KIBRIS SORUNU DOSYASI /// GÖKHAN GÜLER : Yeni dönemde Ankara ve Lefkoşa’dan mesajlar – (Toplam 4 Bölüm)

GÖKHAN GÜLER : Yeni dönemde Ankara ve Lefkoşa’dan mesajlar – BÖLÜM 1

20 Kasım 2025

***

19 Ekim günü gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Lefkoşa ve Ankara’dan birbiri ardına önem arz eden çeşitli açıklamalar yapıldı. Tarihe not düşmek adına gelin bu açıklamaların önemli kısımlarını bir yere yazalım…

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak KKTC’nin 6. Cumhurbaşkanı olan Tufan Erhürman, seçim sürecine ve sonuçlarına dair, AA’ya değerlendirmede bulunarak;

-Hiçbir Cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeden ne müzakere yürüttü ne görüşme yürüttü, ne dış politika çizgisi belirledi. Bu bizim devlet geleneğimizdir. Aynen bu devlet geleneğimiz devam edecek.

-Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler bizim için son derece önemlidir, yaşamsaldır. Bunu her yerde her zaman söyledim ve dediğim gibi Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeksizin Kıbrıs’ta bir dış politikanın belirlenmesi veya Kıbrıs sorununa ilişkin bir politikanın belirlenmesi bugüne kadar hiç söz konusu olmadı. Benim dönemimde de asla söz konusu olmayacak.

-Hangi partiye mensup olursa olsun, tüm yurttaşlarımı kucaklayacağım. Artık ben Cumhurbaşkanı değil, Cumhurbaşkanlığı’nı temsil eden, tüm halkla birlikte yönetecek biriyim,

-Cumhurbaşkanı eşitliğin bekçisi olacak, özgürlüğün de bekçisi olacak. Hiçbir yurttaş arasında ayrım yapılmayacak,

-Dış politika elbette Türkiye’yle yakın istişareyle yürütülecek, bundan kimsenin kuşkusu olmasın,

-Üstlendiğim sorumlulukları, özellikle dış politikaya ilişkin sorumlulukları elbette Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içerisinde yürüteceğiz. Bundan da kimsenin endişesi olmasın,

-Türkiye’yle istişare etmeksizin Kıbrıs’ta bir dış politikanın belirlenmesi bugüne kadar söz konusu olmadı, benim dönemimde de asla söz konusu olmayacak, mesajlarını verdi.

** *

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevi teslim aldığı gün yaptığı konuşmasında ise;

– Kıbrıs Türk Halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın birinci vazifesi olduğunu,

– Kıbrıs Türk Halkının bu adadaki egemenlik haklarına sahip çıkmanın, hem bu halkın bu adadaki statüsünün gereği, hem de varoluş mücadelesini veren büyüklere ve bu ülkenin devredileceği çocuklara karşı bir yükümlülük olduğunu,

– Bu adadaki bir Kıbrıslı Rum çocuğun hangi haklara sahipse, bir Kıbrıslı Türk çocuğun da aynı haklara sahip olduğunu,

-Kıbrıs Rum Halkı bu adada ne kadar egemense, Kıbrıs Türk Halkının da o kadar egemen olduğunu,

– Ada üzerinde ve etrafında ne varsa Kıbrıs Türk Halkının bunların bir ortağı olduğunu,

– Bu bölgede çözüm, kalıcı barış ve istikrar, bu adada Kıbrıslı Türkler ve bölgede garantör ülke Türkiye görmezden gelinerek, hak ve yetkileri ihlal edilerek sağlanamayacağını,

– Güvenlik, enerji, hidrokarbon, deniz yetki alanları, ticaret, AB yurttaşlığı gibi alanlarda Kıbrıs Türk Halkının iradesi olmaksızın karar alınmasının mümkün olmadığını,

– Bu ülkede varoluş mücadelesini çok ağır şartlarda, ağır bedeller ödeyerek veren büyüklerimize ve üzerlerine titrediğimiz çocuklarımıza karşı en önemli borcumuzun; bu ülkeyi, bu halkı dünyada hak ettiği yere taşımak, dünyayla buluşturmak, çocuklarımıza müreffeh ve gelişmiş ülkelerin çocuklarına sağladığı olanakları sağlamak olduğunu, bunun için de Kıbrıs Türk Halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmanın birinci vazife olduğunu,

