Yayınlandı: 09.08.2025 18:57
Güncellendi: 20.08.2025 16:46

İSTİHBARAT YÖNTEMLERİ DOSYASI /// Biyopolitik Bir Araç Olarak Genetik İstihbarat : Modern Devletlerin DNA Tabanlı Güç Stratejileri

Biyopolitik Bir Araç Olarak Genetik İstihbarat : Modern Devletlerin DNA Tabanlı Güç Stratejileri

9 Mayıs 2025

***

Giriş

21. yüzyılda devletlerin kontrol mekanizmaları, yalnızca coğrafi sınırları ya da ekonomik kaynakları değil, bireylerin biyolojik yapılarını da kapsamaya başlamıştır. Michel Foucault’ nun biyopolitika kavramıyla ifade ettiği üzere, modern iktidar biçimleri insan yaşamını sadece yönetmekle kalmamakta, aynı zamanda yaşamı üreten, düzenleyen ve disipline eden bir yapıya dönüşmektedir (Foucault, 1976).

Bu bağlamda, genetik veri toplama faaliyetleri, devletlerin istihbarat stratejilerinde yeni bir boyut açmış; bireyin bedenine ve genetik kodlarına kadar uzanan bir bilgi ağı oluşturulmuştur.

Genetik verilerin istihbarat amaçlı kullanımı, teknolojik gelişmelerle birlikte hız kazanmıştır. DNA analizleri sayesinde kimlik tespitinden öte; bireylerin hastalık yatkınlıkları, psikolojik profilleri ve hatta potansiyel davranış eğilimleri dahi belirlenebilir hale gelmiştir (National Human Genome Research Institute, 2020). Bu durum, devletlerin güvenlik politikalarında genetik bilginin nasıl bir araç haline geldiği sorusunu gündeme getirmiştir.

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve İsrail gibi ülkelerin genetik veri toplama ve analiz süreçlerine yaptığı yatırımlar, istihbarat alanında yeni bir rekabet sahasının doğduğunu göstermektedir. Ancak bu gelişmeler, birey hakları, mahremiyet ve etik sınırlar açısından ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir (Human Rights Watch, 2017; Amnesty International, 2022).

Genetik istihbaratın biyopolitika çerçevesinde nasıl işlediğini anlamak, günümüzde güvenlik ve özgürlük arasında kurulan hassas dengeyi analiz etmek açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu çalışma, genetik verilerin istihbarat operasyonlarındaki kullanımını, önde gelen ülkelerin bu alandaki uygulamalarını ve tüm bu süreci biyopolitik yönetim mekanizmaları ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

1. Genetik İstihbaratın Küresel Uygulamaları

1.1 Amerika Birleşik Devletleri: CODIS Sistemi ve Genetik Veri tabanı

Amerika Birleşik Devletleri, genetik istihbarat alanında öncü ülkelerden biridir. Federal Bureau of Investigation (FBI) tarafından yönetilen Combined DNA Index System (CODIS), suç soruşturmaları için oluşturulmuş en büyük DNA veri tabanlarındandır (Federal Bureau of Investigation, 2021). CODIS, başlangıçta ciddi suçlardan hüküm giymiş bireylerin DNA profillerini saklamak amacıyla tasarlanmış olsa da zamanla gözaltına alınan ya da suç şüphesi altında bulunan kişilerin DNA bilgilerinin de sisteme dahil edilmesiyle kapsamı genişletilmiştir.

Bu genişleme, yalnızca geçmiş suçların çözülmesine değil, potansiyel tehditlerin belirlenmesine de hizmet etmeye başlamıştır. 2020 yılı itibarıyla CODIS içerisinde milyonlarca bireysel DNA profili kayıt altına alınmış durumdadır (Federal Bureau of Investigation, 2021). Eleştirmenler, bu uygulamanın bireylerin mahremiyet haklarını tehdit ettiğini ve “potansiyel suçlu” kategorisinin genetik temellere dayandırılmasının tehlikeli bir eğilim olduğunu savunmaktadır (Murphy, 2015).

Biyopolitik perspektiften bakıldığında, bu sistem, devletin vatandaşların biyolojik varlıkları üzerinde bir iktidar mekanizması kurmasına olanak sağlamaktadır. Foucault’nun (1976) ifade ettiği gibi, devletin yönetim biçimleri artık yalnızca yaşamı korumakla kalmamakta; aynı zamanda yaşamı düzenleyerek, bireylerin biyolojik özellikleri üzerinden bir “güvenlik mimarisi” inşa etmektedir.

1.2 Çin: Genetik Gözetim ve Etnik Profilleme

Çin Halk Cumhuriyeti, genetik verilerin kitlesel gözetim amacıyla kullanımında dikkat çeken ülkelerden biridir. Özellikle Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türkleri ve diğer etnik azınlıklar üzerinde geniş çaplı DNA veri toplama operasyonları gerçekleştirilmiştir. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch, 2017), Çin yönetiminin 12 ile 65 yaş arasındaki bireylerden parmak izi, iris taraması ve DNA örneği topladığını ve bu bilgilerin merkezi bir güvenlik veri tabanında saklandığını rapor etmiştir.

