Yayınlandı: 08.05.2025 19:33
Güncellendi: 15.05.2025 18:16

ORTADOĞU BÖLGESİ DOSYASI /// Şükriye Akkoç : Ortadoğu’da Yeni Dengeler : Türkiye’nin Yükselişi, Trump’ın Çıkmazı ve Suriye’nin Geleceği

Şükriye Akkoç : Ortadoğu’da Yeni Dengeler : Türkiye’nin Yükselişi, Trump’ın Çıkmazı ve Suriye’nin Geleceği

Ortadoğu, bir kez daha tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyor.

06.05.2025

***

Ortadoğu, bir kez daha tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyor.

Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin çöküşü, bölgedeki güç dengelerini altüst etti; kartlar yeniden karılırken, Türkiye, İsrail, ABD, İran ve Rusya gibi aktörler masada yeni hamleler peşinde.

Donald Trump’ın ikinci döneminde, özellikle İsrail politikaları etrafındaki çıkmazlar, Türkiye’nin Suriye’deki yükselişi, İran’la nükleer görüşmelerdeki tıkanma ve DEM Partisi/PKK/İmralı eksenindeki gelişmeler, bölgenin geleceğini şekillendiriyor.

Peki, bu karmaşık satranç tahtasında kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Türkiye’nin avantajları ve riskleri neler? Kamuoyunu bilgilendirmek için, Ortadoğu’nun nabzını tutalım.

Trump, Ocak 2025’te başlayan ikinci döneminde, Ortadoğu’da hem tanıdık hem de sancılı bir politika izliyor.

İlk döneminde Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ve Golan Tepeleri’ni tanıması gibi adımlarla İsrail’in sadık müttefiki olduğunu göstermişti.

Ancak şimdi, İsrail Başbakanı Netanyahu ile ipler geriliyor.

X platformundaki paylaşımlar, Netanyahu’nun Trump’ın İran ve Suriye politikalarındaki tutarsızlığından şikayetçi olduğunu gösteriyor.

Trump, büyük bir Ortadoğu savaşından kaçınmak istiyor, ama İsrail’in Suriye’deki Türk üslerine yönelik olası hava saldırıları, ABD’yi çatışmaya çekme çabası olarak yorumlanıyor.

Bu agresif adımlar, İsrail’in Suriye ve Lübnan’da hareket alanını koruma telaşını yansıtıyor.

Özellikle Türkiye’nin, Esad’ın devrilmesinde kilit rol oynayan Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Hayat Tahrir Şam (HTS) üzerinden Halep, Hama, Humus ve Şam’ı ele geçirmesi, İsrail’i alarma geçirdi.

Trump, Erdoğan’ı “akıllı” ve “sert” bir lider olarak övüp, “2.000 yılda kimsenin yapamadığını yaptı” diyerek Türkiye’nin başarısını alkışladı.

Nisan 2025’te Beyaz Saray’da Netanyahu, Türkiye’nin etkisini sınırlaması için Trump’a baskı yaptı, ama Trump, Erdoğan’la dostluğunu vurgulayıp çatışmadan kaçınma önerdi.

Bu, Trump’ın İsrail’i desteklerken NATO müttefiki Türkiye ile gerilimden kaçınma çabasını ortaya koyuyor.

İran’la nükleer görüşmeler, bölgenin bir diğer sıcak başlığı.

Trump, ilk döneminde 2015 nükleer anlaşmasından çekilmişti; şimdi ise yeni bir anlaşma için masada.

Görüşmelerin “iyi gittiğini” söylese de, tıkanma yaşanıyor. İran, Esad’ın düşüşüyle Suriye’deki müttefikini kaybetti, 2024’teki bir lider suikastı iç dengelerini sarstı.

Yine de Hizbullah ve Irak’taki Şii milisler üzerinden hâlâ etkili.

İsrail, İran’ın nükleer programını sert şekilde kısıtlamayan bir anlaşmaya karşı çıkıyor, bu da Trump’ın diplomasisini zora sokuyor.

Görüşmeler çökerse, İsrail’in önleyici saldırıları bölgeyi ateş çemberine çevirebilir.

Trump yönetimindeki iç çekişmeler de işleri karıştırıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi şahin isimler, İran’a sert bir çizgi savunurken, Trump savaşlardan uzak durmak istiyor.

Erdoğan ve Netanyahu’yla kişisel diplomasiye ağırlık vermesi, bürokrasiyi bypass ediyor ve karışık sinyaller yaratıyor.

Bu çatlaklar, ABD’nin bölgedeki etkisini zayıflatabilir.

Suriye’deki güç boşluğu, Ortadoğu’daki dengeleri yeniden şekillendiriyor. Esad’ın devrilmesiyle HTS ve SMO, Türkiye’nin desteğiyle büyük şehirleri kontrol altına aldı.