– Kıbrıs Türk Halkının bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun ve bu adanın üzerinde, etrafında her ne varsa ortak olduğunun tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğini,

– Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesini, bu adanın tamamının garantörü olan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte defalarca bütün dünyanın gözü önünde ortaya koyduğunu,

– Müzakere masasının kurulmasını sağlayacak koşullar oluşmadığı takdirde, Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesinin bu kez de görüşme masasında olacağını, yeni geçiş noktalarından var olan geçiş noktalarının rahatlatılmasına, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde ihracatta karşımıza çıkan sorunlardan mülkiyet konusunda gündeme getirilen davalara, hala yürürlüğe girmemiş olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden turizm konusunda karşımıza çıkarılan engellere, karma evliliklerden doğan çocuklarımızın AB vatandaşlığı hakkından, adadaki dolaşım özgürlüğüne kadar pek çok konunun ele alınması, yeni ve yaratıcı güven artırıcı önlemlerin gündeme getirilmesi ve yurttaşlarımızın ihlal edilen haklarının korunmasının son derece önemli olduğunu,

– Bu konuların yalnızca Kıbrıs Rum Liderliği ile değil, AB, BM, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşlarla da ele alınacağını, bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte olduğu gibi açılmasına yardımcı olacağı tüm diplomatik kanallardan yararlanılacağını, özetle ifade etmiştir.

GÖKHAN GÜLER : Yeni dönemde Ankara ve Lefkoşa’dan mesajlar – BÖLÜM 2

21 Kasım 2025

***
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, ilk resmi yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdi. Ankara’da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile baş başa görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ortak basın toplantısında yaptığı konuşmada;

-Milli dava olan Kıbrıs’ta “Adil, kalıcı ve Adadaki gerçeklere uygun bir çözüme” ulaşılmasına yönelik mücadelelerini Erhürman ile yakın eşgüdüm içinde kararlılıkla sürdüreceklerini,

– Kıbrıs davasındaki duruşlarının her zaman net olduğunu,

-Kıbrıs meselesinin bugüne kadar çözümsüz kalışının temelinde Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünü reddetmeleri olduğunu,

-Rum tarafının ne siyasi gücü ne de ekonomik refahı Adadaki Türklerle paylaşmak istemeyip buna asla yanaşmadığını,

-Rum tarafının Kıbrıs için çözümü 1963’te silah zoruyla ele geçirdiğini, bugün ise hiçbir hükmü kalmamış olan ortaklık devletinde Kıbrıslı Türklerini azınlık konumuna indirgemek istediklerini,

-Bu noktada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs meselesine yönelik yaklaşımında yaptığı yanlışların ve Annan Planı’nı reddetmesine rağmen Rum yönetimini Avrupa Birliği’ne üye olarak kabul eden AB’nin hatalarının olduğunu,

-Geçmişin yanlış kararlarıyla Rum tarafına sunulmuş olan rehavet alanının, Kıbrıs Türklerinin öz vatanlarında, sonu gelmeyen bir hak mağduriyetine uğramalarına yol açtığını,

-Cumhurbaşkanı Erhürman’ın, Rum tarafına son dönemde verdiği mesajlarda Kıbrıs Türkünün egemen eşitliğinden taviz verilmeyeceğini vurgulamasını oldukça isabetli bulduğunu,

-1968’den beri yapılan ancak bir sonuca varamayan müzakerelere artık sadece ‘dostlar alışverişte görsün’ diye devam edilmeyeceğini, 2017’de Rum tarafının masayı terk etmesiyle çöken süreç sonrasında ortaya konulduğunu ve bu duruşun Kıbrıs Türk tarafı ile tam bir anlayış birliği içerisinde muhafaza edildiğini,

-Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün Adada iki devletin bir arada var olmasından geçtiğine inandıklarını,

-Adadaki iki halkın, barış, refah ve emniyet içinde yan yana yaşayabileceği bir çözümün mümkün olduğuna dair tutumlarını koruduklarını ve bu doğrultudaki samimi gayretlerini sürdüreceklerini,

