Odatv günlerce yazdı… FETÖ’cü general böyle götürüldü
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ihraç tuğgeneral Serdar Atasoy, itirafçılıktan vazgeçince bulunduğu adreste gözaltına alındı…
_____
08.07.2021 21:38
Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, FETÖ/PDY’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında aranan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ihraç tuğgeneral Serdar Atasoy, itirafçılıktan vazgeçince bulunduğu adreste gözaltına alındı. Atasoy hakkında Odatv aylar öncesinden uyarılarda bulunmuştu.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ihraç tuğgeneral Serdar Atasoy, FETÖ eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce yürütülen çalışmalar kapsamında; Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesince ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçundan gözaltına alındı.
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NDAN AÇIKLAMA
Yakalamanın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da itirafçı olduktan sonra serbest bırakılan, daha sonra da etkin pişmanlıkta bulunarak verdiği ifadelerinden vazgeçtiğini belirten, eski Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Serdar Atasoy’un gözaltına alındığını açıkladı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre; Serdar Atasoy’un FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında 27 Ocak 2021 tarihinde gözaltına alınmasına karar verildi.
Atasoy, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü’nde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ve sevk edildiği sulh ceza hakimliğinde etkin pişmanlıkta bulunarak örgütsel faaliyetlerini anlattı, hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep etti.
Soruşturma sonucunda Atasoy hakkında; ‘silahlı terör örgütüne üye olma’, ‘kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’ ve ‘resmi belgede sahtecilik’ suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldı.
Atasoy, başka sanıkların yargılanmasına esas olarak tanık sıfatıyla dinlendiği Çanakkale ve Ankara ağır ceza mahkemelerindeki beyanlarında etkin pişmanlıkta bulunarak verdiği ifadelerinden vazgeçtiğini belirtti.
Bunun üzerine yargılanmakta olduğu Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce ‘kaçabileceği veya kaçma girişiminde bulunabileceğine dair kuvvetli şüphe bulunduğu’ gerekçesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’üncü maddesi kapsamında çıkarılan yakalama emrine istinaden Bursa’da yakalanarak gözaltına alındı.
Odatv.com
CAN ÖZÇELİK : Bir FETÖ’cü hala nasıl istihbaratın başına geliyor
“Rütbemi FETÖ taktı” diyen İstihbarat Başkanı Serdar Atasoy, 2020 YAŞ’ta nasıl rütbe aldı? Can Özçelik yazdı…
04.02.2021 12:33
Serdar Atasoy, 2020 Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı olarak atandı. FETÖ irtibatı tespit edildi, gözaltına alındı, itirafçı oldu.
Ankesör soruşturması olmasaydı belki de Serdar Atasoy hala görevini sürdürecekti. Atasoy’un verdiği isimleri savcılık araştırıyor. Ancak bu itiraf yapılmasaydı örgüt bağlantılı isimler TSK içerisinde saklanmaya devam edecekti.
Peki Serdar Atasoy kim? Önce ona bakalım…
Atasoy, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Bangladeş’te askeri ateşe olarak görevli. Darbeci Tuğamiral Sinan Sürer tarafından “Ataşeler” adıyla oluşturulan WhatsApp grubunda yer alan Atasoy, “Genelkurmay Başkanlığı yönetime el koymuştur, muhataplarınıza bilgi veriniz” mesajına “Emredersiniz komutanım” diyerek yanıt vermiş. Bunu da “Askeri teamüller gereği bu emre cevap verdim” diyerek savunmuş.
Ancak Bangladeş’teki görevini sürdürmeye devam etmiş. 2016 Kasım ayında Ankara’ya dönmüş ardından Erzincan’a atanmış.
Atasoy’un FETÖ irtibatı 2017 yılında Erzincan’da görevliyken de gündeme geldi. Gerekçe Atasoy’un adının, darbeci Cemil Turhan’ın Cumhurbaşkanlığı yaver adayı listesinde 10. sırada yer almasıydı. Ardından hakkında FETÖ soruşturması açıldı. İfadesi alındı serbest bırakıldı. Yine meslekte kalmaya devam etti. Soruşturması 2019 yılında takipsizlikle sonuçlandı. 2020 yılında Tuğgeneralliğe yükseldi ve İstihbarat Başkanı oldu.
2016’dan itibaren FETÖ ile irtibatı defalarca ortaya çıkmışmış biri nasıl oldu da TSK içerisinde aktif olarak görev aldı ve hala kritik görevlerde nasıl kalabildi?
“ATASOY’UN ATANMASINI KİM İSTEDİ”
Bu sorunun yanıtı verecek olan yer belli.
Şimdi bu olayı en iyi anlatacak kişiye kulak verelim.
Kim mi?
Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Plan ve Güvenlik Daire Başkanı iken, 15 Temmuz 2016 tarihinde darbecilere karşı mücadele ederken gazi olan ve Tayin Daire Başkanı iken 2017 yılında emekliye ayrılan Kurmay Albay Güven Şağban.
Güven Şağban yaşanan bu skandalı şöyle değerlendiriyor: “45 dakika süren 2020 yılı YAŞ’nda, Jandarmayla birlikte 720 civarında Albay emekli edilmişti. Emekli edilen bu Albayların ortak özelliği, hemen hemen hepsinin FETÖ ile bağlantısının olmaması ve liyakat sahibi olmalarıydı. 45 dakikada YAŞ yaparsanız ve YAŞ üyelerinin çoğunluğu da sivillerden oluşursa, FETÖ’cü terfi ederken, gerçek liyakat sahiplerinin emekli edilmesini normal olarak görmek gerekir.”
Asıl sorunun “Serdar Atasoy’un terfi ve atamasını kim istedi?” olması gerektiğini ifade eden Şağban, “Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, Serdar Atasoy’un terfi ettirildikten sonra, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına atanmasıdır. Bu durum, içeriden birilerinin bu terfi ve atamayı yönlendirdiğini göstermektedir. Bu konuyu, yani ‘Serdar Atasoy’un terfi ve atamasını kim istedi?’ sorusuna cevap bulmanın, FETÖ ile mücadele için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yoksa kripto FETÖ’cüler terfi edip, kritik görevlere atanmaya devam eder ve bizde ortaya çıkan her yeni FETÖ’cü ile tekrar şaşkınlık geçiririz” dedi.
“FETÖMETRE UYGULANMIYOR MU?”
