MI6 (İNGİLİZ DIŞ İSTİHBARAT SERVİSİ) DOSYASI /// CANSU ÇAMLIBEL : ‘Alo MI6’ promosyonu için neden İstanbul seçildi ???

CANSU ÇAMLIBEL : ‘Alo MI6’ promosyonu için neden İstanbul seçildi ???

Britanya’nın meşhur dış istihbarat servisi MI6 Başkanı’nın, dünyadaki tüm Ruslara, Çinlilere ve İranlılara meydan okumak için neden Türkiye’yi seçtiği üzerine türlü spekülasyon yapılabilir. Demek ki Türkiye’nin NATO bloğunun ‘tartışmasız’ bir aktörü olduğuna koyu vurgu yapılması ihtiyacı hasıl oluyor! Bir de işin Türkiye’deki iktidar içi dengelere kadar uzanabilecek bir çakışma boyutu var ki evlere şenlik!

Britanya dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Richard Moore, İstanbul Başkonsolosluğunda

Britanya dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Richard Moore, İstanbul Başkonsolosluğunda

Britanya dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Richard Moore, Britanya’nın İstanbul Başkonsolosluğunda

Cuma sabahı erken saatlerde, 27. senesini geride bıraktığım meslek hayatımın ‘en absürd’ basın toplantısına katılmak üzere Britanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’ndan içeri adım atarken itiraf edeyim üzerimde bir tık gerginlik vardı. Zira Britanya’nın meşhur dış istihbarat servisi MI6, Rusya’dan ajan devşirmek için darkweb’de kurdukları yeni çevrimiçi mesajlaşma sistemini dünyaya duyurmak için adres olarak İstanbul’u seçmişti.

İçinden geçtiğimiz tuhaf çağın normallerinden biri de demek ki bu olacaktı; dünyanın önde gelen istihbarat teşkilatları casusluk faaliyetlerini sosyal medyada herhangi bir ‘meta’ gibi pazarlayacak, sosyal ağlarda ‘yurttaş casuslar’la chat yapacaktı! Darkweb’deki hacker’ların piyasasının nasıl daha da yükseleceğini siz hesap edin.

Kafamın içinde dönen tüm soruları bastıran memlekete özgü ağır soru ise başkaydı. Her an neredeyse herkesin ‘ajan’ iftirası atmak için fırsat kolladığı bir mesleğin emekçileri olarak işimizi yapmak için cuma sabahı Tepebaşı’ndaki o binaya girmek dahi delilik olabilir miydi? Bu soruya “Yok canım daha neler, o kadar da değil” yanıtını verebilecek olanlar varsa muhtemeldir ki bir süredir Türkiye’de yaşamıyorlardır.

Salona girdiğimde ise bulutlarım hızla dağılıverdi. TRT, Anadolu Ajansı, NTV, CNN Türk ve Habertürk’ün muhabir ve kameramanları kayda girmek için hazırlıklarını yapmış bekliyorlardı. Dahası, bu fantastik ‘İngiliz şovu’nu izlemek için bizzat toplantıya katılanlar arasında AKP medyasının başat mecralarından biri olan Akşam’ın Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu ile Posta’da yazan ve CNN Türk’de program yapan Hakan Çelik de vardı.

Gazete Oksijen’in taze transferi Sedat Ergin, Medyascope’un kurucusu Ruşen Çakır ve Hürriyet Daily News’ün Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş’ın orada olmalarını hiç yadırgamadım çünkü onların da benim gibi basın toplantısının sahibini eskiden, Türkiye’de diplomat olarak görev yaptığı yıllardan beri tanıdığını biliyorum. Kalabalık içinde dikkatimi çekenlerden biri de Sözcü TV’nin genç ekran yüzlerinden Burak Tatari oldu. Muhtemeldir ki Türkiye’deki Britanya Misyonu başka gazetecilere de davet iletmiştir ancak sadece katılanlar üzerinden basit bir hesapla dahi kendilerince ‘bir denge’ gözetmiş olduklarını düşünmek mümkündü.