– Dünün Güneşi ile bugünün çamaşırının kurutulamayacağını,

-Eski dönemin ezberleriyle, iğneyle kuyu kazmaya uğraşmanın bizi bir yere götürmeyeceğini,

-Dileğinin Kıbrıs Türkünün gösterdiği cesaret ve çözüm iradesini ilerleyen dönemde karşı taraftan da görebilmek olduğunu,

-Bunu mümkün kılabilmek için her zamanki yapıcı, sonuç odaklı, adaletli ve insancıl yaklaşımımızı Kıbrıs Türk halkı ile birlikte sürdüreceklerini,

-Kıbrıs Türkünün refahını artırmak, gündelik hayatını kolaylaştırmak ve on yıllardır maruz kaldığı tecritten en az ölçüde etkilenmesini sağlamak üzere hayata geçirdikleri projeleri değerlendirdiklerini,

-Gelecekte aynı kararlılık ve anlayışla, yardımcım Cevdet Yılmaz Bey’in koordinasyonunda bu gayretlerin süreceğini,

-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumda layıkıyla temsil edilebilmesi, sesini ve uğradığı haksızlıkları dünyaya duyurabilmesi için siyasi ve diplomatik gayretlerinin eşgüdüm halinde devam edeceğini,

-Dün olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türk Halkını haklı mücadelesinde asla yalnız bırakmayacaklarını özetle ifade etmiştir…

***
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’da ortak basın toplantısında yaptığı konuşmada;

KKTC’nin tüm cumhurbaşkanlarının Kıbrıs sorunu ve dış politikayla ilgili konulardaki görevlerini Türkiye Cumhuriyeti’yle yaptığı istişare içinde yürüttüğünü, bunun elbette kendi döneminde de böyle olacağını,

-Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’ın tamamına ilişkin yetki ve görevleri olan üç garantör ülkeden biri olduğuna,

-Kıbrıs’ın güneyinde ve bölgede silahlanmanın günden güne arttığı koşullarda Türkiye’nin  Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tüm çalışmalarda dün olduğu gibi bugün de en önemli aktörlerin başında geldiğini,

-Kıbrıs’ta iki eşit kurucu ortaktan biri olan Kıbrıs Türk Halkının statüsünün tartışmaya, müzakereye, pazarlığa açık olmadığını,

-Kıbrıs Türk Halkının bu statüsü gereği Kıbrıs Adasının tamamında egemenlik haklarına sahip olduğunu,

-Kıbrıs Adasının tamamını ve adada yaşayan herkesi ilgilendiren güvenlik, enerji, hidrokarbonlar, deniz yetki alanları ve ticaret yolları gibi konularda Kıbrıs Türk Halkının iradesinin Kıbrıs Rum liderliği ya da uluslararası toplum tarafından yok sayılmasının, Kıbrıs Türk Halkının görmezden gelinmesinin mümkün olmadığını,

-Doğu Akdeniz’de çözümün yolunun diyalog ve müzakere olduğunu, Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini yok sayan, görmezden gelen, dışlayan hiçbir formülün bu bölgede uygulanabilir olmayacağını,

-Kıbrıs Türk Halkının kimsenin hakkında gözü olmadığını ancak çok zorlu bir varoluş mücadelesini onurla vermiş bu halk olarak kimsenin hakkını yemesine izin vermeyeceğini,

-Her zaman çözüm iradesine sahip olan ve hiçbir zaman masadan kaçmamış olan Kıbrıs Türk Halkının müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere etmek niyetinde olduğunu,

-Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesini hiç kimse, siyasi eşitliğin pazarlık ya da al-ver konusu yapıldığı, zaman sınırlamasından yoksun, on yıllardır üzerinde defalarca yakınlaşma sağlanan konuların yeniden tartışmaya açıldığı, sonuç odaklı olmayan ve Kıbrıs Türk liderliğinin bir kez daha son dakikada masayı devirmesi halinde statükoya geri dönülmeyeceğinin baştan güvence altına alınmadığı bir yöntemle masaya oturmaya yönelik bir irade olarak algılamaması gerektiğini,

