Yayınlandı: 05.04.2026 14:19
Henüz güncellenmedi

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : Atatürk Napmış öyle mi ???

Mustafa Kemal Atatürk - Wikipedia

Atatürk Napmış öyle mi ???

Bu belgeler, 15-Mayıs-1919’da gerçekleşen İzmir’in İşgali’nden sadece 10 gün sonrasına aittir. İşgal sırasında orada bulunan Türk havacı subayların, bölgedeki durumu ve işgalin detaylarını raporlamak üzere İstanbul’a döndüklerini ve bu raporların resmen Genelkurmay’a sunulduğunu kanıtlamaktadır.

Bu raporlarda bahsi geçen subayların gözlemlerinin, o dönemde Anadolu’da başlayacak olan direnişin istihbarat altyapısına katkı sağladığı bilinmektedir.

Belgeler, Türk Havacılık Tarihi ve Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç dönemi (İzmir’in işgali sonrası) açısından büyük önem taşıyan tarihi bir yazışmadır.

BELGELERİN GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ:

Belge No: 2367

Gönderen Makam: Harbiye Nezareti (Savaş Bakanlığı) – Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişliği Yer ve Tarih: İstanbul (Dersaadet), Ahırkapı – 25-Mayıs-1919 Hazırlayan: Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişi Albay (Miralay) Esat Bey tarafından.

Yüce Savaş Bakanlığı Makamına (Harbiye Nezaret-i Celilesine)

İzmir hava istasyonu subaylarından olup, İzmir’in işgali sırasında İzmir ve civarında bulunmuş olan ve bu defa İstanbul’a dönmüş bulunan Yüzbaşı Mustafa ile Üsteğmen (Mülazım-ı Evvel) Nihat Efendilerin hazırladığı iki adet rapor; Bakanlık makamının görüşlerine ve incelemelerine sunulmak üzere ilişikte (ek olarak) sunulmuştur. Gereğinin yapılmasını arz ederim.

Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişi Albay (Miralay) Mahmut (İmza)

İzmir’in işgali sırasında yaşananları rapor eden bir havacı subayı olan Üsteğmen Nihat’ın tanıklık ettiği olayları içermektedir.

Belge No: 2367

İstanbul 23.5.335 (23-Mayıs-1919)

Hava Kuvvetleri (Kuva-yı Havaiye) Şubesi Müdürlüğüne

Gördüklerim (Meşhûdatım)

Bendeniz, İzmir Tayyare İstasyonu’na bağlı Dördüncü Tayyare Bölüğü havacılarındanım. 26-Nisan-1335 (1919) tarihinde İzmir’deki kapatılmış olan tayyare bölüklerinin muhasebe evraklarını müfettişliğe teslim etmekle görevlendirilerek istasyon komutanının emriyle gönderildim. Görevimin bitmesi üzerine, 13 Mayıs 335 tarihinde bölüğüme katılmak üzere İzmir’e hareket ettim. 14 Mayıs 335 tarihinde Bandırma’dan trene binerek hareket edip, ayın on beşinci günü öğle vakti Menemen İstasyonu’na ulaştım.

Menemen Mevki Komutanı olan bir binbaşı bey tarafından Menemen İstasyonu’nda nereye gideceğim soruldu; İzmir’de durumun vahim olduğu için gitmememin daha iyi olacağını söyledi. Bu sırada İzmir’den gelen, üzerinde Yunan bayrağı bulunan bir trenle Menemen İstasyonu’nda karşılaştık. Trenin içerisinde Gözlemci Üsteğmen Bahaettin Efendi’nin emir eri Manisalı Hasan’a rastladım. Kendisi büyük zorluklarla İzmir’den Rumların elinden kurtulduğunu; subaylara, askerlere ve Türk halkına çok kötü muameleler yapıldığını, hareketimi birkaç gün ertelemem gerektiğini söyledi.