ABD, yaklaşık 2.000 askerle IŞİD’e karşı sınırlı bir varlık sürdürüyor, ama Trump’ın çekilme sinyali, Türkiye ve Rusya’ya alan açabilir.

Rusya, Ukrayna’yla meşgulken, İran ise Esad’ın kaybıyla stratejik derinliğini yitirdi.

İsrail, Suriye’deki Türk hedeflerine veya yeni yönetime geçebilecek askeri teçhizata hava saldırıları düzenleyerek hareket alanını koruyor, ama bu, Türkiye’yle çatışma riskini artırıyor.

Türkiye ise askeri ve diplomatik başarılarıyla bölgesel statüsünü yükseltti.

Ancak İsrail ve ABD destekli YPG/PKK ile gerilimler, bu yükselişi tehdit ediyor.

Oyun bitmedi; aksine, yeni bir raunt başladı.

Baas rejiminin çöküşü bir dönemi kapattı, ama Suriye’nin geleceği için mücadele sürüyor.

Türkiye, İsrail, ABD, Rusya, İran ve Azerbaycan gibi yeni oyuncuların varlığı, rekabetin devam edeceğini gösteriyor.

Masadaki aktörlere bakalım.

Türkiye, HTS/SMO’nun taarruzunu destekleyerek Suriye’de büyük bir zafer kazandı, İsrail’le Bakü’de çatışmayı önleme görüşmeleri yaptı ve yeni yönetime destek veriyor.

Askeri varlığı ve Trump’la iyi ilişkileriyle güçlü, ama İsrail ve YPG ile gerilimler risk yaratıyor.

İsrail, Suriye’de Türk üslerine saldırılar düzenledi, Trump’a Türkiye’yi sınırlama baskısı yaptı, ama savunmacı bir pozisyonda; ABD’ye bağımlılığı esnekliğini kısıtlıyor.

ABD, Trump’ın çekilme sinyali ve İran’la görüşmeleriyle kilit ama temkinli bir oyuncu; iç çekişmeler tutarlılığını zedeliyor.

İran, Esad’ın kaybıyla zayıfladı, ama Hizbullah ve Şii milislerle hâlâ etkili.

Rusya, Ukrayna ve ekonomik baskılar yüzünden Suriye’deki etkisini yitirdi, üslerini koruma pazarlığında.

HTS liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, Türkiye’ye bağımlı ama kırılgan; İsrail saldırıları ve iç bölünmelerle karşı karşıya. YPG/PKK, ABD desteğiyle kuzeydoğuda tutunuyor, ama Türkiye’nin baskısı ve olası ABD çekilmesiyle savunmasız.

Azerbaycan ise Türkiye-İsrail görüşmelerinde arabulucu olarak diplomatik prestij kazandı.

Kazananlar ve kaybedenler netleşiyor.

Türkiye, Suriye’de stratejik derinlik kazandı, rakipleri zayıfladı, Trump’tan destek aldı. Azerbaycan, arabuluculukla parladı, HTS yönetimi ise toprak kontrolüyle öne çıktı.

İran, Esad’ı kaybetti, etkisi azaldı.

Rusya, Suriye’deki rolünü yitirdi, küresel prestiji zedelendi.

İsrail, Türkiye’nin yükselişiyle köşeye sıkıştı, Trump’ı küstürürse yalnız kalabilir.

YPG/PKK, Türkiye’nin baskısı ve olası ABD çekilmesiyle zemin kaybediyor.

ABD’nin pozisyonu karmaşık; Trump’ın pragmatizmi yükleri azaltabilir, ama iç bölünmeler ve İsrail’in talepleri işi zorlaştırıyor.
Türkiye’nin durumu, hem fırsatlarla hem risklerle dolu.

Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve yeni yönetimin şekillenmesinde kilit rol, Türkiye’ye yeniden inşa ve mülteci dönüşü gibi konularda avantaj sağladı.

Trump’ın Erdoğan’ı övmesi, YPG gibi konularda gerilimi azaltabilir.

İran ve Rusya’yı gerileten başarılar, bölgesel güç projeksiyonunu güçlendirdi, Bakü’deki İsrail görüşmeleri ise diplomatik esneklik sağladı.

Ancak riskler de büyük.

İsrail’in Suriye’deki Türk hedeflerine saldırıları, Türk personeli vurulursa doğrudan çatışmaya yol açabilir.

ABD destekli YPG, petrol zengini kuzeydoğuda tutunuyor; ABD çekilirse Türkiye harekete geçebilir, ama bu Washington’la gerilimi artırır.

HTS yönetiminin kırılganlığı, Türkiye’yi uzun vadeli bir istikrar çabasına sürükleyebilir, bu da kaynakları zorlar.

İçeride, Suriye’deki maliyetler veya kayıplar eleştirilere yol açabilir.

Türkiye, askeri varlığı, Trump’la ilişkileri ve Azerbaycan’ın arabuluculuğuyla güçlü bir pozisyonda, ama YPG varlığı veya İsrail saldırıları gibi konularda sınırlı tavizler gerekebilir.