-Kapsamlı çözüme yönelik, çözüm odaklı bir müzakere masası varsa Kıbrıs Türk Halkının orada olacağını,

-Ancak o masanın kurulmadığı durumlarda da Adadaki iki halkın günlük hayatlarını kolaylaştırmaya, güvenin tesis edilmesine, kazan kazan ilkesi çerçevesinde ilerideki çözüme katkıda bulunacak biçimde iş birliklerinin ve çözümlerin üretilmesine yönelik görüşme masasında yer alacaklarını,

Masa dışında da bir dünya olduğuna ve bu kapsamda halkının tüm halklar gibi dünyayla buluşma hakkına sahip olduğunu,

-Türkiye Cumhuriyeti’nin açılmasına yardımcı olacağı diplomatik olanaklardan da faydalanarak, erişilebilinen her yerde, her platformda ve görüşmede halkın hak ve çıkarlarını savunacaklarını,

-Adada bizim irademize karşı çözüme ulaşılamadı diye gençlerimizin uluslararası spor müsabakalarında yer alamamasının, bilim insanlarımızın, sanat insanlarımızın, iş insanlarımızın dünyayla buluşmakta sınırlamalarla karşılaşmasının, ekonomimizin gelişmesinin önüne sürekli engeller çıkarılmasının, çocuklarımızın arasında annelerinin, babalarının veya kendilerinin doğum yerine bakarak ayrımcılık yapılmasını, kader diye kabullenmemizi kimsenin bizden beklememesi gerektiğini özet olarak ifade etmiştir.

GÖKHAN GÜLER : Yeni dönemde Ankara ve Lefkoşa’dan mesajlar – BÖLÜM 3

25 Kasım 2025

***

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 42’nci kuruluş yıldönümü düzenlenen coşkulu törenlerle kutlandı.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda yer alan resmigeçit töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman özetle;

– Kıbrıs Türk Halkının bu adadaki varlığını, kimliğini ve haklarını koruma mücadelesinin on yıllardır aralıksız biçimde devam ettiğini,

-Bizden önceki nesiller bu mücadeleyi bugünkünden çok daha zor koşullarda vermişler, çok ağır bedeller ödemişlerdir. Onların mücadelesi, bugün bizlerin yolunu aydınlatmakta, bizden sonraki nesillere varlığımızı bugünkünden çok daha iyi koşullarda sürdürecekleri bir ülkeyi miras bırakma azmimizi ve kararlılığımızı artırmaktadır. Biz, bizden öncekilerin bize bıraktığı mirası geliştirerek bizden sonrakilere aktarmakla yükümlüyüz. Bunun için, varlığımızı, kimliğimizi korumak, geliştirmek, bu topraklara her gün daha fazla kök salmak, çocuklarımızın, hak ettikleri şekilde uygar, insan onuruna yaraşır bir hayat sürecekleri, dünyanın gelişmiş ülkelerindeki çocukların sahip oldukları hak ve olanaklara sahip olacakları, dünyayla buluşacakları koşulları yaratmak boynumuzun borcu olduğunu,

-Kıbrıs Rum Halkının bu adada ne kadar egemenlik hakkı varsa, Kıbrıs Türk Halkının da o kadar olduğunu, Kıbrıs Türk Halkının egemenlik haklarının ihlal edilmesine, görmezden gelinmesine ve yok sayılmasına izin verilmeyeceğini,

-Kıbrıs Türk Halkının hiçbir dönemde masadan kaçan taraf olmadığını, bundan sonra da olmayacağını,

-Çözüm iradesine sahip olduğu defalarca kanıtlamış Kıbrıslı Türklerin çözümsüzlüğün bedelini ödemeye mahkûm edilmesini adil bulmamızı, bunu içimize sindirmemizi kimsenin istememesi gerektiğini,

-Güvenlik, enerji, deniz yetki alanları, hidrokarbonlar, ticaret yolları gibi konularda Kıbrıs Türk Halkının iradesi olmaksızın karar verilmesinin kabul edilebilir olmadığını,

-Olası bir sürecin sonunda Kıbrıs Rum liderliğinin retçi tutumuyla karşılaşılması halinde hiçbir şey olmamış gibi bugünkü statükoya geri dönülecek bir süreci kabul etmeyeceğini,