FETÖmetre’nin önemine dikkat çeken Şağban, “Mucidi olan Amiral Cihat Yaycı’nın emekli edilmesiyle, bu kriterlerin uygulanıp uygulanmadığını bilemiyoruz. Ama FETÖmetre uygulanmış olsaydı, sanırım Serdar Atasoy terfi edemez ve İstihbarat Başkanlığı görevine de atanamazdı” ifadelerini kullandı.
FETÖ’nün TSK yapılanmasında İstihbarat ve Personel Başkanlıklarına özel önem verdiğinin bilindiğini söyleyen Şağban, örgütün bu başkanlıklardaki tüm görevleri ele geçirmek için büyük çaba sarf ettiğini vurgulayarak “Serdar Atasoy’un İstihbarat Başkanlığına atanması bu gözle değerlendirilmelidir” diye konuştu.
Şağban mücadele şeklini de şöyle tarif etti: “Bu kapsamda; TSK ve Jandarmada, Personel ve İstihbarat Başkanlıklarına dikkat etmek ve burada görevli personeli çok iyi incelemek, kurum içi ve dışı güvenlik soruşturmalarını da hassasiyetle yapmak gerekir. Çünkü bu başkanlıkları kontrol eden, TSK ve Jandarmayı kontrol eder. FETÖ ile mücadele eden bizim gibi subayların, bu başkanlıklardan uzaklaştırılmasını veya tasfiye edilmesini de bu kapsamda değerlendirmek gerekir.”
YENİ ŞAFAK SORDU: “BU ADAMI KİM KORUDU”
Yeni Şafak gazetesi de manşetinde “Bu adamı kim korudu” başlığıyla Serdar Atasoy’un FETÖ irtibatlarını yazdı.
Haberde şu bilgilere yer verildi:
“15 Temmuz ihaneti sırasında Bangladeş’te ‘albay’ rütbesiyle askeri ataşe olan Serdar Atasoy, FETÖ’cü şüphesiyle merkeze çekilmesine rağmen basamakları peş peşe tırmanıp tuğgeneral oldu. Bu da yetmedi; 2. Ordu’da ‘Harekât Başkanı’, 5 Ağustos 2020’de Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı yapıldı. Şimdi, FETÖ’nün ‘Cumhurbaşkanına yaver olacaklar’ listesinde de olan Atasoy’u kim veya kimlerin koruduğu soruluyor. Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 6 gün sorgulanan emekli Tuğgeneral Serdar Atasoy, itirafçı olduğu gerekçesiyle adli kontrol kararıyla serbest kaldı.”
İşte o manşet haberi:
Can Özçelik
Odatv.com
MÜYESSER YILDIZ : Herkes biliyordu… Cezaevindeyken o generalle ilgili bilgiler bana bile geldi
Durum bu iken; en önce, “Bu bilgiler Erdoğan’a aktarıldı mı, aktarılmadı mı?” diye sorulması gerekmiyor mu? Müyesser Yıldız yazdı
06.02.2021 14:37
Geçen Ağustos’ta 45 dakikalık YAŞ toplantısında Tuğgeneralliğe terfi ettirilip, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atanan Serdar Atasoy’un “FETÖ’cü” çıkması şok etkisi yarattı. İktidar medyası başta olmak üzere herkes günlerdir, “Bu adamı kim korudu?” diye soruyor.
Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi ile Nedim Şener, dün Serdar Atasoy’un ankesör soruşturması sayesinde tespit edildiğini bildirdi.
Abdülkadir Selvi’nin aktardığı bilgilerden başlayalım; Serdar Atasoy’un “özel bir mahrem” olarak korunması için tek imama bağlandığını, bu yüzden MİT tarafından ancak Ocak 2021’de tespit edilmesinden sonra gözaltına alınıp itirafçı olduğunu ve “FETÖ’yle ilişkisine dair önemli bilgiler verdiğini” aktardı.
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, “FETÖ’yle ilgili hiçbir dosya beklemez. Geldiği an inceler, işlem yapılması için hemen savcılığa sevk ederim.” şeklindeki sözlerini hatırlatan Selvi, şunları sorguladı:
“Serdar Atasoy’un, FETÖ soruşturması kapsamında 2017 yılında Erzincan’da gözaltına alınıp savcılık sorgusundan sonra serbest bırakıldığı bilgisi, tuğgeneralliğe yükseltildiği 2020 yılı Yüksek Askeri Şûra toplantısında gündeme gelmedi mi? Atasoy’la ilgili FETÖ soruşturması, dosyasında yer aldıysa buna rağmen nasıl terfi ettirilerek, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı görevine atandı?”
Selvi, Atasoy’un durumunun, terfi ettirilip KKK İstihbarat Başkanı olarak görevlendirildikten sonra “Bir anda fark edildiğini”, o yüzden bu göreve hiç başlatılmadığını da anlattı.
Nedim Şener’e geçelim. “Sabit hat” soruşturmalarının anlam ve önemine dikkat çeken Şener, “TSK içinde FETÖ unsurlarının bulunması, terfi etmeleri ve sonunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’na kadar yükselmelerinin yaratacağı ulusal güvenlik riskini tahmin etmeye hayal gücümüz bile yetmez. Ve maalesef bizim hayal edemediğimizi FETÖ gerçekleştiriyor. FETÖ ile mücadelenin ne kadar önemli olduğunu gösteren bu olay herkese örnek olmalı. ‘Bu adamı kim koruyor?’ sorusunun cevabını mutlaka yetkililer bulmalı.” yorumunu yaptı.
Dört gündür olayın üzerine giden Yeni Şafak Gazetesi ise bir yandan 15 Temmuz gecesi “Ataşeler” isimli WhatsApp grubundaki yazışmaların Atasoy’un ifadesini yalanladığını belirtirken, öte yandan Atasoy’un sorgusunda mahrem imamların yanısıra hücresindeki FETÖ’cü askerleri deşifre ettiğini yazıp, bu isimlerden bazılarını açıkladı.
ÇELİŞKİLER
Önce bu bilgileri değerlendirelim.
En azından WhatsApp grubundaki yazışmalar konusunda yalan söylediği ortaya çıktıysa, diğer beyanlarına nasıl itibar edildi ve serbest bırakıldı?
Atasoy, ifadesinde birden fazla imamdan söz ederken Selvi’ye onun tek imama bağlı olduğu bilgisini kim/kimler verdi?