Menemen İstasyonu’na indim. Menemen’de bulunan eski On İkinci Tayyare Bölüğü Komutanı Yüzbaşı Mustafa Efendi ile görüşüp, durum uygun olduğu takdirde ertesi günü İzmir’e gitmeye karar verdim. Menemen’de hükümet konağı karşısındaki kahvede otururken halktan ve memurlardan bir kısmı, Yunan askerlerinin Menemen’i işgal etmek için Çiğli İstasyonu’nu geçtiklerini söyledi. Ayrıca Menemen Kaymakamı’nın; memur, halk ve kendisiyle birlikte Yunan bayrakları ve çiçek buketleri ile istasyonda karşılamak için emir verdiğini orada konuştuğum memur söyledi.

Bunun üzerine yanımda bulunan Maltepe Subay Adayı Eğitim Merkezi subaylarından Subay Vekili Naci Efendi ile birlikte yaya olarak Menemen’den Manisa’ya gittim. İki üç gün Manisa’da kaldım. Her gün istasyona bilgi almak için gidiyordum; ancak hiç yolcu bir subaya rastlayamadım. Bazı sivillerden durumun iyileştiğini ve memurların, subayların görevlerine başlamalarına müsaade edildiğini, hatta Barış Konferansı tarafından İzmir’deki Yunan işgal kuvvetlerinin tahliyesi için emir verildiğini söylediler.

Bunun üzerine Mayıs’ın on sekizinci günü İzmir’e hareket ettim. İstasyonun içi Fransızların işgali altında bulunduğundan burada yolcu ve subaylar bir sorunla karşılaşmıyordu. Ancak istasyondan çıkar çıkmaz süngülü Yunan Efzun askerleri ile yerli Rum halkı tarafından durdurulup ellerimi yukarı kaldırmam konusunda uyarıldım. Üzerimi aradılar; yanımda bulunan paralarla birlikte tüm evrakımı ve gümüş tabakamı, saatimi aldılar. Kafama bir yumruk ve bir tüfek dipçiği vurarak istasyon karşısındaki Sadıkbey Oteli’nin altındaki kahveye hapsettiler.

Burada daha başka subay, polis, asker ve sivil halkın tutuklu olduğunu gördüm. Subay Vekili Naci Efendi ile bizi ayırdılar. Aynı hakaretlere o da maruz kaldı. Kendileri tarafından Rumca birtakım sözlerle tehdit ediliyordum. “Sakız ve Sisam’a niçin bomba atıyormuşsunuz?” diye birtakım sözler söyleyip küfrettiklerini anladım. Orada kahvenin içinde bulunanlardan bazıları bize karşı niyetlerin kötü olduğunu, mümkünse kaçmamız gerektiğini söylediler. Otelin düzenini daha önce kaldığım için biliyordum. Bitişiğinde bulunan lokantaya kahvenin içinden geçiliyordu. Kahve içindeki nöbetçi hem bize hem de diğer tutuklu olanlara nezaret ediyordu.

Subay ve askerleri burada aradıktan sonra döverek, aşağılayarak, kalpaklarını ve üniformalarını çiğneyerek bir kısmını kışlaya, bir kısmını da Averof ve Patris zırhlılarına hapsediyorlarmış. Bunun üzerine uygun bir fırsattan istifade ederek lokantanın penceresinden adı geçen Naci Efendi ile atlayarak firar edip karanlıktan faydalanarak Basmane İstasyonu’na Kemer tarafından girdik ve bir yük vagonunun içine saklandık. Sabaha karşı Bandırma’ya gidecek olan yolcular gelmeye başladılar. İsmini hatırlayamadığım bir kişi tarafından olayı anlatmam üzerine yolculardan bir sivil palto ile birer fes getirdiler. Bunları giyip yolcu vagonuna girdik, biletimizi de kendileri aldılar. Bu şekilde Bandırma’ya ulaştık. Merkez Komutanlığı tarafından işlemlerimiz yapılarak İstanbul’a geldik. Gördüklerim bundan ibarettir.

Duyduklarım (Mesmûatım)

Birçok kişiden işittiğime göre; subay ve askerler çok kötü muamelelere maruz kalmış. Esas meseleyi ayrıntılarıyla Harbiye Nezareti Levazım-ı Umumiye İkinci Şubesi’nde Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den öğrendim. Kendisi de bizimle beraber geldi, şu an İstanbul’dadır. Subay ve erler, komutanlar, yüksek rütbeliler tamamen darp edilerek; kalpaklar ve üniformalar parçalanmış, birçoğu şehit ve yaralı düşmüştür.

