Yayınlandı: 08.11.2025 13:04
Güncellendi: 08.11.2025 15:09

TÜRK EĞLENCE DÜNYASI /// Behzat Şahin : Bu gidişle Marmaray hattı meyhaneleri yazarı olacağım

Behzat Şahin : Bu gidişle Marmaray hattı meyhaneleri yazarı olacağım

Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı yazdı. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

30/10/2025
***

Sirkeci’den bindiğim Marmaray’ın Halkalı yönündeki dördüncü durağı olan Yenimahalle’de indim, Hipodrom kapısından çıkıp ilk sola döndükten sonra 60 adım attım. Tam önündeyim. 

Devletimin sağladığı bu ulaşım refahı duygulandırdı beni; derin düşüncelere daldım. 

Zaten burayı bana haber veren Meyhane Köşesi okuru Kâmil bey de (Dumansız) istasyona bakan arka cephesindeki tabelayı trenden görüp fark etmiş. Arada tel örgü olmasa trenden in, hop masadasın.

Bu gidişle Marmaray hattı meyhaneleri yazarı olacağım. Marmaray’ın kuruluş amacında bu var mıydı bilmiyorum ama benim işime çok yarıyor. Beni meyhaneye bu kolaylıkla ulaştıran devlet, sosyal devlet değilse nedir? Duygulandım tabii… Bu çıkarcılığımla oportünizme meylediyor olabilirim, öz eleştirimi de baştan vereyim.

Altın Adres, 10 Temmuz, evet, 10 Temmuz Caddesi üstünde.
Altın Adres, 10 Temmuz Caddesi üstünde. Yer gök 15 Temmuz olunca insana bir hata varmış gibi geliyor. Oysa, 10 Temmuz’un tarihi anlamını öğrenmek için kısa bir araştırma yetiyor. Cumhuriyet’e uzanan yoldaki önemli kilometre taşlarından İkinci Meşrutiyet’in ilanının (23 Temmuz 1908), hicri takvimdeki karşılığı 10 Temmuz (1324). 

Çok uzatmadan 27 numaradan içeri girelim en iyisi. 

İlgili, güleryüzlü bir karşılama. Ferah ve iyi aydınlatılmış salonun soldaki merdivenden çıkılan bir de asma katı var. Girişin hemen sağındaki masa boş, müsaitmiş de. Yüzüm salona dönük oturdum, TayTV’den Kocaeli Hipodromu’ndaki yarışları veren ekran arkamda kaldı. Ses yok, görüntü var. Fonda Türkçe pop dinliyoruz. Önümdeki masada önlerinde rakı, bira ve at yarışı bültenleri olan iki kişinin gözü ekranda.

35’liği söyledim hemen, “Meze tepsisi hazırlatalım” dediler. Usul buysa, tamam o zaman. 

Başlamadan el yıkamak gerek. Tuvalet bodrum kattaymış. Mutfak da. Erkek tarafında üç pisuvar, bir alafranga kabin, iki lavabo var, temiz. Hemen yanındaki ‘Bayan‘ tek kabin, tek lavabolu. Mekânın cinsiyet dağılımını buradan anlayabilirsiniz. 

Meze dolabı özenle hazırlanmış.

Salonun ortasındaki meze dolabının camekânı girişe dönük, arkasında içki servisinin yapıldığı banko var. Tepsiyi henüz hazırlamaya başlamışlar, en iyisi dolaptan seçmek. Üç raflı meze dolabı özenle düzenlenmiş. 20 çeşit mezenin görünüşü, tazeliği hakkında da fikir veriyor.

Mezeler taze ve görüntüleriyle vaat ettikleri gibi.
Beyin, kereviz, pancar, köz patlıcan, taze fasulye, zahter salatası seçtim, yarımşar porsiyon tabii. Kendi yorumladıkları Girit ezme ikram geldi. 

Beynin kıvamı tam yerinde, tereyağına bıçak vurmuş gibi. Köz patlıcan pek közlenmemiş. Pancar, sevdiğim kıvam ve sirke yoğunluğunda. Zahter salatası da kekiğin tazeliğiyle ferahlatıcı. Şikâyet edeceğim hiçbir meze yok, hepsi görüntüleriyle vaat ettikleri lezzette.