Atasoy’un “FETÖ’cü” olduğu, gerçekten terfi ettirilip Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atandıktan sonra “bir anda” mı, yoksa MİT’in Ocak 2021’deki tespitiyle mi fark edildi?
2 ŞEHİDİN ADINI VERDİ
Serdar Atasoy’un “FETÖ’yle ilişkisine dair önemli bilgiler verdiği” ve hücresindeki FETÖ’cü askerleri deşifre ettiği bilgisine gelince; çoğu firari veya darbe davalarından ceza almış isimleri sıraladı.
Dahası, biri 1996’da diğeri 2017’de şehit düşen iki isim için “FETÖ’cü” dedi. Velev ki, öyleydiler. Onların isimlerini ifade tutanağına geçirmek, en önce ailelerine saygısızlık değil midir? Şehitler yargılanamayacağına göre, bunun “FETÖ’yle mücadeleye” nasıl bir katkısı olacak? Yoksa gazilerden sonra şehitlerde mi yargılanacak veya şehitlik de mi sorgulanacak?
İŞTE GERÇEKLER
Gerçekte neler olup bittiğini bir de biz anlatalım.
Bizzat Serdar Atasoy ifadesinde, 2 Kasım 2020 tarihinde emekli olduğunu belirtti.
Peki emekli mi oldu, olmak zorunda mı kaldı? Ve soruşturma için Kasım’dan Ocak’a kadar neden beklendi?
İddialara göre, Atasoy terfi ettirilip üstüne Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atanınca, onunla çalışmış olan önemli bir general, Komutanlık koridorlarında, “FETÖ’cü birisini nasıl böyle bir göreve getirirsiniz?” diye bas bas bağırdı. Bunun üzerine İstihbarat’tan alındı, ama bir diğer önemli birim olan Harekât Başkanlığı’na verildi.
İş saklanamaz boyuta gelince, Komutanlık bünyesinde bir soruşturma açıldı. İtirafçı oldu. Halen görevde olan 4 generalin ismini verdi. Ancak, “İstihbarat Başkanlığı’na getirilen isim FETÖ’cüymüş.” dedikodusundan çekinildiği için işlem yapılmayıp, emeklilik dilekçesini vermesi istendi.
Yine iddialara göre sonrasında, kimilerine göre henüz terfi ettirilmiş ve önemli bir görevdeki generale operasyon yapıldığı manzarasının yaşanmaması için, kimilerine göre ise Odatv’nin olayı duyurmasından sonra, hakkında emekliliğini verdikten sonra soruşturma açıldı.
Serdar Atasoy’un, 15 Temmuz’da Bangladeş’te askeri ateşe olduğunu, döndükten sonra 3. Ordu Komutanlığı’nda görev yaptığını, 2017 Ağustos Şurasında 2. Ordu Komutanlığı Harekat Başkanlığı’na, buradan da Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat ve Harekat Başkanlığı’na atandığını hatırlatıp, şuna da dikkat çekelim:
Özellikle son görev yerleri -Suriye harekâtları başta olmak üzere- çok önemli bilgi ve belgelere haiz birimler. Atasoy’un çocukluğu, evliliği, imamları, örgütdaşları vs. her şey konuşuluyor da bu görevleri sırasında edindiği bilgi ve belgelerin, bunların bir yerlere aktarılıp aktarılmadığının da sorgulanması gerekmez mi? Buna ilişkin hiçbir şeyin sorulmaması da Atasoy’un hâlâ “korunduğu” anlamına gelmez mi?
O BİLGİLER HER YERE ULAŞTIRILDI
Olaydaki en can alıcı nokta ise şu:
Malûm, Haziran-Kasım arasında cezaevindeydim.
YAŞ’tan önce Serdar Atasoy’la ilgili hazırlanmış TSK’ya ait istihbari bilgi niteliğindeki not bana bile ulaştı, ancak cezaevi şartlarında araştırma imkânım olmadı.
“Bana bile” diyorum; çünkü söz konusu bilgiler, bugün bu haberleri yazan gazeteciler dahil devletin hemen tüm birimlerine gitti. Anlaşılan o ki, herkes kulağının üstüne yatmış!
O bilgi notunda neler mi vardı?
Günlerdir anlatılan, 15 Temmuz’dan sonra gözaltına alınıp adli kontrolle serbest bırakıldığı… “Ataşeler” WhatsApp grubunda darbeci Sinan Sürer’in talimatı üzerine “Emredersiniz” diye karşılık verdiği… Cumhurbaşkanlığı yaver seçimi için belirlenen 139 kişilik listede adı yer aldığı için hakkında soruşturma açıldığı…
Ayrıca; hakkındaki adli evraklar istendiğinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KYOK (Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı) kararı verildiği… Bu evrakların Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderildiği… Malatya Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan hakkında ilave bilgi, belge olup olmadığının sorulduğu; herhangi bir bilgi olmadığının teyit edildiği… Ve Atasoy’un adli ve idari durumunun takip edildiği…
İşte bu bilgiler YAŞ’tan önce hemen herkesin elinde olduğu halde 700 subay bir kalemde tasfiye edilirken, o terfi ettirildi.
Durum bu iken; en önce, “Bu bilgiler Erdoğan’a aktarıldı mı, aktarılmadı mı?” diye sorulması gerekmiyor mu?
İkincisi; soruşturma süreci Atasoy’un, sadece geçmişte değil, bugün de “korunduğunu” göstermiyor mu?
“Daha kaç tane Atasoy var?” sorusuna, “Daha çoook var” cevabı verildiğini,
Ve Atasoy olayının ayyuka çıkmasından sonra TSK’da herkesin topu birbirine attığını da kaydedelim.
Özetle; TSK’da çok ilginç şeyler oluyor. Devam edeceğiz.
Müyesser Yıldız
Odatv.com
CAN ÖZÇELİK : Sahte delillerle rütbe vermeyenler FETÖ’cüleri nasıl terfi ettirdi
Sahte delillerle yaratılan Ergenekon’u “örgüt” kabul edip “teamül” diyerek subayları tasfiye edenler FETÖ’yü örgüt olarak saymıyor mu? Can Özçelik yazdı…
22.02.2021 12:57
“Teamül.” Türk Dil Kurumu’na göre “Bir yerde öteden beri olagelen davranış.”
Bu kelimeyi en çok devlet adamlarından ve bürokratlardan duyarız.
Özellikle askerlerin dilinde olan bir kelimedir.