Yunan askerlerinden daha ziyade yerli Rumlar tarafından tecavüz (saldırı) olmuş, sokaklarda bulunan halk ve subaylar, olay esnasında ya kurşun ile veya süngü ile şehit veya yaralanmış. Subaylar toplu olarak Yunan neferleri tarafından Kordon’dan vapura götürülürken, balkonlardan, pencerelerden, sokaklardan Yunan yerlileri tarafından üzerlerine ateş edilerek, bir kısmı da bu suretle yaralanmış ve şehit edilmiş. Müslüman evleri ve dükkânlarından bir kısmı, bilhassa subay evlerinden ekserisi yağma edilmiş, kışla da tamamen yağma edildiği gibi evrak namına da hiçbir şey kalmamış. İşgal günü telgraf hatları da katedilmiş (kesilmiş) ve Seydiköy ile civarındaki Rumlar, uçak hangarlarına ve civarındaki kışlaya taarruz edip uçakları parçalamışlar. Orada ele geçirilen subay ve erleri şehit etmişler. Cuma Ovası ve mücavir (komşu) mahallelerde de aynı hal vaki olmuş. Hatta Vali İzzet Bey ile Kolordu Komutanı Nadir Paşa Hazretleri de darp ve tahkir edilmiş (dövülmüş ve aşağılanmış).

Yukarıda arz ettiğim Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den şehit edilen ve yaralı düşen ve kayıp olan subayların esamisini (isimlerini) aldım. Adı geçenin de fena halde darp edilip, üzerinde mevcut parası da gasp edilmiş. İzmir’de tokat, sopa yemeyen bir subay mevcut değilmiş. İzmir Uçak İstasyonu Halit Bey’in hanesinde bulunan ve istasyona bağlı bulunan Marangoz Sabri Efendi de iki gün önce İstanbul’a geldi. Kendisinden de öğrendiklerimi arz ediyorum.

Vaka günü İstasyon Komutanı Halit Bey’in hanesinde imiş. Halit Bey’in hanesindeki hizmetçi bir Rum kadını tarafından Yunan askerlerine ihbar edilmiş. Süngülü askerler ve ahali gelerek, döve döve Halit Bey’i ve hanesinde Uçakçı Behçet Efendi’yi de döverek, ailelerini de bir çok hakaretlere maruz bırakarak evden dışarıya atmışlar ve evin içerisinde mevcut bulunan eşyayı tamamen yağma etmişler. Marangoz Sabri Efendi’yi de sıkıştırarak ve paraların nerede olduğunu söylemesi için kesmek için yatırırlar, boynunda bugün kasaturanın çizgisi mevcuttur. Bizzat gördüğüm gibi Yüzbaşı Mustafa Efendi de gördü. Halit Bey’i ve Behçet Efendi’yi döverek kışlaya götürüp hapsetmişler ve marangoz Sabri’yi de dövdükten sonra hapsetmişler ve bilahare tahliye etmişler, hatta Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den işittiğime göre uçakçılardan birisinin ailesinin namusuna tecavüz ettikleri gibi, dört beş yaşlarında bulunan kerimesinin (kızının) bile iffetini ihlal ettiklerini söyledi. Arkadaşlardan Osman Tayyar Efendi, İbrahim Hakkı Efendi, Zabıt Uçakçısı Sabri Efendi’nin kayıp olduğunu Mehmet Emin Efendi’den aldığım listede gördüm. Maruzatım bundan ibarettir.

İzmir 4. Bölük Uçakçısı Mülazım-ı evvel (Üsteğmen) İmza (Nihat) 1376 5.5.35 (5 Mayıs 1919)

Bahri tayyarecilerinden (deniz uçakçılarından) siyahi iki tayyareci vardır, birisinin cesedinin denizden çıkarıldığını haber aldım. Arkadaşlardan Yüzbaşı Mustafa Efendi ve Rasit Mülazım-ı evvel İhsan Efendi de beraber geldiler. Kendilerinin paraları gasp edilerek tahkikata maruz kalmışlardır. Şehit ve yaralı ve kayıp olan zabitanın (subayların) esamisini (isimlerini) yarın takdim edeceğim maruzdur.

