
Kadir Uğur Yılmaz : ÇÖZÜCÜ AJANLAR VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN AYRILIĞI
27 Ekim 2025
***
Türk milleti, tarih boyunca pek çok badireyi aşmış; imkânsız denilen dönemlerden devlet çıkarabilmiş, küllerinden doğmuş bir millettir. Çünkü bu milletin genetiğinde çalışkanlık, inanç, irade ve dayanışma vardır. Ancak bugün, Türk milliyetçileri, Türkçüler ve Atatürkçüler bir türlü bir araya gelemiyor. Peki neden?
İşte cevabı basit ama acı: Çözücü ajanlar yüzünden.
Düşmanlarımız bizim teşkilatlanma kodlarımızı, yani bizi ayakta tutan birlik formülünü çok iyi çözdü. Bizim bir araya gelmememiz için ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Bunun en etkili yolu ise “bizdenmiş gibi görünen” ama içeriden bozan unsurlardır. Bu kişiler, kürsülerde en ateşli cümleleri kurar, en büyük Türk milliyetçisi gibi görünür; ancak birlik kurmaya geldi mi, hemen bir bahane, bir fitne, bir öteki yaratır.
Bir düşünün; “Partili Türk milliyetçisi”, “Atatürkçü Türkçü”, “Türk-İslam milliyetçisi” gibi kavramlar nasıl türedi?
Oysa ideolojimiz birdir: Türk milliyetçiliği.
Tanımı da nettir: Türk milletinin varlığını, birliğini, bağımsızlığını ve yüceliğini her şeyin üstünde tutan, onu çağdaş uygarlıklar seviyesinin üstüne çıkarma ülküsüdür.
Bu kadar sade bir tanımın içi neden boşaltıldı peki?
Çünkü bozmak için türvelendirdiler, sulandırdılar. Herkes kendi ön ekini, kendi yorumu ve çıkarını kattı.
“Atatürk milliyetçiliği” dendi, sanki Atatürk Türk milliyetçisi değilmiş gibi.
“Türk-İslam milliyetçiliği” dendi, sanki İslam Türk’ün töresinde zaten yaşamıyormuş gibi.
Böylece ortak paydamız olan Türk kimliği parça parça edildi.
Ama mesele sadece dışarıdan gelen oyun değil. Bizim içimizde de bir problem var.
Henüz kendimizi tanımlamadan, ideolojimizin anlamını bilmeden etiket taşıyoruz.
Bir yanda kendini Müslüman, Hıristiyan, Şaman, Sünni, Alevi diye ayıranlar; diğer yanda Türkçülük ve Türk milliyetçiliği iddiasında bulunanlar…
Kendimizle çelişiyoruz.
Bir de körü körüne partizanlık ve lidere tapınma anlayışı var.
“Lidere sadakat şerefimizdir.”
Ne demek bu?
Şeref, lidere değil, millete ve töreye sadakattedir!
Bizim inancımızda “önce dava” vardır, ama dava kişilere değil, Türk milletine hizmettir.
Peki biz töremizi, ananemizi, aklımızı, irademizi ne zaman bir kenara bıraktık?
Bunları kim, nasıl unutturdu bize?
Bir Afrika atasözü vardır:
“Onlar geldiğinde elimizde altınlarımız, mücevherlerimiz vardı; onların elinde kitapları ve inançları. Giderken elimizde iç çatışmalar ve onların kitabı kaldı; altınlarımız ise onların eline geçti.”
İşte bizim başımıza gelen de budur.
Bizi inançla, ideolojiyle, partiyle, isimle, liderle bölüp, birbirimize düşman ettiler.
Oysa kurtuluş çok basit:
Töremize dönmek.
Toyumuzu toplamak, Kurultay kurmak.
Liderimizi ve heyetimizi biz seçelim.
Töre gereği bir İhtiyar Heyeti —yani denetleme, düzenleme ve disiplin kurulu— oluşturalım.
Bir de lider seçelim; yönetim kurulu ve başkan.
Hepsi bu kadar.
Yani bir “Türk Kurultayı” ile yeniden dirilişin yolunu açabiliriz.
Ne dış güçler, ne de içerideki çözücü ajanlar o zaman birliğimizi bozamaz.
Çünkü biz, aynı soydan gelen, aynı ülküye inanan, aynı geleceği düşleyen bir milletiz.
Yeter ki birbirimizi anlamaya, bir araya gelmeye, yeniden Türk gibi düşünmeye cesaret edelim.
Birlik olmadan diriliş olmaz.
Diriliş olmadan da Turan kurulmaz.