“Teamüllere göre” cümlesini özellikle Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında kulağımıza gelir.
FETÖ, yargı içerisinde etkin olduğu dönemlerde Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpaslarını hep terfi dönemlerine denk getirir, tuzak kurduğu subay hakkında soruşturma başlatır, gözaltına alır ya tutuklar ya da serbest bırakırdı.
FETÖ, 2007 yılından 2014 yılına kadar sistemli bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde en alt rütbeden en üst rütbeye kadar her kademedeki yurtsever subayı hedef aldı.
Amaç kendinden olmayan subayın terfi almasını önlemek ve onun yerine FETÖ bağlantılı subayı getirmekti.
İstediğinde başarılı da oldu. Yüzlerce subay tasfiye edildi.
Tutuklanmayıp serbest bırakılan ve görevine dönen subaylar terfi alamadı, hatta bazıları açığa alındı.
Gerekçe, FETÖ’nün TSK’yı yok etmek için sahte delillerle yaratmaya çalıştığı “Ergenekon örgütünün” şüphelisi olmalarıydı.
Bunun adına da “teamül” dediler.
Aslında “TSK Personel Kanununa” göre sadece tutuklanan ve açığa alınan personele rütbe verilmiyor. Ama Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk’ta bu uygulanmadı!
2 YILDA BERAAT ETTİ RÜTBESİNİ ALMAK 9 YIL SÜRDÜ
Yarbay Tamer Karslıoğlu. MİT’e devredilmeden önceki adı Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nda (GES) görev yaparken FETÖ tertibiyle 25 Ekim 2010’da İstanbul Askeri Casusluk soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Ardından 14 Mart 2012’de ihraç edildi. Kumpas 3 yılda çöktü. 2015 yılında beraat etti. Mesleğine geri dönebilmek için açtığı dava 4 yıl sürdü. Nisan 2019’da Yarbay rütbesiyle yeniden göreve başladı.
Tam 9 yılı çalındı!
Aynı yıl Ağustos ayında Albay olmayı beklerken, 2011 yılındaki kumpasçıların sicil vermemesinden dolayı rütbe alamadı. Bir günlük kıdemin bile önemli olduğu TSK’da, 9 yıl sonunda hala Yarbay olarak çalıştı. Rütbe hakkını kazanmak için de dava açtı. O dava da 1.5 yıl sürdü sonunda Kıdemli Albay oldu.
Ve 2020 Yüksek Askeri Şura’da kadrosuzluktan emekli edildi.
Karslıoğlu yaşadığı bu durumu şöyle tarif etti:
“Bence bir şeyi anlamak sebebini bilmektir ve sebepler sonuçlardan önce gelir. Sonuçlara etki etmek isteyen toplumlar sebepleri idrak etmek zorundadır. Nihayetinde sebepler bilinmez ve tarihten ders alınmazsa tekerrür eder. Söylenildiği gibi ‘Tarih de rüya gibi içindeyken yorumlanamıyor’ sanırım. Umarım en kısa sürede hep beraber uyanırız.”
Peki bugün!
Hakkında FETÖ soruşturması açılan ve “Kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildikten sonra itirafçı olan “Servet” kod adlı Serdar Atasoy… 2020 YAŞ kararıyla Tuğgeneral oluyor, İstihbarat Başkanlığına atanıyor.
Yeni öğrendiğimiz başka bir isim daha var; Ahmet Cevdet Kaplan. Onun hakkında da FETÖ soruşturması var. 2019’daki YAŞ’ta Tuğamiralliğe terfi ediyor. 2020’de de Genelkurmay’da görevlendiriliyor.
“BENİM FETÖ’CÜM İYİDİR, YAKLAŞIMI VAR”
15 Temmuz Gazisi emekli Kurmay Albay Güven Şağban, bu terfileri şöyle tarif ediyor:
“Benim FETÖ’cüm iyidir, yaklaşımı ile veya renklendirme ile hareket ederek, bazılarının birtakım soruşturmalarda birilerine kefil olduğunu duyuyoruz. Tüm bunlar adli soruşturmaları akamete uğratmaktadır. Bir diğer tehlike ise bu soruşturma sonuçlarına hatta soruşturma sonuçları beklenmeden ihraç olunan veya görevden uzaklaştırılan personelin görevlerine iade edilmesi. Normalde bu işlemin OHAL Komisyonu tarafından yapılması gerekirken ve binlerce Kanun Hükmünde Kararnameyle atılan kişi OHAL komisyonunun kararını beklerken, ilginç bir şekilde özellikle İçişleri ve Milli Savunma Bakanlarının onayı ile göreve geri iadeler görüyoruz.”
“SURİYE’YE GİTMEK İSTEMİYOR”
Bu durumu bir örnekle anlatan Şağban, “Bu sayıların hiç de az olmadığını da söyleyebilirim. Bir örnek verecek olursak… Bir Jandarma Kurmay Albay, 17 Temmuz 2016 tarihinde görevden uzaklaştırılıyor. Kanun Hükmünde Kararnameyle kamu görevinden çıkarılıyor. Hakkında İzmir’de soruşturma devam ederken 24 Aralık 2017’de Kanun Hükmünde Kararnameyle görevine iade ediliyor. Yaklaşık 7 ay sonra yani 7 Haziran 2018’de savcılık tarafından ‘Kovuşturmaya yer olmadığına’ karar veriliyor. 2018 yılından beri yüzlerce FETÖ’ye bulaşmamış Albay emekli edilirken, bu albay kritik bir birlik komutanlığına atanıyor. Hatta Suriye görevlendirmesi çıkıyor ancak gitmek istemiyor. Artık bu yıl terfi ederse şaşırmamız da gerekiyor. Özetle bir garip mücadele içerisindeyiz.”
Şimdi soru şu bu “teamül” FETÖ’ye işlemiyor mu?
Yani sahte delillerle yaratılan Ergenekon’u “örgüt” kabul edip “teamül” diyerek subayları tasfiye edenler FETÖ’yü örgüt olarak saymıyor mu?
Can Özçelik
Odatv.com
CAN ÖZÇELİK : “Hatırlamayan” itirafçı
FETÖ bağlantısı ortaya çıkan Tuğgeneral Serdar Atasoy’un “itirafları” günlerdir konuşuluyor. Peki, Atasoy gerçekten “itiraf” etti mi? Yoksa “Yakalandım” diyerek bilinenleri mi anlattı? Can Özçelik yazdı…
07.02.2021 16:44
FETÖ’nün çözülmesi ve çökertilmesinde en önemli yollardan biri de “itirafçılık.”