İyimser senaryoda, Türkiye ABD’nin YPG desteğini çekmesini sağlar, İsrail’le gerilimi düşürür ve Suriye’yi etkisi altına alır.

Kötümser senaryoda, İsrail saldırıları tırmanır, YPG direnir, Suriye’de kaos Türkiye’yi batağa çeker.

Gerçekçi senaryoda ise Türkiye etkisini korur, ama bazı ikincil konularda uzlaşarak temel çıkarlarını savunur.

Masadan tamamen kalkması, Suriye’ye yaptığı yatırımlar ve Erdoğan’ın kişisel angajmanı nedeniyle olası değil.
DEM Partisi, PKK ve İmralı görüşmeleri, Türkiye’nin hem iç hem dış politikasında kritik bir başlık.

2025 başında Öcalan’la yapılan görüşmeler ve DEM’in Irak Kürdistanı’nda Barzani’lerle buluşma planları, Kürt meselesini çözmeyi ve 2015’te duran çözüm sürecini canlandırmayı hedefliyor.

PKK’nın “Türkiye ve dünya değişecek” açıklaması, Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı büyük beklentilere işaret ediyor.

Suriye’de YPG, kuzeydoğuda kontrolü elinde tutuyor, ama Türkiye ve yeni yönetimin baskısı altında.

İmralı görüşmeleri, Türkiye’nin YPG’nin çekilmesi veya silahsızlanması karşılığında içeride tavizler önerdiğini gösterebilir, bu da YPG’yi zayıflatır.

HTS, Kürt ayrılıkçılığından çekindiği için Türkiye’yle YPG’yi dışlamaya çalışabilir, ama bu Kürt nüfusu öfkelendirebilir.

Trump’ın çekilme sinyali, YPG’yi Türkiye veya Suriye yönetimiyle anlaşmaya zorlayabilir.

Türkiye için olumlu sonuçlar arasında PKK tehdidinin azalması, ABD’nin YPG desteğini çekmesi ve iç istikrarın artması var.

Ancak milliyetçi tabanın PKK/DEM’e tavizlere tepkisi, Suriye’de YPG direnişinin tırmanması veya DEM’in PKK bağlantısının uluslararası imajı zedelemesi gibi riskler mevcut.

Türkiye, Suriye’deki başarısı ve YPG’nin kırılganlığı sayesinde avantajlı, ama PKK’nın köklü varlığı ve YPG’nin ABD desteği, şart dayatmayı zorlaştırıyor.

Müzakereyle çözüm mümkün, ama sınırlı özerklik veya PKK üyelerine af gibi tavizler siyasi risk taşır.

Ortadoğu’daki diğer aktörler de masada.

Suudi Arabistan, İran’ı dengelemek ve İsrail’le normalleşme peşinde.

Hizbullah, Suriye’deki değişimle zayıfladı, İsrail saldırılarıyla karşı karşıya.

Irak, ABD ve İran arasında denge kuruyor, Şii milisler tehdit oluşturuyor.

BAE, İsrail ve ABD’yle; Katar, Türkiye ve HTS’yle saf tutuyor. Avrupa, göç ve IŞİD endişesiyle sınırlı rol oynuyor.

Avantaj şu an Türkiye’de; askeri ve diplomatik başarıları, Trump’ın desteği ve rakiplerinin zayıflığıyla öne çıkıyor.

Ama İsrail’in askeri gücü ve ABD desteği, onu ciddi bir rakip yapıyor.

ABD, nihai söz sahibi, ama iç öncelikler ve Trump’ın savaş karşıtlığı bunu kısıtlıyor.

Kazananlar Türkiye, Azerbaycan ve HTS; kaybedenler ise İran, Rusya, YPG/PKK ve agresifliğiyle yalnız kalma riski taşıyan İsrail.

Türkiye, Suriye’yi şekillendirme ve Kürt meselesini çözme fırsatına sahip, ama dikkatli olmalı. Lehine gelişmeler arasında Suriye’deki nüfuz, Trump’ın desteği ve zayıflayan rakipler var; aleyhine ise İsrail’in saldırganlığı, YPG direnişi ve Kürt görüşmelerine iç tepki.

Bölgenin geleceği, aktörlerin uzlaşma mı yoksa çatışma mı seçeceğine bağlı.

Türkiye, cesur hamlelerle masayı düzenledi, ama hırsla temkini dengelemeli. İmralı görüşmeleri başarırsa tarihi bir dönüm noktası olur, ama başarısızlık Kürt sorununu uzatır. Ortadoğu’nun ateşi sönmedi; sadece yeni bir sahne kuruldu.

Şükriye Akkoç / ENP

Not : Yazıların bilimsel, etik sorumlulukları  yazarlara aittir. Yazıların içeriğinden ve kaynakların doğruluğundan yazarlar sorumludur.