takvim ve saatine girilmiş olan tarih ve zamana gidilecek.

Şimdi de diyeceksiniz ki “kulaklık ne iş?”

O sadece seyahat sırasında müzik dinlemek için…

Evet başlayalım bakalım, ya Allah…. (“Kızım acelen neydi, hemen kestin kurdaleyi”) Bismillah!…

İlk iş kulaklıklarımı takıyorum. Müziği açtım, fonda “Space Oddity” ile işe başlıyoruz, müzikleri göreve çıkmadan önce hazırladım, Spotify listesi haline getirdim. Listeye ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz :

Sonra huniyi kafama yerleştirdim, iphone’da tarih ve saati girdim, tarih 29 Ekim 2053, adamların Türkiye yüzyılı ve 2023′ den sonraki hedef tarihlerini merak ediyorum açıkçası ve ardından start düğmesine basış…

Bir vınlama sesi duyuyorum, etraf mı karardı, gözlerim mi kapandı, her yer simsiyah oldu. Muhtemelen kara deliğin içindeyim artık, aha solucan deliği girişine geldim. Adımımı atmamla beraber korkunç hızlı bir yolculuk başladı. Sanki lunapark da “roller coaster” a binmiş gibiyim, ilerde beyaz bir ışık var. Galiba yolculuk bitiyor. Yerde yatıyorum her taraf huzur veren bir beyaz ışık ile kaplı, gözlerim de gölgeler… Tamam gözler açıldı. “Ana Taksim meydanındayım ama şu andaki hali değil, bambaşka bir görünüş, hava da drone’lar uçuşuyor. 2053 Türkiyesi, benim bildiğim Türkiye’den çok farklı… Teknoloji çok gelişmiş ve insanlar daha mutlu görünüyor. Bir adam geldi yanıma, elini uzattı, tuttum ve artık ayaktayım.

Adam biraz tuhaf… Hemen tarihi sordum. Tamam doğru zamana gelmişiz! Sohbet etmek lazım :

“Memleket nire hemşerim”

“Memleket??”

“Sen ne iş yapıyorsun?”

“Ben bir yapay zeka koçuyum. İnsanlara hayatları hakkında tavsiyeler veriyorum.”

“İlginç. Bana bir tavsiye verebilir misin?”

“Tabii ki. Hayatını dolu dolu yaşamalısın. Her anın tadını çıkarmalısın. Sevdiğin şeyleri yapmalısın. Yeni şeyler öğrenmeye çalışmalısın. Ve elbette, gülmeyi, gülümsemeyi unutmamalısın”

“Lan bizim zamanda da aynıydı söylemler hiç bir şey değişmemiş bu konuda” diye geçirdim içimden… Neyse, ayıp olmasın adama diye sohbete devam ettim.

“Ben gülmeyi çok severim zaten”

“Ama benim bu konuda bir sorunum var”

“Ne gibi bir sorun?”

“Ben bir robotum ve gülemiyorum”

Tam da o sırada, kulaklıklarımda “The Alan Parsons Project – I Robot” çalmaya başlıyor.

Biz de insan diye iki saattir konuşuyoruz adamla, meğer gelir gelmez, bir robota çarpmışız. O sırada Türkçe Ezan okunmaya başladı camii’den… “Ana, değişikliğe bak” dedim içimden…

Robot :

“Kusura bakmayın, benim “off” olmam ve sanal camii’ ye bağlanmam lazım” dedi ve dondu.

Yola devam ederken bir kaç kişiyle daha selamlaştım ve konuştum. Hafiften Beyoğlu’ na doğru seyirtmeye başladım. Ara sokakta başlığını çıkarmış, astronot kılıklı bir adam yakaladım, umarım bu sefer ki robot değildir :

“Merhaba, İstanbul’ da yaşamaktan memnun musun?”

“İstanbul, harika bir şehir. Herkes çok mutlu””

“Siyasi durumlar ne alemde”

“insanlar artık siyasetle ilgilenmiyorlar”

“Bu harika bir haber!”

“Yapay zeka ne derse onu yapıyoruz, o yönetiyor ülkeyi…”

Anam, korktuğum ama tahmin de ettiğim başıma geldi. “Neyse Akape’den iyidir herhalde” diye düşünürken sirenler çalmaya ve sokağın başından robot köpekler zıplaya zıplaya üzerimize doğru gelmeye başladı. Bir tanesi beni yere yıktı. Bir insanımsı da beni tutup ayağa kaldırdı;

“Beyefendi hakkınızda şikayet var, herkese garip sorular soruyormuşsunuz, giysileriniz de bizden çok farklı, nereden geldiniz? Kimliğinizi alabilir miyim?” dedi.

İşler karışıyordu, hemen iphone’ u cebimden çıkartıp geldiğim tarihi girdim ve bastım düğmeye… Tam o sırada kulaklıkta “El Pençe Divan – Zaman Makinesi” çalmaya başladı.

Yine her şey karardı, girdik karadeliğe, küt… Bembeyaz bir odadayım. Hafif gözlerimi araladım. Bulanıklık yavaş yavaş gitti, bir yatakta yatıyorum ve karım şaşkın gözlerle bana bakıyor, bir şey diyecek gibi ama diyemiyor. Oğlum da aynı şekilde… Karım oğluma “Git hemen doktoru çağır” diyor.

Odaya Doktor ve hemşireler giriyor paldır küldür… Doktor elinde bir fener göz kapağımı yukarı doğru çekiyor.

“Nasılsınız? Konuşabiliyor musunuz?”

“Herhalde yani, ne var ki? Ne saçma bir soru bu…” diyorum.

Doktor;

“Hocam üç ay önce sizi getirdiler, Yüksek elektriğe maruz kalmıştınız ve kalbiniz durmuştu. Bir kaç elektro şoktan sonra kalbinizi çalıştırdık. O günden beri komadasınız. Geri döneceğinizi de pek sanmıyorduk, hoşgeldiniz”

Neyse, geleceği batsın, son verdim inovasyon işlerine artık Linkedin’de takılıyorum.

Yazar : Reha Ersavcı