Toplanan bu genetik veriler, yalnızca kimlik doğrulama için değil; aynı zamanda bireylerin sosyal davranışları, aile bağları ve potansiyel “tehdit oluşturma riskleri” üzerine analizler yapılmasında da kullanılmaktadır (Human Rights Watch, 2017). Çin hükümeti bu uygulamaları kamu güvenliği gerekçesiyle meşrulaştırsa da uluslararası toplum bu adımları ciddi insan hakları ihlalleri olarak değerlendirmiştir (Amnesty International, 2022).

Foucault’nun biyopolitika teorisi açısından değerlendirildiğinde, Çin’in uygulamaları, devletin yalnızca bireylerin fiziksel hareketlerini değil, genetik geçmişlerini de bir “kontrol nesnesi” haline getirdiğini göstermektedir. Bu durum, bedenin ve soy geçmişinin, iktidar tarafından yönetilen bir veri kaynağına dönüşmesi anlamına gelir (Foucault, 1976).

1.3 İsrail: Güvenlik Stratejilerinde Genetik Veri Kullanımı

İsrail, güvenlik stratejileri çerçevesinde genetik verileri kullanan diğer önemli bir aktördür. Özellikle Filistin topraklarında gerçekleştirilen güvenlik operasyonlarında, İsrail güvenlik güçleri bireylerden sistematik olarak biyometrik ve genetik veri toplamaktadır. Bu veriler; parmak izi, retina taramaları ve DNA örneklerini içermekte ve çoğu zaman bireylerin rızası dışında gerçekleştirilmektedir (Amnesty International, 2022).

Bu veri toplama süreçleri, İsrail’in “önleyici güvenlik” stratejisinin bir parçası olarak görülmektedir. Risk analizlerinde yalnızca bireysel geçmiş değil, aile bağları ve genetik bağlantılar da kullanılmakta, böylece potansiyel tehditler daha geniş bir sosyal ağ içinde değerlendirilmektedir (Pelletier, 2020).

Biyopolitik perspektiften bakıldığında, İsrail’in uygulamaları, devletin genetik kimlik üzerinden güvenlik inşası yaptığı bir örnek sunar. Burada bireyler yalnızca vatandaşlık ya da siyasi kimlikleri ile değil, biyolojik varlıkları üzerinden de yönetilmekte ve sınıflandırılmaktadır (Foucault, 1976).

2. Biyopolitika Bağlamında Genetik İstihbaratın Analizi

Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, modern devletlerin yalnızca bireylerin siyasi ve hukuki kimliklerini değil, aynı zamanda biyolojik yaşamlarını da yönetme arzusunu açıklamaktadır (Foucault, 1976). Genetik veri toplama uygulamaları, bu yönetim biçiminin çağdaş bir tezahürü olarak değerlendirilebilir.
Devletler artık vatandaşların bedenlerini yalnızca fiziksel anlamda denetlemekle kalmamakta; onların genetik kodlarına, biyolojik geçmişlerine ve potansiyel sağlık risklerine kadar uzanan bir kontrol ağı kurmaktadır.

Biyopolitik yönetim, klasik iktidar biçimlerinden farklı olarak, bireylerin yaşamlarını optimize etmeyi ve düzenlemeyi amaçlar. Genetik veri toplama ise bu düzenlemenin en ileri aşamasıdır: bireyler doğmadan önce bile risk profilleri çıkarılabilir, gelecekteki davranışları öngörülebilir ve toplum içindeki konumları buna göre şekillendirilebilir (Rabinow & Rose, 2006).

Bu süreç, aynı zamanda “biyogüvenlik” kavramını da beraberinde getirmiştir. Devletler, belirli biyolojik özelliklere sahip bireyleri potansiyel tehdit olarak algılayabilir ve bu doğrultuda önleyici politikalar geliştirebilir (Esposito, 2008).

Örneğin Çin’in Uygur Türklerine yönelik genetik veri toplama politikası, belirli bir etnik grubun biyolojik olarak “risk unsuru” ilan edilmesi üzerinden güvenlik stratejileri inşa etmektedir (Human Rights Watch, 2017).

Böylece genetik istihbarat, yalnızca bir güvenlik aracı değil; aynı zamanda bireylerin biyolojik farklılıklarına dayalı olarak bir sosyal düzen kurma mekanizmasına dönüşmektedir. Bu durum, özgürlük, mahremiyet ve insan hakları kavramlarının yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.

3. Genetik İstihbaratın Doğurduğu Etik ve Hukuki Riskler

3.1 Mahremiyet Hakkı ve Bireysel Özgürlükler

Genetik veriler, bir bireyin en mahrem bilgilerini içerir: ailesel kökenler, hastalık yatkınlıkları ve biyolojik özellikler. Bu verilerin devletler tarafından toplanması ve kullanılması, özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlali anlamına gelebilir (Solove, 2008). Özellikle bireylerin rızası alınmadan yapılan veri toplama uygulamaları, mahremiyet hakkı ihlalleri bağlamında ciddi endişeler yaratmaktadır.

