Yayınlandı: 06.11.2025 21:13
Henüz güncellenmedi

JEO POLİTİKA DOSYASI /// MEHMET USLU : Güncel Uluslararası Sistemde Hegemonya Mücadeleleri ve Jeopolitik Krizler

MEHMET USLU : Güncel Uluslararası Sistemde Hegemonya Mücadeleleri ve Jeopolitik Krizler

ASAM Uzmanı – Mehmet Uslu – 26 Ekim 2025

***

ABD – RUSYA – ÇİN – AB – NATO – TÜRKİYE

Günümüz uluslararası konjonktüründe, ABD’de İkinci Trump dönemi ile belirginleşen yeni siyasi dinamikler, hem ABD iç politikasında hem de küresel ölçekte önemli dönüşümlere yol açmaktadır. Bu dönemin, ABD merkezli askeri ve ekonomik hegemonyanın idamesini hedefleyen bir dizi politikayı beraberinde getirdiği ve uluslararası sistemi ABD’nin stratejik öncelikleri doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığı gözlemlenebilmektedir.

Bu çerçevede, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tarafından desteklenen Ukrayna ile revizyonist bir dış politika izleyerek eski SSCB nüfuz alanını yeniden tesis etme gayesinde olduğu bariz şekilde görülebilen Rusya arasındaki savaş, mevcut jeopolitik gerilimlerin merkezinde oldu söylenebilir. Bu çatışmanın neticeleri; artan küresel silah satışları, kapsamlı ekonomik ambargolar, ticari rekabetin derinleşmesi ve özellikle gıda ile hammadde tedarik zincirlerinde yaşanan krizler olarak tezahür etmektedir.

Buna paralel olarak, ABD’nin başta deniz ticaret yolları olmak üzere küresel müşterekler üzerindeki hakimiyetini sürdürme stratejisi, Hint-Pasifik bölgesine odaklanmasını artırmıştır. Japonya ve Güney Kore ile ittifakların güçlendirilmesi ve Çin’e karşı Tayvan’a verilen destek, bu stratejinin yansımalarıdır. Trump yönetiminin, bölgedeki ülkeler arası hassasiyetleri kullanarak ve yerleşik uluslararası diplomatik teamüllerle her zaman bağdaşmayan yöntemler izleyerek attığı adımların, yeni krizlerin tetikleyicisi olmaya devam etmektedir.

Transatlantik (NATO) ilişkiler bağlamında, özellikle Rus uçağının Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi hadisesinde tecrübe edildiği üzere, NATO ve AB gibi kurumsal yapıların güvenilirliği ve iç tutarlılığı sorgulanmaktadır. AB üyesi olup NATO üyesi olmayan Sırbistan veya AB içinde farklı bir çizgi izleyen Macaristan’ın tutumları ile halen görevde olup Rus uçağının düşürülme hadisesinde de görevde olan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in, Rus uçağı krizinde Almanya ve Fransa’nın destek vermeyeceğine dair tutum ilettiklerine dair iddia edilen beyanlar, ittifak içi çatlaklara işaret etmektedir. NATO’nun artan işlevsellik sorunları ve AB üyelerinin ulusal çıkarlarını önceliklendirmesi, kriz anlarında kolektif güvensizliği pekiştirmektedir.

Bu bağlamda, Trump yönetiminin Ukrayna-Rusya savaşını sonlandırmak amacıyla Rusya üzerinde bir etki alanı yaratma ve Macaristan üzerinden bir diyalog kanalı açma girişimi dikkat çekicidir. Rusya Devlet Başkanı Putin ile yakın ilişkilere sahip Macaristan Başbakanı Viktor Orbán için bu arabuluculuk rolü, hem iç hem de dış politikada stratejik bir kazanım potansiyeli taşımıştır. Ancak, AB ülkelerinden gelen baskılar neticesinde Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik yeni bir yaptırım paketini açıklaması, bu diplomatik girişimin iptaline ve çatışma sürecinin devamına yol açmıştır. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yakalama kararına rağmen Macaristan’ın, Putin’in ülkeye gelmesi halinde bu kararı uygulamayacağını beyan etmesi, uluslararası hukuk normlarıyla çelişmekte ve uzun vadede Macaristan’ın hukuki pozisyonunu zayıflatma riski taşımaktadır.