Zaten soruşturma ve davalarda “etkin pişmanlıktan” yararlanan şüpheliler, genelde adli kontrol uygulanarak serbest bırakılıyor. Bu durum örgüt içerisinde çözülmeyi de hızlandırıyor.
Peki, “etkin pişmanlık” nedir?
Türk Ceza Kanunun 221’inci maddesi şöyle tarif ediyor:
“. örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup bilgi vermesi halinde cezaya hükmolunmaz. Kişi bu bilgileri yakalandıktan sonra anlatırsa verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.”
Kısacası “yargılama sonunda ya ceza almaz ya da hapiste yatmayacak şekilde hüküm verilir” deniliyor.
Etkin pişmanlık kanunu ortada.
Şimdi gelelim esas konumuza.
Türkiye günlerdir önemli bir “itirafçıyı” konuşuyor: 2020 yılındaki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla Tuğgeneral yapılan ve Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’na atanan Serdar Atasoy.
İddiaya göre; Atasoy o kadar önemli ki “tek imama bağlı özel mahrem!”
Gerçekte öyle mi?
Bunun için “derin ilişkiler” içinde olmanın, ağdalı cümleler kurarak “gizem” yaratmanın bir anlamı yok!
Atasoy’un 1 Şubat 2021 tarihinde verdiği ifadeye bakarsanız, anlarsınız.
Yıllarca adliyelerde muhabirlik yapmış ve FETÖ davalarını yakından takip etmiş biri olarak, kimin önemli bilgi verip vermediğini az çok kestirebiliyorum.
Anlatayım.
Bir FETÖ şüphelisi ifadesinde çok önemli isimler açıklıyor, adı daha önce soruşturmalara dahil olmamış, devletin bile bilmediği ilişkilere ve kişilere ışık tutuyorsa, zaten o ifadeyi haber sitelerinde ve gazetelerde okuyamazsınız.
Hatta savcılıklar genelde böyle ifadelerin sızabileceğini öngörerek o isimleri gizleyerek özel bir önlem de alır. Zaten gazeteciler de kaynaklarını zora sokmamak ve yazdığı haberden dolayı “gizliliği ihlal” gibi suçlamalarla karşılaşmamak için bu tür haberlerde daha özenli ve dikkatli bir dil kullanır.
İfadede adı geçen isimler kim, daha önce adı çıkmış mı, tutuklu mu, firari mi? Adliye muhabirleri işte tüm bu soruların yanıtlarını doğrulatarak haber yazar.
“HATIRLAMAYAN” İTİRAFÇI
Peki , “özel mahrem” diye söylenen Atasoy’un ifadesinde ne var?
Şöyle devam edeyim:
Atasoy, 13 sayfalık ifadesinde liseden itibaren FETÖ ile irtibatlı olduğunu anlatıyor.
Ancak…
Verdiği isimler açık kaynaklardan tarandığında çoğunluğunun tutuklu veya firari olduğu görülüyor.
Yani bilinmeyeni anlatmıyor.
Bilmediğimiz kişilerin de sadece kod adını veriyor, ismini hatırlamıyor.
O zaman da akıllara “bu nasıl itirafçı” sorusu geliyor.
Söylediğim şeyi somutlaştırmak adına Atasoy’un ifadesinden birkaç örnek vermek istiyorum.
Atasoy’un ifadesinde verdiği isimlerin hepsi gazetelerde yayımlandı.
Şimdi ben “yazılmayanları” yazacağım!
Atasoy, kendisine “Servet” kod adını veren kişinin adını veriyor: “Yavuz.” Ama bu kod isim. “Yavuz”, Serdar Atasoy’dan sorumlu olan ilahiyat öğrencisi. Atasoy bu kişiyle 1988 yılında tanışıyor. 1991 yılına kadar görüşüyor. Hatta Askeri Lise Sınavı için sorular getiriyor. Ama ifade içerisinde “Yavuz”un gerçek adı geçmiyor!
1996 yılında “Yavuz”, Serdar Atasoy’u başka bir örgüt “imamı” ile tanıştırıyor. O kişin yanında da “ismini hatırlayamadığı” örgüt “abisi” yer alıyor.
1999 yılında kullandığı telefon hattının numarasını hatırlayan Serdar Atasoy, şimdi firari olan İskender G.’nin kendisini arayarak Ali İhsan isimli bir kişiyle buluşmasını sağlıyor.
Ali İhsan, Serdar Atasoy’a “bundan sonra seninle ben ilgileneceğim” diyor.
Bu kişi de daha sonra Serdar Atasoy’u örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in doktoru Kudret Ünal’ın damadına devrediyor.
İfadesinde “ismini hatırlayamadığım uzun boylu bir kişi 2003 yılında FETÖ içinde sorumlumuz olan şahıstır. Bu kişi daha sonra bizi ‘İsmet’ kod isimli şahsa devretmiştir. Onunla bir iki kez görüştük. Daha sonra ‘Çetin’ kod isimli kişi 2003-2005 yılları arasında örgütte bizden sorumlu olan ‘abi’ idi” diyor.
“İsmet” kod isimli kişi Serdar Atasoy’u daha sonra “Ahmet” kod isimli örgüt “abisi” ile tanıştırıyor. 2008 yılında da bu kez “Ahmet” kod isimli kişi başka birine devrediyor. Serdar Atasoy, kendisinden sorumlu olan bu örgüt abisinin adını hatırlamıyor.
Ve, hatırlamadığı tek şey bu değil!
Atasoy, kendisine telefon ve operasyonel hat (patates hat) veren kişinin adını da anımsamıyor. İsmini hatırlayamadığı bu örgüt “abisi”, Serdar Atasoy’u yine ismini hatırlayamadığı üst yöneticilerle de tanıştırıyor.
Bu örnekler çoğaltılır.
Yani Serdar Atasoy’un “bir imama bağlı mahrem” diyerek bu güne kadar açığa çıkmadan gizlenebildiği iddiası da kendi ifadeleriyle çöküyor.
Şimdi akıllara iki soru geliyor:
Birincisi; Serdar Atasoy, Kasım 2020’de emekliye ayrılıyor. Atasoy neden emekliye ayrıldığı gün ifadeye çağrılmıyor ve Şubat ayına kadar bekliyor veya bekletiliyor?