-Kapsamlı çözüme yönelik çözüm odaklı bir müzakere masası varsa orada olacağını, Adadaki iki halkın günlük hayatlarını kolaylaştırmaya, güvenin tesis edilmesine, çözüm atmosferinin yaratılmasına, kazan-kazan ilkesi çerçevesinde ilerideki çözüme katkıda bulunacak biçimde işbirliklerinin ve çözümlerin üretilmesine yönelik görüşme masasında olacağını,

-Bu zorlu mücadelemizde, adanın tamamının garantörü olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dün olduğu gibi bugün de her koşulda yanımızda olduğunu, sarsılmaz kardeşlik bağlarımız çerçevesinde gelecekte de kayıtsız şartsız yanımızda olacağını bilmek bizim en büyük güvencemiz olduğunu,

-Kimilerinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve varlığını Kıbrıs Türk Halkının çözüm arayışlarından vazgeçmesinin, dünyaya sırtını dönme iradesinin bir delili olarak görme ve gösterme çabalarına devam etmekte olduğunu,

-Oysa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanına ilişkin 15 Kasım 1983 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’nin, Kıbrıs Türk Halkının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulurken sergilediği iradeyi açık biçimde ortaya koymakta ve görmek isteyen herkese gerçeği göstermekte olduğunu,

-Bildirge’nin 22. Paragrafında; ‘Bu tarihi günde bir defa daha, Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elimizi uzatıyoruz’. Ve aynı paragraf, ‘Aynı Ada’da yan yana yaşamağa mecbur bulunan iki halkın, aralarındaki bütün sorunları eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğuna inanıyoruz.’ sözcükleriyle devam ettiğini,

-Kıbrıs Türk Halkının, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında gerçekleştirilecek olan müzakereler suretiyle ulaşılacak bir çözümü 15 Kasım 1983’te de ondan sonraki süreçlerde de hiçbir zaman reddetmemiş, hatta 2004 yılında yapılan referandumda ‘evet’ diyerek ve son olarak 2017’de Crans Montana’da Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çözüme yönelik son derece yapıcı bir yaklaşım sergileyerek çözüm yönündeki iradesini tüm dünyaya gösterdiğini,

-Bununla birlikte ilgili dönemlerin Kıbrıs Rum liderliklerinin aynı iradeyi ortaya koymamış olmaları neticesinde çözüme ulaşılamamış olduğunu,

-Kıbrıs Türk Halkının hiçbir dönemde masadan kaçan taraf olmadığını, bundan sonra da olmayacağını, ancak masadan kaçmamanın başka bir şey, masaya hapsolmayı kabul etmenin ise başka bir şey olduğunu, Kıbrıs Türk Halkının, sonu gelmeyen ya da başarısızlıkla sonuçlanacağı baştan belli olan müzakere masalarını değil, adada ve bölgede istikrara ve barışa hizmet edecek kalıcı bir çözümü istemekte olduğunu,

-Uzun bir süreden beri Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik bir müzakere masasının kurulmadığını, geçen sürede bölgede çok ciddi ve endişe verici gelişmelerin yaşandığını, güneyde silahlanma ve askeri anlaşmalar konusunda sorumsuz adımlar atıldığını, Kıbrıs Türk Halkının adadaki ve bölgedeki pek çok gelişme konusunda görmezden gelinerek yok sayıldığını,

-Kıbrıs Türk Halkının Adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunu tüm dünyanın bunu bilmesi gerektiğini,

-Bugün uluslararası ilişkilerde en önemli ve belirleyici konular arasında yer alan güvenlik, enerji, deniz yetki alanları, hidrokarbonlar, ticaret yolları gibi konularda Kıbrıs Türk Halkının iradesi olmaksızın karar verilmesinin kabul edilebilir olmadığını, bu sorunun çözüm yolunun elbette diyalog, diplomasi ve müzakere olduğunu,

-Aynı yolu yürüyerek farklı bir sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağına göre, yaşadıklarımızdan ders çıkartarak yöntemleri değiştirmenin şart olduğunu, ifade etmiştir.

