Yayınlandı: 26.09.2018 00:00
Güncellendi: 03.09.2022 01:59

NÜKLEER SİLAH & NÜKLEER ENERJİ

NÜKLEER DOSYASI : ABD’NİN YENİ NÜKLEER DOKTRİNİ

ABD’NİN
YENİ NÜKLEER DOKTRİNİ


YAZAR: İbrahim COŞKUN
 

ABD, 02 Şubat 2018 tarihinde yeni nükleer
politikasını/doktrinini
 yayınladı. Oldukça ses getirdi ve
çeşitli açıklamalara neden oldu, Rusya ve Çin cephesinden sert eleştiriler
geldi. ABD nükleer envanterini çeşitlendireceğini ve düşük kapasiteli, küçük
çaplı veya daha az güçlü nükleer silah sayısını artıracağını, askeri deyimle, taktik
nükleer silahlara
 ağırlık vereceğini ilan etti. Bu da,
kullanıldığında etkisi daha az olacak olan 1 – 5 KT (Kiloton) gücünde nükleer
bombalar demektir. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan bombanın 13 KT
büyüklüğünde olduğunu ve etkilerinin ne olduğunu biliyoruz.

ABD nükleer doktrinini neden
değiştirdi, ileri sürdüğü gerekçeler nelerdir? Sadece açıkladığı askeri
gerekçeler mi bu değişikliği yapmaya itti, yoksa bu değişikliğin gerisinde
ekonomik, politik vb. başka etkenler de var mı? Yapılan açıklamalar, yorumlar
ve yazılan makaleleri de irdeleyerek bu soruların cevaplarına ulaşmaya
çalışacağız.

Nükleer doktrinde önerilen bazı
değişiklikler şöyle:

·        
Eski ABD
Başkanı Barack Obama’nın başlattığı modernleştirme çalışmaları sürdürülerek
denizaltıdan atılan füzeler, karada konuşlanmış balistik füzeler ve havadan
sevk edilen silahların güçlendirilmesi,

·        
Denizaltıdan
atılacak nükleer silahların başlıklarını daha düşük verimli olanlarla
değiştirilmesi,

·        
Deniz merkezli
nükleer seyir füzelerine dönülmesi.

ABD’nin yeni nükleer doktrinine
göre; Kuzey Kore, “ertelenmeyecek ve öngörülmeyen tehdit” olarak tarif edildi.
Bu yeni nükleer doktrine göre, Asya Pasifik’teki diğer tehdit de Rusya ve Çin
olarak belirlendi. Ayrıca, İran’ın nükleer çalışmaları tehdit unsuru olarak
raporlandı. Doktrinde, “Bugün Rusya nükleer silahını ve diğer stratejik
sistemlerini modernize ediyor. Rusya’nın, nükleer potansiyeli genişleterek
başarıya ulaşılmasını öngören askeri stratejiler kabul etmesiyle ilgili
endişeler duyuluyor. Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ve müttefiklerimize yönelik
nükleer tehditlerle birlikte bu olaylar, Moskova’nın büyük güçler mücadelesine
geri dönme kararlılığını doğruluyor.” ifadelerine yer verildi.

ABD nükleer doktrininde yaptığı
değişikliklerle nükleer silah kapasitesini artırarak, değişik platformlara yayarak
her türlü harekât ve çatışmada gerektiğinde kullanabileceğini deklere etmiş
olmaktadır. Bu durum, nükleer silahların kullanılma olasılığını da büyük oranda
artıracaktır. Nükleer silahlar icat edildiğinden beri, sadece II. Dünya
Savaşında ABD tarafından Japonya’ya karşı kullanılmıştı. Nükleer silahların
Hiroşima ve Nagazaki’de kullanılması, bu silahın ne kadar büyük yıkıcı etkileri
olduğunun tüm dünyaca görülmesine sebep olmasına rağmen bazı devletlerin
nükleer silahlanma yarışına girmesine engel olamadı. Çünkü bu savaştan sonra
dünya devletleri iki kutba bölündü, bloklaştı. Soğuk savaş olarak
adlandırdığımız bu dönem, birçok ülkeyi nükleer silaha yöneltti. Ancak bu
silahların bir ölüm kalım savaşında veya başka çare kalmayınca en son
başvurulabilecek bir seçenek olduğu da kabul edilmekteydi.