Bu toplantının aslında iki baş aktörü vardı ancak onlardan sadece birini podyumda gördük; MI6 Başkanı Sir Richard Moore. Çok kısa bir süre sonra görevi Moore’dan devaralacak olan halefi Blaise Metreweli de salonda Moore’ı dinleyenler arasındaydı ancak anons edilmedi. Dikkatli okurlar hatırlayacaktır Metreweli’nin MI6’in ‘ilk kadın’ patronu olacağının açıklanmasından kısa bir süre sonra Times gazetesi, dedesinin Nazi Almanyasına casusluk yapan bir Ukraynalı olduğu ortaya çıkartmıştı.

Britanya dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Richard Moore

Moore, Türkçe olarak başlayıp İngilizce olarak devam ettiği uzun konuşması esnasında Metreweli’yi yanına çağırmadı ama onun casusluk yeteneklerine ne kadar güvendiğinden bahsetti. Belli ki bu Türkiye ziyaretinin perde gerisindeki amaçlarından biri de Blaise Metreweli’yi Türk muhataplarına tanıştırmaktı. Moore ile Metreweli’nin bizden sonra MİT Başkanı İbrahim Kalın’a gittiğinden eminim ancak asla ispatlayamam. Hatta belki Moore, Blaise Metreweli’yi İbrahim Kalın’a 19 Eylül Cuma sabahı düzenledikleri basın toplantısından bir gün önce götürmüştür. Hatta yine belki, sadece Kalın’a değil, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a da götürmüştür!

Bu olası görüşmeler henüz olmadıysa dahi çok yakında olacaktır. Çünkü Richard Moore beş sene süren başkanlığı sırasında ‘profesyonellikleriyle örnek ve samimi dostlarım olan’ şeklinde andığı Hakan Fidan ve İbrahim Kalın ile yakın işbirliği içinde çalıştığını anlattı. Yakın çalıştıkları alanların ilk üçünü ise kendi önem sırasına göre sıraladı; Ukrayna’nın egemenliği ve bağımsızlığının güçlü bir şekilde desteklenmesi, IŞİD’e karşı mücadele, Esad sonrası Suriye’nin istikrarı.

MI6’in başarılı operasyonları arasında Suriye’de Esad rejiminin düşürülmesini de sayması bana kalırsa Moore’un basın toplantısının en sağlam itirafıydı. Oysa ABD Başkanı Donald Trump bile uzun süre HTŞ’nin Şam’a ilerleyerek yönetimi ele geçirmesini Ankara’nın başarısı olarak tanımlamış ve Türkiye’nin Suriye’yi ‘dostane olmayan biçimde ele geçirmesini’ över gibi yapmıştı.

Oysa bakın Sir Richard Moore rejimin Aralık 2024’te düşmesinden yaklaşık dokuz ay sonra, 19 Eylül 2025’te, ‘MI6 Başkanı’ sıfatıyla yaptığı son konuşmada gururlanarak şu ifadeleri kullanacaktı:

“HTŞ ile Esad’ı devirmelerinden bir iki sene önce ilişki kurmuş olmamız sayesinde Britanya olarak Esad düştükten birkaç hafta içinde yeniden ülkede faaliyet göstermeye başladık. Suriye bizim açımızdan, olayların önüne geçmeyi başarmanın ani ve beklenmedik gelişmeler olduğunda ne kadar işe yaradığının iyi bir örneği oldu.”

Dönelim bu toplantıyı İngilizler açısından kıymetli kılan asıl gündeme; Putin Rusya’sına açıktan meydan okuyan o hamleye.

“Putin, Rusya değildir. Ve tüm Ruslar Putinizm’e inanmıyor. Bazıları başını öne eğip hayatlarına ellerinden geldiğince devam etmeye çalışıyor. Aleksey Navalni gibi bazıları açıkça direniyor ve inançları uğruna ölüyor. Bazıları da MI6 ile çalışarak gizlice direniyor. Rusya’daki gerçekleri paylaşma cesareti olan erkekler ve kadınlar, sizi MI6 ile iletişime geçmeye davet ediyorum. Sizi güvende tutmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bugünden itibaren, yeni karanlık web portalımız ‘Sessiz Kurye’ aracılığıyla bize güvenli bir şekilde çevrimiçi olarak ulaşabilirsiniz. Sanal ön kapımız, karanlık web’in anonimliğinden yararlanır. Böylece dünyanın herhangi bir yerindeki herkes MI6 ile güvenli bir şekilde iletişim kurabilir.”

