CIA DOSYASI /// CIA Ahit Sandığı’nın peşinde : 1988 tarihli belgede ajan medyumların şok ifadeleri ortaya çıktı

CIA Ahit Sandığı’nın peşinde : 1988 tarihli belgede ajan medyumların şok ifadeleri ortaya çıktı

Yahudilerin binlerce yıldır yerini tespit etmek için uğraş verdiği Ahit Sandığı, Amerikan istihbarat kurumu CIA’nın da radarındaydı. 1988 tarihli bir belge, CIA’nın Ahit Sandığı’nı bulmak için psişik güçlere sahip medyumları ‘rüyaya yatırdığını’ kanıtlıyor. İngiliz medyasında yayınlanan kayıtlar, Amerikan Yahudilerinin sandığı bulma konusunda hiçbir yöntemden kaçınmadığını gözler önüne serdi.

2025-03-27

***

Amerikan istihbarat örgütü CIA’nın tarihin en gizemli hazinesi Ahit Sandığı’nı bulmak için tuhaf yöntemler kullandığı ortaya çıktı. Yahudilerin kontrolündeki CIA, içerisinde Hz. Musa’ya ait ’10 Emir’ tabletlerinin bulunduğu iddia edilen sandığın yerini tespit etme yolunda medyumlardan bile medet umdu.

Üzerindeki gizlilik kararı kaldırılan bazı CIA belgeleri, Ahit Sandığı’nı görme umuduyla rüyaya yatan ‘ajan medyumların’ ifadelerine yer veriyor. İngiliz Daily Mail gazetesinde yayınlanan CIA dökümanı, sandığın yerinin 1988 yılında tespit edildiğini öne sürüyor.

Ahit Sandığı’nın nasıl görünüyor olabileceğine dair bir bilgisayar çizimi

Milattan önce 1300’lü yıllarda Yahudilerin Mısır’dan kaçışından sonra yapıldığı ileri sürülen ve M.Ö. 586 yılında Babil’in yağmalanması sırasında ortadan kaybolduğuna inanılan sandık, Yahudilerin ilk sürgünü öncesi Kudüs’teki Süleyman Mabedi’nde muhafaza ediliyordu.  

Bazı tarihçiler sandığın yüzyıllar boyunca mabeddeki ‘Kutsallar Kutsalı’ adlı odada tutulduğunu, bu süre zarfında sandığı görme yetkisinin yalnızca İsrailli başhahamlarda olduğunu belirtiliyor. İddiaya göre hahamlar bile sandığa ancak Yom Kippur bayramı sırasında yaklaşabiliyordu.

Allah tarafından Hz. Musa’ya iletilen “Öldürmeyeceksin”, “Annene ve babana saygı göstereceksin” gibi vahiyleri de içeren 10 Emir tabletleri, sözkonusu altın kaplamalı sandığın içerisinde bulunuyordu. İncil’e göre altın işlemeli tahta sandık M.Ö. 1445 yılında inşa edildi.

CIA, binlerce yıldır kayıp durumdaki sandığı bulma yolunda ‘Ufuk Çizgisi’ adında gizli bir proje yürüttü. 1970 ve 1980’li yıllarda hem Savunma İstihbarat Teşkilâtı (DIA) hem de Merkezî Haberalma Örgütü (CIA), uzaktaki nesne ve insanlar hakkında içgörüye sahip olduklarını ileri süren medyumları işe aldı.

CIA, yalnızca koordinatları kullanarak hedefler hakkında istihbarat toplamanın mümkün olup olmadığını araştırıyordu. Medyumlar, bilinçlerini bedenlerinin ötesine yansıtarak uzak bir yeri gözlemleyebildiklerini iddia ettiği için CIA bu ‘yeteneği’ Ahit Sandığı’nı bulmak için kullanmaya karar verdi.  

ABD istihbaratçıları bu kişileri ‘rüyaya yatırarak’ ne gördüklerini cümle cümle not etti.

Medyumların Ahit Sandığı’na dair anlatımları CIA raporuna yansıdı.

‘HEDEFİMİZ GİZLİ BİR YERDE… KARANLIK VE ISLAK’

Yayınlanan belgelere göre 32 numaralı medyum, Ahit Sandığı’nı gördüğünü ileri sürerek şunları söylüyor:

“Hedef bir sandık… Bu sandığın içinde başka bir sandık daha var. Hedef ahşap, altın ve gümüşten yapılmıştır ve altı kanatlı melek ile süslenmiştir. Aradığımız nesne Ortadoğu’da bir yerde bulunuyor. Bölgede Arapça konuşan insanlar görüyorum.”

Uzaktaki nesneler, olaylar ve diğer insanlar hakkında bazı içgörü yeteneğine sahip olduğu ileri sürülen bu medyumlara CIA, Ahit Sandığı’nın bulunduğu yeri tarif ettiriyordu.