Nükleer silahların hızla
çoğalması ve yaygınlaşması bunlara karşı önlem alınmasını gerektirdi. Bunun
sonucunda, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT,
1970 yılından beri yürürlükte), Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması
Antlaşması
 (CTBT- Kasım 2009 da 151 ülke yürürlüğe sokmuş, 31
ülke imzalamış ama yürürlüğe sokmamıştır. Söz konusu antlaşma, sivil ve askeri
tüm nükleer denemeleri yasaklamaktadır) gibi bir dizi antlaşmalar yapıldı. NPT
Antlaşması dünyayı, antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte nükleer silah sahibi
ülkeler (A.B.D., Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere) ve antlaşmaya taraf ancak
nükleer silah sahibi olmayan ülkeler olmak üzere iki gruba ayırmıştır.
Anlaşmayı 189 ülke kabul etmiştir. Bu antlaşma ile nükleer silah sahibi her
ülke nükleer silahları transfer etmemeyi, nükleer silah sahibi olmayan
ülkelerin bu silahları geliştirmesine yardımcı olmamayı ve nükleer
silahsızlanmaya ulaşılmasına yönelik çalışmalarda bulunmayı taahhüt etmektedir.
İsrail, Hindistan ve Pakistan bu güne kadar NPT Antlaşmasını imzalamayı
reddetmiştir. Kuzey Kore 2003 yılında anlaşmadan çekilmiştir.

BM Genel Kurulunca Temmuz
2017’de, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması 122
ülkenin desteğiyle kabul edildi. Ancak ‘’nükleer beşli’’ başta olmak üzere
nükleer silah sahibi ülkeler, anlaşma kararının oylandığı ilgili BM
toplantısını boykot etti ve katılmadı. Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi için
ülkelerin parlamentolarınca da onaylanması gerektiği malumdur. Ancak nükleer silah
sahibi ülkelerin toplantıya katılmaması, baştan bu anlaşmayı ‘’kadük’’ ilan
etmektedir.

ABD’nin açıkladığı yeni nükleer
doktrine en sert tepkiler Çin ve Rusya’dan geldi. Çin Savunma Bakanlığı şu
açıklamayı yaptı: “Umarız ABD Soğuk Savaş zihniyetinden bir an önce çıkar,
silahsızlandırma konusundaki kendi sorumluluklarını ciddiyetle yerine getirir
ve Çin’in stratejik niyetlerini doğru anlayıp ülkemizin ulusal savunma
anlayışına ve askeri takviyelerine objektif bakış geliştirir.” Rusya ise,
ABD’yi ‘’savaş çığırtkanlığı’’ ile suçladı ve hayal kırıklıklarını dile
getirdiler.

ABD’nin yeni nükleer doktrininin
silahlanmayı artıracağı, nükleer silah kullanma eşiğini aşağı çekeceği ve
hepsinden önemlisi ise, ABD ile Rusya ve Çin arasında savaş ihtimalini
artıracağı uzmanlarca ileri sürülmektedir.

ABD’nin yeni nükleer doktrini,
gerçekten caydırıcılık amaçlı mı yoksa politika değişikliği mi? Aslında ABD’nin
yeni nükleer doktrinini tek başına değerlendirmek yanıltıcı olmaktadır. Kurulan
yeni dünya dengesi ve diğer tüm askeri, ekonomik ve politik gelişmelerle
birlikte düşünmek gerekmektedir. ABD’nin askeri, ekonomik ve politik etkinliği
tüm coğrafyalarda azalmaktadır. 2000’li yılların başından itibaren Rusya ve
Çin, giderek dünya politikalarında daha fazla söz sahibi olmaya başladı,
ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni ve politikası giderek zayıflamaya başladı.

