ATATÜRK’E AÇILAN HAKARET DAVASINDA NE ÇIKTI ??
Sözcü gazetesi yazarı tarihçi Sinan Meydan’ın yeni kitabı
“Hafıza” İnkılap Kitabevi tarafından yayımlandı.
Sözcü gazetesi yazarı tarihçi Sinan Meydan’ın yeni kitabı
“Hafıza” İnkılap Kitabevi tarafından yayımlandı. Tarihçi yazar Sinan Meydan
Hafıza adlı çalışmasında “unutturulmak istendiğini” söylediği yakın tarihi
yazdı.
“Hafızanı silip yeniden biçimlendirmelerine izin verme!
Unutma hatırla” diyen Sinan Meydan yakın tarihin dikkat çeken olaylarını
yirminci yüzyılında başların Türk siyasetinde ve basında yaşananları ele aldı.
Sinan Meydan kitabın “Komutanlara Hakaret” başlıklı bölümünde
Milli Mücadele’deki ihanetleri nedeniyle 150’likler listesine alınan Mevlanzade
Rıfat’ın Hukuki Beşer gazetesinde ordu komutanlara “ali sefiller” ve
“haydutbaşları” diye hakaret etmesini ardından Mustafa Kemal Atatürk’ün
cevabını anlattı.
Bu bölümde; Atatürk’ün 24 Mart 1919’da tüm ordu komutanlarını
“hırsızlıkla” suçlayıp komutanlara “ali sefiller” ve “haydutbaşları” diye
hakaret eden yazıyı okur okumaz kaleme sarıldığı okuyucuya aktarıldı.
İşte “Komutanlara Hakaret” başlıklı bölümde anlatılanlar:
“Mütareke günleri asker sivil tüm yurtseverlerin sudan
bahanelerle tutuklanıp Bekirağa zindanlarına hepsedildiği veya Malta’ya sürgün
edildiği günlerdi. İttihatçılar yargılanıyordu. O günlerde I. Dünya Savaşı
yenilgisinin sorumlusu olarak görülen İttihatçılar ve subaylara hakaret
ediliyordu.
İşte o ortam içinde Mevlanzade Rıfat’ın Hukuki Beşer
gazetesinde ‘Damat Ferit hükümetine gerekçeli sorular’ başlığı altında seri
makalelerle geçmişin hesabı sorulmaya başlandı.
24 Mart 1919 tarihli Hukuki Beşer gazetesindeki ‘Üçüncü soru’
şöyleydi: ‘Kağıt paranın güya geçerli olmadığı yerlerde ordu ve mülkiye
memurlarının ihtiyaçları için milyonlarca altın ve gümüş para basılarak bazen
vagon ordu komutanı denilen ‘ali sefillere daha doğrusu haydutbaşlarına’ teslim
edildi…’
Görüldüğü gibi burada şerefli ordu komutanlarına -hiç ayrım
yapmadan- ‘ali sefiller’ ve ‘haydutbaşları’ diye hakaret ediliyordu
Kuşkusuz ki o gün bu yazıyı pek çok ordu komutanı okudu.
Ancak bu yazıyı tek bir ordu komutanı tepki gösterdi. O komutan Anafartalar
Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’ydı.