GÖKHAN GÜLER : Yeni dönemde Ankara ve Lefkoşa’dan mesajlar – BÖLÜM 4

26 Kasım 2025

***

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda yer alan resmigeçit töreninde konuşan TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise özetle:

“– Tüm dünya bilsin ki Anavatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkının 20 Temmuz 1974’te, 15 Kasım 1983’te yanındaydı, bugün de yanındadır, yarın ve ilelebet her koşulda yanında olmaya devam edecektir,

-Bugün burada yan yana duran ay yıldızlı bayraklarımız birlikte atan kalplerimizin, tasada ve kıvançta birliğimizin, omuz omuza yürüdüğümüz güçlü, güvenli ve müreffeh geleceğimizin en büyük nişaneleridir,

– Tüm bu tarihi adımlar sadece Kıbrıs Türk halkına değil Rum halkına da, Ada’nın tamamına barış, huzur ve refah getirmiştir. Çevresinde çeşitli jeopolitik gerilimler ve çatışmalar yaşanırken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığı ile Kıbrıs Akdeniz’de bir istikrar adası olmuştur.

– Gazze başta olmak üzere, bölgemizde ve dünyada yaşanan birçok insani trajedi, Kıbrıs davasında elde edilen kazanımların müstakil bir devlete ve siyasi eşitliğe sahip olmanın ne kadar değerli olduğunu bugün çok daha net ortaya koymaktadır,

– Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti, büyük Türk milletinin ayrılmaz parçası olan Kıbrıslı Türklerin, egemenliklerinden ve özgürlüklerinden asla vazgeçmediklerinin ve vazgeçmeyeceklerinin teminatıdır,

– Kıbrıs Cumhuriyeti adını gasp eden Rum tarafı, 60 yıldır kendi sorumluluklarını gizlemeye ve Kıbrıs Türk Halkına yönelik haksızlıkları derinleştiren bir tutumu sürdürmeye devam etmektedir,

-Kıbrıs Cumhuriyeti’ adını gasp eden Rum tarafı, 60 yıldır kendi sorumluluklarını gizlemeye ve Kıbrıs Türk halkına yönelik haksızlıkları derinleştiren bir tutumu sürdürmeye devam etmektedir. Son 20 yıldır bu yaklaşımı Avrupa Birliği üyeliklerini tek taraflı politik bir araca dönüştürerek daha da pekiştirmişlerdir. Zira Kıbrıslı Türklerin eşit ve egemen ayrı bir halk olduğunu kabullenmek istemedikleri gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Anavatan ve garantör Türkiye ile gönül ve ülkü birliği içinde olmasından da rahatsızlık duymaktadırlar. Herkes bilsin ki Kıbrıs Türk halkının davası bizim de davamızdır, ortak milli davamızı savunmayı ve KKTC’nin hak ettiği konuma ulaşması için kararlılıkla gece gündüz çalışmayı sürdüreceğiz,

-Kıbrıslı Türkler haksız izolasyonlarla yıldırılmaya çalışılsa da, bizler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her alanda kalkınması için elbirliğiyle çalışmaya devam edeceğiz. Bu çabamız Kıbrıs Türk halkının yaşam standartlarını yükseltmek, egemen bir devlet olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini, istikbalini ve refahını ilelebet güvence altına almak içindir,

-Elbette ki Ada’nın tamamına yönelik olarak herkesin faydasına olacak işbirliklerine, eşit siyasi egemenlik temelinde olumlu yaklaşıyoruz. BM zemininde belirlenen alanlarda somut adımlar atılmasının bekliyoruz.