3.2 Etnik Ayrımcılık ve Sosyal Damgalama Riski

Genetik verilerin, belirli etnik ya da dini grupları hedef almak için kullanılması, biyolojik temelli ayrımcılık tehlikesini doğurur. Çin’in Uygur Türkleri üzerinde uyguladığı kitlesel genetik veri toplama politikası, bireylerin yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle gözetim altına alınmasının somut bir örneğidir (Human Rights Watch, 2017).

Bu durum ise uluslararası hukukta “ayrımcılık yasağı” prensibine açık bir tehdit oluşturmaktadır.

3.3 Uluslararası Hukukta Mevcut Boşluklar

Bugün, genetik verilerin uluslararası düzeyde korunmasına yönelik bağlayıcı ve kapsamlı bir düzenleme bulunmamaktadır. Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi bölgesel düzenlemeleri bulunsa da (European Parliament, 2016), küresel çapta devlet temelli genetik veri kullanımını sınırlayan bir mekanizma mevcut değildir.

Bu durum, devletlerin genetik verileri “ulusal güvenlik” gerekçesiyle sınırsızca toplamasının önünü açmaktadır.

3.4 Geleceğe Dair Öngörüler

Genetik istihbaratın ilerlemesiyle birlikte, gelecekte devletlerin vatandaşlarını “biyolojik risk profilleri” üzerinden kategorize etmesi olasılığı artmaktadır. Bu durum, yalnızca güvenlik politikalarını değil, eğitim, sağlık ve istihdam gibi birçok alanda da “biyolojik kadercilik” anlayışını teşvik edebilir.

Bu nedenle, acil olarak etik standartların geliştirilmesi ve uluslararası hukukta yeni koruma mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir (Sparrow, 2011).

Sonuç

Genetik verilerin devletler tarafından istihbarat amaçlı kullanımı, modern biyopolitik yönetim biçimlerinin geldiği en ileri aşamayı gözler önüne sermektedir. Artık bireyler yalnızca siyasi ya da ekonomik kimlikleriyle değil, biyolojik varlıkları üzerinden de devlet iktidarının nesnesi haline gelmektedir. ABD, Çin ve İsrail gibi örnekler, genetik bilginin güvenlik stratejilerine nasıl entegre edildiğini ve bu sürecin bireysel haklar üzerinde nasıl derin etkiler yarattığını ortaya koymaktadır.

Biyopolitika çerçevesinde değerlendirildiğinde, genetik istihbaratın kontrol ve tahakküm mekanizmalarını güçlendirdiği görülmektedir. Bu durum, mahremiyet, özgürlük ve insan hakları kavramlarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Eğer gerekli etik ve hukuki önlemler alınmazsa, gelecekte biyolojik kimliğimizin devletin güvenlik politikalarının merkezinde yer aldığı yeni bir yönetim paradigmasıyla karşı karşıya kalabiliriz.

Unutulmamalıdır ki; güvenlik adına bireyin genetik yapısına kadar uzanan kontrol pratikleri, özgürlüğün de genetik kodlarını çözebilir.

İrem Tabirlioğlu (2025).

Kaynakça
Amnesty International. (2022). Israel’s apartheid against Palestinians: Cruel System of Domination and Crime Against Humanity. https://www.amnesty.org/en/documents/mde15/5141/2022/en/
Esposito, R. (2008). Bios: Biopolitics and Philosophy. University of Minnesota Press.
Federal Bureau of Investigation. (2021). CODIS and NDIS Fact Sheet. https://www.fbi.gov/services/laboratory/biometric-analysis/codis/codis-and-ndis-fact-sheet
Foucault, M. (1976). The History of Sexuality, Volume 1: An Introduction. Vintage Books.
Human Rights Watch. (2017). China: Police DNA Database Threatens Privacy. https://www.hrw.org/news/2017/05/15/china-police-dna-database-threatens-privacy
Murphy, E. (2015). Inside the Cell: The Dark Side of Forensic DNA. Nation Books.
Pelletier, C. (2020). “Security, Biopolitics and the Borders of Israel: DNA Profiling as Surveillance.” Journal of Borderlands Studies, 35(4), 535–551.
Rabinow, P., & Rose, N. (2006). “Biopower Today.” BioSocieties, 1(2), 195–217. https://doi.org/10.1017/S1745855206040014
Solove, D. J. (2008). Understanding Privacy. Harvard University Press.
European Parliament. (2016). Regulation (EU) 2016/679 (General Data Protection Regulation). https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2016/679/oj
Sparrow, R. (2011). “Predictive Genetic Testing and the Problem of Uncertainty.” Bioethics, 25(3), 145–153.