Yayınlandı: 06.05.2025 19:08
Güncellendi: 15.05.2025 18:24

GÜNDEM ANALİZİ /// Anlaşma Gölgesinde Ege : Tarihi Fırsat Teptik !!!

Anlaşma Gölgesinde Ege : Tarihi Fırsat Teptik !!!

Türkiye ile İtalya arasında imzalanan milyarlarca dolarlık anlaşmaların yankıları sürerken, diplomatik ajandanın en kritik maddelerinden birinin göz ardı edilmesi, stratejik körlük olarak değerlendirilebilir.

01.05.2025

***

Türkiye ile İtalya arasında imzalanan milyarlarca dolarlık anlaşmaların yankıları sürerken, diplomatik ajandanın en kritik maddelerinden birinin göz ardı edilmesi, stratejik körlük olarak değerlendirilebilir.

İki ülke arasındaki ekonomik iş birliği derinleşirken, Ege Denizi’ndeki hassas dengeleri doğrudan ilgilendiren hayati konunun, yani adaların silahsızlandırılması statüsünün masaya getirilmemesi, kaçırılmış altın değerinde fırsat olarak tarihe geçebilir. Zamanlamanın manidar olduğu bu dönemde, demirin tavında dövülmesi gerekirken sergilenen pasif tutum, ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Tarihin Yüklediği Sorumluluk: 1947 Paris Antlaşması

Geçmişin sayfalarını araladığımızda, 1947 Paris Barış Antlaşması’nın önemi net biçimde ortaya çıkar. İtalya, İkinci Dünya Savaşı sonrası imzaladığı antlaşmayla On İki Ada’yı Yunanistan’a devretmiştir. Ancak devir işlemi koşulsuz gerçekleşmemiştir; antlaşmanın ilgili maddeleri, adaların kesin surette askerden arındırılmasını, yani silahsızlandırılmasını şart koşmaktadır.

Dolayısıyla, adalarda herhangi askeri üs kurulması, tahkimat yapılması veya askeri güç yığılması uluslararası hukukun açık ihlali anlamına gelmektedir. İtalya, devreden devlet olarak, antlaşma hükümlerine uyulup uyulmadığının takipçisi olma sorumluluğunu taşımaktadır. Tam da İtalya ile kapsamlı görüşmeler yapılırken, antlaşmanın garantörü konumundaki ülkeye yükümlülüklerinin hatırlatılmaması, anlaşılması güç diplomatik ihmaldir.

Gündeme Getirilmeyen Stratejik Hamle: Ege Adaları

Ege Denizi’ndeki egemenlik hakları ve statüko, Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Yunanistan’ın yıllardır 1947 Paris Antlaşması başta olmak üzere uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak adaları silahlandırdığı bilinmektedir. Askeri tatbikatlar, üsler ve yığınaklar, bölgedeki barış ve istikrarı tehdit eden adımlar olarak öne çıkmaktadır.

İtalya ile yapılan görüşmeler, Yunanistan’ın antlaşma ihlallerini uluslararası platforma taşımak ve İtalya’nın garantör rolünü aktif hale getirmesini sağlamak adına eşsiz zemin sunuyordu. Ne var ki, ekonomik anlaşmaların parıltısı, Ege’deki stratejik çıkarlarımızın üzerini örtmüş görünmektedir. Adaların silahsızlandırılması konusunun “bir şekilde” dahi gündeme getirilmemesi, ulusal menfaatler açısından sorgulanması gereken yaklaşımdır.

Yankılanan Sesler ve Tarihsel Paralellikler

Kamuoyunda ve uzman çevrelerde dile getirilen endişeler, yalnızca anlık tepki değildir; kökleri daha derinlere uzanan tarihsel kaygıları yansıtmaktadır. Bazı yorumcular, mevcut durumu Tanzimat döneminden bu yana süregelen, ulusal çıkarlar yerine dış güçlerin beklentilerine öncelik veren anlayışın devamı olarak okumaktadır. Geçmişteki hataların tekrarlandığı, ülkenin egemenlik alanlarının adım adım daraltıldığı yönündeki eleştiriler, görmezden gelinemeyecek kadar ciddidir.

Yüz yılı aşkın süredir devam eden işgal ve etki süreçlerinin, yeni anlaşmalarla farklı biçimlerde sürdürüldüğü iddiaları, mevcut politikalara yönelik güvensizliği derinleştirmektedir. Bu eleştiriler, basitçe “klavye kahramanlığı” olarak nitelendirilip geçiştirilemez; aksine, tarihsel tecrübelerden ders alınmadığına dair haklı kaygıları ifade etmektedir.

Diplomatik Öncelikler ve Ulusal Çıkarlar Dengesi

Uluslararası ilişkilerde ekonomik anlaşmaların önemi yadsınamaz. Ancak dış politikanın yalnızca ticari çıkarlar üzerine inşa edilmesi, uzun vadede telafisi zor kayıplara yol açabilir. Özellikle Ege gibi hassas bölgede, ulusal güvenlik ve egemenlik hakları, ekonomik kazanımlardan daha öncelikli olmalıdır. İtalya ile kurulan yakın temas, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve hukuki alanlarda da değerlendirilmeliydi.

1947 Paris Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen Yunanistan’ın sürdürdüğü silahlanma faaliyetlerine karşı İtalya nezdinde girişimde bulunmak, Türkiye’nin en doğal hakkı ve sorumluluğuydu. Bu sorumluluğun yerine getirilmemesi, diplomatik önceliklerin ulusal çıkarlarla ne ölçüde örtüştüğü konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Vatan savunması ve uluslararası hukuktan doğan hakların takibi, anlık ekonomik çıkarlar uğruna ertelenebilecek konular değildir.

Sonuç Yerine: Kaçırılan Fırsatın Bedeli

Türkiye-İtalya ilişkilerinde yeni sayfa açılırken, Ege Denizi’ndeki tarihi ve hukuki haklarımızın göz ardı edilmesi, stratejik miyopluk örneğidir. 1947 Paris Antlaşması’nın İtalya’ya yüklediği sorumluluklar ve Yunanistan’ın açık ihlalleri ortadayken, konunun gündeme getirilmemesi, sadece kaçırılmış fırsat değil, aynı zamanda gelecekteki olası müzakereler için zayıflatılmış pozisyon anlamına gelebilir. Demir tavındayken dövülmemiş, tarihi fırsat heba edilmiştir.

Ekonomik anlaşmaların gölgesinde kalan Ege’deki haklarımızın akıbeti, endişe verici belirsizlik taşımaktadır. Ulusal çıkarların ve uluslararası hukukun gereğinin ne zaman tam anlamıyla yerine getirileceği sorusu, cevap beklemektedir.

Sadi ÖZGÜL /ENP

Not : Yazıların bilimsel, etik sorumlulukları  yazarlara aittir. Yazıların içeriğinden ve kaynakların doğruluğundan yazarlar sorumludur.