
Ülkesi, milleti için çok çalışıp yorulan (*) Köy Enstitülü aydınlanma savaşçısı Talip Apaydın 27 Eylül 2014 Cumartesi günü gitmişti !!!
Büyük Türk aydınlanmasının başardıkları önünde saygıyla eğiliyorum.
27.09.2025
C.tesi
***
· O yazardı.
· O ozandı.
· O hem de çok çok sevilen bir öğretmendi.
· O Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucusu ve yöneticilerindendi.
· Eğitimin içeriğinin belirleyici olduğunu “Aydınlanmacı, laik yani inanca değil sorgulamaya dayanan, bilimsel bir eğitim uygulanmıyorsa gençler ve toplum faydadan çok zarar görüyor bu eğitimden.” sözleriyle tanımlardı.
· Öğrenmeyi, sanatı, edebiyatı sevdirmeyen bir eğitimin eğitim olmadığın hep anlattı, yazdı, yazdı!
TALİP APAYDIN KİMDİR?
· 1926, Polatlı’ya bağlı Ömerler köyü doğsa da babasının köyü olan Kapulu’ya göçerler. Anası ben üç yaşındayken ölür.
· Toprağı olmayan babası ağa tarlalarında ortakçılık (yarıcılık) yaptığından zar zor geçinirler.
· Üç sınıflı köy okulundan sona Beypazarı’nda açılan yoksul çocuklar için pansiyonlu ilkokulu bitirir.
· Hamidiye Köy Öğretmen Okulu açıldığını köyündeki öğretmenin haber vermesiyle 1938 yılında, on Kasım günü, Atatürk’ün öldüğü gün buraya kaydını yaptırır. O gün hem çok üzüldüğünü, hem de çok sevindiğini söyler.
· 1940’da Köy Enstitüsü yasası çıkınca bu okul Çifteler Köy Enstitüsü olur. 1943’de mezun olunca Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü Güzel Sanatlar Bölümü’ne seçilir ve buradan da 1946 yılında mezun olur.
· Otuz yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1978 yılında Ecevit hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur’un istemi kapsamında danışman olunca siyasilerin, bürokratların iğrenç ilişkilerini gören Talip Apaydın kısa süre sonra 1979 yılında görevinden istifa eder.
· O günleri şöyle anlatır: “… kararnamem hazırlandı. Bakan bürosunun üstünde bir odaya oturttular beni…. Köy öğretmenliğinden başlayıp, nice savaşımlardan kıyımlardan haksızlıklardan geçip buraya gelmiştim işte. Kendi kendime: ‘Hey gidi Talip Apaydın, ortakçının oğlu!’ dedim. Kişisel bir doyumdu belki, duygulandım.
Derken o günlerde bir kutlama trafiği başladı. Aman Allah! Kimler kimler ve ne biçim sözler? Hele bir de “Bakanın en yakın müşaviri” diye adım çıkınca, her gün odam, dolup dolup boşaldı….. Bir şey söyleyemiyordum. İğreniyordum. Yeni bir açıdan tanıyordum insanımızı. Gerçekten acıydı. Bunalıyordum…”
Eşinin sağlığının iyi olmaması ve ülkemizin içinde bulunduğu durum onu çok üzüyordu: “Türkiye’de eğitim bitmiştir. Söylemeye dilim varmıyor ama bu kasten yapılmıştır. Bu gerçekler karşısında, eski bir öğretmen olarak acılar içindeyim. Ölseydim de Türkiye’nin bu durumlara düştüğünü görmeseydim!”
· 1979 yılında emekli olur.
· Çeşitli türlerde kırk iki kitabı yayınlanır.
ONU TALİP APAYDIN YAPAN GİZEM NEYDİ?
Köy Enstitülerinde verilen eğitimde ve yoksul bir köy çocuğuna bu olanağı sağlayan eğitim siyasetinde gizlidir.
1936’da, Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim Bakanlığı döneminde açılan ilk Eğitmen Kurslarına kadar uzanan bu yılları, “halkçı ve devrimci eğitim” dönemi olarak nitelemektedir.
Çiteler Köy Enstitüsünde beş yıllık eğitimden sonra kendinizde ne gibi bir değişiklik oldu sorusuna yanıt olarak yazdığı kompozisyonu, Talip Apaydın şu cümleyle bitiriyor: “Kendimi kurtarmak fikri toplumu kurtarmak, toplumu iyiye doğru değiştirmek fikrine dönüştü.”
Köy Enstitüleri, “Köylü milletin efendisidir” dusturunu yürekten benimsemiş; halka dayanan, halka güvenen Atatürkçü eğitimcilerin eseridir.
Bu kurumu yaratan aydınların en önemlileri Eğitim bakanları Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tur.
Apaydın’ın sevdiği öğretmeni Sabahattin Eyuboğlu “Köy Enstitüleri, bu memlekette kurulmuş, kurulacak halkçı, gerçekçi, ilerici kelimenin tam anlamıyla milli eğitim kurumlarının başında gelir…. Tüketici okuldan üretici okula geçmişiz, ezberciliğin yerine yaşayan, yaşatan bilgiyi koymuşuz; insanoğlunun seve seve, sevine sevine de çalışacağını, işe koşacağını kanıtlamışız; işçilikle öğrenciliği birleştirerek her ikisini de angarya olmaktan kurtarmışız; yeşermez bozkırları yeşertmeye başlamışız. Sonra. Sonra kendi yaptığımızı düşmanımız gibi yıkmışız” diye tarif eder.
Bir köy çocuğu, halkçı, devrimci bir aydın olan Apaydın’ın romanlarının başrolünde hep yoksul insanlar var. O, yapıtlarında kendi insanımızı, günlük iş ve yaşayışı içinde abartmadan olduğu gibi veriyor. Bu insanlar; ezilmiştir, yoksuldur ama bitmiş değildir; onlar umutludur, güçleri, dirençleri vardır.
(*) Bana öldü demeyin! Yoruldu! Gitti deyin/Neşet Ertaş
( BU YAZI DERLEMEDİR)
***