İkinci soru ise daha basit: Serdar Atasoy, örgüt içindeki “abilerinin” gerçek ismini vermeden nasıl itirafçı oluyor?
Bu sorulara yanıt verilmeden Serdar Atasoy’un anlattıkları “Evet, yakalandım. Ben FETÖ’cüyüm” demesinin ötesine geçmiyor!
Maalesef…
Can Özçelik
Odatv.com
MÜYESSER YILDIZ : TSK’nın adı kaldı yadigâr
Müyesser Yıldız yazdı: Dediklerimizi hatırlatmakla yetinip, şöyle bitirelim: TSK’nın adı kaldı yadigâr!..
12.02.2021 14:33
İktidarı destekleyen Yeni Şafak Gazetesi, “FETÖ”cü olduğunu ve teğmen rütbesini Fetullah Gülen’in taktığını itiraf eden Serdar Atasoy’un 2020 YAŞ’ında generalliğe terfi ettirilip, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atanmasının sorumlusunu buldu.
Dün yayınlanan “Atasoy böyle gizlendi” başlıklı haberde, “Atasoy’un serüveni, FETÖ’nün TSK’ya sızma faaliyetlerini özetliyor” denildikten sonra, sorumlular şöyle ifşa edildi:
– 28 Şubat sürecinde Refahyol hükümeti post modern darbeyle meşgûl olurken Gülen, Atasoy’a teğmen rütbesi takıyordu…
– 2003 yılında ise askerler, laiklik ve irtica yürüyüşleri düzenleyip bu kez AK Parti hükümetini devirmenin hesaplarını yaparken, Atasoy kritik bir eşiği daha aşıyordu. FETÖ’nün önceden verdiği sorularla Atasoy kurmaylık sınavını kazanıyor ve terfilerin önü açılıyordu…
Haberde, ne ilgisi varsa, 27 Nisan 2007’deki “e-muhtıra” ile 28 Şubat’ta “başörtüsüne vurulan darbelere” de atıf yapıldı.
Varsayalım ki hepsi doğru; iyi de, “Serdar Atasoy’u kim general yaptı ve İstihbarat Başkanlığı’na atadı?” sorusunun cevabı var mı? Aman iktidara, YAŞ üyelerine bir zeval gelmesin kaygısının sonucu olsa gerek; yok!..
Dünden ikinci bir haber.
Sözcü’den Aytunç Erkin’e konuşan emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, 6 Şubat’ta yayınlanan 70 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan bir düzenlemeye dikkat çekerek, özetle şunları söyledi:
“Bu kararnamenin 15’inci maddesine göre, bundan sonra Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı sadece Uzman Çavuşların ve Uzman Er/Erbaşların tayin ve atamasını yapabilecekler. Subay ve astsubayların tayinleri bundan böyle Milli Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak. Biliyorsunuz general/amiral atamaları zaten Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyordu. Genelkurmay’a kala kala bir tek uzman çavuşlar kaldı… TSK emrinde çalışan subay astsubayların atamaları, Milli Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne geçti. Bundan sonra tayin isteyen subay ve astsubaylar Milli Savunma Bakanlığı’na gidecekler. Tıpkı Milli Eğitim, Sağlık ve benzeri bakanlıklarda olduğu gibi tayin için siyasi parti yetkililerinden torpil isteyecekler. Siz komutan olarak yarın belki de ölüme göndereceğiniz bir yüzbaşının ya da başçavuşun tayinini bile yapamayacaksınız. O zaman ben bir subay ya da astsubay olarak niçin size değer vereyim, gider bir partili bulur tayinimi yaptırırım.”
2 YILDAN BERİ BÖYLE
Hemen şunu belirtelim. Üçok’un gündeme getirdiği bu konu çok önemli; ancak farkında bile değiliz, o düzenleme 2 yıldır yürürlükte.
Nasıl mı?
Yeni sistemden sonra MSB/TSK ile ilgili 3 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlandı.
Bunlardan ilki 10 Temmuz 2018 tarihli 1 No’lu kararname.
Ardından 18 Nisan 2019’da 32 No’lu Kararname çıktı.
Son olarak da Zeki Üçok’un söz ettiği 6 Şubat’taki 70 No’lu ve maalesef içeriği ile değil, “Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” şeklindeki başlığı ile gündeme gelen kararname.
Oysa 18 Nisan 2019’daki 32 No’lu kararnamenin başlığı da hemen hemen aynıydı: “Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”.
KOMUTANLIKLARIN ADI YOKTU
Üçok’un gündeme getirmesiyle birlikte tartışılan değişikliğin 2 yıl önce yapıldığını aktarmıştık; açalım.
18 Nisan 2019’daki 32 No’lu Kararname’de MSB Personel Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri belirlendi ve şöyle denildi:
“TSK mensubu subay ve astsubay atama faaliyetlerini ilgili birimlerle koordineli olarak yürütmek.”
6 Şubat’taki Kararname ile yapılan değişiklik ise şu oldu:
MSB Personel Genel Müdürlüğü’nün, “TSK mensubu subay ve astsubayların atama işlemlerini ilgili kuvvet komutanlıkları ile koordineli olarak yürütmesi” kararlaştırıldı.
Diyeceğimiz; 2 yıldır Genelkurmay veya kuvvet komutanlıklarının adı bile yoktu, şimdi “sorumluluğu paylaşma” adına olsa gerek, “ilgili kuvvet komutanlıkları” ibaresi eklendi.
Aytunç Erkin’e açıklamasında Zeki Üçok, 2019 YAŞ’ında yaşanan bir olayı hatırlattı: Deniz Kuvvetleri Komutanı, kendi Personel Başkanı Tuğamiral Şafak Duruer’in emekli edildiğini, YAŞ toplantısında, duvardaki yansıda görüp öğrenmişti.
Bunun, 2020 Şurası’nda Serdar Atasoy’un terfisinin veya bir kalemde 700 albayın emekli edilebilmesinin sebebi anlaşılabiliyor, değil mi?
Kaldı ki, 2019 Şurası sonrasında, TSK kulislerinde konuşulan şu iddiaları yazdığımız hatırlanacaktır:
“Toplantı öncesi tüm kuvvet komutanlıklarında çalışmalar yapılmış, kimlerin terfi edip, etmeyeceği belirlenmiş ve bunlar Milli Savunma Bakanlığı’na sunulmuş. Ancak toplantıdan 1 gece önce Bakanlık’a çağrılan Kuvvet Komutanları öyle bir listeyle karşılaşmış ki, herkesin morali bozulmuş. Zira, ‘Terfi etmeli, şu göreve getirilmeli.’ denilenlerin neredeyse tamamının emekliliğine, terfisi öngörülmeyen ve yetersiz bulunanların ise terfisine karar verildiği görülmüş.”