“ATATÜRK NE YAPTI Kİ ” ÖYLE Mİ! ?

KAYNAK:

T.C. Milli Savunma Bakanlığı

Arşiv ve Askeri Tarih Daire başkanlığı

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi

Ocak 1992 sayı: 93

Atatürk napmış ki?  – 2

Bu belgeler, İzmir’in işgalinden hemen önceki süreci ve sonrasında yaşananları anlatan, dönemin askeri terminolojisiyle yazılmış oldukça kritik bir tarihi vesikalardır.

Belgeler, 15-Mayıs-1919’da İzmir’in işgali öncesinde Osmanlı makamlarının İngilizler tarafından nasıl yanıltıldığını göstermektedir.

Özellikle “işgalin geçici olduğu” ve “Yunan işgali söylentilerine inanılmaması” yönündeki telkinler, o günkü devlet yönetiminin durumu tam olarak kavrayamadığını kanıtlamaktadır.

BELGENİN GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ:

Belge No: 2364

İzmir Komutanlığı’ndan: 20-Mayıs-1919

1. Madde

İngiliz Koramiral Calthorpe’tan 14-Mayıs-1919 günü öğleden önce saat 09.00’da aldığım notada; İzmir istihkamlarının (savunma mevkilerinin) savunmaya elverişli hale getirilmesi nedeniyle, ateşkes antlaşmasının (Mondros) 7. maddesine dayanarak, İzmir’in o gün öğleden sonra İtilaf Devletleri kuvvetleri tarafından işgal edileceği ve bu durumun Osmanlı Hükümeti’ne (Bab-ı Ali) bildirildiği ifade edilmişti.

Bu durum tarafımdan bizzat Padişahın görüşüne (ilgili makama) sunulmuştu. Padişah’ın verdiği cevap; Amiral’in bu teklifinin ateşkes hükümlerinin bir gereği olduğu, bu sebeple kabul edilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bu işgalin geçici bir nitelik taşıdığı söylenerek; işgalin bir Yunan işgaline yol açabileceğine dair dolaşan ısrarlı söylentilere önem verilmemesi istenmiştir.

2. Madde

Aynı gün öğleden sonra saat 11.30’da Amiral Calthorpe’tan, sözlü taleplerimi doğrulayan şu aşağıdaki notayı aldım:

“Ateşkes antlaşmasının 7. maddesi uyarınca ve İtilaf Devletleri’nin onayı ve kararıyla; İzmir, Yunan birlikleri tarafından işgal edilecektir. İşgal kuvvetlerini taşıyan nakliye gemilerinin 15-Mayıs-1919 sabahı saat 08.00’den itibaren limana giriş çıkışını sağlamak üzere; sabah saat 07.00’den itibaren iskeleler Yunan deniz müfrezeleri tarafından işgal edilecektir.

Her türlü yanlış anlaşılmaya ve üzücü olaylara engel olmak amacıyla; çıkarma yapılacak iskeleler civarındaki Pasaport ve Punta (Alsancak) karakollarındaki birlikler hariç, tüm birlik ve kurumların kendi garnizonlarında toplu halde bulunarak Yunan işgal kuvvetleri komutanının emirlerini beklemeleri gerekmektedir. Dışarısıyla iletişimi kesmek için telgrafhanenin de hemen İngilizler tarafından işgal edileceği belirtilmiştir. Son olarak, limandaki güçlü İtilaf donanmasının, huzur ve asayişin sağlanmasında en etkili güç olacağı tehdidi de notaya eklenmiştir.”

Bu durum 15-Mayıs-1919 saat 01.00’de bakanlığa sunulmuş, İzmir’deki tüm birlik ve kurumlara notanın içeriği bildirilmiştir.

Padişah ve kabinesinin İngilizler tarafından nasıl kandırıldığını göstermesi açısından önemli belgelerdir.

İşgalin ardından yaşanan olaylar ise içler acısıdır. 17. Kolordu Kumandanı Mirliva (Tümgeneral) Ali Nadir Paşa’nın madde madde anlatığı olaylar işgal sırasında ve sonrasında İngilizlerin ve Yunanlıların yaptıkları zulümleri anlatmaktadır.