Sir Richard Moore’ın yukardaki kuvvetli cümlelerle bezeli bu meydan okuma için neden Türkiye topraklarını seçtiği üzerine türlü spekülasyon yapılabilir. Diplomatik usul açısından irdelendiğinde, bu basın toplantısının aslında ‘Britanya toprağı’ sayılan başkonsolosluk içinde düzenlendiği savunulacaktır pekalâ. Ancak dev bir MI6 kadrosunun eski ve yeni başkanla beraber dört saatlik yol gelmesine gerek olmadan Londra’da çok daha pratik biçimde yapılabileceği aşikâr. Demek ki Türkiye’nin NATO bloğunun ‘tartışmasız’ bir aktörü olduğuna koyu vurgu yapılması ihtiyacının hasıl olduğu günlerden geçiyoruz!

Bir de elbette işin Türkiye’deki iktidar içi dengelere kadar uzanabilecek bir çakışma boyutu var ki evlere şenlik!

İktidar ittifakının ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli birden bire ‘ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı Türkiye-Rusya-Çin’den müteşekkil ‘TRÇ’ ittifakını öneriverdi. Ertesi gün, MI6 Başkanı Rusya’daki ve dünyadaki tüm Ruslara ve hatta Çinlilere ve İranlılara ‘artık ajanımız olmak bir mesaj uzaklıkta’ promosyonunu İstanbul’dan yaptı. Aynı günün akşamında ise ABD Başkanı Donald Trump ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı nihayet 25 Eylül’de Beyaz Saray’da ağırlayacağını duyurdu.

Tevafuk işte!

Bu arada bakalım Rusya, MI6 Başkanı Moore’un kendilerine meydan okuyan basın toplantısının İstanbul’da yapılmasına Türk tarafının itiraz etmemesine ne şekilde yanıt verecek?

Sahi, AKP hükümeti acaba Moore’un basın toplantısında neler söyleyeceğine tüm detaylarıyla vakıf mıydı, yoksa bir tür oldubittiyle mi karşı karşıya kaldılar?

Cansu Çamlıbel kimdir?

Cansu Çamlıbel, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını, Britanya’daki Cardiff Üniversitesi’nde Uluslararası Gazetecilik bölümünde yaptı. 2002 tarihli master tezi, “Türk medyası ve otosansür sorunsalı” başlığını taşıyor.

NTV’de diplomasi muhabirliği, 2005- 2008 arasında da Brüksel muhabirliği yaptı. 2008’den Şubat 2019’a kadar Hürriyet ve Hürriyet Daily News gazetelerinde muhabirlik, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, köşe yazarlığı görevlerini üstlendi.

Yaklaşık 5 sene boyunca, “Yüz Yüze Pazartesi” köşesinde, Hürriyet’in haftalık siyasi söyleşilerini yaptı. 2015- 2016 döneminde ABD’de Harvard Üniversitesi’nin Nieman Bursu’nu kazandı.

Nisan 2017- Şubat 2019 döneminde ise Hürriyet Washington Temsilcisi olarak görev yaptı.

Gazetenin, siyasi baskı sonucu el değiştirmesinden sonra istifa ederek, Türkiye’ye döndü. Gazete Duvar’daki köşesinde, dış politika alanında yazılar kaleme almaya başladı. Eşzamanlı olarak Gazete Duvar’ın İngilizce edisyonu Duvar English’in kurucu Yayın Yönetmeni oldu. Bu görevi, Ekim 2021’e kadar sürdürdü.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye Ulusal Komitesi üyesi olan Çamlıbel, IPI için hazırlayıp sunduğu, “Özgür Sohbetler” isimli podcast serisinde, günümüz Türkiyesi’nde gazetecilik yapmanın bedeline, içeriden bir bakış sunmaya çalışıyor.

Ocak 2023’te, T24 ekibine katıldı.

Lulu’nun annesidir.