MSB YURTDIŞINDA NE ŞUBESİ AÇACAK
6 Şubat’taki 70 No’lu Kararname’de dikkat çekmesi gereken başka bazı çok önemli düzenlemeler daha var.
Örneğin; halen sadece merkez ve taşra teşkilâtı bulunan Milli Savunma Bakanlığı’nın yurtdışında teşkilat kurması öngörülüyor.
Bu, büyükelçilikler bünyesinde faaliyette bulunan askeri ataşeliklerin bağımsız birimler haline gelmesi midir, yoksa MSB’nin çeşitli ülkelerde “şube” açması mıdır; bilinmiyor.
Bildiğimiz; merkez ve taşra teşkilatının yanısıra “yurtdışı teşkilatı ile bağlı, ilgili kurum ve kuruluşlarında görevli TSK personelinin atama, nakil, terfi, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini”, ayrıca “yurtdışı teşkilatındaki sivil personele ilişkin işlemleri” MSB Personel Genel Müdürlüğü’nün yürüteceği.
MSB ÜNİVERSİTESİNE ALINACAK ÖĞRENCİLER
Bir diğer önemli düzenleme şu:
18 Nisan 2019’daki 32 No’lu Kararname’de MSB Personel Genel Müdürlüğü’ne şöyle bir yetki verilmişti:
“Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarının personel ve askeri öğrenci temin faaliyetlerini yürütmek.”
Son Kararname ile bu listeye, “yurtdışı teşkilatı” dışında “MSB Üniversitesi ve Harita Genel Müdürlüğü’nün personel ve askeri öğrenci temin faaliyetleri yürütmek” de eklendi.
TSK’NIN KURULUŞU YETKİSİ DE VAR
Dahası var; Personel Genel Müdürlüğü’ne, “Bakanlığın merkez, taşra ve yurtdışı teşkilâtı, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları ile MSB Üniversitesi ve Harita Genel Müdürlüğünün kuruluş, teşkilat ve kadro konularındaki çalışmalarını yürütme” yetkisi de verildi.
TÜM SAVUNMA POLİTİKALARINI AKAR BELİRLEYECEK
Bitmedi; MSB Savunma ve Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkilerinde de değişikliğe gidildi.
Madde madde anlatalım.
18 Nisan 2019’daki 32 No’lu Kararname’de, “Milli savunma politikanının oluşturulması ve geliştirilmesi için gerekli değerlendirmelerde bulunma” yetkisi vardı.
6 Şubat’taki 70 No’lu Kararname ile bu yetki, “Milli savunma politikanın oluşturulması ve geliştirilmesi için gerekli çalışmaları yürütmek” şeklinde değiştirildi.
32 No’lu Kararname’de, “yurtdışı ikili resmi ziyaretler ile yurtdışından gelen ziyaretçilere ilişkin bilgi dosyası ve konuşma notlarını hazırlamak” denmişti.
70 No’lu Kararname ile bu fıkra, “yurtdışı ikili resmi ziyaretler ile yurtdışından gelen ziyaretçilere ilişkin işlemleri yürütme” olarak düzenlendi.
32 No’lu Kararname’de yer alan, “ikili ve/veya çok taraflı uluslararası anlaşmaların yapılması çalışmalarına gerekli katkı ve tavsiyelerde bulunma” görevi, 70 No’lu Kararname ile “ikili ve/veya çok taraflı uluslararası anlaşmaların yapılması çalışmalarını yürütmeye” dönüştürüldü.
Ayrıca, “NATO bünyesindeki tüm çalışmaların değerlendirme ve takibi”, “çok taraflı güvenlik toplantıları ve konferanslar” ile “AB, AGİT, BM, Bölgesel Silahların Kontrolü Doğrulama ve Uygulama Yardım Merkezi (RACVIAC) ve Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları (SEDM) süreci gibi uluslararası kuruluşları kapsayan siyasi/askeri faaliyetlere ilişin işlemlerin yürütülmesi” yetkisi tümüyle MSB’ye verildi.
VE DE İHALELER
Daha daha mı?
6 Şubat’ta, gerek 1 gerekse 32 No’lu Kararnamelerde olmayan yepyeni bir madde kondu.
Bu maddeyle de MSB’de “Teknik Hizmetler Genel Müdürlüğü” kurulup, sözkonusu birime şöyle bazı görev ve yetkiler verildi:
· İlgili mevzuat uyarıca savunma sanayi güvenliği faaliyetlerini yürütmek.
· TSK envanterine giren ikmal maddelerinin kodlandırma faaliyetlerini yürütmek.
· Araştırma-Geliştirme ve teknoloji yönetim faaliyetlerini gerçekleştirmek.
· TSK’nın ihtiyacını karşılamak amacıyla sözleşmeye bağlanan; silah, mühimmat, roket, füze, araç, makine ve teçhizata ait teknik süreçleri yönetmek, ürün ve üretim hattı kalifikasyonu yapmak.
· TSK’nın ihtiyacı çerçevesinde tedarik edilecek olan ortak ihtiyaç malzemeleri ile modernizasyon projelerine ait teknik şartname faaliyetlerini yürütmek.
· Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları ile bağlı, ilgili kurum ve kuruluşlara ait atış alanı, test ekipmanları tahsisi ve personel görevlendirilmesi ile test ve değerlendirme faaliyetlerini yürütmek.
· NATO Ulusal Silahlanma Yöneticileri Konferansı (CNAD) kapsamında Ulusal Silahlanma Direktörlüğü sekretaryasını yapmak.
· 10 Yıllık Temin ve Tedarik Programını (OYTEP) ilgili birimlerle koordine ederek hazırlamak ve bu kapsamdaki faaliyetleri yürütmek.
15 Ocak’ta “TSK’daki yolsuzluk soruşturmasında hangi generaller hedefte” başlıklı yazımızın sonunda, “TSK’da gerçekleştirilen bu yolsuzluk operasyonlarına şüpheyle yaklaşanlar da var. Söz konusu kesimler, TSK’daki tüm ihalelerin Milli Savunma Bakanlığı veya Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yapılmasının altyapısının hazırlandığı görüşünde” dediğimizi hatırlatmakla yetinip, şöyle bitirelim:
MÜYESSER YILDIZ : TSK’nın adı kaldı yadigâr !!!..