Yeni doktrinde, Rusya ve Çin’e
düşman olarak yaklaşılmayacağının belirtildiğine dikkat çeken Rus senatör
Bondarev, “Bu tesadüf değil. Elbette ABD, dünyanın önde gelen iki güçle açık
çatışmaya girmeyecek. ABD, silah ihracatından para kazanmak, petrol yataklarını
kontrol altında tutmak ve insan sermayesini kendi çıkarları doğrultusunda
kullanmak amacıyla yeraltı kaynağı zengini küçük ülkelerin topraklarını işgal
etmeye devam edebilir” yorumunda bulundu.

Özellikle Avrasya bölgesinde
Rusya ve Çin’in işbirliği sonucunda, ABD artık tek taraflı olarak istediklerini
yapamamaktadır. Suriye’deki savaş ve iç karışıklıklar, İran’ın ve Irak merkezi
yönetiminin kararlı politikaları buna en güzel örneklerdir. Bölge ülkelerinin
birbiriyle ilişki ve karşılıklı yardımlaşmalarını artırması, bunlara Rusya ve
Çin’in örtülü ve açık destekleri de ABD’yi zor durumda bırakmış ve
politikalarını gözden geçirmesine sebep olmuştur.

Ayrıca Rusya ve özellikle Çin’in
ekonomik gelişmesi, buna paralel olarak askeri yönden güçlenmeleri dünya politikasını
yönlendirmeye ve ABD karşıtı politikalar üretmelerine ve uygulamaya koymalarına
neden olmuştur. Bunun farkına varan ABD, ekonomi politikalarında değişikliğe
giderek ithal mallara yeni vergiler ve kurallar koymuştur. Bunun da sonuçta,
askeri politikalarını etkilemesi kaçınılmaz olmuştur.

Sonuç olarak, ABD’nin yeni nükleer doktriniyle SSCB’nin dağılmasıyla oluşan
tek kutuplu dünya düzeninin sonunun geldiğini kabul etmiş gözüküyor. ABD askeri
ve ekonomik alanda etkinliğini kaybettiğini, buna karşın Rusya ve Çin’in başını
çektiği Avrasya ülkelerinin de gücünü kabul etmiş olmaktadır. ABD’nin nükleer
doktrinini değiştirmesine neden olan etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

·        
ABD’nin Rusya
ve Çin karşısında ekonomik ve buna bağlı askeri gücünün zayıflaması, başka bir
ifadeyle Rusya ve özellikle Çin’in ekonomik ve askeri açıdan gelişmesine karşı
aynı ölçüde cevap verememesi,

·        
Gürcistan,
Kırım, Ukrayna krizlerinden Rusya’nın güçlenerek çıkması ve ABD’’nin çeşitli
ekonomik ve askeri ablukalarına karşı Rusya’nın karşı tedbirler alarak etkisiz
kılması,

·        
Çin’i Sincar ve
Tayland üzerinden kıskaca alma politikasının başarısız olması,

·        
Arka bahçesi
olarak gördüğü Güney Amerika ülkelerinde ABD karşıtı hükümetler ve
politikaların güçlenmesi,

·        
Afganistan,
Irak ve en son Suriye’nin ABD tarafından işgal edilmesinin beklenen sonuca
ulaşmaması, hatta ABD’nin buralarda yenilgiyi kısmen kabullenmesi,

·        
Rusya ve Çin’in
özellikle Avrasya ülkeleri ile ilişkilerinin gelişmesi sonucu ABD çıkarlarının
darbe yemesi,

·        
Şanghay
İşbirliği Örgütü ve Bir Kuşak Bir Yol Projesi gibi, bölgesel ekonomik ve askeri
ittifak ve işbirliklerinin ABD çıkarlarını sınırlaması,

·        
Rusya ve Çin’in
bölge ülkeleri ile beraber hareket etmesi sonucu, etkilerini hem askeri hem
ekonomik anlamda artırmaları ve ABD’nin gittikçe müttefikleri tarafından bile
eskiden olduğu gibi her konuda koşulsuz desteklenmemesi ve bunun sonucunda
yalnızlaşması,