Fotoğraf çekerken izin istediğim ön masamdakiler at yarışı uzmanıymış meğer.

Dolabın fotoğrafını çekerken kendimi tanıtıp amacımı söylemiştim. Sahibi Ekrem beyle de (Güran, 50) orada ayaküstü tanışmıştık. Henüz erken, yoğun da değil, fırsat bulmuşken sohbet ettik. Siirtli, dokuz kardeşin üç numarası. Yedi numaralı kardeşiyle ortak oldukları, ikisi Marmaris, ikisi İstanbul’da dört mekânları varmış. İstanbul’daki diğer meyhaneleri Bayrampaşa’daymış, gideceğim bir gün oraya da.

Kardeşlerden bazıları da diğer mekânların başında. 

Mesleğe 1992’de Marmaris’te, Deniz Kapısı’nda bulaşıkçı olarak başlamış. 

“Burayı devralalı bir ay olmadı. İsmi değiştirmedik. Bizden önce mutfağı aktif olmayan, hazır meze servis edilen bir yermiş. Bir ara iki yıl kadar kapalı da kalmış. Semtin eski mekânlarından.”

İşi bilen biri olarak mutfağı aktif hale getirmiş tabii. Mutfakta üretilmeyen hiçbir şey servis edilmiyormuş. 

“Girin bakın mutfağa, pırıl pırıldır” dese de geri çevirdim bu teklifi. Denetlemek ne haddime, rakı içmeye geldim.

Rakı teklifimi, “İş başında içmem” diyerek nazikçe geri çevirdi. 

Saat 11:00’de başlayan servis, gece yarısına kadar sürüyor. Ramazan ve kandillerde kapalı. 

Önümdeki masada oturanlardan biri kalktı, sonra başka biri geldi, ardından üç kişi oldular. Konuşmalarından anladığım kadarıyla semtin eskilerindenler. Buranın tarihini daha iyi kim bilecek? Kadehimi aldım, dört kişilik masanın kalan son sandalyesine çöktüm izin isteyerek. 

Gözüm şu boş sandalyede.

Güneş batmadan, 17:30 sularında gelmiştim. Önlerindeki yarış bültenlerinden de belli ki benden çok önce oturmuştu Aykut bey (Ercan, 57). Meğer saat 13:00’ten beri buradaymış. 

“Bekârım” dedi ben daha bir şey sormadan. Doğma büyüme Yenimahalleli. 25 yıl marangozluk, iflas edince de 14 yıl ambulans şoförlüğü yapmış. Mekânın tarihini ondan dinleyelim:

“Askere gitmeden iki sene önce takılmaya başlamıştım buraya. Demek ki sene 1987. Öncesi de vardı. ‘İkinci Adres‘ idi adı. Cengiz Abi’nin yeriydi. O ölünce birkaç defa el değiştirdi. Eskiler bilir, Bakırköy İstanbul Caddesi’nde ‘Altın Fıçı’ vardı.  İstanbul’un en çok bira satan yeriydi. Yanında midye tava, patates filan. Altın Fıçı kapanınca sahipleri burayı satın alıp ‘Altın Adres’ yaptı. Eyvah Eyvah filminin bazı bölümleri bu semtte çekildi, ondan bir sene önce Altın Adres olmuştu.”

Eyvah Eyvah, 2009 yapımı.

Aykut bey at yarışından para da kazanmış. Kazandığı parayla bir zamanlar yarış atı bile almış. Daha neler anlattı da, magazin işine giremeyeceğim daha fazla.

Kadehimi alıp çöktüm komşularımın masasına. Soldan sağa (Çerkes) Necati Özcan, Aykut Ercan, (Deli) Osman Çetinkaya, ben.
Karşımda oturan beyefendi Çerkes Necati (Özcan, 60) namıyla bilinirmiş. Kayserili. 15 yaşından beri içermiş. Ankara pavyon alemlerinde büyümüş.