-Geçmiş birçok tecrübenin ışığında Rum tarafının çözüm iradesi bulunmadığı açıktır. Ada’nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türk halkıyla siyasi gücü ve refahı eşitlik temelinde paylaşmaya hiçbir dönemde razı olmadılar. Kıbrıs Türk halkını kendi yapılarına eklemlenecek bir topluluk, siyasi eşitliğe sahip olmayan bir azınlık gibi görme anlayışı ise hiç değişmedi. Ada’da adil, kalıcı ve sürdürülebilir çözümün yolu Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün uluslararası toplum tarafından tescil edilmesinden geçmektedir. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaplarında, son dört yılda dört defa uluslararası toplumu KKTC’yi tanımaya, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ettiler,

-Fikir ve gönül birliği içinde hareket edildiği sürece, üstesinden gelinemeyecek zorluk, aşılamayacak engel olmadığını vurgulayan Yılmaz, “Kıbrıslı Türkler haksız izolasyonlarla yıldırılmaya çalışılsa da, bizler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her alanda kalkınması için elbirliğiyle çalışmaya devam edeceğiz. Bu çabamız Kıbrıs Türk halkının yaşam standartlarını yükseltmek, egemen bir devlet olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini, istikbalini ve refahını ilelebet güvence altına almak içindir. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı yanınızdadır, her zaman da yanınızda olmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

***

TC Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde A Haber canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. TC Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özetle:

“-Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Türkiye ziyaretinde kendisiyle bir araya geldiklerini; Dış politika koordinasyonu, söylem birliği, vizyon birliği, eylem birliği konularında neler yapılmalı, neler konuşulmalı, ne edilmeli o konuları genel itibariyle detaylı bir şekilde konuştuklarını,

-AB’nin bir politika tıkanması içerisinde olduğunu, Rum kesimini “bu sorun yumağıyla birlikte kendi içine” dahil ettiğini

-Şimdi hal böyleyken, Avrupa Birliği’nin kendi karar alma mekanizmalarında ve yönetim mekanizmalarında normal devletler için getirdiği uygulama esaslarını, karar alma esaslarını bu türden bir yapının, Kıbrıs’ın Rum kesimi gibi bir yapının tabii ele geçirmesi, onu suistimal etmesi, yönlendirmesi tabii Avrupa Birliği’nde de kriz oluşturduğunu,

-AB’nin karar alma mekanizmasını değiştirmeye çalıştığını, belirli konularda oy birliğini değil oy çokluğunu esas alan bir yapıya geçmeye çalıştığını, AB’nin birçok konuda karar alamadığını, “Türkiye alanının da” bunlardan biri olduğunu,

– Kıbrıs Türkünün, eşit egemen varoluş hakkını kimse alamayacağını, yani Adada (Kıbrıs Türk Halkının) ikinci sınıf statüye düşürülmesine, kendileri de izin vermez, garantör ülke olarak biz de izin vermeyiz. Ya eşitlik içinde var olunur ya da olmaz. Şu andaki iki devletli çözüm olarak tanımladığımız bizim, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını esas alan yapı, her iki tarafın da eşitliğini garanti altına alan ve sorun çıkarmayan en iyi yapı olduğunu,

-Rum-Yunan propagandasından dolayı uluslararası toplumun bunu benimsemesinin, “başka bir çözüme de sıcak bakıyorlarmış imajını, illüzyonunu vermelerinin tarihi bir yanılsama” olduğunu,

-Şu anda Adanın kuzeyinde Türkler yaşıyor, güneyinde Rumlar yaşıyor ve Türk askerinin varlığından dolayı da 74 yılından itibaren de bir kişi bile burnu kanamadan hayatına devam ediyor. Gerçekten bir barış operasyonu diyorduk, bir propaganda için barış operasyonu değil, bunun getirdiği barış ve huzur ortamından en fazla Rumlar istifade ediyorlar ” dedi.

Sonuç olarak; Lefkoşa ve Ankara’nın Kıbrıs konusuna ilişkin görüşleri oldukça net. Kapsamlı çözüme yönelik, çözüm odaklı bir müzakere masası varsa Kıbrıs Türk halkı orada olacak, ancak o masanın kurulmadığı durumlarda da Adadaki iki halkın günlük hayatlarını kolaylaştırmaya, güvenin tesis edilmesine, kazan kazan ilkesi çerçevesinde ilerideki çözüme katkıda bulunacak biçimde iş birliklerinin ve çözümlerin üretilmesine yönelik görüşme masasında yer alacak. Masa dışında da bir dünya olduğu ve bu kapsamda Kıbrıs Türk halkının tüm halklar gibi dünyayla buluşma hakkına sahip olduğu vurgusu da oldukça nettir…