Atatürk 24 Mart 1919’da tüm ordu komutanlarını ‘hırsızlıkla’
suçlayıp komutanlara ‘ali sefiller’ ve ‘haydutbaşları’ diye hakaret eden yazıyı
okur okumaz kaleme sarıldı. Bu alçakça iftiraya ve hakaretlere karşı hemen bir
dilekçe yazıp Harbiye Nezareti’ne başvurdu. ”
“NE SEFİL VİCDANSIZLIKTIR”
“Atatürk dilekçesinde şöyle diyordu:
‘(…) Bu ifade ile ordu kumandanlarının ‘sefil’ ve
‘haydutbaşı’ ve dolayısıyla orduların ‘haydut’ oldukları ilan edilmiş oluyor. Müdafaalarına
hiçbir vakit lüzum görmeyeceğim bazı şahıslara taş atmak isterken vatan ve
millet için tam bir saflık ve masumiyetle ve her türlü mahrumiyet ve zorluklar
içinde namuslu vazifesini hakkıyla yapan Osmanlı ordularını ‘haydut’ ve aynı
mahrumiyet ve zorluklar içindeki ve tek dayanakları namus ve haysiyetleri olan
söz konusu orduların kumandanlarını ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye niteleyip
teşhir etmek ‘ne büyük ahlaksızlık’ ve ‘ne sefil vizdansızlıktır. ’
Osmanlı ordularını onun namuslu kumandanlarını bu şekilde
teşhir edebilmek kabiliyeti ancak vatan ve milletin mahvolup dağılmasını arzu
eden ‘bir alçakta’ bulunabilir. Ben Fevzi Paşa Nihat Paşa Yakup Şevki Paşa Ali
İhsan Paşa Cevat Paşa vb. gibi namus ve istikametlerinden asla şüphe
edilmeyecek olan ordu kumandanı arkadaşlarımın bu rezilce teşhire karı ne
diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma ve hesabıma bildiririm ki benim (…)
başlarında bulunmakla iftihar ettiğim kahraman ordular haydutlardan değil soylu
Osmanlı milletinin namuslu evlatlarından oluşuyor. ‘O sefil müfteri’ şunu da
kesin olarak bilmelidir ki ben hiçbir vakitte vagon vagon altın teslim alan
‘sefil’ ve ‘haydutbaşları’ndan değilim. Dolayısıyla Harbi Umumi içinde komuta
ettiğim Anafartalar Grubu İkinci Ordu Yedinci ordu ve en sonunda Yıldırım
Orduları Grubu ve şahsım adına bu namussuzca iddiayı red ve sahibini tel’in
ederim. ‘Bu müfteri’ hakkında gereken kanuni işlemin yüksek nezaretinizce
uygulanmasını istirham ederim. ’”
“HÜKÜMET SAVCILIK VE DİĞER KOMUTANLAR SUSARKEN ATATÜRK
KONUŞTU”
“Görüldüğü gibi Atatürk Türk ordusunun fedakar komutanlarına
‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye hakaret edilmesinin ‘ahlaksızlık’ ve ‘sefil
vicdansızlık’ olduğunu söylüyor. Türk ordusunun ‘haydutlarından’ değil milletin
‘namuslu evlatlarından’ oluştuğunu belirtiyor. Komutanlara hakaret eden kişiye
‘o sefil müfteri’ diye sesleniyor. Bu ‘namussuzca iddiayı’ reddedip iddia
sahibini ‘tel’in ettiğini’ ifade ediyor. ‘Bu müfteri’ hakkında yasal işlem
yapılmasını istiyor.
Ne gariptir ki Harbiye Nezareti bu dilekçeyi dikkate alıp
gereken kanuni işlemi yapmak yerine dilekçeyi Türk ordularına hakaret eden o
gazeteye gönderdi.
Atatürk’ün bu dilekçesi 25 Mart 1919’da Hukuki Beşer Alemdar
Vakit Yeni Gün ve Zaman gazetelerinde yayımlandı.
Komutanlara hakaret karşısında genelkurmay hükümet savcılık
ve diğer komutanlar susarken tek bir kişi Atatürk konuştu.
Ancak yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali gazeteyi
çıkaran Mevlanzade Rıfat ‘hakarete uğradığını’ belirterek Atatürk’ü mahkemeye
verdi.
Atatürk İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek için hazırlıklar
yaparken bir gün bir mahkeme celbi aldı. Asıl hakarete uğrayan ordu komutanları
ve kendisi olduğu halde ‘hakaret sanığı’ olarak mahkemeye çağrılıyordu. ”
“YAMAN ÇATMIŞTIK”
“Sonra neler olduğunu bizzat Atatürk’ten dinleyelim:
‘Yaman çatmıştık! Aklımı başıma topladım. Kumandan değildim.
