Yayınlandı: 03.03.2019 00:00
Güncellendi: 19.08.2022 22:36

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ /// SONER YALÇIN : YUH ARTIK !!!


SONER YALÇIN : YUH ARTIK




Hafta sonunu üzgün geçirdim!


Bir ülke tarihine bu kadar
nasıl ihanet eder?


En baştan anlatayım:


Yıl 2015.


İnci Pazarkaya Almanya’da
sahafları gezerken gözüne bir kitap takıldı:


“Soldatenblut- Vom Baltikum zu
Kemal Pacha. ”


Yazarı Hans Tröbst isminde
Alman idi.


Leipzig’de 1925 yılında
basılan 330 sayfalı kitabın adını Türkçeye şöyle çevirebiliriz: “Asker Kanı-
Baltık’tan Kemal Paşa’ya. ”


İnci Hanım Almanca kitabı 2016
başında eşine yılbaşı armağanı olarak verdi.


Yüksel Pazarkaya Almanya’da
edebiyat doktorasını yapmış; Stuttgart Üniversitesi’nde tiyatro kurmuş ve altı
yıl yönetmiş; gerek bu üniversite ve gerekse ABD-Princeton Üniversitesi’nde
öğretim üyeliği yapmış şair ve yazardı. Kitap çok ilgisini çekti; “bazı
bölümleri Türkçeye çevireyim” diye düşündü. Ama okuma ilerledikçe belirli
bölümleri çevirmenin kitaba haksızlık olacağını düşünerek tüm kitabı çevirdi.
Adını “Mustafa Kemal’in Ordusu’nda Bir Alman Yüzbaşı” koydu!


Kitap; TÜYAP Tüm Fuarcılık
Yapım A. Ş. tarafından bir kültür hizmeti olarak 1.500 adet olarak yayınlandı.


TÜYAP Yönetim Kurulu Başkanı
Bülent Ünal’ın hediye ettiği kitabı “yaz okumalarım” arasına koymuştum. Geçen
hafta okumaya başladım bırakamadım…


İlk cümlede yazdığım neye
kahrolduğum/kederlendiğim konusuna geleceğim. Ancak…


Önce size kitaptan
bahsetmeliyim…


ÜÇ CEPHE


Hans Tröbst (1891-1939)…


Birinci Dünya Savaşı’nda Alman
Ordusu’nda görev yapan Yüzbaşı idi.


Savaş yenilgisi ardından
Versay Antlaşması’yla Almanya’nın topraklarının işgalini; ve kimsenin karşı
koymayan teslimiyetçiliğiniiçine sindiremedi. Üstelik rütbeleri sökülen
anlı-şanlı Prusyalı subayların üç kuruş için kendilerini küçük düşürecek işler
yapmaya başlamasına tahammül edemedi.


Oysa…


Öğrendi ki; Almanların savaş
müttefiki Türk subaylar Sevr Antlaşması’na karşı Mustafa Kemal’in önderliğinde
Anadolu’da direniş örgütlemeye başlamıştır.


Emperyalist işgalcilere karşı
mücadele eden Türklerin safında savaşmak için Anadolu’ya gitmeye karar verdi.


1920 yılının sonbaharında
elinde küçük bavuluyla zorlu yolculuğa çıktı. 1921 baharında İstanbul’a
varabildi. Anadolu’ya nasıl geçecekti? Dikkatli olmak zorundaydı:


İngilizler açtıkları “çağrı
büroları” tuzağıyla Anadolu’ya gitmek isteyen yurtseverleri Malta’ya sürgüne
gönderiyordu!


Savunma Bakanlığı’nda
görüştüğü Türk subaylar da “casus olabilir” diye Alman subayı Tröbst’e
güvenmedi. O dönem herkesin herkesten şüphelendiği günlerdi…


Yüzbaşı Tröbst’ün İnebolu’ya
ve buradan Ankara’ya ulaşması sıkı kontroller nedeniyle güç gerçekleşti. Kızsa
da sebebini Ankara’ya ulaştığında anladı; İngilizler “destek” maskesiyle
Ankara’ya gönderdiği casuslar Mustafa Kemal’e suikast teşebbüsünde bulunuyordu!
Anadolu isyanının sömürgesi altındaki Müslüman ülkelerde de ayaklanmaya sebep
olacağından çekiniyorlardı.


Tröbst şöyle yazdı:


-”Üç cephede birden savaşmak gerekiyordu:
Gerideki düşmana; Ermenilere karşı içerideki düşmana; bozgunculara barış
gevezelerine ve bilgiçlik taslayanlara karşı ve nihayet dış düşmana; Yunan’a
Fransızlara İngilizlere ve İtalyanlara karşı…”


HANGİSİ BİZDEN


Alman Yüzbaşı Tröbst’ün
yaşayarak yazdığı….


-Mustafa Kemal’in güvensizliği
yok eden büyük komutan olduğu ve Binbaşı Nazım gibi Türk subayının ölüme koşan
fedakarlıklarını yanaklarınız ıslanarak okuyorsunuz…


-Başta Yunan Ordusu olmak
üzere işgalcileri Anadolu insanına yaptıkları zulmü ve asker kaçaklarını hınç
duyarak okuyorsunuz…


Mehmetçik’in destanıyla gurur
duyuyorsunuz…


-”Sakarya Savaşı on iki gündür
devam ediyordu. Türkler burada kendilerinden üç kat üstün düşmana karşı
savaşıyorlardı. İngiliz dostları Yunan’ı en modern silahlarla aşırı ölçüde
donatmıştı. Ama şimdiye kadar dişe dokunur herhangi bir avantaj elde
edememişlerdi…”


Sonuçta:


Sakarya’da Türk’ün makus
talihi yenildi; 1693’den beri geri çekilen Türk Ordusu ilk kez ileriye hamle
yaptı. İlk hedefi Akdeniz idi…


-”Düşman çekilirken demiryolu
iyice tahrip etti az sayıdaki ağacı devirdi halkı katletti ve sistematik olarak
ülkeyi çöle çevirdi…”


Zafer tüm bu zulme rağmen
kazanıldı.


-”Dünya Kurtuluş Savaşı’nı
şaşkınlıkla izledi dünya kendi kendine soruyordu: Bu nasıl mümkün oldu? Evet
yenilmiş ve yıkılmış bir ülke en korkunç savaşlardan birinin hemen ardından
silaha sarılmış; muktedir İngiltere ve uydularının dikte ettiği sonsuza kadar
geçerli olmasını istediği barış antlaşmasını paramparça etmişti… Bu Türk
kahramanlık savaşı bugün biz Almanlar için özel anlam taşıyor: Ardımızda kalan
onursuz yılları unutalım tekrar kendimize ve kendi gücümüze güvenelim…”


Emperyalizme karşı verilen
Kurtuluş Savaşımız yıllarca dünya mazlumlarına örnek gösterildi/gösteriliyor.
Ve fakat “içimizden” biri dedi ki:


-”Keşke Yunan galip gelseydi!”


Bu lakırtıyı kimin ettiğini
yazmaya gerek yok. Üzerinde durulması gereken -İngilizlerin koruması altındaki-
bu fesli yobazın pulunu basmaya kimlerin karar verdiğidir!


Atatürk’ün sözünü anımsatırım:


“Vatana ihanetin nedeni olmaz; er
ya da geç bedeli olur. ”