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Belge No: 2364 (Sayfa 6-7)

3. Madde

İçeriğe uygun olarak kesin talimatlar verilmiş, huzur ve asayişin kesinlikle korunması bildirilmişti. 15-Mayıs-1919 öğleden önce karaya çıkan Yunan birlikleri, saat 11.00’den itibaren büyük bir Yunan bayrağı takılı uzun bir sırık taşıyan komitacılar ve Rumlardan oluşan kalabalık bir kitle eşliğinde kışla önünden geçmeye başladı.

Kışladaki kolordu, askerlik şubesi, 56. Tümen ve Süvari Alayı subay ve erleri görevleri başında kışla kapılarındaydı. Yunan birliği kışla cephesini tamamen geçip sağa, tramvay yoluna döndükten biraz sonra, Rumlardan biri tarafından bir tabanca ateşlendi. Bunun üzerine Yunan askeri derhal kışlaya karşı mevzi alarak kışla cephesini aralıksız ateşe tuttu. Kışla karşısına yerleştirdikleri hafif bir makineli tüfek de bu ateşe katıldı.

Görevleriyle meşgul olan subay heyeti bu beklenmedik olay karşısında önce şaşkınlık ve hayret yaşamış; daha sonra ateşi durdurmak, boş yere kan dökülmesini önlemek için her türlü yola başvurmuştur. Ancak ateş artarak devam etmiş, niyetin haince olduğu ve idari işleyişin yok edilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır. Ateşi kestirmek için büyük bir beyaz bayrak (haberleşme bayrağı) alarak kapıdan üzerlerine yürünmesi üzerine, Yunan askerlerinin süngülerle üzerimize saldırdığını gördüm. Hiçbir karşılık verilmemesine rağmen ateş bir müddet daha devam etmiş ve nihayet kesilmiştir.

4. Madde

Kışla kapısından çıkıldığı andan itibaren askeri hükumetin haysiyet, şeref ve namusu ayaklar altına alınmış; tarihin kaydetmediği cinayetler ve hakaretler başlamıştır. Şahsım da dahil olmak üzere en ağır muamelelere maruz kaldık; süngü ve dipçik darbeleri altında üst aramalarımız yapıldı, kalpaklarımız alınarak çiğnendi, üzerimizdeki para, saat, yüzük ve kıymetli eşyalarımız yağmalandı. Çirkin sözlerle aşağılanarak, komitacı ve çetecilerden oluşan bir grubun kuşatması altında Yunan zabitlerinin teşvikiyle hakarete uğradık.

5. Madde

Bu sırada hayal bile edilemeyecek, en ilkel vahşetle bile bağdaşmayacak cinayetler işlenmiştir. Subay heyeti ve erlerin geçtiği yolun her iki tarafına toplanmış silahlı Rumlar, kafile üzerine sürekli ateş etmiş; subay ve erlerimize her türlü işkenceyi yaparak onları aşağılamışlardır. Rıhtımdaki apartman ve mağazalardan, balkonlardan Yunan askerleri ve Rum halkı bu cinayetlere iştirak etmiş; “Zito” (Yaşasın) çığlıkları arasında pek çok subay ve er acımasızca şehit edilmiş ve yaralanmıştır.

O sırada yağan müthiş yağmur ve dolu, can kayıplarının bir nebze azalmasında etkili olmuştur. Elimizde beyaz bayrak olduğu halde Kordon’daki Avcılar Kulübü karşısındaki Patris Vapuru’na kadar sevk edildik. Bu süreçte en çok Yunan torpidosundan ve Anadolu Bankası binasından açılan ateşe maruz kaldık. Bütün bu dehşet verici olaylara limandaki İtilaf Devletleri gemileri, subayları ve personeli tamamen şahit olmuştur.

