
SON ÇEYREK ASIRDA TÜRKİYE’DE OLAN ZELZELERE AİT ÖZET HATIRLATMA
• 17 Ağustos 1999’da Gölcük merkezli 7,4’lik, 12 Kasım 1999 günü Düzce merkezli zelzeleler Kocaeli, Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce illerinde binlerce bina yıkımıyla birlikte çok sayıda can yitimine neden olmuştu. Bu felaketin ardından TBMM’sinde kurulan Araştırması Komisyonu 10 yıl sonra 2010 Temmuz yayınladığı raporunda zelzelede 17 bin 480 kişinin öldüğü, 43 bin 953 kişinin yaralandığı, binlerce yapının yıkıldığı bilgisi yer almıştı.
• 23 Ekim 2011’de Van merkezli 7.2’lik zelzele başta Van olmak üzere Iğdır, Erzurum, Kars, Bingöl, Muş, Bitlis, Siirt, Batma, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa illerinde resmî raporlarda göre 644 kişinin öldüğü, 1.966 kişinin yaralandığı, binlerce yapının yıkıldığı bilgisi yer almıştı.
• 6 Şubat 2023’de Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde art arda olan iki zelzelede başta Kahramanmaraş olmak üzere Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde resmî raporlarda 53 bin 537 kişinin öldüğü, 107 bin 213 kişi kişinin yaralandığı; 81’inin çocuk olmak üzere 305 kişinin kayıp olduğu, binlerce yapının yıkıldığı bilgisi yer almıştı. Yürürlükteki hukuka göre, depremden bir yıl sonra bulunamayan kişiler ölmüş kabul edilmektedir.
İnsan eliyle yaratılan felaketlerde ölen insanımıza tanrıdan rahmet; geride kalan acılı yurttaşlarımıza, sekelli olarak yaşamayı sürdürenlere sabır diliyorum.17.08.2026P.tesi
***
YAŞANALAR TABİİ AFET Mİ BEŞERİ AFET Mİ ?
· Beşeri afetler, kaynağı büyük oranda insan faaliyetlerine, hatalarına, teknolojiye veya kasıtlı eylemlere dayanan, toplum yaşamını ve çevreyi tehlikeye atan felaketlerdir.
· Bu afetlerin ortaya çıkmasında bilinçsizlik, ihmal, yanlış yapılaşma veya endüstriyel riskler rol oynar.
· Bazı durumlarda doğal bir olay, insan ihmali veya kötü planlama yüzünden beşeri bir felakete dönüşebilir.
· Örneğin; deprem doğal bir olaydır ancak çürük binalar inşa etmek veya dere yataklarını imara açmak can kaybını artırdığı için afetin boyutunu beşeri bir yıkıma çevirir.
· Türkiye’deki afetlerin meydana gelmesinde insan faktörü: Türkiye’de yaşanan afetlerin hem doğrudan tetikleyicisi hem de doğal olayların büyük yıkımlara dönüşmesindeki en temel belirleyicidir
· Türkiye coğrafyasında jeolojik ve meteorolojik olaylar kaçınılmazdır; ancak bu olayların “afet” niteliği kazanması doğrudan insan kararlarıyla ilgilidir.
· Anadolu ay hatları üzerinde olan bir coğrafya olduğu için Türkiye nüfusunun %90’ından fazlası deprem kuşağında yaşamaktadır.
· Depremlerdeki kitlesel can kayıplarının nedeni sismik hareketler değil; mühendislik hizmeti almamış binalar, deniz kumu kullanımı, kolon kesme eylemleri ve imar afları gibi tamamen insan kaynaklı ihmaller zinciridir.
· Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde yaşanan büyük sel felaketlerinin arkasında, suyun doğal akış yollarına (dere yataklarına) binalar inşa edilmesi, yanlış köprü/menfez tasarımları ve asfaltlaşma nedeniyle toprağın suyu emememesi yatar.
· Karayolu yapımı, madencilik faaliyetleri veya konut alanı açmak için dağlık yamaçların eteklerinin kazılması, Türkiye’de her yıl yüzlerce heyelanın insan eliyle tetiklenmesine neden olmaktadır
· Orman Genel Müdürlüğü ve AFAD verilerine göre Türkiye’deki orman yangınlarının %96’sı insan eliyle (ihmal, anız yakma, piknik ateşi, sigorta veya sabotaj) çıkmaktadır. Doğal etken olan yıldırım kaynaklı yangınlar sadece %4’lük bir paya sahiptir
· Gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması ve denetim yetersizlikleri nedeniyle meydana gelen maden göçükleri (Soma, İliç, Ermenek faciaları) ile organize sanayi bölgelerindeki kimyasal patlamalar tamamen beşeri afet sınıfındadır.
· Aşırı otlatma, ormanların tarım alanına dönüştürülmesi ve tarlaların eğime dik yerine paralel sürülmesi gibi hatalı insan uygulamaları, Türkiye’de her yıl milyonlarca ton verimli toprağın erozyonla yok olmasına yol açmaktadır
YASAL MEVZUATLAR, KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİ VEYA BİREYSEL AFET BİLİNCİ EĞİTİMLERİ NEDEN İSTENEN YARAR SAĞLAMIYOR?