ABD’nin, kendi siyasal vizyonuyla uyumlu görmediği ülkelere yönelik uyguladığı yaptırım politikaları, Latin Amerika’da da belirgindir. Küba ve Venezuela, ABD’nin ekonomik ve askeri baskılarına maruz kalan başlıca aktörlerdendir. Rusya ile ilişkilerini geliştiren Venezuela, Trump yönetimi tarafından değerli petrol ve doğal kaynakları nedeniyle ABD’nin hedefi haline gelmiştir. ABD’nin, olası bir müdahaleye meşruiyet zemini hazırlamak amacıyla Venezuela’yı uyuşturucu kartelleriyle ilişkilendiren bir kamu diplomasisi yürüttüğü ve denizlerdeki balıkçılık faaliyetlerini dahi hedef aldığı son günlerde yaşanan gemi bombalama hadiseleriyle gözler önüne serilmektedir. Venezuela’nın müttefikleri olarak görünen Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin, olası bir doğrudan ABD müdahalesi durumunda aktif bir askeri destekte bulunmayacağı ve mevcuttur. ABD ile Rusya’nın doğrudan bir çatışmadan kaçınarak dünyayı etki alanlarına böldükleri bu büyük pasta paylaşımında karşı karşıya gelmekten kaçındıklarını yaşanan diğer durumlarda gözlemlemiş bulunmaktayız.

Büyük güçlerin müttefiklerine sağladığı güvenlik garantilerinin güvenilmezliği, güncel örneklerle de desteklenmektedir. Trilyonlarca dolarlık anlaşmalara ve güvenlik taahhütlerine rağmen İsrail’in Katar’a yönelik bombalı saldırı düzenlemesi ve Rusya’nın İran ile kapsamlı güvenlik anlaşmalarına rağmen İran’ın ABD-İsrail saldırılarına maruz kalması, bu duruma örnek teşkil etmektedir. Bu vakalar, büyük güçlerin destek beyanlarının, müttefikleri doğrudan saldırıya uğradığında pasif kaldığını göstermektedir.

Son günlerde ABD Başkanı Trump’ın Venezuela’ya yönelik hava ve kara operasyonu hazırlıklarının yapıldığına dair açıklamaları, küresel istikrarsızlığı daha da artırmaktadır. Farklı bölgelerde tırmanan silahlanma yarışı, siyasi istikrarsızlıklar ve ambargoların sivil halklar üzerindeki olumsuz sosyo-ekonomik etkileri, uluslararası sistemi artan bir gerilim sarmalına sokmaktadır. Bu sarmallar neticesinde dünyanın farklı yerlerinde yaşanan toplumsal krizlerin artarak devam edeceği kaçınılmazdır. Bu krizler minvalinde yaşanan değerli madenler, çip, gıda, doğal gaz ve petrol başta olmak üzere ürünler üzerinde artarak devam edecek ambargolar ve kısıtlamalar dünyayı ekonomik büyük bir buhrana paralelinde de silahlanma yarışına girmiş ülkeler ve çıkar çatışmalarının arttığı bölgelerin sayısının yükselmesi önümüzdeki süreçte büyük riskleride içerisinde barındırmaktadır.

Türkiye bölgesel istikrarı huzuru ve barış ortamının tesis edilmesinde üstlenmiş olduğu liderlikle yıllardır süren savaşların ve halklar arasında yaşanan sorunların çözülmesinde etkin duruş sergilemektedir. Sulh ortamının tesis edilmesi bölgesel krizlerin çözülmesi coğrafyada bulunan devletler ve hakların başta ticari ilişkilerinin gelişmesine güven ortamının artarak coğrafyanın daha yaşanılabilir bir ortama dönüşmesi gayesi güdülmektedir. Türkiye AB, NATO, ABD ve Rusya başta olmak üzere diplomatik, askeri ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve ülkeler arasında yaşanılan krizlerde denge politikası izlemesi bölgesel olmaktan ziyade küresel bir askeri, ekonomik ve diplomatik aktöre dönüştürmüş durumdadır. Küresel sistemde gözlemlenen hızlı ve çok boyutlu dönüşümler, ulus-devletlerin varoluşsal güvenlik (beka) ve sürdürülebilirlik paradigmalarını yeniden tanımlamaktadır. Bu bağlamda, ulusal güvenlik, salt askeri kapasiteyle sınırlı olmaktan çıkmış; kritik sektörlerdeki otonomi düzeyi ile doğrudan ilişkili hale gelmiştir. Yapmış olduğum analizde Türkiye için savunma sanayii, tarım ve hayvancılık, gıda güvenliği, sağlık altyapısı ve ekonomik istikrar alanlarında yerli üretim ve kendine yeterlilik oranlarının yükseltilmesinin, ulusal direnç ve stratejik bağımsızlık için elzem bir gereklilik olduğunu açıkça göstermiş bulunmaktayım. Türkiye’nin stratejik yöneliminin sürdürülmesi, ulusal beka meselesinin temel direği olarak konumlanmaya devam edecektir.