Belge No: 2364 (Sayfa 8-9)

5. Maddenin Devamı

Yaşanan bu olaylara limandaki İtilaf Devletleri gemileri, subayları ve personeli bizzat şahit olmuşlardır. Henüz kesin sayısı belirlenememekle birlikte; subay ve erlerden 30-40’tan fazla ağır ve hafif yaralı bulunmaktadır. Özetle; şehit ve yaralılar arasında Kolordu Asker Alma Heyeti Başkanı Süleyman Fethi Bey, Erkan-ı Harbiye (Kurmay) Albaylarından Ali Bey, Kolordu Baştabibi Yarbay Şükrü Bey ve Erkan-ı Harbiye Reis Vekili Binbaşı Abdülhamit Beyler de bulunmaktadır.

6. Madde

Vapurda, sayıları 30’u aşan Yunan arama memurlarının gerçekleştirdiği yağma, hakaret ve işkenceler; subayların ve erlerin onurlarını, haysiyetlerini ve gururlarını tamamen kırmış, onları acınacak ve perişan bir hale getirmiştir.

7. Madde

Başlangıçta subay ve erler, vapurun alt ambarlarından çıkarılacak hayvanlar için ayrılan bölmelere hapsedilmişlerdir. Altı yedi saat süren bu işkenceden sonra, yanımda Erkan-ı Harbiye Reisi Abdülhamit ve 56. Tümen Komutanı Kaymakam (Yarbay) Hürrem Beyler ile birlikte; İzmir’in tahliyesi için gerekli önlemlerin hazırlanması göreviyle kışlaya geri götürülerek orada gözaltına alındık.

8. Madde

Vapurda kalanlar, rütbe sırasına göre ikişer saat arayla vapurun ikinci sınıf kamaralarına nakledilmiştir. Toplam 150 kadar subay, sivil memur ve bazı vatandaşlar bu kamaralara yerleştirilmiştir. 48 saat boyunca bu kişilere yiyecek adına hiçbir şey verilmemiş; ancak 48 saat sonra az miktarda peksimet, zeytin, kaşar peyniri ve kuru incir dağıtılmıştır. Yaralıların tedavisiyle ilgilenilmemiş, ağır yaralı bir subay 48 saat boyunca bu kalabalık içerisinde bakımsız bırakılmıştır. Güverteye çıkmalarına ise günde sadece bir kez, 5-6 dakikalığına izin verilmiştir.

9. Madde

Defalarca yapılan başvurular sonucunda; 15 Mayıs’tan 18 Mayıs sabahı saat 09.00’a kadar süren bu işkenceli esaretten sonra subay ve erler vapurdan tahliye edilerek kışlaya nakledilmiştir. Evli olanlar serbest bırakılmış, bekâr subaylar ise kışlada alıkonulmuştur.

10. Madde

Kışlada yaşanan yıkım özetle şöyledir: Kışla tamamen saldırıya uğramış, tahrip edilmiş; Kolordu Asker Alma, 56. Tümen ve İnşaat Heyeti kasalarındaki toplam 152 bin liradan fazla para tamamen çalınmıştır. Subay ve erlerin tüm kişisel eşyaları, teçhizatları ve devlet eşyaları tamamen yağmalanmıştır.

11. Madde

Kışlada toplanan ve vapura sevk edilen subaylar dışındaki diğer birlik ve kurumlara mensup subaylar da çeşitli yerlerde hakarete ve işkenceye uğramış, daha sonra kışlaya getirilerek hapsedilmişlerdir.

12. Madde

Bu şekilde tamamen soyulan, evleri ve ailelerinin namusları saldırıya uğrayan İzmir’deki subaylar; onurları kırılmış, eşyasız, elbisesiz ve en temel ihtiyaçlarından mahrum bir şekilde perişan durumdadırlar.

Belge No: 2364 (10. Sayfa)

17. Kolorduya bağlı olan Urla, Ayvalık, Manisa, Aydın, Söke ve Antalya’daki birliklerden henüz bir haber/bilgi alınamamıştır.

Gelecek Bilgiler: Bu bölgelerle ilgili ulaşacak olan bilgiler ayrıca sunulacaktır.

Raporu İmzalayan:

On Yedinci Kolordu Komutanı

Mirliva (Tümgeneral) Ali Nadir

KAYNAK:

T.C. Milli Savunma Bakanlığı

Arşiv ve Askeri Tarih Daire başkanlığı

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi

Ocak 1992 sayı: 93