Müyesser Yıldız
Odatv.com
Rütbeyi Gülen taktıysa kelepçe yok
Müyesser Yıldız yazdı: “FETÖ’nün en mahrem generali” olduğu vurgulanan Serdar Atasoy’a bile öyle, ama emekli amirallere böyle!.. Allah aşkına, neyin/kimin hıncıdır bu?
16.04.2021 14:38
Montrö Sözleşmesi ve “takkeli amiral” konusunda açıklama yapan emekli amirallerle ilgili soruşturmada bugün bir gelişme daha oldu. 6 emekli amiral ile TESUD Başkanı emekli Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan’ın evlerinde arama yapıldı, dijitallere el konuldu ve ifadeye çağırıldılar.
14 amiral gözaltına alınmış, 8 günlük gözaltı sürecinde olayın mahiyeti ortaya çıkarılmış. Açıklamada ismi olan emekli amirallerin ifadeye çağrılması tamam, ama yine sabahın köründe daha bu neyin ev aramasıdır? Tank, F-16, denizaltı mı bulunacak?
Bu resmen “Çin işkencesi” değilse, nedir?
Ya denizci üyelerinin sayısı -diğer kuvvetlerden emekli üyelerine kıyasla- daha az olan TESUD’un Başkanı Çalışkan’ın, ismi sözkonusu açıklamada yer almadığı halde soruşturmaya dahil edilmesi?
Sebebi malûm; Milli Savunma Bakanlığı’nın emekli amiralleri kınaması eylemine destek vermemesi!..
Destek vermeyince, önce TESUD’a denetim ekibi gönderildi.
Bugün de Başkan Çalışkan’ın evine polis!..
O halde, “Bu soruşturma nereye evriliyor? Neyin hesabı görülüyor?” diye sormak gerekmiyor mu?
ELEKTRONİK KELEPÇE ZORUNLU MU
Bu “ikinci dalga” operasyonla ilgili değerlendirmeden sonra, Salı sabahı il dışına çıkmama adli kontrol şartıyla bırakılan 14 emekli amirale elektronik kelepçe takılması kararına geçelim. Bilindiği gibi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, birçok isim hakkında “ev hapsi” istedi. Sulh Ceza Hakimi ise “il ve yurtdışına çıkma yasağı” kararı aldı. Sonrasında bu yasağın uygulanması için 14 ismin tamamına elektronik kelepçe takılması kararlaştırıldı. Belli ki, “kurumsal” bir karar sözkonusu.
Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde “adli kontrol” şöyle tarif ediliyor:
“Şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine bir veya birden fazla yükümlülüğe tâbi tutularak, toplum içinde denetimini öngören bir koruma tedbiridir.”
Yine aynı Yönetmelikte, “Yurt dışına çıkmama”, “konutu terk etmeme”, “belirli bir yerleşim bölgesini terk etmeme”, “belirlenen yer veya bölgelere gitmemek ya da ancak bazı yerlere gidebilme” şeklindeki adli kontrol tedbirlerine karar verilen şüpheli veya sanıkların “izlenmesi, denetim ve takibinin elektronik kelepçe takılmak suretiyle yerine getirilebileceği” öngörülüyor.
Görüldüğü gibi, elektronik kelepçe zorunlu ve yaygın bir uygulama değil.
GÖZ GÖRE GÖRE KAÇTILAR
Konunun hukuki boyutundan sonra da sadede gelip, iki somut örnek verelim.
İlki; yaklaşık 20 gün önce yaşandı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde görülen Ergenekon kumpası hakim ve savcıları hakkındaki davada, tutuksuz yargılanan Ercan Fırat ve Nihat Topal’ın göz göre göre firar ettiği ortaya çıktı.
Nasıl firar ettiler?
Haftada belli günlerde imza verme adli kontrol hükümlerine tabi tutulmuşlardı. İmza yükümlülüklerini yerine getirmedikleri anlaşıldı. İlgili mahkemeler uyarıldı. Yerel mahkeme, bu sanıklardan birisi hakkında yakalama kararı çıkarırken, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, adli kontrolün devamına karar verdi.
Geçen süreçte her iki ismin adli kontrole uymadığı bir kez daha tespit edildi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ne yine yazı gönderildi. Müdahil avukatları ve Savcı Ercan Kurnaz, tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasını istedi. Ancak Mahkeme, bu defa hiçbir karar almadı.
Bizim olayı yazmamız ve de iki sanığın firar ettiğinin ortaya çıkmasından sonra Yargıtay 8. Ceza Dairesi, aynı gün aldığı “değişik iş kararı”nda; “sehven kararın duruşma zaptına geçmediği ve okunmadığını” belirterek, Ercan Fırat ile Nihat Topal hakkında yakalama/tutuklama kararı çıkardı.
Vurgulamak istediğimiz şu; ne öncesinde ne de adli kontrol hükümlerini çiğnedikleri tespit edildikten sonra Ergenekon kumpası hakim ve savcılarına reva görülmeyen elektronik kelepçe, sırf Montrö’ye sahip çıkıp, “takkeli amiral” görüntülerini eleştiren emekli amirallere reva görüldü!..
NE İTİRAF ETTİ Kİ
İkinci örnek; meşhur Serdar Atasoy vakası.
“FETÖ’cü” olduğuna ilişkin bilgiler hemen herkesin elindeyken, geçen YAŞ’ta generalliğe terfi ettirildi. Yetmedi, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı yapıldı. Olay ayyuka çıkınca, emekli olması istendi. Ancak emekli olduktan sonra hakkında soruşturma açılıp, gözaltına alındı.
Etkin pişmanlıktan faydalandı. Ancak, teğmen rütbesini Fetullah Gülen’in takması dışında, öyle ahım şahım hiçbir itirafta bulunmadığı halde adli kontrolle serbest bırakıldı.
Adil kontrolün cinsi mi? Sadece haftada iki gün imza!..
“FETÖ’nün en mahrem generali” olduğu vurgulanan Serdar Atasoy’a bile öyle, ama emekli amirallere böyle!..
Allah aşkına, neyin/kimin hıncıdır bu?!
Müyesser Yıldız
Odatv.com