· Türkiye’de yasal mevzuatların, kentsel dönüşüm projelerinin ve afet bilinci eğitimlerinin kâğıt üzerinde çok güçlü olmasına rağmen uygulamada istenen yararı sağlamamasının arkasında yapısal, ekonomik, kültürel ve denetimsel engeller yatmaktadır.
· Çıkarılan sıkı yapı denetim kanunları ve zelzele yönetmelikleri, periyodik olarak yürürlüğe giren imar afları (imar barışları) ile bypass edilmektedir. Mühendislik hizmeti almamış, kaçak veya kusurlu binalar yasal statü kazanarak risk oluşturmaya devam etmektedir.
•Yapı denetim firmalarının özel sektör mantığıyla çalışması ve geçmişte müteahhitler ile denetim firmaları arasındaki doğrudan mali bağlar, tarafsız ve sıkı bir denetim yapılmasını uzun süre engellemiştir.
•Mevzuata aykırı yapılaşma, imar kirliliği veya çevre tahribatına verilen cezaların (idari para cezaları) ekonomik olarak caydırıcı olmaması, ihlallerin devam etmesine yol açmaktadır.
•Kentsel dönüşüm, riskin en yüksek olduğu bölgeler (örneğin zemin yapısı kötü, eski ve dayanıksız mahalleler) yerine, emlak değerinin ve kâr marjının en yüksek olduğu lüks semtlerde yoğunlaşmaktadır. Bu durum riskli yapı stokunun büyük kısmının yerinde kalmasına neden olmaktadır.
•Güvenli konut inşa etmenin maliyetinin çok yüksek olması, hak sahiplerinin (özellikle dar gelirli vatandaşların) dönüşüm masraflarını karşılayamamasına yol açmaktadır. Devlet destekleri ve krediler de artan inşaat maliyetleri karşısında yetersiz kalabilmektedir.
•Toplumda afetlere karşı kaderci bir yaklaşımın yaygın olması, verilen eğitimlerin davranış değişikliğine dönüşmesini engellemektedir. Afet bilinci pratik bir yaşam tarzı yerine, sadece teorik bir bilgi olarak kalmaktadır.
•Okullarda veya kamu kurumlarında verilen afet eğitimleri genellikle yılda bir kez yapılan, uygulamadan uzak ve yüzeysel konferanslar şeklinde geçmektedir. Düzenli ve senaryolu tatbikatlar yapılmadığı için bunalım(kriz) anında ne yapılacağı unutulmaktadır.
•Eğitim alan bir birey evinin çürük olduğunu, deprem sigortası (DASK) yaptırması veya eşyalarını sabitlemesi gerektiğini bilse bildiği halde yükümlülükten kaçınmaktadır.
KISIRDÖNGÜ
· Yasal mevzuat, denetim eksikliğine, kentsel dönüşüm ekonomik çıkarlara, bireysel eğitimler ise maddi imkânsızlıklara ve kültürel alışkanlıklar Türkiye’de afet yönetiminin “risk azaltma” (afet öncesi) aşamasından çok, sürekli “bunalım yönetimi” (afet sonrası) aşamasında kalmasına neden olmaktadır.
· 6 Şubat 2023’de olan Pazarcık ve Elbistan merkezli zelzelerin üstünde 3,5 yıl geçmesine karşın Kahramanmaraş’ın bazı yerleşkelerinde zelzelezedelerin konteynerlerde yaşam mücadelesi verdiğini gazetelerden üzüntüyle okumaktayız.
· MECLİS’e gidip, görüşmeleri izleyen imama sormuşlar: “İmam efendi, görüşmeleri izlerken milletvekilleri için dua ettiniz mi?”
İmam başını sallamış: “Hayır, onların halini görünce memleket için dua ettim!” demiş.
· “Zorlayınca olmaz nasipse olur,/ Zorlamadan da nasip olmaz./
Çünkü kader gayrete aşıktır. “ diyen 800 yıl öncesinin Anadolu Bilgesi Yunus Emre, tam bağımsız ilkeleri üzerine kurulmuş olan Türkiye’deki doğal afetleri görseydi ne derdi?

(BU YAZI DERLEMEDİR)
(*) Hangi olay afet olarak tanımlanmaktadır?
•Afet nedeniyle ölü ve yaralıların bulunması
•Tarım ürünlerinin en az 1/3 ünün zarar görmesi
•Büyük ve küçük baş hayvan telefinin olması
•O alanda kışların çok sert geçmesi
•O yerdeki, kamuya ait alt yapı tesislerinin (yol,su, elektrik…) kullanılamayacak oranda zarar görmesi
•Ulaşım olanaklarının çok sınırlanması
•Küçük yerleşim birimlerindeki konutların ortalama %10’unun, nüfusu 50.000 den fazla olan bir yerleşim biriminde en az 50 binanın yıkılması…