Siyasi bir şey de yapamazdım. Hukuk çareleri bulmalı idim. Bu mahkemede
bulunmak isterdim. Fakat o zamanki İstanbul gazetelerinin en aşağısı ile karşı
karşıya gelmek çok gücüme giden bir şeydi. Bundan başka davanın bazı yüksek
politikacılar tarafından tasarlanan bir plan neticesi olduğunu da düşünüyordum.
Ne yaparsam yapayım mutlaka mahkûm olacaktım…’
Atatürk düşünüyor taşınıyor; avukat Sadettin Ferit Bey’i
davet ediyor. Kendisine durumu anlatıp fikrini soruyor. Sadettin Ferit Bey
‘Dava önemlidir. Mahkûm olma ihtimaliniz vardır’ diyor. Atatürk gülerek ‘Amma
yaptın canım! Ben hiç de mahkûm olma niyetinde değilim’ karşılığını veriyor.
Bunun üzerine Sadettin Ferit Bey ‘Elbette! Müsaade ederseniz davacının vekili
ile konuşayım’ deyince Atatürk şunları söylüyor: ‘Hayır müsaade edemem. Ben
haklı olduğumu biliyorum. Davacının avukatıyla görüşmeye ne lüzum var? Bu iş
yolumun üstüne çıkan bir dikendir. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Davayı
lehime de kazanmanızı istemiyorum. Yalnız bana zaman kazandırabilir misiniz’
Sadettin Ferit Bey Atatürk’e söz veriyor ve verdiği sözü de tutuyor. Birkaç
defa mahkemeye gidip davayı dağıtıyor. Atatürk’e zaman kazandırıyor. Atatürk 16
Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a doğru hareket ettiğinde dava hâlâ
bitmemişti.
6 yıl sonra…
Tarih: 22 Eylül 1925… Günlerden Salı…
Atatürk Ertuğrul yatıyla Mudanya’ya geçiyor.
Bir ara Atatürk’ün gözü yatta bulunan Avukat Sadettin Ferit
Bey’e ilişiyor.
‘Sadettin Bey’ diyor. ‘Hatırlıyor musun? Sen bir davadan
ötürü benim vekilimdin. İstanbul’da benim aleyhime bir ceza davası açmışlardı.
O Dava ne oldu? Beni mahkûm ettiler mi?’
‘Hayır Paşam’ diyor Sadettin Ferit Bey.
Atatürk kendisini dava edeni hatırlamayıp adını soruyor.
Atatürk’ün hatırlamadığı o kişi Mevlanazade Rıfat’tı. Mevlanazade Rıfat bütün
ayrılıkçı Kürtçü hareketlerde yer almış Milli Mücadele’deki ihanetleri
nedeniyle 150’likler listesine alınıp yurt dışına sürülmüştü. 1922’de bir Yunan
albayla San Remo’ya gidip orada ‘kaçak padişah’ Vahdettin’den para sızdırmıştı.
Ayrıca 1929’da Halep’te basılan ‘Türkiye İnkılabının İç Yüzü’ adlı kitabında
Milli Mücadele’yi Padişah Vahdettin’in planladığı yalanını ortaya atmıştı.
Uzatmayalım…
UNUTMA Kİ! DÜN ATATÜRK KARŞITI MEVLANZADE RIFATLAR TÜRK
ORDUSUNUN ŞEREFLİ KOMUTANLARINA HAKARET ETMİŞTİ. BUGÜN DE ONLARIN ‘FİKİR
ARTIKLARI’ KOMUTANLARA HAKARET EDİYOR.
Dün komutanlara yapılan hakaretlere karşı tüm yetkililer
sessiz kalmış sadece Atatürk konuşmuştu. Bugün yetkililer sessiz kalmamalı.
Nasıl cevap vereceklerini bilmiyorlarsa yüz yıl önce Atatürk’ün verdiği cevaba
baksınlar. ”
Odatv.com
LİNK : https://odatv.com/ataturke-acilan-hakaret-davasinda-ne-cikti-26101907.html