Medyum, civardaki cami kubbelerine benzeyen binaları ve neredeyse tamamen beyaz giysili, siyah saçlı ve siyah gözlü kişileri tarif etti. “Hedef aldığım figürlerden birinin bıyıklı olduğunu gördüm” diyen medyum, 5 Aralık 1988 tarihli seansta Ahit Sandığı ile ilgili şu ifadeleri kullanıyor:

“Hedefimiz gizli bir yerde. Yerin altında. Karanlık ve ıslak. Hedefimizdeki şeyin amacı halkı bir araya getirmektir. Törenle, hafızayla, saygıyla, dirilişle ilgisi vardır. Şu an bildiğimizin çok ötesinde bir maneviyat, bilgi, ders ve tarih bilgisi boyutu var.

Hedefimiz bazı varlıklar tarafından korunuyor. Onu yalnızca yetkili olanlar açabilirler. Bu sandık, doğru zaman gelinceye kadar açılmayacaktır ya da açılamıyor.

Kilit sisteminin mekaniği aslında oldukça basit görünüyor. Kabı zorla veya vurarak açmaya çalışan herkes, onu koruyanlar tarafından bizim bilmediğimiz bir güç kullanılarak yok edilecektir.”

CIA ajanları medyumların gördüğü nesneleri böyle çizdi.

CIA raporunun geri kalan kısmı, psişik güçlerin uzaktan izleme seansı sırasında tariflerden yola çıkarak yapılan çizimlerden oluşuyor. Bunlar arasında bir binanın özellikleri, kubbeli bir cami, yan yana dizilmiş 8 adet mumya, bir tekerlek ve serafim adı verilen kanatlı bir yaratığın çizimi de belgede yer alıyor.

SABA MELİKESİ VE ETİYOPYA EFSANESİ 

İngiliz medyası, Ahit Sandığı’nın Etiyopya’da saklandığına dair teorileri hatırlatıyor. Daily Mail, Saba Melikesi ile Hz. Süleyman arasında geçen ‘sandık’ kıssasına atıfla, Ahit Sandığı’nın Menelik adlı bir adam tarafından kraliçenin topraklarına getirilmiş olabileceğini ileri sürüyor.

Haberde şu ifadeler kullanıldı:

“Saba Melikesi Etiyopyalıydı ancak günümüz Yemen’inde bir krallığı yönetiyordu. Efsaneye göre Menelik’i kendi ülkesinde doğurdu ancak daha sonra babasıyla çalışması için Kudüs’e yolladı. Oradayken sandığı çaldığı ve Etiyopya’nın Aksum kentine getirdiği iddia ediliyor. Yerliler sandığın o zamandan beri Siyon’daki Meryem Ana Kilisesi’nde bulunduğunu söylüyor.

Sami dilleri ve Etiyopya çalışmaları konusunda uzmanlaşmış İngiliz bilim adamı Edward Ullendorff, 2. Dünya Savaşı sırasında Ahit Sandığı’nı kilisenin içinde gördüğünü iddia etti ancak Ullendorff’a yakın bir kaynak daha sonra görülen ‘eserin’ bir kopyadan başka bir şey olmadığını açıkladı.

Ullendorff’un eski meslektaşı İngiliz tarihçi Tudor Parfitt, ‘Gördüğü şey Ahit Sandığı’nın bir modeli olan Etiyopya kiliselerinde bulabileceğiniz şeylerdi’ dedi. Yani Ullendorff’un gördüğü, Etiyopya’daki diğer kiliselerde bulunan sandıklardan biriydi. Antik değildi ve kesinlikle orijinal de değildi.

Dolayısıyla bu kutsal sandığın yeri, çözülmeyi bekleyen bir sır olarak kalmaya devam ediyor.”

BİR POSTCAST YAYINCISI BUNLARI SÖYLEYİNCE…

Amerikan istihbarat örgütü CIA, psişik güçlere sahip medyumları, kaçırılan kişilerin yerini tespit etmek ve suçluların izini sürmek için istihdam ediyordu. Ufuk Çizgisi adlı proje, Josh Hooper adlı bir yayıncının Ninjalar ve Kelebekler adlı postcast’inde yer bulana kadar kamuoyunun pek dikkatini çekmemişti.

Hooper, programda şunları söyleyince konu İngiliz basınının gündemine oturuverdi:

“CIA’nın internet sitesine girip belgeyi bulana kadar Ufuk Çizgisi adlı projenin sahte olduğunu düşünmüştüm. Sonra belgeyi görünce ‘Ben neye bakıyorum’ dedim. Medyumun kutsal eserleri ararken anlattıkları tüyler ürperticiydi.”