“Yıl 365 gün, altı saati saymıyorum, her akşam içerim. Kafamdan bir hesap yaptım, 10 tankeri doldurur benim içtiklerim. Ben petrol istasyonunda müdürüm, petrol tankeri hesabını oradan yaptım.”

O da semtin eskilerinden.

“Cengiz Abi burayı satılığa çıkardı, satılmayınca bir süre kapalı kaldı. Çok eskidir burası.”

Yanına oturduğum Osman bey de (Çetinkaya, 60) Kayserili. Kamyon şoförü. Seyrantepeli olsa da şirketi yakınlarda olduğu için iki yıldır neredeyse her akşam uğrayıp rakısını içer, öyle gidermiş evine. “Deli Osman derler bana. Deliliğim, haksızlığa dayanamamamdan. Sinirlenirim.” Halbuki rakı masasında tanıdığım, en mülayim insanlardan biri bana göre. Hele torununu anlatırken bir pamuk. Evinden, torunundan uzak kalmamak için uzun yolu bırakmış, İstanbul içi çalışıyormuş. 30 yıldır neredeyse her akşam içermiş. “İçtikten sonra direksiyon başına geçmem. Buradan metroyla giderim evime.” Anlaşılan, o da benim gibi sosyal devletin sağladığı refahın konforunu sürenlerden. Osman beyle Seyrantepe meyhanelerini de konuştuk. Oralarda gittiğim her meyhaneyi o da çok iyi biliyor. Daha fazla salça olmadan masama çekilsem de gece boyu devam etti muhabbetimiz.

Başından beri bana servis yapan garson Mustafa bey (Ay, 61) 45 yıl önce Caddebostan Adana 1 Ocakbaşı’nda başlamış mesleğe. Giresunlu. İşin erbabı. 20 gündür burada. 

Yemek siparişi de vereyim artık. Yaşar bey (Erel, 52), ciğer kavurma önerdi, bana uyar. Sinoplu. 2002’de başlamış mesleğe. Orduevlerinde sivil garson olarak çalışmış, ta ki 15 Temmuz olana kadar. Sonra işler değişmiş, piyasada çalışmaya başlamış.

Yaprak ciğer iyi temizlenmiş, kıvamında pişmiş. Garnitürleri de servis ederken doğranmış.

Geldi ciğer kavurma. İyi ayıklanıp güzelce kavrulmuş. Yanındaki soğan, domates, biber önceden hazırlanıp bekletilmemiş, servis edilirken doğranıp tabağa konmuş. Porsiyon pek büyük. Eğer yolunuz düşerse ortaya söyleyin bence. 

Epey bir süre fonda Zeki Müren dinledik. Sonra Masadayız diye bir program başladı. Youtube galiba. Müziğin sesi ayarında.

Bar bankosundan sonra genişleyen salonla birlikte bu katta 15 kadar masa var.

Bir beyefendi daha var müşterilere ilgisiyle dikkat çeken. Hamit bey (Kahraman, 50) 30 yıldır sektörde. Birkaç mekân açmış, birkaç mekânda da işletme müdürü olarak görev yapmış. Buradaki gibi. 

Kadın garsonlar da var. Begül Hasayeva üç yıldır Türkiye’deymiş. Türkmenistan’dan. Hep Bakırköy civarında garsonluk yapmış. Espritüel, samimi. Burada başlayalı birkaç gün olmuş.

Bugün erkenciyim. Yine de dört saat olmuş oturalı. Hesabım 2 bin 570 lira. Onlar küsuratsız, 2 bin 500 getirdi. Bira 150, 35’lik rakı bin 100, mezeler 180-300, yaprak ciğer 450, tavuklar 400, köfte 450, Adana 500, kuzu şiş, kavurma 600 lira. Kuvere 50 lira alıyorlar.

Altın Adres ekibiyle. Soldan sağa Begül Hasayeva, Yaşar Erel, Ceren Bezerva (Mutfak), Mustafa Ay, Ahmet Kara, Ekrem Güran, Rabia Kâmiloğlu, Hamit Kahraman, ben.
Ekip fotoğrafı çekildikten sonra samimiyetle uğurlandım. Marmaray hemen şurası. Sosyal devletimiz zeval görmesin.