ABD aslında, bu doktrin
değişikliği ve Çin başta olmak üzere koyduğu ekonomik kısıtlamalarla son
kozlarını oynamaktadır. Doktrin değişikliğine gerekçe olarak ileri sürdüğü
Rusya ve Çin’in nükleer kapasitesine karşı koyma, Kuzey Kore ve İran gibi
ülkelerin nükleer girişimlerini durdurma, yeniden nükleer denge kurarak
müttefikleri ve kendi çıkarlarını koruma gibi bahaneler gerçeği
yansıtmamaktadır. Çünkü halen en büyük nükleer güçlerden birisi ABD’dir. 15000
nükleer silahın yaklaşık yarısı (6800) ABD’ye aittir. Bir kısmı da
müttefiklerinin topraklarında konuşlandırılmış durumdadır ki,
İncirlik/Türkiye’de de 50 adet olduğu bilinmektedir.

Nükleer doktrinini değiştirmekle
almış olduğu karar, hem taahhütlerine uymadığını ve uymayacağını göstermekte
hem de nükleer harptehlikesini artırmaktadır. Çünkü mevcut nükleer
silahların gücünden dolayı vereceği büyük hasar nedeniyle kullanılmadığı ve bir
şekilde yıllardır nükleer güçler arasında denge sağlandığı kabul edilmekteydi.
Ancak taktik nükleer silahların sayısının artırılması, değişik platformlarda
kullanımına imkân sağlanması ve daha çok coğrafyaya yayılması, kullanım
olasılığını daha çok artıracak ve dünyayı nükleer harbe sürükleyebilecektir. Hatta
sadece nükleer silah kullanımına karşı değil, bir konvansiyonel savaşta bile
seçenek oluşturacaktır. Bu durum da, nükleer silahların daha çok yayılmasına ve
birçok ülkenin bu silaha sahip olması için girişimde bulunmasına sebep
olacaktır.

Kaynakça

1.    
https://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/cinden-abdnin-yeni-nukleer-doktrinine-tepki-2203213/ 

2.    
https://tr.sputniknews.com/rusya/201802031032090205-abd-nukleer-doktrin-her-eylemin-sorumlulugunu-reddetme-firsati-veriyor/ 

3.    
https://tr.sputniknews.com/analiz/201801181031867846-pentagon-yeni-nukleer-doktrin-abd-rusya-cin-savas 

4.    
https://www.eurotopics.net/tr/193833/trump-in-yeni-nuekleer-stratejisi 

5.    
http://ankaenstitusu.com/abdnin-yeni-nukleer-doktrini-her-turlu-eylemin-sorumlulugundan-kacma-firsati-veriyor/ ,
03/022018, 

6.    
https://mehmetaliguller.com/tag/abd-askeri-doktrini/ 

7.    
http://www.tgrthaber.com.tr/dunya/abdli-generalden-nukleer-aciklamasi-232332 

8.    
http://diplomatikgozlem.com/_haber/rusya-nin-yeni-nukleer-doktrini 

9.    
https://www.parlamentohaber.com/turkiye-kendini-abdnin-nukleer-hedefi-pozisyonunda-bulabilir/ 

10.https://www.birgun.net/haber-detay/abd-nukleer-silahlanma-doktrinini-yenileyecek-203031.html/ 

11.https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/02/03/abd-nin-yeni-nukleer-doktrini-ahmet-kilicaslan-aytar/ 

12.https://www.aydinlik.com.tr/teknolojik-rekabet-ve-cin-cem-gurdeniz-kose-yazilari-mart-2018/ 

13.http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42936378 ,
Erişim: 28 Mart 2018.

14.http://www.star.com.tr/yazar/abdnin-yeni-nukleer-doktrini-ve-rusya-yazi-1305647/ ,

15.COŞKUN
İbrahim, Devletlerin Güç Simgesi: Nükleer Silahlar, ANKA Strateji Dergisi,
6.Sayı,


























































































16.COŞKUN
İbrahim, Kuzey Kore’nin Nükleer Gücü, ANKA Strateji Dergisi, 5.Sayı.